Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Alevilik Araştırmaları

Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 01-19-2011, 15:30   #1
h-alibaba
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
h-alibaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi : h-alibaba will become famous soon enoughh-alibaba will become famous soon enough
İletişim
Standart MANİCİLİK (MANİHEİZM) ve MAZDAKİZM

Bu yazı, Irach J. I.Taraporewala'nın "Zerdüşt Dini" adlı kitabından sayfa numaraları ile birlikte aktarılmıştır.
h-alibaba


MANİHEİZM (MANİCİLlK)

Irach J. I.Taraporewala

Sasani Hanedanı, tüm büyük görkem ve debdebeli dış görünüşüyle İran'ı dört yüzyıldan fazla (İS 226-642) yönetmiştir. Ama, İslamın yeni kutsal kitabından ilham alan çöl Araplarıyla karşılaşır karşılaşmaz, bu geniş ve kusursuz yapı kısa zamanda parçalanmıştır. Sasani hakimiyetindeki İran'ın toplumsal yapısında köklü bir yanlışlık vardı. Sasanilerin görkemi ve büyük askeri başarılarının altında gizlenmiş çürümenin tohumları öylece duruyordu. Dört yüzyıllık Sasani hakimiyetinin tümü boyunca, Zerdüştlük "ülkenin resmi dini" olmayı sürdürmüştü, ama tarihçiler çeşitli "aykırı düşünceli tarikatlar" dan da söz ederler. Görünüşte bunlar bastırılmıştı, ama "burada bir karara varmak için gerekli malzemeden yoksunuz, çünkü Ortodoks öğretinin zaferi ondan türemiş görüşlerin çoğunu unutulmaya mahkum etmiştir." Zerdüşt Ortodoksluğunun bu görünüşteki başarısına karşın, zaman zaman oldukça fazla sayıda "aykırı düşünce" ortaya çıkmış ve bunlar
sayfa197
kitleler arasında gerçekten oldukça önemli karşılıklar bulmuştur. Böyle aykırı düşüncelerden biri Sasani çağının tam başlangıcında Mani tarafından ilan edilmiş ve bir diğeri ise aşağı yukarı Sasani hakimiyetinin sonlarında Mazdak'ın ortaya koyduğu "aykırı düşüncedir." "Manişeizm ve Mazdakizm gibi böyle aykırı düşünce hareketlerinin varlığı, İran'daki ulusal inancın son yıkılışının belirtisi olan çürüme tohumlarının varlığının göstergesi sayılabilir."
Sasani Hanedanı, İS 226 yılında Sasani ailesinden Ardeşir Papakan tarafından kurulmuştur. Ardeşir, kardeş kıyımı mücadelelerine ve İran'ın Arsacid (Parth) hükümdarlarının dine aykırı kötü yönetimine karşı gelişen ulusal ayaklanmanın başını çekmiştir. Arsacid hükümdarları sözde Zerdüşti'ydiler, ama ülkeleri ve dinlerinden çok kendi güç ve durumlarını düşünüyorlardı. Siyasal olarak tüm dünyanın gözü önünde ulus çok acı çekmiş, ülkenin başkenti bir yüzyıl boyunca üç kereden fazla Romalılar tarafından zaptedilmiş ve yağmalanmıştır. Bu utanca ek olarak, Ardeşir ve onun yandaşlarını en çok inciten, Arsacid hükümdarların "dindışı" ve kötü yönetimiydi. Ardeşir, halkın, ülkeyi yıkımın kenarına götürdüğüne inandığı Arsacidlere karşı oluşturduğu ulusal harekete başkanlık etmiştir.
Ardeşir'in hakim olduğu Pers ili, antik Zerdüşt inancından canlı kalan herşeyin merkezi ve yeniden düzene sokulduğu yerdi. Ardeşir ve yandaşları, ancak antik dinin yeniden kurulmasıyla dengeli bir düzenin kurulabileceğine ve halkın mutlu olabileceğine inanıyorlardı. Bu coşkuyla yanan Ardeşir antik Zerdüşt imanının yeniden kurulması ve ülkede saf Ari tarzda bir hükümetin oluşturulması hareketlerini yönetmiştir. Ardeşir'in kendisi rahipti ve rahipliği atalarından ona miras kalmıştı. Tüm ulus, çağrısıyla ayaklanmış ve Ardeşir iki amacında da tümüyle başarılı olmuştur. Ve İS 242'de öldüğünde, yeni kurduğu imparatorluğu oğlu Şahpur I'e bırakmıştır. Oğluna "vasiyeti" aşağıdadır:1
1 iran'ın ulusal destanıŞehname, bunu güzel Pers şiirleriyle vermiştir. İngilizce çevirisi VVarner kardeşler tarafından yapılmıştır (Londra, 1912), Cilt vi, sf.286-287.
sayfa 198

"Krallar onur verdiğinde
"İmana şu halde o ve kraliyet kardeştir,
"Çünkü karışmışlar ki böylece söylersiniz:-
"'Onlar tek harmani giyer' diye. İman dayanamaz
"Tahtsız ne de krallık kalır
"İmansız; iki parça işlemeli kumaş
"Oluşturulur tümüyle birbirine örülü
"Bilgelerin önünde...
"Her biri gereksinir ötekine, ve görürüz çiftin
"İyilikte birleştiğini."
Bu inançla Ardeşir, İran'da tam bir teokrasi oluşturmuştur. Kendisi de bir rahip olarak, imanının buyurduğu tüm karışık tören usullerini sıkıca izlemiş, ve coşkulu ve samimi bir inanç sahibi olarak, imparatorluğunu dinin sağlam temelleri üzerine oturtmuştur. Bu, onun ve Sasani çağı boyunca basılmış tüm madeni paralarının üzerinde açıkça betimlenmiştir. Her madeni paranın arkasında, iki yanında tam silahlı birer insan figürünün durduğu bir ateş sunağı görürüz. Bunlardan biri kraliyeti, dünyevi gücü ve öteki ruhsal gücü temsil ederek, Das-turan-Dastur'u (imparatorluğun yüce rahibi) betimlemiştir. Bunlar "iki kardeştirler."
Ardeşir I'in kurduğu bu teokratik devlette, çoktan saklanmış çürümenin görünmez tohumları duruyordu. Böyle bir teokratik yapı doğal olarak özel bir dinin rahipliğine ayrı bir ağırlık verir ve özel inançlar ve dogmalar topluluğuna da ayrı bir önem verirdi. Ahamenişlerin yönetimi altındaki imparatorluk
sayfa 199
Sasanilerinkinden çok daha büyük olmasına karşın, onların dini politikaları, uyruklarının çeşitli inançlarına karşı tümüyle hoşgörülüydü. Öbür yandan, Sasaniler, dayanışma ve birliği, inanç benzerliğinde (en azından uyruklarının çoğunluğunun) başarmayı denemiş ve devlette özel bir imana ve bir grup dini uygulamalar ve dogmalara kesinlikle daha önemli bir yer vermiştir. Zerdüştiliğe bağışlanan bu üstün yer, doğal olarak Zerdüşt din adamlarının kendilerini Tanrının bir çeşit "seçilmiş insanları" olarak düşünmelerine öncülük etmiş ve yavaşça ama kesinlikle onlara tüm öteki inançlara karşı hoşgörüsüz bir ruh eklemiştir.
Yeni eklektik Mani imanının ilk duyurusunun Sasani hanedanının kurucusunun oğlu ve ardılı Şahpur I'in Ktesifon'da (20 Mart, İS 242) tahta çıktığı gün yapılması gerçekten çok önemlidir.
Mani'nin yaşamı boyunca anavatanında bu yeni inanca karşı, "Ortodoks Zerdüştlük, batıya Roma'nın imparatorluk topraklarına yayılırken, Ortodoks Hıristiyanlık tarafından yapıldığı gibi savaşılmış ve nefret edilmiştir." İsa'nın yirminci yüzyılının başlangıcına dek Mani ve öğretisi hakkında tüm sahip olduğumuz bilgi bu iki kaynaktandır ve daha fazla birşey yoktur. Zerdüşti rahipliği onu, "insan biçiminde zebani" ve "sakat şeytan" (çünkü topaldı) diye adlandırmış ve Hıristiyan yazarların ifadeleri de aynı şekilde aşağılayıcıdır.
1902-1903'te Orta Asya'da Turfan bölgesine ilk araştırma grubu Grünwedel ve Huth başkanlığında Berlin'den gönderilmiştir. Bunu 1904'te, Le Coq'un yönetiminde bir ikincisi izlemiş ve bir üçüncüsü Le Coq ve Grünwedel'in öncülüğünde olmuştur. Bu üçüncü, 1905'ten 1907'ye kadar işi sürdürmüş ve Berlin'e Manici metin parçalarından "gerçek bir kayıp hazine" ile dönmüştür. Turfan'dan gelen bu dokümanlar, Mani imanının özgün yapıtlarından parçaları, ve bir zamanlar yaygın Mani
sayfa 200
yazınının önemli bölümlerini içerir. Bunlar, Pehlevi lehçesinde, Soğdca, eski Türkçe ve Çincedir. Tümü deşifre edilmiş ve ustalıkla yayına hazırlanarak çevrilmiştir, ve Mani'nin yaşamı ve öğretilerini önemli ölçüde aydınlatmıştır. Bunlardan "Maniheizmin, yalnızca bir tür Zerdüştlüğün kolu ve Hıristiyanlıktaki çeşitli dine aykırı hareketlerin kökeni olmadığı, ama Orta ve Doğu Asya'nın dini yaşamının yüzyıllarca bir unsuru olduğu" sonucunu çıkarabiliriz.
Mani İranlıydı ve muhtemelen bir Zerdüşti olarak büyütülmüştü. Babası oldukça bilgili ve açıkça din konularına seçmeci eğilimi olan zengin bir adamdı. Mani İS 216'da doğmuştu. Yirmi yaşında dinsel bir görüşü vardı ve tanrısal vahiylerden ilham alarak yeni bir peygamber olarak ortaya çıkmıştı. Çabası, "özünde seçmeci, ulusal sınırlarla kısıtlanmamış, ama evrensel olarak benimsenmesi gereken, kendi idealist coşkusundan ilham alan, yeni bir din oluşturmak için çeşitli mevcut dinlerin öğelerinden bir sentez" yapmaktı. Başka türlü söyleyecek olursak, Mani'nin özlemi, gününün bilinen inançlarına dayalı, birleşmiş bir imandan geçerek, Doğu ve Batı dünyasını sıkı bir birlikteliğe götürmekti.
Mani'nin öğretisi bilerek yapılmış bir sentezdir. "Uygulamaya geldiği gerçekliğin öncü açıklayıcıları" olarak saydığı, Zerdüşt, Buda ve İsa'ya borçlu olduğunu özellikle kabul etmişti. Zerdüştilikten, iyi ve kötü sorunsalının temeli olarak, ruh ve madde arasındaki ana savaşım öğretisini almıştı. Buda öğretilerinde, her yerdeki insanlar tarafından benimsenmesi gereken, yaşam yönetimi için ana dersleri bulmuştu. Ve İsa'da, "yaşamın doğrulanmış idealini" tanımıştı. Yaşayan eski Babil inançları ve Hinduizm kuramlarını birleştirerek öğretisine eklemişti. Ve öğretisinde, Gnostik ve Neo-platonik kuramların güçlü bir karışımının da izleri vardı. Mani'nin öğretisinin seçmeci özü, herhangi bir inanca sahip olan bir insanın onu
sayfa 201
benimsemesini kolaylaştırmıştır, çünkü onlar kendilerini özgün inançları olan bir cemaat gibi tanıtmışlardır. Böylece, Mani'nin öğretisi önce iyi karşılanmış, ve Kral Şahpur I bile onun dostu ve koruyucusu olmuştur.
Ama bu yeni öğreti, Ortodoks ve dar kafalı Zerdüşt rahipliğine çokça uymamıştır. Mani'nin görüşlerine olan muhalefet gün gün artarak güçlenmiş ve sonunda Şahpur I, Mani'ye ülkesini terk ederek sürgüne gitmesini salık vermiştir. Mani, böylece İran'ı terk etmiş ve Çin dahil olmak üzere, yıllarca tüm Orta Asya'da dolanmıştır. Bu gezdiği yıllarda, sonradan yazılacak olan öğretilerine son biçimini vermiştir. Öğretisi hızla Orta Asya'da yayılmış ve Çinliler arasında önemli sayıda yandaşı olmuştur, inancı yaklaşık İsa'nın 17. yüzyılına dek Doğu'da sürmüştür.
Mani, İS 272'de Şahpur I'in ölümüne kadar sürgünde kalmıştır. Sonra İran'a geri dönmüş ve Şahpur I'in ardılı Hürmüz I tarafından iyi karşılanmıştır. Ama kısa bir saltanattan sonra (İS 272-273) Hürmüz I ölünce, ardılı Behram I, Mani'ye güçlü nefretini onu korkunç bir biçimde öldürerek göstermiştir. Yandaşlarına acımasızca zulmedilmiş ve Mani imanı tüm İran İmparatorluğunda yasaklanmıştır. Böylece, onlar batıya ve güneye doğru göç etmişlerdir. Din Mısır'dan geçerek Afrika'nın tüm kuzey kıyısında yayılmış ve oradan Sicilya ve İspanya'nın içine girmiş ve böylece tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Birkaç yüzyıl boyunca, Hıristiyanlığın çeşitli "dine aykırı" cemaatleri gibi gizlenerek tüm Avrupa'da etkinliğini sürdürmüştür. Çok önemli bir Manici, İsa'nın kilisesinde etkin olmadan önce, gençliğinde bu imanla büyümüş St.Augustin'dir. Bulgaristan'da Maniheizm, Bogomiller (Tanrının sevileni) cemaati olarak görünür, İtalya'da, başka bir "aykırı" cemaat, Cathari olarak görünmüştür.
Bu din son olarak, oradaki ortodoks Katolikler tarafından
sayfa 202
acımasızca katledilen, Güney Fransa'daki Albigensler arasında
görülür.
Doğu'da Manicilerin kalesi Uygur krallığıydı, ve Uygurlar kendi krallıklarını yitirene kadar dinginlik içinde gelişmiştir. Çin'de yavaş yavaş yok olmuşlardır.
Mani'nin ana öğretisi, iyi ve kötü arasındaki savaşımdır. Bunun nedeni, ona göre, başlangıçtan beri ikiz ilkelerin varlığıdır, ve savaşım tüm sonsuzlukta sürecektir. Mani, ışığın ruh ve böylece "iyi" ve karanlığın, madde ve sonunda "kötü" olduğunu öğretmiştir. Mani üç ana "çağ"ı tanımıştır. İlk "çağ", iki ilkenin tümüyle birbirinden ayrıldığı, bu görünen evrenin varolmadan öncesiydi. İkinci "çağ", şimdiki çağımızda, karanlık, bölme duvardan geçerek ışığın bölgesine birden açılmış ve bu evrensel uyuşmazlıkla sonuçlanmıştır. Son tamamlanmayı göreceğimiz üçüncü "çağ", hakikat ve ışığın son zaferini ve ilk "çağ"daki gibi, ışığın krallığı ve karanlığın krallığının tüm ayrılmasını getirecektir.
Mani'nin kozmolojisi karmaşık ve çokça düşseldir. Karanlığın güçleri ışığın krallığına zorla ilk girdiğinde, tüm dünyevi kötülükler başlamıştır. Karanlığın bu akınını püskürtmek için, yüce tanrılık üç büyük gücü "çağırmıştır." Bu büyük güçlerin üçüncüsü Mitra'nın özelliklerini içerir görünür.
Mani, cinsiyetlerin ayrılmasını özellikle kötü birinin işi olarak saymıştır. "Şeytani amacı bu yolla, dünyevi gövdenin bağ*larındaki ışığı sürekli hapsetmekti." Ve böylece eksiksiz cinsel saflık ve bekarlık gereksinimini vurgulamıştır. Dinin kurallarına uygun ve yalnızca zevklerden el çekmiş bir yaşam yoluyla, biri bu kusursuzluğa erişebilir. Mani, her insanda ışığın bir kıvılcımı olduğunu ve orada son kurtuluş umudumuzun yattığını öğretmiştir.

Mani izleyicilerine, çeşitli sıralanmış "düzenler" hazırlamıştır. Kadınlar özgürce bunların içine kabul edilmiştir. Bu "düzenler"
sayfa 203
Budizmde bulunan düzenler yönünde modellenmiştir. Mani, yandaşlarını "duvarsız manastır düzeninin" temsilcileri olarak örgütlemeye çabalamıştır.
Mani izleyicileri için ayrıca "buyruklar" dağıtmıştır. Bunlar, Ahdi Atik, dağın üzerindeki vaiz ve Budizmde bulunanlara çok benzerdir. Uyulacak bu buyruklar Üstün tanrılık için sevgi, her insandaki sonsuz öge için saygı ve insanlığın büyük hocalarının tanrısal ilhamının tanınması olmuştur. Bunlara ek olarak, Mani, düşünce, söz ve edim saflığında ısrar etti. O, koşulsuz olarak tüm savaş durumlarına karşıydı.
Mani, insanın kusursuzluğuna sıkı sıkıya inanırdı. Kuralları izleyerek herkesin "gittikçe kusursuzluğa doğru ilerleyeceğini ve herşeyden sonra, karanlık maddeden ayrılacak tüm ışıltılı parçacıkların; en sonunda yeniden ışığın krallığına dönüşeceğini öğretti."
Maniheizm şimdi "ölüdür", ama o gerçek bir dindi ve tanrısal sayılan kurucusunun idealleri ve yüksek ilkelerinden ilham alarak, çok sayıda yandaşlarının yaşamları üzerinde, binlerce yıl çok etkili olmuştur."
NOT: Bu denemedeki alıntılar A.V.W.Jackson'm "Researc-hes in Manichaeism vvith special reference to the Turjan Frag-ments" (Columbia University, New York, 1932) ve aynı yazarın "Zoroastrian Studies" (Columbia University, 1928)'dendir.
sayfa 204


Doğru duvar yıkılmaz!

Sen doğru dur eğri belasını bulur.

Konu h-alibaba tarafindan (01-19-2011 Saat 15:44 ) değistirilmistir..
h-alibaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Alt 01-19-2011, 15:31   #2
h-alibaba
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
h-alibaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi : h-alibaba will become famous soon enoughh-alibaba will become famous soon enough
İletişim
Standart

MAZDAKİZM

Mani'nin seçmeci imanı, Sasani toplumundaki çürüme tohumlarının göstergesi olduğu gibi, Mazdak'ın öğretisi de, Sasani İmparatorluğu'nun ilerlediği kaçınılmaz çöküşün göstergesiydi. Mani, İran'da Sasani hükümdarlığının oluşumundan bir kuşak sonra gelmişti; Mazdak ise, imparatorluğun Araplar tarafından yıkılmasından yaklaşık bir yüzyıl önce, bu hükümdarlığın sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. İki hareket de kökenlerinin ülkesinde şiddetle ve acımasızca söküp çıkarılmış, ve görünüşte, teokratik devlet otoritesi gereğinden çok korunmuş gibi gözükmektedir. Ama, Mazdakizme karşı zafer kısa ömürlü olmuştur. Bu iki hareket arasında başka bir benzerlik daha vardır: Zerdüşti, Hıristiyan ve İslamcı yazarlar ikisine karşı da sınırsız hakaret yağdırmıştır. Bu düşmanca yazılar Mazdak'm öğretileri ile ilgili biricik bilgi kaynaklarımızdır. Mani konusunda bol miktarda yeni ve değerli bilgi 1902'deki Turfan buluntularından sonra günışığına çıkmıştır. Bunlar
sayfa 205
Mani'nin gerçekten büyük bir kişi ve yeni bir imanın kurucusu olduğunu göstermiştir. Ama Mazdak'a eski saygınlığını geri vermek için henüz böyle buluntular ortaya çıkarılmamıştır.
Yine de Mazdakizm, Sasani İran toplumundaki derin kanseri gösteren bir belirti olarak görülebilir. Dolayısıyla, bu hareketi "sonuçlarından onları bileceksiniz" atasözünde bulunan ilkeyi kabul ettikten sonra yargılamalıyız.
Sasani hanedanının kurucusu tarihin üstün insanlarından biriydi. Doğuştan liderdi ve ülkesini ve halkını yenilenmiş bir yaşama doğru götürmüştür. Kararlı bir insan olarak, görevini tümüyle yerine getirmiş ve oğluna yeni kurulmuş bir imparatorluk, yenilenmiş bir din, ve görevini tamamlamaya hazır yüzlerce iyi eğitilmiş ve coşkulu erkek ve kadın bırakmıştır. Kurucu Ardeşir I'in oğlu Şahpur I, babası kadar değerliydi, çünkü o da ortalamanın çok üstünde, büyük bir liderdi. Yeni imparatorluğu oluşturmuş ve Zerdüştiliği canlandırma görevini, ilgili herkesi hoşnut edecek şekilde tamamlamıştır. İmanı ve kraliyeti kardeşleri sayarak bağlılıkla babasının öğüdünü yerine getirmiştir.
O, sıkıca ve değişmesine izin vermeyerek yeni kurulmuş Sasani İmparatorluğunun teokratik yapısını oluşturmuştur. Böylece, Zerdüşti rahip sınıfı, yalnızca kraldan sonra gelenle*rin sahip olduğu bir gücü elde etmiştir. Ve doğal olarak İran'ın toprak sahibi aristokrasisi de siyasal bir güç ve kazanç payı sağlamıştır.
Tabii ki, İran toplumunun bu iki büyük grubunun -Zerdüşti rahipler sınıfı ve toprak sahipleri- kitlelere zulmetmesini ne Ardeşir I ne de Şahpur I asla amaçlamamıştır. Ve tepedeki kral güçlü olduğu sürece, bu sınıfları kontrolünde tutabilir ve onlarla kitlelerin arasında durabilirdi. Hem Ardeşir I, hem de Şahpur I, kralların adil olmaları koşuluyla, kitlelerin devlete tam destek vererek bağlı kalacağını anlamışlardı, böylece bu
sayfa 206
iki hükümdar da uyruklarının en sıradanına bile adil davranıldığını görmek istiyorlardı.
Ama bir kez tepedeki kralın güçlü eli uzaklaştırıldığında, bu iki güçlü grup doğal olarak, kitlelerin üzerinde kendi güçlerini sağlamlaştırmayı ve yeni ayrıcalıklar kazanmayı denemişlerdir. Mamafih, Zerdüşti rahipler sınıfına haksızlık etmemek için, İran'da Hıristiyanlığın yayılımının yeniden canlanan Zerdüşt dinine sürekli ve gittikçe artan bir tehdit olduğu belirtilmelidir. Bu zorluklara ek olarak Hıristiyan Roma imparatorluğu sürekli büyüyen tehdit edici ve saldırgan bir hal alıyordu. Roma, İran'la savaşmak için hep bahane arıyordu, İran ise savaş için hiçbir mazaret peşinde değildi. İki imparatorluk arasında stratejik bir konuma sahip Ermenistan, Ermeni Zer-düştiler ve Hıristiyanların dini çekişmelerinden ötürü parçalanmıştı; ve ikisi de teokratik olan Roma ve İran için, Ermenistan'daki olaylar nerdeyse her zaman savaş nedeni olmuştur. Ve bu savaşlarda toprak sahipleri, İran'ın zaferini sağladıkları için hep önemli unsurlardır. Ve böylece hem Zerdüşti rahipler sınıfının ve hem de İranlı toprak aristokrasisinin gücünü gün be gün daha sağlam ve daha sıkı yerleşmiş bir gelişim içinde buluruz. Kral babacan ve uysal bir adam olduğu sürece, bu sınıfların ikisi de kazançlarını iyice pekiştirmiş ve daha çoğunu elde etmeyi denemişlerdir. Ve bunların tümü kitlelerin zararına olmuştur.
Ardeşir I ve Şahpur I kitlelerin adil bir paylaşım elde etmeleri için ellerinden gelen herşeyi yapmışlardır. Ama onlar gittiğinde, menfaat sahiplerine devleti kendi iradelerine göre kullanmaya yetecek kadar zaman kalmış, sırayla gelen daha güçsüz insanlar imparatorluğu İS 272'den 309'a kadar yönetmiştir.
Sonra tarihte tek olan Şahpur II (Büyük) gelmiştir. O, babasının ölümünden sonra doğmuş bir oğuldur, ve doğmadan
sayfa 207
önce imparatorluğu miras almıştır. Menfaat sahipleri doğal olarak oldukça uzun süren bir çocukluk dönemi (en azından on beş yıl) beklentisi içindeydiler ve bebek kralın karakterini kendi amaçlarına uygun olarak şekil verme umutları vardı. Ama Şahpur bir üstün insandır, kendi sülalesinden ilk iki hükümdardan bile daha büyüktür ve çok erken bir yaşta kendine göre bir kafası olduğunun ve istediği herşeyi elde edeceğinin ve insanlığın su katılmamış bir lideri olduğunun açık belirtilerini vermiştir. Şahpur II, Zerdüşti rahipler sınıfının ve toprak sahiplerinin gücüne gem vurmayı istemiştir, çünkü onları denetimsiz bırakırsa olacak tehlikeleri değerlendirecek kadar akıllıdır. Ama İran dışındaki başka olaylar onu rahip sınıfı ve aristokrasiyle aynı yanda olmaya zorlamıştır. Roma imparatoru Konstantin, Hıristiyanlık hevesiyle coşarak, kendini dünyadaki (tabii ki İran'daki Hıristiyanlar da dahil) tüm Hıristiyanların ruhani reisi ilan etmiştir. Bu, Sasanilerin en gururlusu Şahpur II'nin kabul edeceğinden fazla birşeydi. İran'ın zavallı Hıristiyanları kendilerini çok yanlış bir konumda, kendi ülkelerinin kralına ve imanlarının başkanı Roma imparatoruna karşı, iki bağlılık arasında parçalanmış buldular. Ne zaman İran ve Roma arasında savaş olsa (ki bu hemen hemen hep oluyordu), İran'ın Hıristiyanları düşman ve hain olarak görülmüş ve bedel ödemek zorunda kalmışlardır. Bu, menfaat çevrelerine, Şahpur II'nin gücenmiş gururuyla desteklemediği Hıristiyanlara karşı şiddetli kıyım uygulamaları için iyi bir fırsat vermiştir. Böylece Şahpur II, uzun saltanatının (yetmiş yıl süren) tümünde, menfaat sahipleri güçlü krala karşın az ya da çok kendi çıkarlarını korumuşlardır.
Şahpur II 'den sonra uzun bir süre çok sıradan krallar gelmiştir ve bir yüzyıldan uzun bir zaman (İS 379-487) süresince gerçekten ortalamanın çok üstünde bir tek kral vardır. O da, Behram V'tir (Behramgore, yabanıl eşeğin avcısı), ama o da
sayfa 208
zamanın çoğunu Hunlarla savaşmakla geçirmiştir. Behram V'in günlerinde geçen önemli bir olay, İran Hıristiyan Kilisesinin Ortodoks Bizans Kilisesinden kesin ayrılması olmuştur. Hıristiyanlar ve Zerdüştiler arasındaki iç kavga Şahpur II'nin günlerinden beri hep artan kıyıcılık ve şiddetle sürmüştür. Binlerce insan yaşamlarını yitirmiştir; İranlı erkekler, kesinlikle, ölümüne kan dökmüşlerdir. Ama, İran Hıristiyan Kilisesi Bizans Kilisesinden ayrıldıktan sonra görece bir barış gelmiştir. Yine de her iki yandaki nefret ve bağnazlık o kadar büyüktü ki tümüyle yok etmek için çok uzun bir süre gerekmiştir. Şiddetli polemik yazıları iki yanda da sürmüştür.
Bu arada kitlelere menfaat sahipleri tarafından acımasızca zulmedilmiş ve yoksulluk ve sefilliğin en derinine batmışlar*dır. Firuz I'in Hunlara karşı başarısız savaşları süregelen hoşnutsuzluğa eklenmiştir. Firuz I'in ölümünden sonraki İran'ın koşulları, Fransız Devrimi arefesinde Fransa'da ve Birinci Dünya Savaşının sonunda Rusya'da hüküm sürenlerle nerdey-se aynıdır. Bu zulüm yüzyıllarının sonuçları, çalışmasına İS 488 dolaylarında başlamış Mazdak'ın devrimci ve komünist vaazlarında hemen görünmüştür.
Ama biz İran kitlelerinin toplumsal koşullarını, Mazdak'ın vaazlarındaki aşırı şiddetli dili ve öğretilerinin gittiği aşırılıkları inceleyerek tahmin edebiliriz. Daha önemlisi Mazdak'ın öğretisinin kitlelerce kabul edilişinin aşırı hızıdır. Birkaç ay süresince yandaşları yüz binlere ulaşmıştır: Ve geniş imparatorluğun her bölgesinde onlar hükümdardan başlayarak aşağıya doğru toplumun her kesimini çekmiştir. O zamanki kral Kubad'dır (İS 488-531) ve başlangıçta açıkça bu yeni öğretiye sempatisini ilan etmiştir. Ama menfaat sahipleri cidden rahatsız edilmiş ve o kadar fazla tedirgin olmuşlardır ki kral birkaç yıl süreyle tahtını bırakmaya zorlanmıştır (499-501).

Charles Dickens, devrimler ve nedenleri arasındaki ilintiyi
sayfa 209
gösterdiği A Tale of Two Ciries'in (İki Şehrin Hikayesi) son bölümünde harika bir pasaj vardır. Giyotinin mutsuz kurbanlarını Paris'in sokaklarından geçerek taşıyan altı mahkum arabasını tanımlarken şöyle söyler:
"Altı mahkum arabası sokaklar boyunca gider. Değiştir bunları geriye eski durumlarına sen güçlü sihirbaz, zaman, ve dönüşsün onlar arabalarına görkemli kralların, araba takımlarına feodal soyluların, süslenme masasına pırıldayan kötü kadınların, babamın evi olmayan, ama hırsızların sığınağı, milyonlarca aç çiftçinin kulübeleri olan kiliselere. Hayır; yaratıcının kararlaştırılan buyruğuyla halleden büyük büyücü, asla tersine çeviremez dönüşümünü." Sonra şöyle ekler:
"Aynı çekiçlerle biçimlendir insanlığı, ve o kıvırsın kendini aynı işkence edilmiş formlara. Ek açgözlü aşırı serbestliğin ve zulmün tohumlarını yeniden ve verecek o kendi türüne uygun aynı meyveleri." Gerçekten bu meyvelerden bileceksiniz onları. İran'da ekilmiş tohumların tarihi kayıtlarına sahip değiliz, ama, Tanrının yasalarının anlamı varsa, tohumun doğasından çıkarabileceğimiz iğrenç meyvenin bizde pek çok kanıtı var.
Mazdak, tarihteki ilk Bolşevik olarak tanımlanabilir. Gerçekten, Bolşevikler kimi yönden Mazdak'la karşılaştırlınca duyarsız sayılabilirler: O komünizmi yalnızca dünyevi mallar üzerine vaaz etmemiş, ama ayrıca erkekler arasında kadınların eşit bölüşümünü de savunmuştur.
IS 501'de Kubad yeniden tahta çıkınca, geçirdiği deneyimden akıllanmış olarak, Mazdakitlerden açık desteğini çekmiştir. Mazdakizmin korkunç ağacının geliştiği tohumu, kuşkusuz tanımış ve saltanatının kalan otuz yılını kitlelerin koşullarının daha dayanılabilir olduğunu görmek için elinden gelenin en iyisini yapmıştır. Ama Mazdakizmin asıl nedenlerini uzaklaştıracak kadar güçlü değildir. Bu, Kawadh'dan daha
sayfa 210
güçlü bir insana ayrılmıştır. O, İran'ı Mazdak öfkesinden kurtaran, tüm Doğu'da adı Nuşirevan olarak bilinen oğlu Hüsrev I'dır.
Hüsrev, Kubad'ın en beğenilen oğlu, babasının en yakın arkadaşı ve Kubad'ın saltanatının son yıllarında danışmanıdır. Hüsrev kesinlikle İran'ın gelmiş geçmiş en büyük hükümdarıdır. Gerçekten o dünya tarihindeki en büyük altı hükümdarı arasında sayılabilir. Mazdak öğretisinin devlet için ne kadar tehlikeli olduğunu açıkça görmüş ve yaptığı ilk iş onu demir bir yumrukla bastırmak olmuştur. Ama, aynı zamanda, kitlelere yapılmış adaleti görüşmüştür. İyi bir doktor gibi, yalnızca hastalığın belirtilerini uzaklaştırmamış, ama hastalığın kendisini de yok etmiştir. Eşit kararlılıkla kitlelere zulmedenleri kontrol altına almıştır. Oldukça erken 'adl' (dürüst) ünvanını kazanmış, çünkü adalet onun paralosu olmuştur. Onun güçlü ve adil hükümdarlığı altında,'barış ve bolluk İran'a dönmüş, ve kitleler mutlu olmuştur. Bu başarısından ötürü şükran dolu uyrukları onu bir ağızdan Anuşak-Ruban ya da Nuşirevan (ölümsüz ruhun kendisi) diye çağırmıştır. Gelecek kuşaklarca o yalnızca, bir dünyevi hükümdara bağışlanmış en görkemli ad olan Nuşirevan olarak bilinecektir.
Mazdak kesinlikle Mani'nin ardılıdır, çünkü hareketi yalnızca toplumsal değil, ama esas olarak dinidir. Aşırı düşünceleri, hem topluma, hem de dine karşı kuşkusuz bir tehdit oluşturmuştur. O kesinlikle Zerdüşti rahipler sınıfının gerçek varlığını tehdit etmiş, ve böylece doğal olarak Zerdüşti yazarlar tarafından şiddetle sövülüp sayılmıştır. O, Aşemaoğa (gerçeği çarpıtan) olarak adlandırılmış, ve bir dini metinde bir yorumcu bu sıfatı "Bambad'ın oğlu, Mazdak gibi" diye ekleyerek açıklamıştır. Zerdüştiler tarafından onun için kullanılan en yumuşak sıfat "uğursuz"dur.
Mazdak'ın düşünceleri o günlerin İran devletinin ve kendi
sayfa 209
gözleriyle gördüğü kitlelerin koşullarının doğal bir sonucudur. Aşırı komünizmi ve kadınlar dahil, malların kesin ortaklaşmasını vaaz etmeye kendini zorunlu hissetmiştir. Muhtemelen umutsuz hastalıkların umutsuz çarelere gereksinimi vardır düşüncesinden etkilenmiştir. Aynı zamanda da daha yüksek bir yaşam ideali öğütlemiştir. Ölçülülüğün değerine işaret etmiş ve hayvansal gıdalar dahil tüm duyusal zevklerin bırakılmasını istemiştir. Bu son öğretisinden ötürü "yemek yemeyen şeytan" diye adlandırılmıştır. Zevk ve mal arzusunun, tüm nefret ve bozuşmaların evrensel temelini oluşturduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Mani gibi, dünyadaki yaşamımızın her yanına yayılmış Zerdüşt öğretisinin iki ana ilkesi iyi ve kötüyü vurgulamıştır. Tanrının "ögeleri" ateş, su ve toprağın saflığını da buyurmuştur. Ama onun gerçekten ne öğrettiği hakkında çok az bilgiye sahibiz.
Mazdak haince öldürülmüş ve en yakın taraftarlarının çoğu da aynı zamanda yaşamını yitirmiştir. Sonra, tüm Mazdakitlerin sistematik ve kanlı bastırılması izlemiştir. Ama görünüşte kökünden koparılmış ve tümüyle yitirilmiş olmasına karşın, Mazdak'ın öğretileri öldürülmesinden sonra birkaç yüzyıl boyunca gelişmeyi sürdürmüştür. Bağdat'ın İslami halifelerinin yönetimi altında, çeşitli "dine aykırı tarikatlar" tarihçilerce kaydedilmiştir. Onların tümü ilhamını Mazdak'ın öğretilerinden almış görünürler, çoğu onu otoriteleri olarak belirtmişlerdir. Ama daha şaşırtıcı ve önemli olan, bu "dine aykırı tarikatlar"ın çoğunun Mazdak'ın adını, antik İran'ın peygamberi Zerdüşt ile birleştirmeleridir.
sayfa 212

Konu h-alibaba tarafindan (01-19-2011 Saat 15:54 ) değistirilmistir..
h-alibaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post:
Hamza Aksüt (01-20-2011)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 02:36.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts