![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#21 |
|
Hakka Yürüdü |
Sayın İşcanbaba derisi yüzülerek katledilen Alevi önderi Nesimi'nin Alevi bir ailede ve Alevi geleneklerine göre yetişmiş olduğunu söyleyebilirmisiniz?Yoksa Nesimi sonradan mı bu yolu benimsemiştir?Sanırım Nesimi'nin Aleviliğin öncülerinden olduğuna bir itirazınız yoktur.
Diğer taraftan kesin olarak bilinen bir başka şey;Şeyh Bedrettin Sünni aile çocuğudur,Osmanlının da saraylarında yetişmiştir ve daha sonrada hem ayaklanma lideri,hemde Aleviliğin öncülerinden olmuştur,onun Aleviliği benimsemesi ise İran da yaşayan Alevi dervişi Hüseyin Ahlati ile tanışması ile başlamıştır,onun elini öperek ondan çok şey öğrenmiş ve Aleviliği benimsemiş daha sonra ise Hüseyin Ahlati öldükten sonra onun yerine geçmiştir,onun sevenleri ise Bedrettin öldükten sonra,onun adına bir dergah kurmuştur.Bu gün hala bazı yerlerde Bedrettini olan,onu yol önderi kabul eden Aleviler bi hayli vardır,bunun en güzel örneği ise Amucalılardır.Ayrıca Amucalılar Kayı boyundan olup,Osmanlı beyliği ile aynı soydan gelmektedir. Şimdi;Aleviliğin genetik bir özelliği olmadığına göre,bu öğretiyi benimsemiş olan herkesin Alevi olabileceğine göre,genetik özelliği olmayan öğretilerin,genetik öğreticileride olamaz. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to bandiera_rossa For This Useful Post: | ...baskoylu... (02-17-2011), İşcanbaba (02-10-2011) |
|
|
#22 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
SN: Bandiera;
Nesimi, Mansur, Fazlı gbi, DAR Pirlerimiz vardır, aleviliğin felsefesinde öncüdürler, Ancak onlar bizim ALEVİ dediğimiz, OCAK sürneğinden değillerdir, Yani Onlar Tekke, Dergah larda yetişmiş, Batın Tasavvuf ehli kişilerdir, Onların soyundan gelenler DEDE değildir, Ocakzade de, değildir, Talip toplulukları yoktur, Bedertinilik denmektedir, Ancak oda tartışmalı olsa gerek, Bildiğim kadarı ile onlarda ocak değil, Senin anlatımına göre bir çok kişi sayarız, Mesela M.Hİlmi Dede Baba, Harabi, gibi, Ocakzade olmak başka bir olgu, Sağlıcakla
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#23 | |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Butzbach/Almanya
Üye No: 270
Mesajlar: 111
Thanks: 300
Thanked 275 Times in 91 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 79
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Kerbelâ’nın İslamiyet öncesinden aldığı miras Hikâye anlatmak, hikâye nakletmek ya da hikâye anlatıcısını dinlemek Pers geleneğiydi. Bugün Kerbelâ olayını anlatanların ataları bir zamanlar “Babil’in Yaratılış Destanı”nı, ondan sonra gelenler “Şehname”yi anlatmış, Zerdüşt ağıtlarını okumuştu. İslamiyet ile içerik değişti ancak form aynı kaldı. Anlatıcılar bu sefer “İmam Hüseyin’in şehit edilmesi”ni anlattılar. Gül Atmaca Şii dünyasının matem ayı Muharrem’de, yüz binlerce insan Irak ve İran’daki kutsal kentlere akın ediyor. On iki İmam mezarlarının bulunduğu topraklarda Kerbelâ Olayı adeta yeniden yaşanıyor. Kerbelâ Olayı, Şii inancının bel kemiğidir. Şii inanışına göre İslam Peygamberi Muhammed’in kendisinden sonraki Halife ilan ettiği amcaoğlu Ali’nin hakkı yenmiştir. Peygamberden sonraki halifelik savaşı, Ali’nin oğlu Hüseyin’in MS 680’de Kerbelâ’da katledilmesiyle doruğa çıkmıştır. Bugün bile Şii politikasının ateşleyici gücü olmaya devam eden Kerbelâ Olayı, İslam dünyasında mezheplerin de doğum günüdür. Sünniliğe karşı Şiilikte, mevcut siyasi otoriteyi meşru saymama, haksızlığa-zulme isyan düşüncesine bir de matem ve acı çekme eklenir. Şiiler, Muharrem’in ardından gelen Safer ayında da matem tutarlar. Bu iki ay boyunca düğün ve benzeri eğlenceler yapılmaz, bu matem günlerinde taziye meclisleri düzenlenerek mersiyeler okunur, ihsan yemekleri verilir. Yas tutma, Muharrem’in 10’una rastlayan Aşure Günü doruğa çıkar. Bu günde konuşmalar yapılır, Kerbelâ olayı tiyatro şeklinde canlandırılır ve ağıtlar yakılır. Hüseyin’in hayatını neden feda ettiği özellikle vurgulanır. Baskıya ve zulme teslim olmadığı anlatılır. Anadolu’da da Alevi ve Bektaşiler arasında Muharrem’de 12 gün boyunca oruç ve yas tutanlar olur. Ağıt, mersiye, nefesler okunur. Yas tutanlar çamaşır yıkamaz, değiştirmez, sabun kullanmaz, tıraş olmaz, aynaya bakmaz, bir şey koklamaz, türkü söylemez, saz çalmaz. Başta et olmak üzere bazı yemekler yenmez. Bit, pire dahil hiçbir canlı öldürülmez. Zerdüşt ağıtlarından Kerbelâ’ya Şii inancı derinlemesine incelediğinde başta İran olmak üzere İslamiyet’ten önceki kültürlerden izler taşıdığı görülür. Pers İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk insan hakları bildirgesi olarak kabul edilen Kiros Silindiri’nin yaratıcısı Büyük Kiros (Büyük Keyhüsrev ve Büyük Kuraş olarak da bilinir) MÖ 539’da Babil ülkesini ele geçirdi. Bu, Pers ve Mezopotamya kültürlerinin karşılaşması demekti. İşte, buradan doğan sentezin izlerini bugünkü Şii geleneklerinde görmek mümkündür. Hikâye anlatmak, hikâye nakletmek ya da hikâye anlatıcısını dinlemek Pers geleneğiydi. Bugün Kerbelâ olayını anlatanların ataları bir zamanlar “Babil’in Yaratılış Destanı”nı, ondan sonra gelenler “Şehname”yi anlatmış, Zerdüşt ağıtlarını okumuştu. İslamiyet ile içerik değişti ancak form aynı kaldı. Anlatıcılar bu sefer “İmam Hüseyin’in şehit edilmesi”ni anlattılar. Merhum Prof. Dr. Metin And’ın “Ritüelden Drama/ Kerbelâ-Muharrem-Ta’ziye” adlı çalışmasında, ölen kahraman için yas törenleri düzenlenmesinin İran geleneğindeki örneklerine yer veriliyor. İşte ilki: Sasani İmparatorluğu’nun (224-651) dini olan Zerdüştlüğün kutsal kralı Viştasp’a, Kral Erjasp güçlü ordusu ile saldırır. Zerdüşt inancının koruyucu yiğidi Dârir de savaşa katılır. Darir, Erjasb’ın kardeşi Biderefş tarafından zehirli oklarla öldürülür. Burada, Kerbelâ’da İmam Hüseyin’in başına gelenlere benzerlik, Dârir’in bu savaşta öleceğini önceden bilmesidir. Yüzyıllar boyu Dârir için düzenlenen Yâdigâr-ı Dâriran töreninde gûsân denilen saz şairleri çalıp söylerler. Dârir’in anısına ağıtlar okunarak yapılan anma törenleri de Kerbelâ için yas törenlerine benzerlik gösterir. Ancak ikinci örnek daha çarpıcıdır. Firdevsi’nin 10. yüzyılda, İranlıların Müslüman olmadan önceki efsaneleri üzerine kurduğu “Şehname”si İran edebiyatının en büyük eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Şehname’nin kahramanı Siyâvûş, Efrasiyâb tarafından başı vurularak öldürülür. Aşağı Türkistan’daki kazılarda ortaya çıkan bir duvar resmi, Siyâvûş olduğu anlaşılan bir genç için yapılan yas törenini göstermektedir. Buradaki sözler özacıma ve acı çekmede Kerbelâ’daki sahnelere benzemektedir. Siyâvûş, öleceğini biliyordu; İmam Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri gibi. Kutsal kent olgusu da eski Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve daha birçok imamın mezarının bulunduğu Irak’ta, kutsal kentler olgusu da İslamiyet öncesine dayanır. Örneğin Sümer’de, her kentin bir tanrı tarafından kurulduğuna ve onun koruması altında olduğuna inanılırdı. Sümer’de baş tanrı olan Hava Tanrısı Enlil (Ellil) Nippur kentiyle ilişkilendirilirdi. Irak’ın güneydoğusundaki bu antik kent, Mezopotamya’nın din merkeziydi. Nippur ve diğer kutsal şehirler zamanla Kerbelâ, Necef gibi Şiiler açısından kutsal kentlerin de bilinçaltındaki prototipi olacaktı. Tıpkı eski Mısırlılar gibi eski Iraklılar da yaşam-ölüm döngüsünün tanrılar tarafından düzenlenen mevsimsel bir olay olduğuna inanırlardı. Eski Ön Asya’da bereket tanrılarının ölmeleri (yeraltına inmeleri) ve yeniden doğmaları mitolojik öykülere konu olmuştur. Onların yeraltına inmesi bugünkü takvimle ağustos ayına denk gelir ve bitkiler de onlarla birlikte solup ölmeye başlar. Muharrem’i güneş takvimine uyarladığımızda, ilk günü 2 Ağustos’tur. Aşure, Muharrem’in 10. günü olduğuna göre, bu yılın en sıcak günü 11 Ağustos’a rastlar. 14 Muharrem ise yaz döneminin bitimidir. Ayrıca, 2 Ağustos, Roma takviminin beşinci ayı Tammuz (Temmuz) ayının 20’sine rastlar. Eski Asur takviminde Tammuz ayı tanrı için ağlama, yas tutma dönemidir. İkinci gününde yitirilen yeşilliğin geri gelmesi için güneş tanrıya armağanlar adanır. Ancak gene bir başka İslam takvimine göre Muharrem dönemi Ağustos’tadır. Böylece Muharrem güneş yılına çevrildiğinde ne ay, ne de yıl başlangıcıdır, tersine yıl bitimi olmaktadır. Şehitlerin ölüm günü olan yılın en sıcak günü 11 Ağustos’a yerleşmektedir. İşte eski Iraklılar tanrıları öldüğünde bugün Şiilerin bir araya gelip İmam Hüseyin için yas tutmaları gibi yas tutuyorlardı. Eski Yunan ve Roma mitolojisinde aynı öykünün kahramanı Adonis’tir. Onun ölümü ve yeniden doğuşu, pınarlardaki su seviyesindeki değişiklikleri simgeler. Adonis-Tammuz ritüelinde yazın en sıcak günlerinde doğanın güneşin kızgın ışınlarının altında ölü duruma gelmesine 7 gün yas tutulmakta, acı çekilmekteydi. Toparlarsak, araştırmacılar, Suriye-Mısır-Yunan Adonis’i, Babil’in Tammuz’u, Frigya’nın Attis’i, Mısır’ın Osis’i ile İslam’ın özellikle Şiiliğin Hüseyin’i arasında kolaylıkla bir koşutluk kurabilmektedirler. Örneğin, Fenikeli Adonis’in akan kanı bir çiçeğin doğmasına yol açmıştır. Şehnâme’de de Siyâvûş’un başı gövdesinden koparılınca akan kandan bir çiçek bittiği yazılıdır. Şii inancına göre Kerbelâ’da savaş meydanı aynı gün ya da ertesi gün bir çiçek tarlasına dönüşmüştür. Bu arada, Kerbelâ için ta’ziyelerde az da olsa Siyâvûş’un adı geçmektedir. Mehdi inancı Çıkış noktası İran kökenli Zerdüştlük olan “kurtarıcı” beklentisi Şiiliğin mihenk taşlarındandır. Öyle ki politika kazanı O’nun, yani Gaib İmam ya da Mehdi’nin gelişi düşünülerek kaynatılır. Şiilere göre 12. İmam Muhammed el-Mehdi, babası Hasan el Askeri’nin 873 yılında “şehit edilmesi”nden sonra daha 5 ya da 6 yaşındayken gizlenmiştir, kıyamete yakın ortaya çıkarak “zulümle donatılmış dünyayı adaletle dolduracaktır”. Irak’ta 10. ve 11. İmamların gömülü olduğu Samara kenti ise aynı zamanda 12. İmam yani Mehdi’nin gıybete gittiği yer olarak kabul edilir. Samara’daki türbede Mehdi için eyerlenmiş ve yola çıkmaya hazır bir at tutulduğu rivayet edilir. Bu arada, İran’ın Kum kentinde bulunan ve Mehdi’nin ziyaret ettiği rivayet edilen Cemkeran Camii de bir nevi hac yeri gibidir. Burayı ziyaret edenler Mehdi’den dileklerini bir kâğıda yazıp kutsal kuyuya atar. Kendileri doğrulamasa da Ahmedinejad ve kabinesinin 2005’teki seçimlerden sonra Mehdi’nin dönüşü için çalışacaklarına dair bir anlaşma imzaladıkları ve Cemkeran’a gönderdikleri de ileri sürülmüştü. Bu arada, Şiiliğin imamlara yüklediği karizma ve otorite konusunda, Sasani kültüründen, eski gnostik kültürlerden, Eski Yunan felsefesinden, Ortadoğu dinleri Yahudi ve Hıristiyanlıktan ve Hermetik kültürden büyük ölçüde etkilenmiş olduğu birçok araştırmacı tarafından ortaya konmuştur. Örneğin, İslam öncesinde İran’da krala kutsallık payesi verilirdi; kişi nitelikleri ne olursa olsun, kral olduğunda “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” olarak görülürdü. Kendisini böyle görenlerden birisi de 16. yüzyılda Şiiliği resmi din ilan ederek bugünkü İran’ın kimliğini oluşturan Safevi Şahı İsmail’dir. Miladi 1505 tarihli bir fermanında kendisini “adil, kâmil ve imam” olarak tanıtmaktadır. Şah İsmail’in “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ve “Gaib İmamın naibi ya da mümessili” olma iddiasına karşın bir başka Türk kökenli İran Hanedanı Kaçarlar (1796-1925) “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” iddiasıyla yetinerek Gaib İmam’ın temsilciliğini ulemaya bırakmışlardır. İran İslam Devrimi’nin önderi Ayetullah Humeyni’nin, Irak ve sonrasında Paris’te sürgündeyken Tahran’a gönderdiği mesajlar da tıpkı Gaib İmam’ın sefirleri aracılığıyla Şii topluluğa ulaşması gibi değerlendirilmiştir. Onun 1979’da İran’a dönüşü, Gaib İmam’ın dönüşüyle eş tutulmuştur. Nitekim milyonların onu “İmam Humeyni” olarak selamlaması ve böylece “zulmün yok edileceği yeni bir çağın başladığına” inanılması bunun göstergesidir. Humeyni de diğer Şii liderler gibi kitleleri harekete geçirmek için Kerbelâ Olayı’nı, oradan yükselen “mağdur”, “mazlum”luk duygusunu bol bol kullanmıştır. İran-Irak arasında 8 yıl süren savaşta, insanları cepheye sürerken Kerbelâ Olayı hep diri tutulmuştur. Bugün Ortadoğu’da, İran’ın lideri olduğu Şii bloğuyla Suudilerin başını çektiği Sünni bloğun arasındaki çekişmede Kerbelâ’nın hiç bitmediği görülüyor. Dinin en etkili çatışma aracı olduğu bu dünyada, “Yezid ile Mazlum Hüseyin arasındaki dava” bitecek gibi görünmüyor! KAYNAKÇA 1) Metin And, “Ritüelden Drama/Kerbelâ-Muharrem-Ta’ziye”, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2002. 2) Faleh A. Cabbar, “Irak’ta Şii Hareketi ve Direniş“, Türkçesi: Hikmet Hâlis, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2004. 3) Sam Dagher, “Devotion and Money Tie Iranians to Iraqi City”, The New York Times, May 31, 2009. 4) Ethem Ruhi Fığlalı, “Şiiliğin Ortaya Çıkışı ve İran’da Din-Siyaset İlişkisi”, Avrasya Dosyası, Cilt: 13, Sayı 3, 2007, s.191-230. 5) Peter, W. Galbraith, “Irak’ın Sonu/Ulus devletlerin çöküşü mü?”, Türkçesi: Mehmet Murat İnceayan, İstanbul, Doğan Kitap, Ocak 2007. 6) Serdar Kaçar, “Suudi Arabistan’da Şii Sorunu”, ORSAM, 26 Kasım 2010. 7) Jim Muir, “ Mixed legacy of Ayatollah Fadlallah”, BBC News, 4 July 2010. 8) Yitzhak Nakash, “The Shi’is of Iraq”, Princeton and Oxford, Princeton University Press, 1995. 9) Vali Nasr, “Behind the Rise of the Shiits,” Time.com, 19 Eylül 2006, [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] 10) Stephan Rosiny, “Büyük Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın ölümü üzerine” Deutschland, Qantara.de 2010. 11) Şii Jeopolitiği, Avrasya Dosyası, Cilt 13, Sayı 3, Ankara, ASAM, 2007. KUTU Kerbelâ olayı Kerbelâ Savaşı, 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içinde İslam peygamberi Muhammed’in torunu Hüseyin bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid’e bağlı ordu arasında yaşandı. Muhammed sağlığında, amcaoğlu Ali bin Ebu Talib ve onun oğullarını kendisinden sonraki halifeler olarak atamıştı. Ancak, vasiyetine rağmen Peygamberin ölümünden hemen sonra halifelik kavgası başladı. Halifelik Ali’ye değil sırasıyla Ebu Bekir, Osman ve Ömer’e geçti. (Bu üç kişinin halifelikleri Hz. Muhammed’in Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir.) Ali, üçüncü halife Osman’ın öldürülmesinden sonra iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde halifelik görevini kabul etti. Ancak kavga bitmedi. Cemel Savaşı’nda bu sefer de Ali’nin taraftarlarıyla Muhammed’in eşlerinden Ayşe’nin taraftarları karşı karşıya geldi. Savaştan galibiyetle çıkan Ali, Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye ile olan sorunları çözmeye girişti. Muaviye, Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Ali ve Muaviye orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başladı. Ali 24 Ocak 661’de İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehit oldu. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler oğlu Hasan’a biat etmişlerdi. Emevi Hükümdarlığı’nı kuran Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye’den sonra tahtına oğlu Yezid oturdu. Yezid, Ali’nin diğer oğlu Hüseyin’in iktidarda hak iddia etmesinden korkuyordu. Bu nedenle bir elçi göndererek kendisine itaat etmesini istedi. Bunu reddeden Hüseyin Medine’den Mekke’ye doğru hac için yola çıktı. Bu arada, Küfe’den kendisini destekleyeceklerine dair mektup alınca yönünü buraya çevirdi. Yolun bir kısmını aşmıştı ki Yezid’in Küfe’ye Ubeyd bin Ziyad’ı vali olarak atadığını, beraberinde bir ordu gönderdiğini ve Küfelilerin savaşmaktansa itaat etmeyi yeğlediklerini öğrendi. Buna rağmen yoluna devam etti. Öldürüleceğini biliyordu ancak ölümünün Yezid’in kötülüğünü dünyaya ispat edeceğini düşünüyordu. Küfe yakınlarındaki Kerbelâ’da kamp kurdu. Askerler kampın etrafını sardılar. Ordunun komutanı Ömer bin Sa’d Muharrem ayının 7’sinde çemberi daralttı ve kamptakilerin Fırat nehrinden su almalarına engel oldu. Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikârdı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Günlerce süren savaşta, çoluk çocuk çok insan öldürüldü. Hüseyin’in başı kılıçla vuruldu. İşte bu an, Şiilerce her sene Muharrem’in 10. Günü Aşure’de gözyaşları, ağıtlar ve dövünmelerle anımsanır. Bilim ve Gelecek Dergisi Şubat 2011 Sayısından Alınmıştır([Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]) |
|
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Seyhlerli1970 For This Useful Post: | Amistofes (02-16-2011), ...baskoylu... (02-17-2011) |
|
|
#24 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Şeyhlerli,
Bana uzun, uzun cevap yazmanız gerekmiyor, konuyu Ana haktları ile yazarak, delillendirmeniz yeterli, Buraya attığınız, alıntı yazınız, benim sorularıma yanıt vermiyor, En azından bana öyle gelmekte, Alevilik ile bir bilgi bulunmamakta, sadece İmamların bir kacının ismi geçmekte, Ve bu konuyu daha önceden birlmekteyiz, Hasan HARMANCI'ının, , KERBELA isimli kitabında bu söylencelere yer verilmiş, ve KERBELA Sümerler dahil sonraki halklarda nasıl geliştiğini bize sunmakta, İnsanların ACILARA, KATLİAMLARA VE KUTSAL AİLELERE karşı uyguladıkları MATEM, YAS, AĞITları aynı olur, Mısır'da da, Sümer'de de bu acılar ve acılara seslenişler acı nedeniyle ortaktır, benzerlikler göstermesi doğaldır. Bir yere veya tek bir halka, inanca indirgenemez, Bunlar için şu söylenebilir, O inancın adı odur, ancak bu inancın adı da budur, Sağlıcakla. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Seyhlerli1970 (02-16-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ne okuyorum? | ikrar | Kitap - Dergi Tanıtımları | 31 | 12-19-2011 08:32 |
| Fenerbahçe'den hodri meydan | nihal84 | Fenerbahçe | 1 | 11-18-2008 21:54 |
| Aleviler Dede Kılıklı Imamlarıda Mı Görecekti? | Seyhlerli1970 | Alevilik Araştırmaları | 0 | 08-04-2008 19:16 |
| Sakarya Meydan Muharebesi | cetin aktas | Tarih | 0 | 06-29-2008 03:07 |
| Tanju Çolak'a meydan dayağı | cetin aktas | Spor | 0 | 06-03-2008 21:46 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||