![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Edebiyatı Yazılı ya da sözlü alevi edebiyatına dair paylaşımların yapılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Topçu Baba’yi Anma, Kültür ve Sanat Dermeği’nin düzenlediği
bir haftalik kültür etkinliğine konuşmaci olarak ben de çağrildim. Hangi konuda konuşmam gerektiğini sorduğumda, Trakya bölgesindeki Bektaşilerin, “Türk-İslam Sentezcileri” ile “Alevi-İslam” söylemcilerinin etkisinde kalarak asimile olduklarini ve son yerel seçimlerde Kirklareli’nin birçok belediye başkanliklarini Bektaşiler sayesinde irkçi Milliyetçi Hareket Partisi’nin aldiğini söylediler. Hatta o kadar ki, Bulgaristan’da Türklere yapilan haksizliklar ile Türkiye’de Alevi-Bektaşilere yapilan haksizliklari birleştiren “Türk-İslam Sentezcileri”, bu konuyu iyi işleyerek Bulgaristan sinirindaki birçok Bektaşi köyünü Sünnileştirmişler bile... Konu çok önemliydi; Bektaşiler uyarilmaliydi... 15 Haziran 2004 günü beni evimden alan canlarla önce Kirklareli Eğitim-Sen lokaline gittik. Buradaki aydin öğretmen, doktor, memur, emekli, emekçi dostlarla taniştik. Akşama doğru Kofçaz ilçesine bağli Ahmetler köyüne vardik. Köye 1985 yilinda devlet tarafindan yapilan camiden akşam namazi için okunan ezan sesiyle karşilandik. Devletten maaş alan imamin günde beş vakit ezan okumasi, zaman içerisinde etkili olmuş, şimdi beş-alti namazci kazanilmiş... Derneğin organizesi güzeldi. Çevre köylerden de davet ettikleri köylüleri köy meydaninda toplamişlar; Kirklareli’den ambulanslariyla getirttikleri sağlik ekibi tarafindan şeker ve tansiyon ölçümleri yapiliyor; doktorlar, köylüleri sağlik kontrollerinden geçiriyorlardi... Bu işlemler saat 21’e dek sürdü. Bundan sonra benim konuşmam başladi ve 24’e dek devam etti. Konuşmamin özeti şöyle oldu: 1200’lü yillarin Anadolu’sunda Selçuklular hüküm sürüyordu. Arap- Fars dil ve kültürlerinin etkisiyle dinsel boyutta şeriat kurallarina ağirlik veriliyordu. Tasavvuf bağlaminda inanci insanileştiren akimlara baski uygulaniyordu. Baba İlyas’in öncülüğünde başlatilan Babai Ayaklanmasi 1240’ta kanli biçimde bastiriliyordu. Kardeşliği, birlik ve beraberliği öngören Ahilik örgütünün kurucusu Ahi Evren 1261 ‘de katlediliyor ve geniş bir alanda esnafi kucaklayan örgütü dağitiliyordu... İşte böyle bir ortamda Horasan’dan Anadolu’ya barişin simgesi sayilan güvercin donuyla gelen Hünkâr Haci Bektaşi Veli. yerleştiği Sulucakarahöyük kirsalinda, akli öne aliyor; “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanliktir!” diyor; barişin, sevginin, hoşgörünün sembolü olarak kavgaya, kine, kibre karşi durup; din, dil, irk, mezhep ve cinsiyet ayirimi yapmadan toplumlarin kardeşliğini seslendiriyor; “Bir erkeği okutursaniz bir kişiyi aydinlatirsiniz, bir kadini okutursaniz bir toplumu aydinlatirsiniz!” demek suretiyle toplumda kadinin önemine vurgu yapiyordu... Hallaci Mansur’un “Enel-Hak” (Tanri benim) felsefesiyle gökyüzündeki Tanri’yi insan cemaliyle yeryüzüne indiren tasavvuf kanalindaki bâtini inanç, Haci Bektaşi Veli’nin Dört Kapi Kirk Makam uygulamasiyla Alevi-Bektaşi toplumunu kucakliyordu... İmam Caferi Sadik, Buyruk adli yapitinda Dört Kapi Kirk Makam’i özetle şöyle açimliyor: “Şeriat gemidir, tarikat denizdir, marifet dalgiçtir, hakikat incidir. Pir olan kimselere gerektir ki, şeriat gemisine bineler, tarikat denizinde, yüzeler, marifet dalgici olup Hakikat incisine erişeler... Bir kavilde şeriat. kişinin kulluk etmesidir. Tarikat, Talip’in (isteklinin) kendisini ispat etmesidir. Marifet, özünün özünü bilmesi, insanliğa hizmet etmesidir. Hakikat ise, kişinin kemâlete ermesi, menzile ulaşip Hak ile Hak olmasidir... Ve bir kavilde şeriat, işitmektir (ilkokuldur). Tarikat, görmektir (ortaokuldur). Marifet, anlamaktir (lisedir). Hakikat, bilmektir (üniversitedir).” Üniversiteye gelip atom çekirdeğini inceleyen bir bilim adaminin tekrar ilkokula dönüp abece öğrenmesi ne denli abes ise, hakikat kapisinda Hakk’a ermiş birinin de şeriat kapisina dönmesi o kadar abestir... Hünkâr Haci Bektaşi Veli de, Makalat adli yapitinda Dört Kapi’yi insanin öz-benliğiyle bütünleştirip özetle şu yorumu getirmektedir: “Hak Süphane, Âdem oğullarini dört türlü nesneden yaratti: İlki topraktir, ikincisi sudur, üçüncüsü ateştir, dördüncüsü yeldir. Özü toprak olanlar, turaptirlar; alçakgönüllü, hoşgörülü, paylaşimci, özverilidirler. Kinden, kibirden, çikardan uzaktirlar. İnsanliğin hayrina güzellikler üreten Hakikat’in kâmil insanlardirlar... Özü su olanlar, su gibi aziz ve paktirlar. Her türlü kirden, pislikten azadedirler. Bencillik, cimrilik, çikarcilik, haksizlik gibi çirkinliklerden uzaktirlar. Bilgi ve becerileriyle insanliğa yararli olan marifetin olgun insanlaridirlar... Özü ateş olanlar, hamliktan olgunluğa ermek için egosunu ateşte yakip Hak yoluna kendisini adayan tarikatin öğrenicisi olan insanlardir... Özü yel olanlar ise, rüzgâr gibi ani anina uymayan, değişken, kararsiz, her türlü gelip geçici heveslere kapilan; kendi bencilliklerinde boğulan, özündeki cevheri bilmeyen, her kötülüğe yönelen; bu kötülüklerini namaz ile bağişlatacağini umarak üst üste kötülükler yapan şeriatin şekilci insanlaridirlar...” Yunus Emre de bir dörtlüğünde diyor ki: Bir kez gönül yiktin ise Bu kildiğin namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yomaz değil... İşte bu akil bağlamindaki evrensel insanliği kucaklayan görüşler, şeriat kapisinda kalmiş olanlar tarafindan kabul görmedi. O nedenle yönetime gelip iktidar edenler, hele bir de Yavuz Sultan Selim ile Halifelik erkini de ele geçirince, Alevi-Bektaşileri “Kizilbaş” suçlamasiyla, “anabaci tanimaz” karalamasiyla kötülediler ve katletmeye kalkiştilar. 40 bin Alevi-Bektaşi’yi kiliçtan geçirten Yavuz’dan sonra bir o kadar Alevi- Bektaşi’yi de Kuyucu Murat, diri-diri kuyulara koyarak katletti. Ve tarih boyunca bu tür kirimlar irili ufakli olarak devam ettirildi... Kendilerine kent ortaminda yaşam olanaği bulamayan Alevi-Bektaşiler, kirsal alanlara çekilip kapali toplum olarak yaşamaya âdeta mahkum oldular. İnançlarini ancak Halk âşiklarinin saz ve sözlerinde, dedebabalarin mürşitliğiyle cemevlerinde gizli yapilan 12 Hizmetli cem törenlerinde yaşatir oldular... Haci Bektaşi Veli, camisiz yaşadi. Alevi-Bektaşileri katliamlarla yok edemeyen Ehlibeyt düşmani Emevi artiklari, bir yandan da onlari asimilasyona tabi tuttular: 1826’da Yeniçeri Ocaği’ni kanli biçimde kaldiran Osmanli’nin egemenleri, tüm Alevi-Bektaşi tekkelerini kapattilar, Dede- Babalarinin kimini katlettiler, kimini de değişik yerlere sürdüler. Haci Bektaşi Veli’nin Türbesi’ndeki Merkez Dergâh’in post sahibi olan 57 yaşindaki Mehmet Hamdullah Çelebi’yi, Amasya’ya sürgün ettiler, iki deve yükü kitap ve el yazmasi belgeleri ise yaktilar. Yikmadiklari Dergâh’a da Mehmet Said adli bir Nakşibendi Şeyhi’ni imam olarak atadilar. Bu zatin asli görevi, Alevi-Bektaşileri “asimilasyona” tabi tutarak Sünnileştirmekti... Nitekim bu zat, Türbe’nin yanina 1834 yilinda bir cami yaptirdi. Bugünkü asimilasyoncular da, “Alevi-Bektaşiler de camili yaşadilar. İşte Baci Bektaşi Veli Türbesi’ndeki tarihi cami bunun açik bir kanitidir.” demek suretiyle propagandalarini yayginlaştirdilar... Ne var ki bu da pek bir işe yaramadi. “Dinine dizinle değil, özünle bağlan!” diyen Haci Bektaşi Veli’yi pir bilen, O’nun marifet ehli hakikatçi yoluna giden ve kararlilikla bu yolu sürdüren Alevi-Bektaşiler, o camiye hiçbir zaman itibar etmediler. Bugün bile 41 yildan beri devam eden Haci Bektaşi Veli’yi Anma Törenleri’ne katilan yüz binlerce Alevi- Bektaşi o camiye girip namaz kilmadan Haci Bektaşi Veli’nin türbesine niyaz edip inançlarinin gereğini yerine getirmektedirler... Şeriat kapisinda kalmiş olanlarla hiç anlaşamayan Alevi-Bektaşiler; Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlilar dönemlerinde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de 1960’li yillarin sonu, 1970’li yillarin başindan itibaren toplu kirimlara uğramaya başladilar. Türk-İslam Sentezi Yoluyla Alevi Asimilasyonu 27 Mayis 1960 askeri darbesinde yer alan, ancak asiliğini devam ettirip bu kez “irkçi bir darbe” hazirliğina girdiği için “14’ler” olarak bilinen grupla beraber yurtdişina gönderilen ve daha sonra yurda dönüp siyasete soyunan darbeci Albay Alpaslan Türkeş, 31 Mart 1965 günü Osman Bölükbaşi’nin Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne girdi ve 1 Ağustos’ta Genel Başkan oldu. 8-9 Şubat 1969 günleri yapilan Genel Kurul’da da Partinin adini Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yapti. Türkçülük ülküsüyle yola çikan Türkeş, kisa zamanda yurdun değişik bölgelerinde 150’yi aşkin komando kampi açti, buralarda gençlere silahli eğitim yaptirdi. Davaya ihanet edenleri -kendisi de olsa- öldürmeyi emretti. Bu kamplarin yani sira yan kuruluş olarak Ülkü Ocaklari’ni kurdu. Kadin ve gençlik kollarini irkçi bir politikayla besledi... Bu arada Prof. Dr. Necmettin Erbakan da dine dayali görüşleriyle siyasete soyunup 12 Ekim 1965 seçimlerinde Konya ‘dan bağimsiz aday oldu ve üç milletvekili çikartacak kadar çok oy alip TBMM’ne girdi. Bu başarisinin hemen ardindan Milli Nizam Partisi’ni kurarak şeriatçi söylemleriyle siyaset sahnesinde yerini aldi. Halifeliği ve padişahliği kaldiran Atatürk’e ve O’nun kurduğu laik cumhuriyet düzenine karşi çikişlariyla prim yapti. Kapatildi. Yerine Milli Selamet Partisi’ni kurdu. O da kapatildi, Refah Partisi’ni kurdu... Böylece bedeller ödeyerek güç kazandi ve iktidara bile geldi... Siyasette dini kullanmak prim yapinca. Türkeş de, parti politikasini “Türk-İslam Sentezi” ile biçimlendirdi ve irkçi-şeriatçi çizgide ilerledi. Bu süreçte düşman olarak gösterdiği solcu, Kizilbaş, Alevi-Bektaşi kesime ölüm kusmaya başladi... İktidardaki Süleyman Demirel tarafindan da desteklenen MHP, sağciliği “dinci/milliyetçi”, solculuğu “dinsiz/komünist” olarak tanimlayip atağa kalkacak, 1970’li yillarin sonlarina gelindiğinde sicilinde yüzlerce solcu gencin ve aydinin “katili” damgasini taşiyan oldu... 5 Haziran 1966 günü Muğla’nin Ortaca ilçesine bağli Fevziye köyündeki tarlasinda özürlü eşiyle beraber çalişan Ali Riza Özdemir, Kizilyurtlu 5 faşist/şeriatçinin saldirisina uğradi. Ali Riza Özdemir’i ağaca bağlayip gözleri önünde eşine tecavüz eden faşist/şeriatçilar, bununla da yetinmeyip, “Aleviler camiyi yakti, minareyi yikti” yalaniyla 16 Sünni köyünü ayaklandirarak, silahli 500 kişiyle Ortaca’ya saldirip bir kişiyi katlettiler, Kaymakami dövüp, onlarca evi tahrip ettiler.. MHP’li ülkücülerin Ankara PTT’sinden Malatya Belediye Başkani Hamit Fendoğlu’na gönderdikleri bombali paket, 17 Nisan 1978 günü açilinca, Fendoğlu ve gelini ile iki torunu parçalanarak öldüler. Bunu kullanan faşist ve şeriatçi kesim silahli saldiriya geçerek Alevilere ait 960 işyerini tahrip ederek 9 kişiyi öldürdüler... 4 Eylül 1978 günü Sivas’ta kiyima kalkişan MHP’li faşist ve şeriatçilar, Alevilerin yoğun yaşadiklari Alibaba Mahallesi’ne saldirarak 12 kişiyi katlettiler, yüzlerce evi yakip yiktilar... 23 Aralik 1978 günü Kahramanmaraş’ta kitlesel katliama kalkişan MHP’li faşist ve şeriatçilar, çoluk-çocuk, kadin-erkek, yaşli-genç demeden tam 111 cani katlettiler, bini aşkin kişiyi yaraladilar; 800 evi ve işyerini yağmalayarak yakip yiktilar... 28 Mayis-10 Temmuz 1980 arasi Çorum’ da kiyima kalkişan MHP’li faşist ve şeriatçilar, tam 57 cani öldürdüler, 500’ü aşkin kişiyi yaraladilar, bir o kadar ev ve işyerini de tahrip ettiler... 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Cuma namazindan çikan MHP’li, BBP’li, RP’li, İBDA-C’li, Azcmendili, Hizbullahli faşist ve şeriatçilar, organizeli olarak kiyima kalkiştilar, Madimak Oteli’ni ateşe verip Alevi- Sünni 35 aydini, yazari, sanatçiyi, semahçiyi; “Müslüman mahallesinde salyangoz satilmaz!”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yikilacak!”, “İslam devleti kurulacak!” gibi sloganlarla, “Allahu Ekber!” çiğliklari atarak cayir-cayir yaktilar... 12 Mart 1995 günü İstanbul Gazi Mahallesi’nde kahveleri silahla tarayan faşist ve şeriatçilar, 61 yaşindaki Halil Kaya adli bir dedeyi öldürdüler; durumu protesto eden halkin üzerine silah sikan polis ise, 20 cani Gazi Mahallesi’nde, 3 cani da Ümraniye’de katlettiler... Bu can kirimlariyla da yetinmeyen Sünni egemen inançlilar, Osmanli’dan miras aldiklari asimilasyoncu politikalarini, Alevi-Bektaşi köylerine cami yaptirma kampanyasiyla sürdürdüler. Hem de bu politikalarini İran mollalariyla işbirliği içerisinde yürüttüler. 1979’da İran’i ziyaret eden Türkiye’nin Diyanet İşleri Başkani Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kum kentinde Ayetullah Humeyni’den sonra ikinci güçlü dini lider olan Şeriat Medari ile görüşüyor. Bu görüşmede diyor ki Şeriat Medari: “Sayin Başkan! Sizin cumhuriyet rejiminiz Alevileri ateistleştiriyor. Ya onlari siz sahiplenin Sünnileştirin, ya da bize birakin biz onlari Şiileştirelim!” Bu Sünni-Şii nikâhlaşmasindan sonradir ki Türkiye devleti, Alevi- Bektaşi köylerine cami yaptirma kampanyasini hizlandiriyor; İran Kum kentinden destekli 300 dolayinda Caferi camisi de hemen devreye sokuluyor ve Alevi-Bektaşiler camilere davet ediliyor... Türkiye devleti, yapilan bu camilere atadiği maaşli imamlarla günde beş vakit ezan okutup Alevi-Bektaşileri namaza çağirtiyor. “Bugün gelmezlerse, yarin gelirler” mantiğiyla bu uygulamayi inatla ve israrla sürdürüyor... Bununla da kalmayan asimilasyoncular, “Türk-İslam Sentezcileri” nin güdümünde “Alevi-İslam” söylemcisi olan kimi ihanetçi Aleviler yaratip maddi ve manevi destek vererek, cemevlerine abdest musluklari koydurup, ibadeti Arapça dualarla donatarak Alevi-Bektaşi inancinda tahribatlar yaptiriyorlar.. . Bulgaristan’da ve Türkiye’de ezilen, horlanan ve kiyima uğrayan Alevi-Bektaşileri, sanki o ezen ve kiyima uğratanlar kendileri değillermiş gibi “Türk-İslim Sentezciliği” ile Türk ve İslam istismarciliği yapanlara asla itibar edilmemelidir. Bunlari yakindan tanimali ve oyunlarina alet olunmamalidir. Bunlar takiye yapan sinsi ve tehlikeli cellatlardir. Bunlarin kanli cellatliklari tarih sayfalarinda açikça görülmekte ve bilinmektedir. Bunlarin karşisinda uyanik olmak zorundayiz... Lütfi Kaleli Kasim 2004
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
Gönül Dostu
Üye No: 20
Mesajlar: 424
Thanks: 928
Thanked 639 Times in 282 Posts REP Gücü : 9
REP Puanı : 381
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Alinti:
Insaniz demeyi ogrenecegiz birgun umarim... |
||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Esma For This Useful Post: | Devrim06 (10-16-2008) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Esat Korkmaz:Alevilik İslam İçi mi? Yoksa İslam Dışı mı? | Devrim06 | Alevilik İnancı | 0 | 01-02-2009 11:55 |
| 'Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı tanınsın' | sibele | Alevilik Haberleri | 4 | 12-15-2008 09:33 |
| Bizi Türk-İSlam Medeniyeti mutlu eder | sâre kâl | Türkiye Gündemi | 1 | 12-11-2008 12:42 |
| Alevi İslam(Literatürdeki yeni sözcük) saçmalaması | Rehber | Soru ve Yanıtlarınız | 1 | 12-07-2008 14:50 |
| Türk-İslam sentezine dönüş .. | Renas | Serbest Kürsü | 5 | 09-25-2008 16:01 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||