![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik İnancı Alevilik inancına dair paylaşımların yapılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bizden Biri |
Bir diğer topicde, "tahtacı" teriminin kaynağına ilişkin tartışmada, iş dönüp dolaşıp Alevi ocakları arasındaki "tarikli-pençeli" ayrılığı ve tarik-pençe tartışmasına kilitlendi. Bu vesiyleyle bilmeyenler, merak edenler için yararlı olacağı düşüncesiyle bu konuyu işleyen aşağıdaki kapsamlı araştırmayı alıntı yaptım. Yazı sahibini şahsen tanımadığım için kendisinden izin isteyemedim, ama eminim ki bu imkan olsaydı kendisi bu izni verirdi. Ocakların çoğunun talipleriyle bağı kopmuş durumda, görgü-sorgu ve genel anlamda Alevi erkanı devam etmezken, bir yandan da ocakları yeniden diriltme temenni ve çabaları sürerken, belki bu tartışmayı gündeme getirmek zamanlama olarak doğru olmayabilir. Ancak, bir zamanlar Alevi inanç dünyası ve sosyal hayatına damgasını vuran bu konuyu bilmekte yarar var diye düşünüyorum. Ayrıca bu yazı yakın dönem Alevi tarihine ilişkin birinci kaynaklardan önemli bilgiler içeriyor. Saygılarımla... Kiştim Marı (Evliyası) ve Tarîk-Pençe Kavgası (1) Vatan Özgül Kiştim (yeni adı Avcılar) köyü Erzincan-Tanyeri nahiyesine bağlı bir köydür. Eski bir yerleşim yeridir. Osmanlıca kayıtlara göre en azından 1516'dan beri varolan bir köy olduğu bilinmektedir.(2) Manevi anlamda zenginlik içeren bir köydür. Birçok ibadet ve adak yeri bulunmaktadır. Bunlardan biri de Kiştim Evliyası'dır.(3) Erzincan İli Tanyeri Nahiyesi Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğinin 1990'lı yıllarda yöredeki alan araştırması sonucu Kiştim Marı ile ilgili şunları derlemişlerdir: "Köyün manevi ulularından biri de Kiştim Evliyaları. Anlatılanlara göre Kiştim Evliyası kaybolmuş. Yöre halkı aramış ve köyün ikinci yerleşim yerinde bir çam ağacının üstünde bulmuş. Halk, kurbanlar keserek buradan evliyayı tekrar götürmüş. Ancak evliya tekrar aynı çam ağacına gelip yerleşmeye karar vermiş. Evliya küsüp tekrar geldiği için yöreye Küstüm adı verilir. Zaman içinde Küstüm halk dilinde Kiştim'e dönüşür. Evliya'nın oturduğu çam ağacının üstü kesilip direk haline getirilmiş ve Cem evi de bu direğin üzerine kurulmuş." (4) Çelebi Cemalettin Efendi'nin Erzincan'a gelmesinden sonra Nuri DERSİMİ'nin bu konuyla ilgili tespitini aktaralım: "Çelebi Efendi siyasi toplantılara devam ederken, kendisiyle beraber Erzincan'a gelmiş olan (Ağuçan Ocağı dedelerinden) (5) Seyid Aziz de ayrıca mahalleler içinde dolaşarak Alevi çoğunluğu olan yerlerde toplantılar yapıyor ve tarikatla ilgili vaaz vererek Pençe-Tarik düşüncesini ileri sürüyordu, halkı Pençe-i Ali Aba yoluna davet ediyordu. Bu nedenle halk iki kısma ayrılarak, bir kısmı Seyid Aziz'in düşüncesini kabul ederken, diğer kısmı bu düşünceyi kesin olarak reddediyordu." (6) Bu noktada tarik olgusunu açıklamak gerekir: Tarık (çubuğu), Erkân (çubuğu), Matrak, Deste-çûp, Ser-Deste, Evliya, Rızâ, Asa, Sopa, Değnek, Dahanek, Mar, Zülfikar… Bunların hepsinin -dinsel ritüellerde kullanılan anlamıyla- hemen hemen aynı anlama geldiğini kaynaklardan tespit ediyoruz. Bir tarif yapmak içap ederse tarik kullanımı; Kızılbaşlık'ta müsahiplik görevinin yerine getirildiği dinsel rituel sırasında müsahip (yol kardeşi) olacak olanların yeminlerini (söz=kavl) unutmamaları için ağaç dalından yapılma (bir bakıma Hz. Ali'nin kılıcı Zülfikarı temsil eden) genelde yeşil bir beze sarılı olarak duran bir değneğin, miraçlama ritüelinden sonra müsahip kavline gireceklerin sırtına dede tarafından değdirilmesi yani bir çeşit takdis edilmesi olayıdır. Bunun haricinde bir de "tarik çalma" olgusu vardır ki bu olgu, yola uygun hareket etmeyenleri yola uymaya yönlendirmek için ya da suç işlemediği halde yola uymaya devam etmelerini sağlamak için dedenin, taliplerini cem törenlerinde bu tarik denen sopa ile kutsamasıdır. Ancak ikrar vermemiş gençler ve çocuklara tarik çalınmaz.(7) Temelinde ağaç kültünü (8) gördüğümüz bu olguda tarik, Kızılbaşlar'ca kutsal kabul edilen bir ağaçtan yapılır. Kızılbaşlık'ın kutsal kitaplarından buyruklarda -ama özellikle İmam Cafer Buyruğunda- tarik olgusundan ayrıntlı bir şekilde bahseder. (9) Tarik ve Pençe tartışması ise aslında Bektaşilik'in Dedegan (Çelebi) ile Babagan (Mücerred) kolu arasındaki bir çeşit iktidar ve nüfus kavgasına dayanır.(10) Sırf Babaganlar'a karşı Kızılbaşlar içinde nüfus arttırabilmek adına, Ahmet Cemalettin Çelebi, tarik ile ibadetin Yezit'lik belirtisi olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiş, Anadolu'ya adamlarını göndererek bu düşüncenin telkinini sağlayıp kendisine belli bir nüfus kazandırmaya çalışmıştır.(11) Bu noktada Yusuf Ziya YÖRÜKAN'ın tespitlerini aktaralım: "İstiklal Savaşı'ndan sonra ölmüş bulunan Bektaşi Çelebisi Cemalettin Çelebi, Aleviler'in Hacı Bektaş Tekkesi'ne ve Çelebilere önem vermediklerini görmüş, babalarla da arası açık ve davalı olduğu için bir nüfus elde etme lüzumunu duymuş, Alevi köylerine vekiller göndererek dedelerin, hele tarikin, yani sopanın kötü bir şey olduğunu, yezidlerin İmam Hüseyin'in başını o ağaca diktiklerini telkin etmiş. Bazı köyler, Çelebi'ye uymuşlar, bu suretle yeni bir Çelebi Kolu meydana çıkmıştır. Eski inanışlarından dönmeyen Aleviler, Çelebi koluna "dönük", "purut" adını verirler."(12) Aşağıda Nuri DERSİMİ'den aktaracağımız olaylar bu eksende cereyan etmektedir. Nuri DERSİMİ'nin aktardığına göre kendisini Kiştim Köyü'ne Kiştim Marı ritüeline katılması için davet eden Balaban Aşireti reisi Gül Ağa'dır. (13) Resim_Cemalettin Çelebi (14) Kiştim Marı -ya da sadece Mar olgusu- esas itibariyle yukarıda zikredilen tarik-ağaç kültü ile doğrudan ilgili olmakla birlikte etimolojik olarak da ilgi çekici bir yönü vardır. Mar, Süryanice "Evliya" demektir.(15) Mar, aynı zamanda Farsça "yılan" demektir.(16) Bu Mar olgusunun Süryaniler'de (17) "Saint" yani "Aziz" kültü ile ilgisi olduğunu tahmin ediyoruz. (18) Nitekim Malatya'nın doğusunda Abdülvahap Gazi'nin bulunduğu yörede yani Eşraf Briha Dağı'nda "Mar Ahron Manastırı" vardır ki "Yılanlı Kilise"de denmektedir. Buranın keşişleri uzun asalarla köy köy dolaşırlarmış. (19) İleride Nuri DERSİMİ'den de aktaracağımız üzere Kiştim Marı (Evliyası) olarak anlatılan sopa da yılan şeklinde tasvir edilmektedir. Dolayısıyla Mar olgusu etimolojik yapı itibariyle iki yönlü olarak etkilenmiş gibi gözükmektedir: Süryanice'den gelen anlamı itibariyle "Evliya"Farsça anlamı itibariyle "Yılan" olarak algılanmaktadır. Kısacası bu sebeplerden dolayı Mar'a, "yılan şeklinde evliya" anlamı yüklenmiştir diyebiliriz. Nuri DERSİMİ, tarik ve Seyid Aziz ile ilgili bilgileri şöyle aktarıyor: Nuri DERSİMİ (20) "Seyidler tarik denilen bir ağaç parçasıyla tarikate yeni giren kimseleri tarikate girmeye hazırlamakta ve bu suretle ceza ve günahlarını tövbe ve istiğfar etmektedirler. Seyid Aziz işte bu meseleye çok karşıydı. Seyid Aziz şöyle diyordu: İcrayı ayinde kullanılan şey bir ağaçtan ibarettir. Cahil halk bu ağaç parçasına tarik diyor. Ve bir çok bölgede bu tarik denilen ağaç parçasını yeşil ve sırmalı ve kıymetli kumaşlara sararak ziyaret diye korumaktadırlar. Bu ağaç parçasının bulunduğu evlere odalara hatta köylere saygı gösterilip bu gibi yerlerde kurbanlar da kesilmekte ve icra günlerine kadar saygıyla bir ziyaret gibi saklanmaktadır. Bu suretle kişiler ve aşiret ve halk, hatta yeni neslin zihninde artık her ne varsa bu ağaç parçasındandır. Keramet, harika bundadır diyerek bu ağaç parçasına kölelik yapmaktadırlar. Hatta mesele ayin yapıldığında veya herhangi bir gün Seyid geliyor denildiğinde insanlar evlerinde ve köylerinde Seyidi beklemeye başlarlar. Seyid, tarikle birlikte geliyor, denildiğinde, bütün köy halkı köyün dışma çıkar ve kurbanlar keserler ve ağlayarak, sızlayarak feryat ederler. Bu ağaç parçasını öperek kucaklayarak odalara almakta ve onu en yüksek yere bırakarak, takdis ederler. Dolayısıyla halk seyidden daha çok bu ağaç parçasına ilgi göstermekte, hatta tapmaktadır. Seyid Aziz konuşmasını şöyle sürdürüyordu: Tarik, bir evliya, bir ziyaret olamaz ve cahil halkın bu ağaca köleliği küfürdür. Bu ağaçla ayin yapmak halkı delalete sevk eden seyidler de munafıktır. Ağaçta bir keramet yoktur. Her ne keramet varsa ademdedir. Tarik denilen ağaç parçasını tutan eldedir. Bu halin devamı asla uygun değildir. Tarik ve evliya zannedilen o ağaç parçasını getiriniz bizzat bütün halkın gözleri önünde ben elimle kırayım, yakayım ve köpeklerin boynuna takayım. Eğer bir keramet varsa köpeklerin ölmesi lazım gelecektir. Aksi taktirde bundan çıkacak keramet yalandır. Buna inanıp saygı ve kölelik edenler de küfür etmiş olurlar. Hak yolundan uzaklaşırlar. Alevi icrayi ayinlerinde bu gibi ağaç parçasının kullanılması de uygun değildir, olamaz da. Cenab-ı Hak'ın nuru insanoğlunda tecelli etmiştir. Her ne gibi keramet ve varlık varsa insandır. Saygı insana yapılır. Saygı ve sevgi insana gösterilmelidir. Şu halde her ne varsa insandır. Alevi tarikatı icrayı ayinlerinde ise, "el" ile icrayı ayin edilmelidir. Çünkü "el" beş parmaktan ibarettir. Hz. Peygamber Muhammed Mustafa Ehlibeytini abaları altında sakladı, bunlar beş candı ki Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Fatmatı Zöhre'den ibarettiler. Bunlara Hz. Muhammed "Ehlibeytim'dir" dedi. Dolayısıyla beş parmaktan ibaret olan "el pençeyi ali aba"dır. İcrayı ayinde bu ramze istisnaden el ile yani "pençe" ile işlem yapılmalıdır. İşte bu ictihatlar nedeniyle Pençeli Bir Alem Başlığı (21) Batı Dersim'in Şeyh Hasan aşiretleri arasında birincisi, "pençeyi ali aba", ikincisi de "Tarik" suretiyle icrayi ayin etmek konusunda şiddetli ve çok belirgin iki akım meydana gelmiştir. Bazı aşiretler "pençe" ve bir kısım aşiretler de "tarik" abidesine bağlandılar. Yalnız gerek pençe gerekse tarik suretiyle, Dersim'in bedevi yani silahlı aşiretleri arasında hiçbir ayin yerine getirilmedi. Yalnız inanılır bir kaynaktan edindiğim bilgiye göre seyidlerimizin arzu ictihadına kesin olarak inanan Karabal aşiret lideri Kangozade Mehmet ve Abbasan aşiret lideri Mıço ve Ferhadan aşiret lideri Diyab Ağa ve diğer bazı yaşlı başlı kamil şahsiyetlerden ibaret bir meclis, Parkini köyünde Seyid Aziz'in başkanlığı altında ve Babam İbrahim Efendi'nin de sazla zakirliği suretiyle çok önemli bir tören ve ayin yapılmış. Hatta bu mecliste beş ihtiyar kadın ve ihtiyar erkekten oluşan bir semah raksı yerine getirilerek nefs, şehvet hisleri kırılmak suretiyle; lahmeke lahmi, cismeke cismi, demmeke demmi, (Etin etimdir, cismin cismimdir, kanın kanımdır) sözleriyle, mecliste bulunanlann kendilerini ölü diye anarak, hak huzurunda ibadet etmekte bulunduklan düşüncesiyle zikir etmişlerdir. Bu olay Batı Dersim'in Şeyh Hasan aşiretlerinin "ser çeşmesi" bulunan ve Alevi tarikatı ayinlerin yapılması bakımından de sözedilen aşiretler arasında Rehber olarak anılan Seyid Rıza tarafından haber alınmış ve Seyid Rıza önemli bir güçle Seyid Aziz'e hücum ederek O'nu imha etmek istemişse de "penceyi ali aba" sembolüne bağlı olan aşiretler tarafından durdurulmuş ve çok büyük bir savaşa meydan verilmeden Seyid Aziz Dersim'den Sivas'taki köyüne gitmiştir. İşte bu nedenle gerek Dersim'de ve gerekse Alevi tarikatı icrayi hüküm olduğu diğer bütün bölgelerde tarikat yönünden "pençeyi ali aba", "Tarik" adlarıyla Aleviler iki zümreye ayrılmışlar ve bu nedenden aralarında genel bir anlaşmazlık meydana gelmiştir. "Tarik" taraftarları olan seyidler şunu söylemektedirler: "tarik" denilen gerçi bir ağaç ve bir asadan ibarettir. Ancak zikredilen asaya bir çok muhterem zevatın, şahsiyetin, seyidlerin elleri dokunmuştur. Birçok yüksek dini tarikat alimlerinin bakışları bu asaya isabet etmiş ve aynı asa ile pek çok cemaat ayin yaparak vaaz ve dualar okumuştur. Dolayısıyla sözkonusu asa halkımızın, büyüklerimizin kutsal birer yadigarıdır. Bu hatıra kutsaldır. Buna saygı göstermek, atalarımıza saygı göstermektir. Bu asa ile ayin yapmak küfür değildir. Tersine atalarımızın yadigannı kullanmak da dini bir görevdir. Diğer yandan icrayı ayinde sözkonusu asa ile tarikata girecek olan kimselerin mahkum olduklan ceza ve günahlara oranla asanın tutulduğu kol yani elin dirsek mafsalı omuzdan yukarı kaldırılmamak şartıyla avuç içine asayla kırka kadar vurulması da şer'i açıdan caiz görülmektedir. Tarikata girmek isteyen kimseler hakkında iddia edilen, ihbar ve itiraf ettiği günahları daha çok olsa bile kırk darbeden fazla vurulamaz. Affedilmesi mümkün görülmezse, düşkün ocakları adıyla bilinen Alevi mensuplarına gönderilir. Bu ocaklarda da tarikata görmek isteyen günahkarlar, vücutlarına darbeler ateşler bastırılmak, boyunlarına taşlar asılmak ve daha pek çok eziyetler yapılmak suretiyle tövbe ve istigfar edildikten sonra, Alevi tarikatında ayin yaptıran seyidlere iade edilirler. Dolayısıyla tarikat yönünden Batı Dersim'in Şeyh Hasan aşiretleri arasında anlaşmazlık olduğunu görmekten üzgündüm. Bu konuda aralannda bir ittifak kurmaya veya çözüm bulmaya gücüm yetmiyordu. Ağuçan denilen zatın Hacı Bektaşı Veli halifeleri yanında vaaz ve nasihat için asırlar önce Dersim bölgesine gönderildiğini de ayrıca uzun uzadıya açıklamaya gerek yoktur. Genel eğilim en çok "pençe" görüşüne karşı ve "tarik"le ayin yapılmasına taraftar görünmektedir. Ancak Şeyh Hasan aşiretleri içinde, gerek aile olarak, gerekse genel ve toplumsal olarak "pençe" veya "tarik" suretiyle hiçbir şekilde ayin yapılmamış, ayin konusundaki bu görüş sözden ibaret kalmıştır. (22) Bu olaylar sırasında Çelebi Efendi beni istemiş ve şöyle demişti: İşittiğime göre, Kiştim denilen köyde Mar adlı bir Evliya varmış. Kürtler bu Evliya'ya tapıyorlarmış; bu nedenle ben askeri kumandana söyledim; yarın sizinle gelecek; siz bu birlikle Aziz'i, Kürtler'in saldırılarından korumakla görevlisiniz. Sözkonusu olan Evliya bir ağaç parçasından başka bir şey olmadığını duydum. İşte Aziz Efendi, Tarik adlı bu ağaç parçasını yakacaktır. Bu teklife karşılık olarak şunu söyledim: Teklif buyurduğumuz bu ödevi ne yazık ki üzerime alamıyacağım ve yapamayacağım. Sebebini sordu, kendisine gözümle gördüğüm olayları şöyle anlattım: Efendim, bu mıntıkadaki Kürtler her yıl Ocak ayı sonunda üç gün Hızır Orucu tutarlar; geçen yıl aynı aynı mevsimde Balaban Aşiret lideri Gül Ağa beni davet ederek, kendi köyü olan Hınzori yakınındaki Kiştim köyüne götürdü. Her yıl binlerce Kürt bu köyde Mar dedikleri Evliya'nın evinde aynı günde büyük bir toplantı yaptıkları için, Gül Ağa'yla biz de toplantı yerinde gittik. Büyük bir oda ortasında, büyük ve eski bir direk vardı. Bu direkte yeşil sarılı bir asa asılmış ve asanın sargıdan dışarıda kalan kısmı büyük bir yılan başı şeklinde görünüyordu. Buna herkes Kiştim Mar yani Kiştim Evliyası diyor. Sözü geçen oda o derece genişti ki, bir iki bin kişi içine sığabilirdi. Buraya toplanan halk, bir taraftan inleyen seslerle Huda'ya yalvarıyor ve bir taraftan Mar'a karşı huşuyla boyun eğiyorlardı. Genel bir ağlama baş gösterdi. Ben dahi bu genel heyecan ve heybetten ağlamaktan kendimi alamamıştım. Cemaat birikmişti, Mar'ı çıkarmaya yetkili aileden çarpık, yarı kötürüm bir zat ortaya gelerek direkte asılı sargıdan Mar'ı, "ya Allah", diyerek çıkarmış ve yarı ayakta, yarı yerde secdeye gelerek Mar'ı insanlar üzerine uzatmağa ve onlardan günah işlememelerini ve tövbe etmelerini istemişti. Şeyh'in elindeki Mar, bazan uzuyor, bazan kısalıyor ve bazan eğri vaziyetler alıyor; cemaatı heyecana getiriyor ve bazen de sahibini yerlere deviriyor ve Şeyh'in feryadı göklere çıkıyordu. Binlerce halkın manevi kuvvetinin tam bir merkezde birleştiği bu anda, ben artık kendimden geçmiştim, Gül Ağa'nın elini tutmuş, karanlık geceden ve bu karanlık içinde nur fışkıran şiddetli ateşten, halkın çoşkun çığlıklarından şiddetli bir heyecana kapılmıştım. Böylece saatler geçti, yüzlerce kurban kesildi, Mar tekrar yerine kondu, tekrar Allah'a yalvarmalar oldu ve toplantı dağıldı. Bu toplantıya katılan aşiretler arasında uzaktan gelen pek çok kişi de vardı. Ertesi gün Gül Ağa'dan ayrıldım, Erzincan'a geldim. Şu açıklamam gösteriyor ki, Kiştim Marı'nı kırmak ve yakmak aşiretleri rahatsızlığa ve husumete neden olacağı gibi, büyük bir ayaklanma alevlendirmesi de sözkonusu olabilir. Aşiretler benden nefret eder, beni mazur görmenizi rica ediyorum. Ertesi gün beni Kiştim'e gitmekten affetmişti. Çelebi Efendi ile aramızda geçen bu konuşmadan aşiretler haberdar olmuş ve Kiştim Mar'ını tahrip emrini verilmesini önerenin Aziz olduğunu öğrenmişlerdi. Bu nedenle Çelebi Efendi'ye karşı beslenen saygı sarsılmıştı." (23) Konu Naki tarafindan (09-07-2011 Saat 22:55 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: | Devrim06 (09-07-2011), yıldızbaba.58 (09-11-2011) |
|
|
#2 |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Cumhuriyetin ilanından sonra -kabaca 1940'ların başında- Kiştim köyünde Kiştim Marı ile ibadet olayı bitmiştir. (24) Daha sonradan ortadan kalkan Kiştim Marı ile ilgili ritüeli, Vecihi TİMUROĞLU şiirle bir bakıma özetleyerek anlatmış (25):
………. Anlatımında bile özlemi kalmamış Kiştim Marı'ının Hıdır orucunun son günü üçetekli gelinler Kuzu börklü yiğitler doluşurmuş Kiştim'e Mar Evliyası çözüp direkten yılan başlı sopayı Hatırlamıyorlar Doğru dürüst yarı diz çöküp Kiştim Marı'nı uzatırmış cemaatin üzerine Bir iniltiyle başlarmış tövbe Seçilmez mırıltılardan bize birşey kalmamış ………. Kiştim Marı'nın korunduğu evin damını Sanki yarı felçli bir halife Uzatıyor Mar'ı hu Allah Birden kısalıyor abasının altında ya Al Aba Kabarıp sönüyor yüreğimiz Meddah şeyhimizin Mar'ındaki büyü ne Acımızla kutsandığını anlamamız güç Belki ardıçtan yapılmış belki dut dalından Arınıyorlar Meddah şeyhin ayinini görmemişler Tasarlıyorlar Marı'yla hünerlenirken yere Düştüğünü Havada daireler çiziyor ellerimiz Uzuyor Zülfikar Mürteza hu Allah KISALTMALAR a.g.e. adı geçen eser bkz. bakınız YARARLANILAN KAYNAKÇA 1. SÖZLÜK: Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit DEVELLİOĞLU, 15. Baskı, Aydın Kitabevi Yayınları, 1988. 2. KİTAPLAR: BİRDOĞAN, Nejat, Çelebi Cemalettin Efendi'nin Savunması (Mudafaa), Berfin Yayınları, 2. Basım, İstanbul, Şubat 1996. DERSİMİ, Nuri, Hatıratım, Doz Yayınları, İstanbul, Ekim 1997. DERSİMİ, Nuri, Kürdistan Tarihinde Dersim, Doz Yayınları, İstanbul, Ekim 1997. GÖLPINARLI, Abdülbaki, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, Inkilap ve Aka Kitabevleri Yayınevi, İstanbul, 1977 KAPLAN, Adem, Tanyeri Ağarırken, Erzincan İli Tanyeri Nahiyesi Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Yayını, 1. Basım, İstanbul, Ocak 1997. KAYA, Ali, Dersim Tarihi, Can Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Haziran 1999. MİROĞLU, İsmet, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası (1520-1566), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1990 OCAK, Ahmet Yaşar, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2000. OCAK, Ahmet Yaşar, İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü, Türk Kültürünü Araştırma Entitüsü Yayınları, Ankara, 1991. TANKUT, Hasan Reşit, Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler, Kalan Yayınları, 1. Basım, Nisan 2000. TİMUROĞLU, Vecihi, Bir Sürgünün Ezgileri-Dersim'in Ağıtı, Kalan Yayınları, 3. Basım, Ankara, Ağustos 1999. YAMAN, Ali, Alevilik’te Dedelik-Ocaklar, Cep Kitapları Dizisi-2, (Kendi Yayını), İstanbul, 1998. YAMAN, Mehmet, Erdebilli Şeyh Safi ve Buyruğu, (Kendi Yayını), İstanbul, 1994 YÖRÜKAN, Yusuf Ziya, Anadolu'da Aleviler ve Tahtacılar, Eklerle Yayıma Hazırlayan: Turhan YÖRÜKAN, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1998. 3. MAKALELER : AKTAŞ, Ali, Kent Ortamında Aleviler'in Kendilerini tanımlama Biçimleri ve İnanç Ritüellerini Uygulama Sıklıklarının Sosyolojik Açıdan Değerlendirilmesi, 1. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyum Bildirileri, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, Ocak 1999. GÖLPINARLI, Abdülbaki, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 1998. MUNZUROĞLU, Doğan, Tarıq: İnsanın Kullandığı İlk Alete Tapması, Munzur-Dersim Etnoğrafya Dergisi, 4. Sayı, Ankara, Ekim-Kasım-Aralık 2000. Nazımiye Tetkik Seyahati Notları, Foklora Doğru Dergisi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 63. Sayı, İstanbul, 1988 ONARLI, İsmail, II. Bölüm, XIII. Dersim'de Bazı Gelenekler ve İnanç Motifleri, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 15. Sayı, Ankara, Güz 2000. ÖZGÜL, Vatan, 19. Yüzyıl’dan Önce Balaban Aşireti, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 14. Sayı, Ankara, Yaz 2000 ÖZGÜL, Vatan, 1.Dünya Savaşı Öncesinde Balabanlılar, Osmanlı İmparatorluğu ve İttihat-Terakki ile İlgili Bazı Belgeler, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 16. Sayı, Ankara, Kış 2001. ÖZGÜL, Vatan, 1. Dünya Savaşı’nda Erzincan Cephesi İle İlgili Yeni Belgeler, Balabanlılar ve 3. Ordu Arasındaki Bağlantı (1) (Ocak 1916-Temmuz 1916), Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 17. Sayı, Ankara, İlkbahar 2001. ÖZGÜL, Vatan, 1. Dünya Savaşı’nda Erzincan Cephesi İle İlgili Yeni Belgeler, Balabanlılar ve 3. Ordu Arasındaki Bağlantı (2) (Temmuz 1916-Kasım 1921), Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 18. Sayı, Ankara, Yaz 2001. 4.KAYNAK KİŞİ: ÖZGÜL, Hasan, (Yaş: 52) 5. DİĞER : İmam Cafer Buyruğu, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, Ağustos 1995 DİPNOTLAR: (1)Yardımlarından dolayı Ali YAMAN'a teşekkür ederim. (2) bkz. İsmet MİROĞLU, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası, s. 108 (3) bkz. Adem KAPLAN, Tanyeri Ağarırken, s. 28-31 (4)a.g.e. s. 30. Bu bir halk söylencesidir. Kiştim, oldukça eski bir köydür. Kiştim sözcüğünün Ermenice olma ihtimali vardır. Yani Ermenilerden kalma bir köy ihtimali yüksektir. Nitekim 1520-1566 yıllarında yazılmış tahrir defterlerinde bu köyün kayıtları mevcuttur. (bkz. İsmet MİROĞLU, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası, s. 108) (5) bkz. Doğan MUNZUROĞLU, Tarıq: İnsanın Kullandığı İlk Alete Tapması, Munzur-Dersim Etnoğrafya Dergisi, s. 85; Dedelik ve Ocaklar ilgili bilgi için bkz. Ali YAMAN, Alevilikte Dedelik-Ocaklar (6)Nuri DERSİMİ, Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 109, 111 (7)bkz, Abdülbaki GÖLPINARLI, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s. 323-326; Abdülbaki GÖLPINARLI, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, s, 85-87; İsmail ONARLI, II. Bölüm, XIII. Dersim'de Bazı Gelenekler ve İnanç Motifleri, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 15. Sayı, s. 174-177; Nazımiye Tetkik Seyahati Notları, Folklora Doğru Dergisi, 63. Sayı, s. 63; Hasan Reşit TANKUT, Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler, s. 99; İmam Cafer Buyruğu, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, s. 65, 94-97, 104, 110-112, 135, 136, 165-168, 199; Mehmet YAMAN, Erdebilli Şeyh Safî ve Buyruğu, s. 131; Yusuf Ziya YÖRÜKAN, Anadolu'da Aleviler ve Tahtacılar, s. 72, 73, 468, 469; Doğan MUNZUROĞLU, Tarıq: İnsanın Kullandığı İlk Alete Tapması, Munzur-Dersim Etnoğrafya Dergisi, s. 76-90 (8)"Evliya Çelebi'nin "ağaca ibadet eden âdemî kavmi" diye hayretle zikrettiği Karakoyunlu Türkmenleri, takdis ettikleri ağaçların etrafında kalabalık sayıda mum yakarak ayîn yapmakta, ağaçlara demir parçları asmaktadırlar." Ahmet Yaşar OCAK, Alevi-Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri, s. 113. Ağaç kültü hakkında geniş bilgi için bkz. a.g.e. s. 107- 119 (9)bkz, Abdülbaki GÖLPINARLI, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s. 323-326; Abdülbaki GÖLPINARLI, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, s, 85-87; İmam Cafer Buyruğu, Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, s. 65, 94-97, 104, 110-112, 135, 136, 165-168, 199; Doğan MUNZUROĞLU, Tarıq: İnsanın Kullandığı İlk Alete Tapması, Munzur-Dersim Etnoğrafya Dergisi, s. 76-90 (10) Dedegan-Babagan Bektaşilik tanımlamaları ve ilgili ayrışmalarla ilgili bkz. Ali AKTAŞ, Kent Ortamında Aleviler'in Kendilerini tanımlama Biçimleri ve İnanç Ritüellerini Uygulama Sıklıklarının Sosyolojik Açıdan Değerlendirilmesi, 1. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyum Bildirileri, s. 452 (11) bkz. Abdülbaki GÖLPINARLI, Abdülbaki GÖLPINARLI, İslam Ansiklopedisi Kızılbaş Maddesi, Sadeleştiren: Alişan AKPINAR, Folklora Doğru, 63. Sayı, s, 87 (12) Yusuf Ziya YÖRÜKAN, Anadolu'da Aleviler ve Tahtacılar, s. 469 (13) Nuri DERSİMİ, Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 109; Balabanlılar ve Gül Ağa hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. bkz. Vatan ÖZGÜL, 1. Dünya Savaşı’nda Erzincan Cephesi İle İlgili Yeni Belgeler, Balabanlılar ve 3. Ordu Arasındaki Bağlantı (2) (TEMMUZ 1916-KASIM1921), Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 18. Sayı; Vatan ÖZGÜL, 1. Dünya Savaşı’nda Erzincan Cephesi İle İlgili Yeni Belgeler, Balabanlılar ve 3. Ordu Arasındaki Bağlantı (1) (OCAK 1916-TEMMUZ 1916), Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 17. Sayı; Vatan ÖZGÜL, 1.Dünya Savaşı Öncesinde Balabanlılar, Osmanlı İmparatorluğu ve İttihat-Terakki ile İlgili Bazı Belgeler, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 16. Sayı; Vatan ÖZGÜL, 19. Yüzyıl'dan Önce Balaban Aşireti, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 14. Sayı. (14) Nejat BİRDOĞAN, Çelebi Cemalettin Savunması, Ön Kapak. (15) Bu bilgiyi Gazeteci-Yazar Murat BARDAKÇI'yla olan bir görüşmemiz sırasında aldık. (16) Ferit DEVELLİOĞLU, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, mar maddesi. (17) Belki de Ermeniler'le ilgilidir. (?) (18) "Saint" ya da "Aziz" kültü ve Anadolu'daki İslam ile olan bağlantısı konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmet Yaşar OCAK, İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü (19) İsmail ONARLI, II. Bölüm, XIII. Dersim'de Bazı Gelenekler ve İnanç Motifleri, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 15. Sayı, s. 176; Musul (Irak) yaknındaki, eskiden Saint Georges'a ait olan Mar Behnam manastırı civarında Deyru'l Hadır adıyla inşa edilen bir tekke, adından da anlaşılacağı üzere, Hızır'ın makamıdır. (Ahmet Yaşar OCAK, İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü, s. 124) (20) Ali KAYA, Dersim Tarihi, s. 187 (21) Abdülbaki GÖLPINARLI, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s 385 (22) Nuri DERSİMİ, Hatıratım, s. 119-122 (23) Nuri DERSİMİ, Kürdistan Tarihinde Dersim, s. 109, 111 (24) Bu bilgiyi, kendisi de Balabanlı olan ve bu köyde uzun süre öğretmenlik yapmış olan Hasan ÖZGÜL'den aldık. (Hasan ÖZGÜL, Yaş: 50) (25) Vecihi TİMUROĞLU, Bir Sürgünün Ezgileri-Dersim'in Ağıdı, s. 39-41 |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Naki Bey
Mar, yılandır. Birçok ocakta sancak (evliya da denir) karayılandır. Benim talip olduğum Ali Seydi, Hacı Kureyş, Sultan Sahak ve (hatta yeni edindiğim bir bilgi) Şıh Delil Berhican ocaklarında sancak, karayılandır. Yanyatır ocağında sancak, Bağdad pabucudur. Saygı ve sevgiyle... |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Benim çocukluğumda, bizim köydeki bir evde, özel kılıfı içinde saklanan bir "Evliya" vardı. Normalde bizimkilerin erkanında bulunmasa da buna hürmet edilir, bulunduğu yere çekinilerek girilir ve birçok yerde tekrarlanan "Başka yere götürülmüş, sonra bakmışlar ki kendi yerine geri dönmüş..." şeklindeki öyküler anlatılırdı. Bunun diğer adının "Tarik-Tarıh" olduğunu ise yıllar sonra Malatya'ya gittiğimde öğrendim. Tarik, bildiğiniz gibi "yol" demek. Mar ise Kurmanci'de yılan, Süryanice'de ise evliya... Aleviler'de her iki adın da kullanılması ilginç. Alevilerde (özellikle Zaza, Kürt) yılan kültü olduğunu biliyorum. Süryanice'deki Mar ise Saint, Santa, Aya ile eş anlamlı ve "Aziz" anlamına geliyor. Örneğin Mar Ahron, Mar Thoma... Evliya ise "Veli" sözcüğünün çoğulu; yani veliler demek... Bu değneğin bir yılanla özdeşleştirilmesi, yılanın neyi simgelediği, daha da ilginci buna "Evliya" denmesi ilginç. Acaba bu "Evliya değneği" anlamında ve ifadenin zamanla kısalmışı söylenişi mi? Tarik adı da "Tarik değneği"nden kısaltma olabilir mi? Malum yolun erkanı bununla yürütülüyor bir anlamda. Ayin-i cem'de kullanılan bu kutsal nesne ile ilgili inanışın kökenlerini net olarak ortaya koymak için kapsamlı bir araştırma ve somut bulgulara ihtiyaç var. Siz, sancakta somutlaşan "yılan" simgesi olduğunu söylüyorsunuz ki bu bazı yörelerdeki Aleviler (Zaza-Kürt) için geçerli. Mar'ı bilmeyen, buna "Tarık" ya da "Evliya" diyen (Türk) Alevileri nasıl açıklayacağız? Bunun izini takip ettiğimizde büyük olasılıkla kaynağını Mezopotamya kültürlerinde bulacağımızı düşünüyorum... Bu konuda bildiklerinizi paylaşırsanız sevinirim. Saygılarımla... Konu Naki tarafindan (09-08-2011 Saat 00:33 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: |
|
|
#5 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Naki bey
Mir, Kürtçe ve Farsça'da bey anlamında. Aleviler de bu terimi öteden beri kullanmış olmalı ki, en büyük ocaklardan olan Avuçan'ın kurucularından biri Mir Seyyid. Süryanice gibi dillerde farklı telaffuzlarla yer alması, sizin de belirttiğiniz gibi coğrafi ortaklıktan olsa gerek. Bir sözcüğün tarhini araştırmak bazen o kadar güçtür ki. Karayılan, yalnızca Kürt taliplerin ocaklarında sancak ya da evliya olarak yer alan bir simge değil. Dede Garkın'a bağlı Ali Seydi ocağında da sancak, karayılan. Bu ocağın talipleri Halep-altı Türkmeni. Ek olarak söyleyeceğim; Sultan Sahak ve Ali Seydi ocaklarında, kurucu eren karayılan olarak bir su gözesine girer ve sır olur. (Koşar ve İriağaç'ta) Sancağın başlı başına bir araştırma konusu olduğunu defalarca yazdım. Ritüel araştırmacılarının semahta ellerin nasıl durduğunu araştırmasının! yanı sıra bu konuya da el atmasını istedim. Ne yazık ki şimdiye dek kimse ilgilenmedi. Konuyu ben gündeme getirmesem neredeyse unutulacaktı. (Tarık'ın değnek anlamında da olduğunu sanıyordum ama, sözlükten tekrar taradım, bu anlamını bulamadım.) Saygı ve sevgiyle... |
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Bu terimlerin aslının "Tarik değneği", "Evliya değneği-asası" olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi dilde "az emek" yasası vardır. Örneğin; atletlerin giydiği türden fanilaya verilen "atlet fanila" adı zamanla sadece "atlet"e dönüşmüş. "Abonman bileti" yerine "abonman" diyoruz. Bunun gibi konumuz olan isimler de zamanla kısalmış bence. Bu bilgiler önemsiz gibi gelebilir ama, "Tarik değneği" yani "Yol değeneği"nin ayin-i cemde kullanıldığı ve yolun temel erkanının bir parçası olduğunu anlıyoruz. Bu unsur, tahtacılarla bir ilgisi olmasa da Alevi erkanı ile bölgedeki kadim inanç ve kültürler arasında güçlü bir bağ olduğu kanısını güçlendiriyor. İlginç bir başka olay da sancak...Her ocağın bir sancağı olduğunu biliyorum. Ayın durumun Ezidiler'de olması dikkatinizi çekti mi, bu konuda ne düşünüyorsunuz? Saygılarımla... Konu Naki tarafindan (09-08-2011 Saat 12:59 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Naki For This Useful Post: | Hamza Aksüt (09-08-2011) |
|
|
#7 | |
|
Bizden Biri
Üye No: 3665
Mesajlar: 544
Thanks: 425
Thanked 949 Times in 366 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 26
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Tarik ewliya olarak Mar'ı temsil etmiyormu? Demekki Yanyatır ocağınında da tarik varmış hemde Bağdat papucu bir tahta olarak! |
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Gönül Dostu Bulunduğu yer: İstanbul/Kuzucan
Üye No: 3647
Mesajlar: 270
Thanks: 660
Thanked 575 Times in 215 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Sevgili canlar,
Tarikle ve Kureyşan Ocağnın Kemanlı aşiretiyle ilgili bir gerçek olayı aktarıyorum... Bava Hesenê Kolu bu “Ewliya”yla ilgili şunları söylüyor: “Bu (ziyaret ve tarikat değneği) Pırdo Sur’da (Kırmızıköprü’de) Tornê Api gillerdedir. Bunlar İstanbul’a gittiklerinde bunu da birlikte götürdüler. Bu da Khurêsli bava’ların asasıdır.” Xalıka Gülizare ise şunları belirtir: “Moro Şia (Kara Yılan), Kemanlı aşiretinin piridir. Onun adıdır. And içtiklerinde, –Moro Şia bo! (Kara Yılan adına and olsun!) derler.” Kızılbelli Khurêsliler de “Ewliya Morê Şiay”a (Kara Yılan Evliyası) dair bize şu bilgileri verdiler: “Bava Bav, Çê Morê Şiay ailesinin Kemanlı aşiretinden olduklarını söylemiş. Ocakzade değiller ama yine de pirlik yaparlar. Hesenê Çhali gillerin takımı bunların taliplerindir. Dewrês Eylas’ın devrinde Kızılbelli Khurêslilerle aynı cedden gelen iki bava bir gün bu aileye giderler. Burada kerametler çıkarılar. Evin hanımı ekmek pişirmek için hazırlıklar yapar. Sacı indirip altında ateş yakmak isterken, bava’lardan biri yerinden fırlar. Önünde oturup ayaklarını sacın altına sürer. Kadın, onun ayaklarından çıkan ateşle ısınan sacda ekmek pişirir. Ona nisbet bu kez sıra diğer bava’ya gelir. O da yerinden kalkarak, döşünden elleriyle kara yılanlar çıkarıp çıkarıp yere koyar. Bunun üzerine bunlar birbirlerine düşerler. Biri diğerine beddua ederek, Evine varmayasın inşallah! der. Beddua edilen bu bava kalkıp eve gitmek isterken, konuğu olduğu evin eşiğinde düşüp ölür. Kemanlı ev sahibi itikatına sağlam biri olduğundan, arı kovanlarını koyduğu evden daha temiz bir yer olmadığını düşünerek, ölen bava’yı götürüp kovanların yanıda indirir. Bava’nın evine haber salarlar ki cenazeyi almaya gelsinler. Kovanların olduğu evden cenazeyi almak için ailesiye birlikte gidip bakarlar ki, ölen bava hem terlemiş ve hem de hafiften gülümsemekte. Bunu gören ev sahibi cenazeyi götürmelerine razı olmaz ve kovanların olduğu bu yerde bava’yı defnederler. Bunlara Çê Morê Şiay (Kara Yılan Ailesi) denmesinin nedeni budur işte. Söz konusu ziyaret ve tarikat değneği de bu evde bulunuyor.” Alıntı Saygılarımla... Konu Batıni tarafindan (09-09-2011 Saat 22:55 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Batıni For This Useful Post: | Tahtacı35 (09-09-2011), yıldızbaba.58 (09-11-2011) |
|
|
#9 |
|
Gönül Dostu Bulunduğu yer: İstanbul/Kuzucan
Üye No: 3647
Mesajlar: 270
Thanks: 660
Thanked 575 Times in 215 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Sayın Aksüt;
Size uzun zaman önce ısrlarla bu Kemanlı aşiretinde bir dedelik mevcut, kerametlrini biliyorum demiştim. Sizde sağlama olarak geri dönmüştünüz... Benim bir tezim var, ama belgem yok, kanıtlamayamıyorum...Ne mi?Bu aşiretin Dede Ocağı oldunu ve ciddi bir ocak olağunu düşünüyor ve hatta saklanıldığını ciddi şekilde düşünüyorum. Diceksiniz ki, neden saklansın bu ocaksa? Benim düşündüğüm eğer bu gerçekten bilinçli saklanıyorsa, Dede ocağaından daha üstün bir mertebeye sahip olduğunu düşünüyorum.Bir Kureyşan Ocağı ferdi olarak. Saygı ve Sevgilierimle Konu Batıni tarafindan (09-10-2011 Saat 12:24 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Batıni For This Useful Post: |
|
|
#10 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Ne dediği ve neyi eleştirdiği belli olmayan bir ruh hali mevcut. ne kadar konu kişiselleşmemsi yönüne çekilmeye çalışılsada, inadına konu dışna çıkarak saldırganlık göstermekte. Pabuçlar, TAKUNYA değildir. Ve bazı ocaklarda hem tarık, hemde PABUC vardır. Ankara , Çubuk yöresi Mehemmed Abdal Ocağı, Cemlerinde hem Pence Kullanır, hemde Cemlerinde taliplerini TARIK altından geçirir. Ve Ocak ailesinin birinde de PABUÇ bulunmaktadır. Konuyu ABSÜRÜD yerlere götürmenin bir anlamı yok. Varsa yanyatır ocağı hakkında bilgin yaz, Pabuc falan yok de, Yada sus. Sonra Ben Tarihci değilim, ben dilci değilim vs.vs yazıyorsun. Amacın ne, Derdin ne? Yanyatırda Pabuc yok mu? Sana Kim dedi TAUNYA diye. İlginç adamsın yaw ( BU yaw dalga geçmek için değil, Kızgınlık imaresidir.) Sevgili Batın, Dede Ocağından daha üstün ocak konumu nedir ki?
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||