![]() |
|
![]() |
|||||||
| Serbest Kürsü Hiçbir alana uygun görmediğiniz paylaşımları yapabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Bizden Biri |
ON’LAR DA OLMASALAR... TÜRKİYE’DE DEVRİMCİ MÜZİĞİN ÖNCÜLERİNDEN GRUP YORUM: Bu yolun mütevazı yolcuları olmaktan gurur duyuyoruz ON’ların türkülerini söyleyen ON’ları bugünlere taşıyan ve “yarınlara da taşıyacağız” diyen Grup Yorum, Kızıldere sürecini ve bugüne yansımasını anlatıyor... GÜLŞEN İŞERİ Onlar, 20 yıldır protest-devrimci müziği en iyi icra edenler. Onlar yaşanılan ve yaşatılan tarihsel süreçleri müziğiyle unutturmayanlar. Sadece müzikle değil, eylemleriyle de sokakta halkla yan yana duran; onlar Grup Yorum... Biz onları uzun uzun anlatmayacağız, çünkü onların uzun uzun anlatacakları var. Kızıldere yazı dizisi için bir araya geldik Grup Yorum’la... »Grup Yorum, tarihsel sürecin hangi aşamasından etkilenerek bugüne geldi? Ülkemizde Mustafa Suphiler’den, Sansaryan Han’ın hücrelerinde kan işetilen ama direnen yiğitlere; ON’lardan Kızıldere’ye ve Kızıldere’den cunta hapishanelerine ve bugüne uzanan bir tarihimiz var... Özellikle 70’lerde bu mücadele, bütün bağımlılıklarından sıyrılıp, ayaklarını bu ülkenin topraklarına basarak yeniden çizildi. Bu çizgi kanla canla savunularak, o güne dek var olan bütün statükoları da parçalayıp aştı. Ne için ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğini bütünüyle netleştiren, sömürücü egemen sınıfların korkularını, emekçi halkın umutlarını büyüten bir tarih yaratıldı. Bu tarihte, ezilen emekçilerin sömürücü egemen sınıflarla kavgasında uzlaşmazlık gerçeği net olarak ortaya konuldu. Bu tarihte, halkın mücadelesinde dostları kim, düşmanları kim çok net belirlendi. Asıl hedefe, sosyalizme hangi aşamalardan ve nasıl bir mücadeleyle varılabileceği ana çizgileriyle çok net ortaya konuldu. Ülkemizi bütün kaynaklarıyla sömüren emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesidir bu. Seçimler, parlamento gibi araçların, sahte bir oyunun parçaları olduğu faşizm gerçeğine karşı demokrasi mücadelesidir. Genel olarak kapitalizme, kapitalist sömürüye karşı sosyalizm mücadelesidir. Grup Yorum hem bu mücadele tarihinin ürünüdür, hem de beslendiği kaynak bu mücadelede yaratılan değerlerdir. Bu tarih hem kaynağımız hem her ihtiyaç hissettiğimizde dönüp kendimizi sınadığımız, yanlışımızı, doğrumuzu bir kez daha belirleyip yürüdüğümüz mizan terazimizdir. »68 hareketi Grup Yorum’un müziğini nasıl etkiledi? 68 Hareketinin kendisi değil ama onu yaratan koşullar ülkemizde de etkiliydi ve 70’lerdeki mücadeleyi de belirleyendir. Ama Mahirlerin, Denizlerin öncülük ettiği mücadele; Avrupa’da gelişen 68 Hareketi ile ne gelişimi ne de temel özellikleri bakımından birbirine benzemez. Bu hep yanlış aktarılıyor. Örneğin ‘Gençliğin özgürlükçü arayışları’ olarak yansıtılıyor ki, bu içerik Avrupa’daki gençlik hareketinin protestocu, tepkici özelliklerine rağmen genel olarak burjuva demokrasisinin sınırları içinde kalan niteliğiyle, Mahirler’in mücadelesinin aynısıymış gibi ele almaktır. Oysa gelişimi de bambaşkadır, sonrası da bu farklılığı çok net kanıtlar. Biz genel olarak emperyalizme karşı gelişen her türlü tepkinin de, bunun müziğe, sanata yansımalarının da izleyicisi ve öğrencisi olmaya çalışıyoruz. Bu anlamda dönemin protest müziği de bizim kaynaklarımızdandır. Ama kendisi değildir ve bu anlamdadır ki biz müziğimizi protest değil, ‘devrimci müzik’ olarak adlandırmayı tercih etmekteyiz... Denizler’in Nurhaklardaki ve darağaçlarındaki inançlı tavırları; Ulaş’ın, Cevahir’in, Mahir’in direnişleri, teslim olmama kararlılıkları halkın türkülerinde öyle canlı öyle güzel yansıtılmıştır ki... Bu ülkede hak ve özgürlük mücadelesi verecek olan herkese bu tarihsel süreçte yaratılanlar en başından tertemiz, sapasağlam bir rehber sunar. Aynı şekilde muhalefetini, taleplerini müzikle ifade etmek isteyen herkese daha baştan çizilmiş bir tarihsel güzergâh gibidir bu türküler. Bize katkıları sınırsızdır. »71 ve 72 çok büyük kayıpların yanında direnişin de dönemi oldu. Grup Yorum olarak ve müzisyen olarak o yıllara bakışınız nasıl? Mahirlerin mücadelesi, dönemin bütün özelliklerini bağrında toplamıştır. Kızıldereler yalnızca o tarihte yaşanıp bitmedi. Kızıldere’yi bir manifesto olarak kavrayanlar, kuşatılıp teslim alınmak istendikleri zaman teslim olmayarak, direnerek ve ölerek geleneği yaşattılar. Cunta hapishanelerinde, devrimci tutsakların 84’te tek tip elbise ile teslim alınmaya karşı ‘ölüm orucu direnişi’nde ve sonrasında nice direniş gelenekleri yaratıldı. Bizler de bu tarihin yakın tanıklarıyız. 16-17 Nisan 1992’de İstanbul savaş alanına dönmüştü. Çiftehavuzlar’daki direniş, televizyonlardan da saatlerce canlı olarak verilmişti. İzleyen herkes sanki bir kez daha Kızıldere destanını yaşadı. Aynı operasyonda kendi evlerinde bulunan sanatçı arkadaşlarımız sevgili Ayşe Gülen ve sevgili Ayşe Nil Ergen de katledildiler. Sonra Ayçe İdil’imiz... 96 Ölüm Orucu’nda canını verdi. Bizler için Kızıldere, Mahirler, Ulaşlar bu kadar yakın, bu kadar somut ve bu kadar önemlidir. 2007’de kazanılan zaferle ara verilen ve 7 yıl süren, 122 insanımızın canını feda ettikleri F Tipi hapishanelerdeki tecrite karşı büyük direniş içinde, birlikte türküler söylediğimiz, hep iç içe olduğumuz insanlarımız var. Kızıldere’nin sürdürüldüğünün ve Grup Yorum olarak bizim için anlamının en somut ve en yakın örneklerinden biri budur. Biz, ‘Oy Dere Kızıldere’ türküsünü söylerken Mahirleri capcanlı yanıbaşımızdalarmış gibi hissediyoruz. Aynı şekilde bugünün Kızılderelerine dair şarkılarımızı söylerken de Kızıldere’nin coşkusunu yaşatmaya çalışıyoruz. »Bu süreci Kızıldere’ye bağlarsak, sizin söylediğiniz ‘Oy Dere Kızıldere’ çalışmasıyla ON’ları hem anıyorsunuz hem de o yılların unutulmaması için üretiyorsunuz. Unutturulmak istenen politik dönemler bugünün Türkiyesi’ne ve müziğine neler katmıştır sizce? Unutturulmak istenmektedir evet. Özellikle gençlik başta olmak üzere halkın hemen her kesimine yönelik, hem özel hem genel bir ideolojik-politik, kültürel saldırı söz konusudur. Sonuçta evet, halkın mücadelesini anlatan tarih yok sayılmaya çalışılıyor. Elbette ki yok etmek mümkün değil. Bu tepkiler mücadele arayışlarını getiriyor. Ve tarihin sayfaları arasından gerçekler çıkıveriyor orta yere. İşte bu tarihsel gerçeklerin bugünkü mücadeleye ışık tutması, kitlelerin bilincinde doğru yer bulması engellenmek isteniyor. “Madem engelleyemiyorum, o zaman çarpıtırım, yanlış aktarırım, yozlaştırarak aktarırım” deniliyor ve bütün olanaklar seferber ediliyor. Ama ne yapılırsa yapılsın baş edilemiyor. Halkın hafızası vardır. Ne kadar silinmek istenirse istensin, ihtiyaçlar ve koşullar geçmişte yaratılan değerleri yeniden gün ışığına çıkarıverir. Birden bir yerlerden bir ses duyulur. Bu bir slogan olabilir, bir haykırış olabilir, bir türkünün ezgisi olabilir. Bizim varlığımızın bir anlamı da budur zaten. Esas önemli olan, o ihtiyacı hissedip o sese güç vermeye çalışmaktır. Bu anlamda müzik olarak da epeyce bir birikim oluşturulmuştu. Bugün çoğunluğu yaşamakta ve fakat sessiz sedasız bir yerlerde hayata tutunmakta olan dönemin ilerici sanatçılarına ulaşmaya çalışıyoruz. Kendini ve yaratılan değerlere yüzlerini dönenleri, üstelik de bu dönüşü rezilce savunanları da unutmuyoruz. Değerleri asıl sahibi olan emekçi halkın mücadelesine iade etmeye yönelik çabalarımız eksik olmayacak. »Kızıldere katliamını bugün ‘popüler kültür’ diye dile getirdiğimiz bir TV dizisinde görüyor olmak hangi açıdan önemli? Siz ‘Hatırla Sevgili’ dizisini izliyor musunuz? ‘Hatırla Sevgili’ adlı diziyi yoğun çalışmalarımızdan fırsat buldukça takip ettik. Bu konuya ilişkin tartışmalardan da haberdarız. Yapımcıların ve diziye katkı sunanların ikili bir durumları var. Ne kadar kendileri, ne kadar kanal sahipleri veya daha yumuşak ifadeyle ‘dış koşullar’ belirleyicidir, somut cevaplanmıyor. Örneğin tarihsel anlar aktarılırken bir sansür var. Ne kadarı yapımcıların ne kadarı ‘koşulların’ belirleyiciliğiyle oluyor, bilemiyoruz. Diziyle ilgili bazı sorularda ‘sanatçının yorum hakkı, kurgu, kurmaca özgürlüğü’ne sığınılıyor, başka bir konuda Deniz’in en gerçek halinin sunulduğu söyleniyor vs..... Sonuç var ortada. Niyetten bağımsız bir sonuç: Mahirler ve Denizler karşılaştırılarak biri daha sevimli, aslında koşulların zorlamasıyla hasbelkader bunları yaşayan ve haksız da olsa ‘düzenin mutlak gücü’nü karşısında bulan haşarı bir genç ve arkadaşları... Diğeri ise katı, acımasız, aslında yine karşılaştığı ‘kaçınılmaz sonu hak etmiş terörist’ gibi sunuluyor. Diğer figürler de aralara serpiştirilmiş. Elbette çok duyarlı olduğumuz, olunması gereken konulardır. Ve popüler kültürün araçlarının kullanılarak dönemin değerlerini gerçeklerini bir nebze de olsa tanıtmak gibi bir masumiyete indirgenmesi doğru değil. Ayrıca dizinin çizdiği devrimci ve faşist tiplemeleri de ayrıca değerlendirmeye muhtaçtır; nedense faşistler hep yoksul halktan, hem de yöneticileri de buna dahil, devrimciler ise zengin çevre çocukları... Olumlu bütün değerler neredeyse tümüyle faşistler üzerinden veriliyor. Koskoca dizinin özü, özeti şu: Devrimcilik bir gençlik hevesidir, Denizler de, Mahirler de yanlış yaptı. Ölenler de, buna bağlı olarak tabii, boşu boşuna öldüler!.. Gerçek böyle midir peki? Elbette değildir. Bunu yapmanın da bir mantığı, bir amacı olmalıdır diziyi yapanlarca ve diziye kaynak aktarıp tarihi çarpıtma peşinde olanlarca... Bu zeminde popüler kültür olanakları ile kim ne yapmak istiyorsa onu yapıyor. Son bir şey daha söylemek gerekirse; çarpıtmanın azı çoğu tartışılmaz. Gösterilmeyebilir, anlatılmayabilir ama anlatılırken çarpıtmanın sorumluluğu daha başkadır. Hiç kimse tarihsel gerçeklerle oynayarak ekonomik ya da siyasi rant peşinde koşmamalıdır. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu konularda hem çok hassas, hem çok dikkatli ve özenli olunmalıdır. Zira gerçekler inatçıdır, er veya geç yalan sahiplerini yere çalmasını bilir... »Kızıldere’nin Türkiye devrimci gençlik hareketi üzerinde süreğen etkisinin nedenleri sizce nedir? Kızıldere, ülkemiz için tarihsel bir dönemeçtir. Daha önce değindiğimiz gibi orada yaşanmış bitmiş değildir. Kızıldere’nin hemen sonrasındaki kitlesel sahiplenişin sırrı da budur. Dönemin türkülerinden birinde şu söz geçer: “Kızıldere sana biz de geliriz.” Bu, Kızıldere’de yaratılan destanın, haykırılan inancın zaferidir ve kitlesel bir biçimde bu inancın sürdürüleceğinin ifadesidir. Söz yerine getirilmiştir bugüne dek ve bundan sonra da getirilecektir. Sistemin bunca yoğun yozlaştırma politikalarına, her alanda değersizleştirme çabalarına rağmen mücadeleye katılan gençliğin ilk tanıştıkları ve hep yanlarında olacak olan yine ON’lar ve ON’ların yoldaşlarıdır. Kızıldere ON’lardı; bugün Kızıldere, 122’ler oldu. Etkisini sürdürüyor demekten daha doğru olanı, Kızıldere’nin etkisini hiç yitirmeden, aksine her geçen gün büyüyerek yaşadığıdır. Büyüyen sayılar değildir burada; tarihsel haklılığın ve doğru ideolojik temellerin gücüyle yaratılan geleneklerin daha da büyüyerek devam ettirilmesidir... Bunun bir başka kanıtı sadece 70’lerde değil, 80’lerde 90’larda ve bugün de hâlâ halkın yeni doğan çocuklarına ON’ların ve ON’ların yoldaşlarının adlarını vermekteki ısrarlarıdır. »Peki bugün ON’ların adlarını taşıyan gençlik, adlarına yüklenmiş o değerin ne kadar farkında olarak yaşıyor? ON’ların adlarını taşıyanlara özel sorumluluk yüklemek gerekmez. Bu, sembolik olarak çok anlamlıdır. Ancak her insan kendisini çevreleyen koşulların etkisinde şekilleniyor. Genel olarak çok yoğunlaşmış bir yozlaşma, yozlaştırma var. Dünyada reel sosyalist sistemin dağılışından itibaren dizginsizce ve pervasızlaşarak saldırmakta emperyalizm. Bu konuda bütün gücünü devreye sokmuş durumda. Ve açıkça yalan söyleyerek, yalan söylediğini açıkça ilan da ederek askeri işgale yönelebiliyor. Ve halen dünya halklarını tehdidini sürdürebiliyor. Bu, elbette bir süreç ve oldukça önemli etkileri oldu, olacak. Ancak, çok daha uzun süreceği söylenmişken kısa sürede emperyalizmin bütün maskeleri döküldü; gücü, güçsüzlüğü de ortaya çıktı. Bunu ortaya çıkaran, işgale karşı direnen Irak halkı ve genelde dünya halklarının devrimci mücadelesidir. Çok şey tahrip edildi, ediliyor. Kültürel değerler yok ediliyor, parçalanıyor, ölçüsüzlük, değersizlik egemen hale getiriliyor. Böyle milyonlar çok kolay yönetilir diye düşünülüyor. Tepeden bunlar dayatılıyor. Ama temel çelişkiler hâlâ ve daha da yakıcı olarak kendisini dayatıyor. Adları ne olursa olsun milyonlarca genç bu sorunlarla yaşıyor. Ancak buna rağmen yine de bu ülkede Kızıldereler sürüyorsa umut büyüyor demektir. Gençlik de bugün üzerine serpilmeye çalışılan ölü toprağını atmayı ve kendisine dayatılan yoz çürümüş yaşamdan sıyrılıp yeniden atılıma geçmeyi başaracaktır. Kendisini çok daha güçlü var edecektir. Bu topraklarda bunun zemini var ve bu zemin hem çok derinlerde ve hem de çok güçlüdür... »68 gençlik hareketinden Kızıldere’ye ve günümüze kadar olan olayları psikolojik ve sosyolojik bağlamda öyküleyecek olsanız, neler söylerdiniz? Psikolojik ve sosyolojik etkisi Kızıldere’nin üzerinden daha bir yıl geçmeden ortaya çıkan potansiyel güç ve duvarlara, şarkılara türkülere ve ille de duvarlara ve bilinçlere nakşolan sahiplenme ve sempatiyle ortadadır. Ve hâlâ tartışılıyor, sahipleniliyor oluşu ve aynı direnme kararlılığı ve geleneğinin sürdürülüyor oluşu da Kızıldere’nin hâlâ yazılmaya devam eden bir tarih olduğu gerçeğini ortaya koyar. Önümüzde koskoca bir tarih var, sınıflar mücadelesi sürecinde yazılan... O tarihten besleniyoruz. Çok şanslıyız aslında bu konuda. Ta Pir Sultanlardan, hatta daha öncesinden Baba İshaklardan günümüze kadar gelen bir mücadele geleneği; zulme karşı her dönem hayata geçirilen bir direniş var bu topraklarda. Bu öykünün aslı astarı adalet arayışıdır, özgürlük, eşitlik arayışıdır, sosyalizm arayışıdır. Bu öykünün gerçek yazıcılarının yolundan yürümenin onuru da bize yetiyor... Söylenecek olanları Kızılderelerde söyleyenler, bizim de yürüyeceğimiz yolu anlatıyorlar. Müziğimizle, ezgilerimizle, sözlerimizle, bestelerimizle ve eylemlerimizle bu yolun mütevazı yolcuları olmaktan gurur duyuyoruz. Umut ve direniş türkülerimiz hiç susmayacak! *** OY DERE KIZILDERE Oy dere Kızıldere Böyle akışın nere ON’lar biter mi sandın Sana can vere vere Dere bizim evimiz Suyu alınterimiz Söyle nedendir dere Vurulur gençlerimiz Dere böyle durulmaz Gence kurşun sıkılmaz Sanma faşist olandan Bir gün hesap sorulmaz söz ve müzik: Âşık Sinem Bacı Grup Yorum, ‘Marşlarımız’, 1997, Kalan Müzik 20 Nisan 2008 birgüngazetesi..
İnsanın yaşamaya hakkı olduğu kadar da ölmeye de hakkı vardır.
Tanrının degil.Ruhumun istediği bir düzen... |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kızıldere Katliamından 36 Yıl Sonra Ertuğrul Kürkçü Anlatıyor.. | mihrali | Siyaset | 8 | 02-25-2009 16:50 |
| Kızıldere'den Günümüze... | Çopur | Türkiye Gündemi | 18 | 11-28-2008 18:59 |
| Batıni Yolağın Hurremi’sinden Günümüze | Ali Aksüt | Karışık Köşe Yazıları | 0 | 08-18-2008 20:29 |
| Geçmişden Günümüze Önemli İcatlar | Ruzgar | Bilim ve Teknoloji | 4 | 07-16-2008 14:12 |
| Osmanlıdan günümüze: Alevilerin yazgısı | Sedat | Alevilik Tarihi | 2 | 06-02-2008 23:39 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||