![]() |
|
![]() |
|||||||
| Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
Vakti zamanında köyde derlediğim nefesleri gönderiyorum. Bu nefesleri bizim köyde çeşitli kişilerden yazmıştım. O zamanlar daha babam sağ idi. Bu çalışmada amacım herhangi bir yerde olmadığını sandığım nefesleri öncelikle kayda geçirmekti....
KIZILBAŞ NEFESLERİ SÖYLEMEKSevgili dost Vakti zamanında köyde derlediğim nefesleri gönderiyorum. Bu nefesleri bizim köyde çeşitli kişilerden yazmıştım. O zamanlar daha babam sağ idi. Bu çalışmada amacım herhangi bir yerde olmadığını sandığım nefesleri öncelikle kayda geçirmekti. Bu konu ile ilgili yazdığım bir yazımda var sana saldım. Hatta babamın yazdırmak istediği bazı nefesleri bunu şu âşık plağında söylemişti diye yazmadıklarım da olmuştu. Şimdi buna öyle pişmanım ki anlatamam. Bu nefeslerden biri bizim yakın köylümüz olan Agâhi'nin "Gel Ey Vaiz Âli’nin Vasfını Evvel Hüda'dan Sor" adlı nefesidir. Bunu Feyzullah Çınar söylerdi, bir plağa söylemişti. Bizim gençlik çağlarımızda bu meşhurdu. Herkes bunu söyler herkes bunu bilirdi. Bunu babam yazdırmak istediğinde nasıl olsa Feyzullah Çınar söyledi diye yazmamıştım, şimdi dizlerimi dövüyorum. Ulan elinde mi kalıyordu yazsana diye başımı taştan taşa vurasım geliyor. Niye mi. Kalan Müzik, Kızılbaş adıyla bir CD çıkardı. Bu CD de bu nefesi Cengiz Özkan söylemiş, ama bence sözlerini yanlış söylemiş. Benim hafızamda kaldığı kadarıyla yanlış söylemiş. Bu yanlışlık nerden kaynaklanıyor diye kaynaklara baktım bu nefesi Cengiz Özkan'ın söylediği haliyle İsmail Özmen'in “Alevi-Bektaşi Şairler Antolojisi” kitabında var. Cengiz’in de hiç araştırmadan öylece alıp yayınladığını sanıyorum. Eşe dosta Feyzullah Çınar’ın bu nefesi söylediği kaseti- plağı olan var mı diye soruyorum, mutlaka bir yerde bulacağımı da biliyorum. Agâhi'nin bu nefesi, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Merkezi’nin düzenli olarak yayınladığı "Hacı Bektaş Veli" adlı derginin 2004/31 sayısında var. Ama deyişin tümünü almamışlar. İki ayrı deyiş halinde yazmışlar ama bence onlarda hatalı yazmışlar. Feyzullah Çınar'ın bunu söyleyişini bulduğumuzda gerçek ortaya çıkar. Kasette bana hatalı gelen iki yeri hemen söylersem: Birinci mısra kasette şöyle geçiyor: "Gel ey vaiz Ali'nin fazlını evvel Hüda'dan sor" deniyor. Bence ise doğrusu şöyle olmalıydı: "Gel ey vaiz Ali'nın vasfını evvel Hüda’dan sor". Yani vasfını özelliklerini evvel Hüda'dan sor diyor Agâhi. İkinci yanlışlıksa, dördüncü kıtanın ilk mısrasında yapılmış. Kasette şöyle deniyor: "Behey vaiz karakuş ne zannettin Ali'yi sen" diyor; bence ise doğrusu şöyledir: "Behey vaiz har-u çüş ne zannettin Ali'yi sen". Burada "karakuş"un ne anlamı var. Agâhi sözünü sakınmayan bir ozandır. Harı biliyoruz. Har-ı ya da Har-u çüş diyerek, Ali'yi ağzına alan vaize, bir tepki ifadesi olarak, onu Har olarak görüp ona çüş diyor. Demek ki o zamanlar böyle bir tepki gösterme biçimi varmış. Bu tür hataların üzerinde bu kadar fazla durmamın birçok sebebi var ama en önemlisi şu; bunları bizim kültür, bir ayet olarak görür, bu yüzden de bunlarda bir hatayı asla kabullenmez. Söz buraya gelince Ruhi Su'nun o sözlerini her zaman anmışımdır. Senin bunları bildiğinden eminim amma izninle bunu burada da anmak istiyorum. Ruhi Baba şöyle diyor: “Bir Açıklama: Halk arasında; bir ilahi, bir nefes ya da bir ozanın türküsü söylenirken, eksik söylenmemesine dikkat edilir. Eksik söylemek, bir ayeti eksik okumak kadar saygısızlık, bilgisizlik sayılır. Söyleyenin hüneri ve bilgisi bunlarla ölçülür”. Ruhi Su’nun Pir Sultan Abdal kasetinin kapak yazısı. Bence bunca yasaklamaya rağmen bu nefeslerin bugünlere kadar gelmesinde bu geleneğin payı büyüktür, bunun kıymetini bilip buna uymak gerekir diye düşünüyorum. Sevgili dost, burada başka bir yanlışlık konusunda da biraz yakınayım. "Kızılbaş" başlığı ile son derece iddialı bir iş yapmaya çalışılıyor, öncelikle bunu desteklemek gerekir. Ama bu işi yapan canlarımızın da, bu Kızılbaşlık kültürünü yaşatmak için bunca kurum var, bunlarla da bunu bir konuşup görüşlerini alalım demeleri gerekmez mi. Hakk aşkına, herkes elini vicdanına koyup düşünsün, bunu istemekte çok mu ileri gidiyorum. Yanlış anlama, bizden yani ABF'den ya da PSAKD onay alınsın vs demiyorum, bu aklımın ucundan bile geçmez ama yahu böylesi güzel bir iş yapıyoruz, topluma bunu sunmadan önce, bu daha iyi olsun diye, siz bunu eşe dosta bir dinletip, tavrınızı, nasıl etkilendiğinizi görmek istedik deseler ne olur, kıyamet mi kopar. İşte, Ruhi Su'nun büyüklüğünün de burada olduğunu düşünüyorum. Ruhi Su bu tür çalışmalarını yakın çalışma arkadaşlarına dinlettiği gibi toplumdaki o konunun muhataplarına da dinletir onların önerilerini alırmış. Ben bu çalışmada, deyiş söyleyen sanatçıların tümünün toplu halde ya da tek tek bile bunu dinlediğini sanmıyorum. Bu kanıya nerden vardın dersen. Bu dediğim konuyu Feyzullah Çınar'ın bu deyişi söylediğini Dertli Divani mutlaka dinlemiştir. Hatta şunu biliyorum; bizim yörenin ünlü âşıklarından rahmetli Alamemedin Oğlu Hasgül'ün bir kasetini Dertli Divaneye vermişlerdi. Bu nefesi Rahmeti Hasgü'de söylerdi, hem de güzel söylerdi. Orada da doğrusu bulunurdu. Hâlbuki bu gelenek toplumsallığı öne çıkarır. Ozanların nefesleri bile süreç içerisinde dinlenilen meclislerde olgunlaştırılır. Bir ozanımız ne güzel diyor "Hakk’a makbul olmak ister halka makbul olmadan". El ele el Hakk’a diyoruz. Hani burada bu geleneğe hiç uygulamışlar mı? Olur mu böyle. Ayrıca kasette ancak Kızılbaş erbabının, önemseyip ayırdına varacağı hatalı söyleyişler var. Dıştan bakan biri bunları algılayıp ayrımını yapamaz, onun için önemli değildir ama Kızılbaş yaşantısından gelenler bunu fark ederler. Demek istediğim şu: Emekçi “Vahdetname” adlı Edip Harabî’nin (1853-1917) devriyesini söylenirken ‘şah’ beyitinde şöyle deniyor: “Vahdet sarayına girenler için / Hakk’ı Hakk’a yakın görenler için”. Hakk’ı Hakk’a yakın görenler için söylemi dışarıdan bakan biri için fark edilmez belki ama Kızılbaşlar bunun doğru söyleyişinin “Hakk’ı Hakk’al yakın görenler için” denmesi gerektiğini bilir. Kızılbaş edebiyatında – dilinde bu anlamda üç tabir vardır: “İlmen yakın, Aynel yakın, Hakk’al yakın” derler, bunu Kızılbaşlık dünyasına giren, tarikat ehli olan herkes bilir, bunları farklı söylemek sanırım olmaz. Şeyh Bedrettin’in Varidat’ında bu uzun uzadıya anlatıyor. Bu tabirler orada şöyle geçiyor : “İlm-el yakin, Ayn-el yakin, Hakk-al yakin”, (Bakınız: Vecihi Timuroğlu yayını s. 107)[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] belki yazılışları böyledir ama biz söylerken kısaca yukarda andığım gibi: ilmen yakın, aynel yakın Hakk’al yakın diyoruz. CD’nin içindeki yazılışta doğruya yakın bir hal var ama ozan Emekçi’nin söyleyişi bence hatalı. Ama bunlar ancak Kızılbaş topluluklar için önem arz ederler dıştan bakanlar bunları fark etmezler. Söze başladığımız yere dönecek olursak o zaman babamdan bunu yazmadığıma şimdi öyle pişmanım ki bunu anlatacak sözcük bulamıyorum. Ama köye gittiğimde bu nefesi söyleyen yöre âşıklarına soracağım. Mutlaka bir kaç bilen vardır; göl yerinden su eksik olmaz. Sana gönderdiğim bu deyişleri özel bir bölümde yayınlamanı öneriyorum. Bu nefeslerden cemlerde söylenenler, kardeşim Yusuf''un besteledikleri de var. Bu beste kısmıyla ben ilgilenmiyorum. Bu konuyla Yusuf ilgilenir. Adana bu mevsim çok güzel olur. Bunu sana anlatmaya gerek yok. Portakal çiçeklerinin kokuları arasında yürümek yürürken geçmişe dalıp düşünmek güzel oluyor. Bende bunu bol bol yapıyorum. Sağlıcakla kal. Adana’dan kucaklar dolusu sevgiler selamlar Ali Rıza. 15.04.2009 |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Rıza Aydın For This Useful Post: | Devrim06 (09-03-2009) |
|
|
#2 |
|
Yeni Üye
Üye No: 1967
Mesajlar: 1
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 1 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
[quote=Rıza Aydın;88570]Vakti zamanında köyde derlediğim nefesleri gönderiyorum. Bu nefesleri bizim köyde çeşitli kişilerden yazmıştım. O zamanlar daha babam sağ idi. Bu çalışmada amacım herhangi bir yerde olmadığını sandığım nefesleri öncelikle kayda geçirmekti....
KIZILBAŞ NEFESLERİ SÖYLEMEKSevgili dost Vakti zamanında köyde derlediğim nefesleri gönderiyorum. Bu nefesleri bizim köyde çeşitli kişilerden yazmıştım. O zamanlar daha babam sağ idi. Bu çalışmada amacım herhangi bir yerde olmadığını sandığım nefesleri öncelikle kayda geçirmekti. Bu konu ile ilgili yazdığım bir yazımda var sana saldım. Hatta babamın yazdırmak istediği bazı nefesleri bunu şu âşık plağında söylemişti diye yazmadıklarım da olmuştu. Şimdi buna öyle pişmanım ki anlatamam. Bu nefeslerden biri bizim yakın köylümüz olan Agâhi'nin "Gel Ey Vaiz Âli’nin Vasfını Evvel Hüda'dan Sor" adlı nefesidir. Bunu Feyzullah Çınar söylerdi, bir plağa söylemişti. Bizim gençlik çağlarımızda bu meşhurdu. Herkes bunu söyler herkes bunu bilirdi. Bunu babam yazdırmak istediğinde nasıl olsa Feyzullah Çınar söyledi diye yazmamıştım, şimdi dizlerimi dövüyorum. Ulan elinde mi kalıyordu yazsana diye başımı taştan taşa vurasım geliyor. Niye mi. Kalan Müzik, Kızılbaş adıyla bir CD çıkardı. Bu CD de bu nefesi Cengiz Özkan söylemiş, ama bence sözlerini yanlış söylemiş. Benim hafızamda kaldığı kadarıyla yanlış söylemiş. Bu yanlışlık nerden kaynaklanıyor diye kaynaklara baktım bu nefesi Cengiz Özkan'ın söylediği haliyle İsmail Özmen'in “Alevi-Bektaşi Şairler Antolojisi” kitabında var. Cengiz’in de hiç araştırmadan öylece alıp yayınladığını sanıyorum. Eşe dosta Feyzullah Çınar’ın bu nefesi söylediği kaseti- plağı olan var mı diye soruyorum, mutlaka bir yerde bulacağımı da biliyorum. Agâhi'nin bu nefesi, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Araştırma Merkezi’nin düzenli olarak yayınladığı "Hacı Bektaş Veli" adlı derginin 2004/31 sayısında var. Ama deyişin tümünü almamışlar. İki ayrı deyiş halinde yazmışlar ama bence onlarda hatalı yazmışlar. Feyzullah Çınar'ın bunu söyleyişini bulduğumuzda gerçek ortaya çıkar. Kasette bana hatalı gelen iki yeri hemen söylersem: Birinci mısra kasette şöyle geçiyor: "Gel ey vaiz Ali'nin fazlını evvel Hüda'dan sor" deniyor. Bence ise doğrusu şöyle olmalıydı: "Gel ey vaiz Ali'nın vasfını evvel Hüda’dan sor". Yani vasfını özelliklerini evvel Hüda'dan sor diyor Agâhi. İkinci yanlışlıksa, dördüncü kıtanın ilk mısrasında yapılmış. Kasette şöyle deniyor: "Behey vaiz karakuş ne zannettin Ali'yi sen" diyor; bence ise doğrusu şöyledir: "Behey vaiz har-u çüş ne zannettin Ali'yi sen". Burada "karakuş"un ne anlamı var. Agâhi sözünü sakınmayan bir ozandır. Harı biliyoruz. Har-ı ya da Har-u çüş diyerek, Ali'yi ağzına alan vaize, bir tepki ifadesi olarak, onu Har olarak görüp ona çüş diyor. Demek ki o zamanlar böyle bir tepki gösterme biçimi varmış. Bu tür hataların üzerinde bu kadar fazla durmamın birçok sebebi var ama en önemlisi şu; bunları bizim kültür, bir ayet olarak görür, bu yüzden de bunlarda bir hatayı asla kabullenmez. Söz buraya gelince Ruhi Su'nun o sözlerini her zaman anmışımdır. Senin bunları bildiğinden eminim amma izninle bunu burada da anmak istiyorum. Ruhi Baba şöyle diyor: “Bir Açıklama: Halk arasında; bir ilahi, bir nefes ya da bir ozanın türküsü söylenirken, eksik söylenmemesine dikkat edilir. Eksik söylemek, bir ayeti eksik okumak kadar saygısızlık, bilgisizlik sayılır. Söyleyenin hüneri ve bilgisi bunlarla ölçülür”. Ruhi Su’nun Pir Sultan Abdal kasetinin kapak yazısı. Bence bunca yasaklamaya rağmen bu nefeslerin bugünlere kadar gelmesinde bu geleneğin payı büyüktür, bunun kıymetini bilip buna uymak gerekir diye düşünüyorum. Sevgili dost, burada başka bir yanlışlık konusunda da biraz yakınayım. "Kızılbaş" başlığı ile son derece iddialı bir iş yapmaya çalışılıyor, öncelikle bunu desteklemek gerekir. Ama bu işi yapan canlarımızın da, bu Kızılbaşlık kültürünü yaşatmak için bunca kurum var, bunlarla da bunu bir konuşup görüşlerini alalım demeleri gerekmez mi. Hakk aşkına, herkes elini vicdanına koyup düşünsün, bunu istemekte çok mu ileri gidiyorum. Yanlış anlama, bizden yani ABF'den ya da PSAKD onay alınsın vs demiyorum, bu aklımın ucundan bile geçmez ama yahu böylesi güzel bir iş yapıyoruz, topluma bunu sunmadan önce, bu daha iyi olsun diye, siz bunu eşe dosta bir dinletip, tavrınızı, nasıl etkilendiğinizi görmek istedik deseler ne olur, kıyamet mi kopar. İşte, Ruhi Su'nun büyüklüğünün de burada olduğunu düşünüyorum. Ruhi Su bu tür çalışmalarını yakın çalışma arkadaşlarına dinlettiği gibi toplumdaki o konunun muhataplarına da dinletir onların önerilerini alırmış. Ben bu çalışmada, deyiş söyleyen sanatçıların tümünün toplu halde ya da tek tek bile bunu dinlediğini sanmıyorum. Bu kanıya nerden vardın dersen. Bu dediğim konuyu Feyzullah Çınar'ın bu deyişi söylediğini Dertli Divani mutlaka dinlemiştir. Hatta şunu biliyorum; bizim yörenin ünlü âşıklarından rahmetli Alamemedin Oğlu Hasgül'ün bir kasetini Dertli Divaneye vermişlerdi. Bu nefesi Rahmeti Hasgü'de söylerdi, hem de güzel söylerdi. Orada da doğrusu bulunurdu. Hâlbuki bu gelenek toplumsallığı öne çıkarır. Ozanların nefesleri bile süreç içerisinde dinlenilen meclislerde olgunlaştırılır. Bir ozanımız ne güzel diyor "Hakk’a makbul olmak ister halka makbul olmadan". El ele el Hakk’a diyoruz. Hani burada bu geleneğe hiç uygulamışlar mı? Olur mu böyle. Ayrıca kasette ancak Kızılbaş erbabının, önemseyip ayırdına varacağı hatalı söyleyişler var. Dıştan bakan biri bunları algılayıp ayrımını yapamaz, onun için önemli değildir ama Kızılbaş yaşantısından gelenler bunu fark ederler. Demek istediğim şu: Emekçi “Vahdetname” adlı Edip Harabî’nin (1853-1917) devriyesini söylenirken ‘şah’ beyitinde şöyle deniyor: “Vahdet sarayına girenler için / Hakk’ı Hakk’a yakın görenler için”. Hakk’ı Hakk’a yakın görenler için söylemi dışarıdan bakan biri için fark edilmez belki ama Kızılbaşlar bunun doğru söyleyişinin “Hakk’ı Hakk’al yakın görenler için” denmesi gerektiğini bilir. Kızılbaş edebiyatında – dilinde bu anlamda üç tabir vardır: “İlmen yakın, Aynel yakın, Hakk’al yakın” derler, bunu Kızılbaşlık dünyasına giren, tarikat ehli olan herkes bilir, bunları farklı söylemek sanırım olmaz. Şeyh Bedrettin’in Varidat’ında bu uzun uzadıya anlatıyor. Bu tabirler orada şöyle geçiyor : “İlm-el yakin, Ayn-el yakin, Hakk-al yakin”, (Bakınız: Vecihi Timuroğlu yayını s. 107)[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] belki yazılışları böyledir ama biz söylerken kısaca yukarda andığım gibi: ilmen yakın, aynel yakın Hakk’al yakın diyoruz. CD’nin içindeki yazılışta doğruya yakın bir hal var ama ozan Emekçi’nin söyleyişi bence hatalı. Ama bunlar ancak Kızılbaş topluluklar için önem arz ederler dıştan bakanlar bunları fark etmezler. Söze başladığımız yere dönecek olursak o zaman babamdan bunu yazmadığıma şimdi öyle pişmanım ki bunu anlatacak sözcük bulamıyorum. Ama köye gittiğimde bu nefesi söyleyen yöre âşıklarına soracağım. Mutlaka bir kaç bilen vardır; göl yerinden su eksik olmaz. Sana gönderdiğim bu deyişleri özel bir bölümde yayınlamanı öneriyorum. Bu nefeslerden cemlerde söylenenler, kardeşim Yusuf''un besteledikleri de var. Bu beste kısmıyla ben ilgilenmiyorum. Bu konuyla Yusuf ilgilenir. Adana bu mevsim çok güzel olur. Bunu sana anlatmaya gerek yok. Portakal çiçeklerinin kokuları arasında yürümek yürürken geçmişe dalıp düşünmek güzel oluyor. Bende bunu bol bol yapıyorum. Sağlıcakla kal. Adana’dan kucaklar dolusu sevgiler selamlar [b][font=Arial][/FO |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| kizilbaş, nefesleri, söylemek |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||