![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Katliamları Tarihsel süreçteki alevi katliamlarına dair bilgi ve belgelerin paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#31 |
|
... |
Gizli bir rapor
İçişleri Bakanı İrfan ÖZAYDINLI, Kahramanmaraş katliamının gün ışığına çıkarılması için özel bir ekibi görevlendirir. Özel ekip ayrıntılı raporunu İçişleri Bakanına sunar. Ancak raporun içeriği gizli tutulur. Gündem Dergisi, bu raporu elde etmiş, bazı bölümlerini yayınlamıştır. Raporun yayınlanan bölümü şöyle: “18. 12. 1978 günü, ÜGD Maraş Şubesi ikinci başkanı Mustafa KANLIDERE, Ökkeş KENGER ve üçüncü başkan Mustafa TECİRLİ’ye ‘Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını’ emretmiştir. Atılacak dinamitin Başkan Mehmet LEBLEBİCİ ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci Başkan LEBLEBİCİ An kara’ya hareket eder... “15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak Zeynel ile Veysel filminin parçası gösterilmişken ve ayrıca yedek olarak sırada iki film daha bulunurken, Adana’nın Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği bu film (‘Güneş Ne Zaman Doğacak’), 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur... “Patlama sesinden sonra ilk kaçan Salman ILIKSOY’un peşine düşülür. 40 metre sonra yakalanır ve Çarşı Karakoluna götürülür. Bu sırada patlama olayını ve bombayı atanı gördüğünü ve tanıyacağını ifade eden Cuma AVCI isimli şahıs da karakola getirilir... Salman ILIKSOY, polis memuru Mahir GÜNEY ve polis memuru Hasan AYDIN, ‘Bombayı atanı tanırım’ diyen Cuma AVCI’nın karşısına çıkarılır. Cuma AVCI, ortada bulunan polis memuru Hasan AYDIN’ı göstererek, tanıdığını bildirir. Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü IŞIKLI’nın ikazı üzerine ikinci kez polis memuru Hasan AYDIN’ı göstererek tanıdığını bildirir. Teşhise katılan dışarı çıkartılır. Konu için zabıt tutulmaz. Bu arada tanık Cuma AVCI’ya, ‘O polis memuru idi. Suçlu o değil. Bombayı atanlar parkalı olur. Onlar uzun bot giyerler, sakallıdırlar, bıyıklarına dikkat ettin mi?’ gibi şeyler söylenir. Sonra Salman ILIKSOY yine amir odasına teşhis için alınır. Ve tabii Cuma AVCI bombayı atan şahsı ısrarla tanır ve teşhis eder. Son olarak, Emniyet Müdürü Kâmuran KORKMAZ’ın emriyle aynı karakolun bir başka odasına geçilerek, dosyada bulunan teşhis zaptı düzenlenir... “Olaylardan önce, Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları bilinen Hüseyin YILDIZ, Ünal AĞAOĞLU, Haluk KIRCI, Mustafa ÖZMEN, Mustafa DÜLGER, Remzi ÇAYIR, Mustafa DEMİR, Bünyamin ADANALI, Ahmet Ercüment GEDİKLİ, Mustafa KORKMAZ ve İsmail UFUK ile Mehmet GÜRSES isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir. Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesinde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri KUŞÇU, Çelik-İş Sendikası yetkililerinden Tuncay TEREKLİ ... isimli şahısların olaylardan önce ve olaylar sırasında Maraş’a gittikleri öğrenilmiştir. “19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili otellerinde kalan kişilerin günlük kayıtlardaki isim listesine göre (..) aynı isme sahip kimi kişilerden, meslekleri bir seferinde terzi, bir seferinde çiftçi gibi değişik kayıtlar alınmıştır. Bunun dışında raporda, o günlerde herkesin dikkatini çeken milli piyangocularla ilgili ilginç bilgiler vardı. ‘Adıyaman ilinden gelerek Çelik Palas Oteli’nde, 19-20 Aralık 1978 günlerinde yatan ve kendilerini milli piyangocu olarak tanıtan 26 değişik isimli şahısların, Milli Piyango İdaresinden alınan, 26 Ocak 1979 gün ve 013/653 sayılı yazıları ve ekinde bulunan belgelerden, ne sabit ne de seyyar bayii olmadıkları anlaşılmıştır. Yine ekte bulunan 013 sayılı yazıdan, yalnız 9 ve 31 Aralık günlerinde çekiliş yapıldığı anlaşılmıştır. Kahramanmaraş ilinde de yeteri kadar milli piyango bayii vardır. Ve 19-22 Aralık günlerinde çekiliş olmayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır. “Milli piyangocuların Kahramanmaraş’a doluştuğu bu günlerde bazı evler ve işyerleri üç hilal çizilerek, bazıları ise üzerlerine çarpı konularak işaretleniyor, şehirde çeşitli yerlerde solcular, Aleviler ve hükümet aleyhine slogan yazılıyordu. “22 Aralık 1978 günü Maraş’ta olaylar patlak verdiğinde, iki ayrı telefon görüşmesi daha yapılmıştır. “* İskenderun Demir-Çelik İşletmesi’nde çalışan Alaattin ERYAMAN isimli şahıs, Kahramanmaraş ili 3050 numaradaki şahıs ile konuşurken, 3050 numaradaki kişinin, ‘Benzinlikte toplandık, mahallelere saldırdık’ dediği öğrenilmiştir. “* Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin TURGUT’u telefonla aramıştır. Yapılan bu telefon konuşması sırasında, Adana’daki şahıs, ‘Kahramanmaraş’tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun’ demiştir. Muhittin TURGUT, ‘Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz’ karşılığını vermiştir.” 51 Bu rapor hala gizlidir; devletin arşivlerinde farelere terkedilmiştir. Katliam Maraş’ın dışına taşıyor Katliamın uygulayıcıları, kentin çevresindeki Sünni köylere de propaganda ajitasyon ekipleri gönderir. Köylüleri, ya Maraş’a katliama katılmaya çağırıyorlar ya da kente giden yolları kontrol etmek üzere görevlendirmeyi amaçlıyorlardı. Propaganda esas olarak şu ifadelere dayanıyordu: “Maraş’taki solcular, komünistler, Aleviler birleşerek camileri bombalıyorlar, mahallelerde Sünni Müslümanların evlerini tahrip ediyor ve yakıyorlar. Kadınlara-kızlara tecavüz ediyorlar. Alevi köylerinden silahlı militanlarını Maraş’a getiriyorlar. Biz de Maraş’a giriş yollarını kontrol ederek, bunların girişini engelleyelim. Bir bölümümüz de Maraş’ta direnen kardeşlerimizin yardımına gidelim.” Bu yöntemin etkili olduğu görüldü. Çevredeki Sünni köylüler büyük ölçüde ‘kazanılmıştı’. Böylece, kente giriş-çıkış yolları işgal edildi ve araçlar kontrol edilmeye başlandı. Yolcular sorgulanıyor, Alevi olduğu saptananlar sorgulamaya alınıyor, işkenceden geçiriliyor, bazı durumlarda da öldürülüyordu. Köylere yönelik saldırılardan birkaç örnek: * Çokyaşar Köyünde oturan Yusuf KARATAŞ’ın düğünü vardır. Gaziantep’ten Duran YAPRAK ve Ahmet KARAÇAM davetli olarak katılmışlardır. Düğün sonu, Yusuf KARATAŞ, bu iki konuğunu kendi arabasıyla Gaziantep yolunun üstüne götürür. Ancak yolları, Karasu Köyü civarında 150 kişilik bir grup tarafından kesilen yolculara feci işkenceler yapılır. * Nihat BOZKURT, arabasına benzin almak üzere Göksü Yolu üzerinde bulunan Shell Akaryakıt İstasyonuna gider. Hasancaklı Köyünden olan ve traktörle benzinlikte bekleyen bir grup saldırgan Nihat’ı gördüklerinde “Gelin burada bir Alevi var” diye bağırırlar. Nihat’ı dışarı çıkartarak külotunu aşağı indirir, sünnetli olup-olmadığına bakarlar. Nihat’ın sünnetli olduğunu görürler. Ama Nihat Alevidir, öldürülmesi gerekmektedir. Ve Nihat’ı işkenceyle öldürürler. * Cüceli Köyüne yük almak için giden üç kamyonun sürücüsünün Alevi olduğundan şüphelenen köylüler, adamları sorguya çeker. Köy muhtarı Yaşar KILIÇ, tanıdığı ikisini serbest bıraktırırken, üçüncü sürücüye, “Dinime, imanıma sen Alevisin” der ve topluluğu, “Aradığımız adam burada, gelin!” diye sürücüye saldırmaya çağırır. O sırada İmam Mustafa TÜTEN yetişir ve sürücüyü kurtarır. * Karacasu Köyünün Atizi Obasında bulunan tek Alevi aile Şahinlerdir. Şahin ailesinin üç ferdi Arzu, Abuzer ve Telli, Maraş’taki bir yakınlarının durumunu öğrenmek için komşuları Ahmet SİMSAR’ın evine gider. Konuklarını bir odaya kapatan evsahibi, akibetleri hakkında karar vermek için yapılan toplantıya gider. Kapının iyi kilitlenmediğini gören üç ‘tutuklu’, gizlice dışarı çıkarak evlerine geldiklerinde, evlerinin soyulduğunu, ateşe verildiğini görürler. Korku ve çaresizlikten komşuları Halit OSMAN’ın evine sığınırlar. Halit OSMAN da can güvenliğinı sağlayamayacağı endişesiyle komşularını jandarma karakoluna götürerek kurtarır. * Emiruşağı Köyünden Veli TORUN ve Mustafa ACINIKLI, Maraş’a gitmek üzere yola çıkarlar. Yusufhacılar Köyünde yolları kesilir ve elleri bağlandıktan sonra köye götürülerek bir direğe bağlanırlar. Ancak durumu gören Köy Muhtarı, bağlarını çözdüğü Veli ile Mustafa’yı köyden geçen tanıdık bir traktöre teslim eder. Ne var ki öldürmeye kararlı olan militanlar, traktörü izleyerek yolunu keser ve düşman belledikleri bu iki kişiyi yolun kenarına götürürler. Veli TORUN bir fırsatını bularak kaçarken, Mustafa ACINIKLI kurşunlanarak öldürülür.52 Türkoğlu İlçesinin yakınında kurulan barikatlarla Elazığ, Malatya ve Gaziantep’ten gelen yolcu otobüsleri, diğer araçlar durduruluyor, yolcular indiriliyordu. Kimilerine hakaret ettikleri yolcuların üzerlerindeki para ve kıymetli eşyaları gaspeden faşistler, basın temsilcilerine de saldırırlar. Bu arada Milliyet Gazetesinin aracı tamamen tahrip edilir. Kente giren bir yolda gördükleri ve yaralılar için kan getiren bir ambulansı durduran faşistler, “Bu kanları Müslümanlara mı, gavurlara mı götürüyorsun?” diye sorguya çektikleri sürücü Gürsel VARGÜL’ü döverler. 53 Kemal YILDIZ’ıntutanaklardaki anlatımından: “Kahramanmaraş Çokyaşar Köyü’nde oturduğunu; 24.12.1978 Pazar günü sabahleyin amcasının oğlu Ahmet YILDIZ ve arkadaşları İbrahim ELTUTAN ile birlikte Kahramanmaraş’daki yakınlarının durumunu öğrenmek için yola çıktıklarını saat 11.00 sıralarında Erkenez Çayına geldikleri sırada önlerine Yusufhacılı Köyü’nden 5 kişinin çıktığını, ‘Nerelisiniz, nereden geliyorsunuz, Alevi misiniz, Sünni misiniz?’, diye sorduklarını, İbrahim ELTUTAN’ın ise ‘Ben Sünniyim’ dediğini; saldırganların İbrahim ELTUTAN’ı su kanalının öbür tarafına götürerek konuştuklarını ve onu bıraktıklarını; saldırganların bu defa ellerindeki silahları kendisine ve amcasının oğlu Ahmet YILDIZ’ın üzerine çevirerek elbiselerini çıkarttıklarını; üzerlerinde sadece külot kaldığını; saldırganlardan birisinin kendisini kanalın alt tarafındaki tepe bir yere ana avrad küfür ederek götürdüklerini; arka taraftan üç el silah sesi ve amca oğlu Amhet YILDIZ’ın feryadını işittiğini; kaçmaya başladığını; saldırganların arkasından ateş ederek kendisini omuzundan yaraladıklarını...” (G.K., s. 262) Ömer BABACAN’ın tutanaklardaki anlatımından: “Pazarcık İlçesi Gülhaş Karahöyük Köyü İlkokulu öğretmeni olduğunu; 24. 12. 1978 Pazar günü görev yaptığı köyden olan arkadaşları ile birlikte Kahramanmaraş’tan yaya olarak Türkoğlu İlçesi Kılılı Köyüne gitmek üzere hareket ettiklerini; saat 17.00-17.30 sıralarında hava kararmak üzereykin Kılılı Köyüne az bir mesafe kaldığında arkalarından gelen bir arabadan inen silahlı dört kişinin nereden geldiklerini sorduğunu, üzerlerini aradıklarını; kendisinin öğretmen olduğunu hüviyetinden anlayınca, üzerine saldırarak dövdüklerini; Mehmet KOCA ile beraber tarlaların içine kaçtığını; saldırganların arkalarından ‘Gavurlar, pis komünistler’ diye bağırdıklarını; arabayı kullanan şahsın tabancasını çekerek ‘Kaçmayın vururum’ dediğini; yakındaki bir tepeye çıkınca eli belinde olan birisinin kendilerini durdurduğunu, bu sırada aşağı taraftan kendilerini ilk önce durduran dört kişinin de ellerinde silahları ile geldiklerini; ‘Pis komünist, demek sen Maraş’ta ev yaktın, kaç ülkücüyü öldürdün, sizin gibileri yaşatmayacağız, bu dünyada çoluk çocuk ne varsa hepinizi temizleyeceğiz’ diyerek kendisini dövmeye başladıklarını; silahların namlularını alnına dayadıklarını; bu saldırganları daha önceden karşılaştıklarında arabayı kullanan şahsın(787 iddianame numaralı sanık Mehmet KIZILDAĞ) yönlendirdiğini; soruları devamlı bu şahsın sorduğunu; saldırganların o sırada olay yerine gelen 20-30 köylüyü de ‘Bunlar komünistler, köyü basmaya geliyorlardı, bunların bu dünyada yaşaması hak değildir. Hiçbirisini sağ bırakmamak lazım’ diyerek kışkırttıklarını; belki kurtulabilir umuduyla tepeden aşağı kaçmaya başladığını; saldırganların en önce o dört kişi ve özellikle arabayı kullanan şahıs en önde olduğu halde elindeki silahla ateş ederek kendisini kovaladıklarını; diğer saldırganların da silahlarıyla durmadan ateş ettiklerini; sırtından ve kalçasından kurşunla yaralanarak yere yığıldığını; saldırganların yanına geldiklerini; arabayı kullanan şahsın, ‘Ulan pis komünist, niye kaçtın, senin yüzünden az daha arkadaşlarımdan birkaçını vuracaktım’ dediğini ve yine kendisini dövdüklerini; tekrar kaçmaması için ellerini arkadan bağladıklarını; kendisini bir yandan döverlerken bir yandan da ‘Bunu ne yapalım’ diye konuştuklarını; daha önce arabayı kullanan şahsın ‘Öldürelim, bu başımıza iş açacak, nasıl olsa komünist, öldürsek dünya bir pislikten kurtulmuş olur’ dediğini; kendisini döve döve köye götürdüklerini; o sırada havanın kararmış olduğunu, saldırganlara Alevi olmadığını söylemesine rağmen, ‘Sen Alevi olmasan da TÖB-DER’lisin, komünistsin’ dediklerini; köye girdikleri sırada köylülerin, ‘Demek köyü basmaya gelen komünistler bunlar’ dediğini, yanında bulunan Mehmet KOCA’nın ise, ‘Benim bu köyde amcam var. Biz bu köye sığınmaya geliyorduk’ diye cevap verdiğini; saldırganların daha önceden, ‘Komünistler köyü basmaya geliyor’ diyerek köyü ayağa kaldırdıklarını anladığını; köye gelen jandarma devriyelerinin kendilerini kurtardığını...” (G.K., s. 280)
Ben ömrümce muhalif yaşadım. Devletçe de menfi bi "tip" sayıldım. Onun için kan gurubum rh negatif
Kanayan, özlemdir, kabuk tutmayan. Kanayan, inattır. Bir içim sigara dumanında asılı, soluksuz inattır. Kanayan, kanattır. Doruklarda, alıcı kuşunda gergef olmuş kanattır. Ve dahi kavlimiz, kavlimiz duman mavisinde, kavlimiz kanat gergefinde nakışlıdır. Ki söylenen henüz söylenmemiştir. Ki dinlenen henüz dinlenmemiştir. Söylenmelidir. Dinlenmelidir. Dillenmelidir Melih PEKDEMİR Anne Bak Kral Çıplak
|
|
|
|
|
|
#32 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.422
Thanks: 4295
Thanked 8796 Times in 4121 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Bir Aleviyi öldürenin mükafatı cennettir
Kahramanmaraş katliamında, fanatik İslamcılar ve benzerleri yüzyıllardır önceki Şeyhülislamların fetvalarını andıran fetvalar vermişlerdir. Bağlarbaşı İmamı Mustafa YILDIZ, 22 Aralık 1978 Cuma namazında, “Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” diye vaaz verir. Katliamda öncülük yapan faşist katiller yüzlerini maske ile kapatırken, yaşı 60’ın üstünde olan sakallı fanatik dinciler yüzlerini maskelemeyi gereksiz görmüşlerdir. Top sakallarını oynatarak, dişlerini gıcırdatarak, “Allah için Alevileri, gavurları vurun, evlerini yakın. Solcuları öldürün. Polis ve asker durdurursa dönün onları da vurun” diye topluluğu tahrik etmişlerdir. Faşistlerin hac, cennet gibi sorunları yoktu. Onların yeşil, kırmızı pasaportlara, siyasi iktidarların nimetlerinden yararlanmaya gereksinimleri vardı. Katliamı siyasal dincilerle ortaklaşa kararlaştırdıkları içindir ki dine, cennete inanır görünüyorlardı. Milliyetçilik ve Müslümanlık adına verilen bu vaazlar ve fetvaların telkin ettiği inançla saldırıya geçmişlerdir. Esma SUNA adında bir genç kadın gebedir, doğumu yakındır. Faşistler, Esma SUNA’nın evini dışarıdan otomatik silahlarla tarar, evin içine patlayıcı madde ve benzinli paçavralar atarlar. Sonra evin kapılarını kazma ve baltayla kırarak içeriye giren faşistler, evde bulunan Fidan, Ali, Fikri ve Mehmet SUNA ile konuk Musa FUNDA’yı kurşuna dizer. Fazlı ile Elif SUNA da sopa ve satırla ağır yaralanır ve öldü diye bırakılır. Esma SUNA, “Kocamı, çocuklarımı, kardeşlerimi öldürdünüz. Bari beni öldürmeyin” diye yalvarır, bu arada ellerini karnındaki bebeğin üstünde siper etmeye çalışmaktadır. Oysa, işin içinde “hac” sevabı ve cennete gitme vardır. İki canlı bir Alevi kadını ellerine geçmiştir bir kere, bu fırsatı kaçırmak aptallık olacaktır. “Ya Allah” diye sopa ve satır Esma’nın kafasına, sırtına, karnına iner. Esma’nın üstü başı kan içindedir. Doğmamış bebeğini kurtarmanın çabasıyla sokağa fırlar. Saldırganlar da arkasında ateş ederek Esma’yı yere düşürürler. Öldü diye bırakırlar. Esma, karnındaki bebeğin yüzünü görmenin hayaliyle ellerini karnının üstünde gezdirmektedir. Bir komşusu Esma’yı sırtlayarak Devlet Hastanesine yetiştirir. Doktorlar, “Esma’nın kurtuluşu zordur, bari bebeğini sezaryen ameliyatla kurtaralım” diye ameliyata alırlar. Ne var ki bebek de sıkılan kurşunla parçalanmıştır. Esma ve bebek kurtarılamaz. Doktorlar ve hemşireler gözyaşlarını tutamazken, faşist katiller ve fanatik dinciler, hac sevabının ve cenneti kazanmanın sevincini paylaşıyorlardı... İki gözü görmeyen 80 yaşında bir nine olan Cennet ÇİMEN’in gözlerini tornavidayla oymaları, sonra kurşuna dizmeleri, baş üstü helanın çukuruna bırakmaları da hac sevabı ve cenneti garantiye almak içindir... İlköğretim Müfettişi Süleyman METİN’i öldürdükten sonra 15-16 yaşlarında üç kızını sokaklarda çıplak dolaştırmak, sarkıntılık etmek de hac sevabı ve cennet içindir ve Ortaeski Sağlık Ocağında bulunan iki yaşındaki hasta torun ile ninesi de hac ve cennet yolunun kurbanı olmuşlardır. Sıkıyönetim ilanı Kahramanmaraş katliamı, sıkıyönetim ilânına gerekçe olmuştur. Başbakan Bülent ECEVİT, sıkıyönetimin gerekçesini şöyle açıklıyordu: “Ülkemiz de şiddet eylemleri bir süredir açıktan demokrasiye yönelik ve milli birliğimizi tehdit edici boyutlara varmıştır. Özellikle Kahramanmaraş’taki bütün milletimizi yasa boğan acı olaylar, bu eylemlerin ne kadar ileri boyutlara vardığını gösteriyordu. “Anayasanın tanıdığı demokratik düzeni temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin kesin belirtilerinin ortaya çıkması üzerine Adana, Ankara, Elazığ, Bingöl, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Urfa ve Hatay illerinde bugünden itibaren iki ay süreyle sıkıyönetim ilân edilmesine karar verildi.” 54 Sıkıyönetim, TBMM’de 537 üyenin kabul, birer üyenin ret ve çekimser oyuyla kabul edilir. MHP Genel Başkanı Türkeş ve MHP yönetici kadrosu, birçok ilin sıkıyönetim kapsamına alınmasını ısrarla savunmuştur. 3. Değerlendirmeler a) Avukat Nusret SENEM ve Gazeteci Örsan ÖYMEN Avukat N. SENEM’le röportaj Nusret SENEM, Kahramanmaraş katliamı davasına müdahil avukat olarak katıldı. Avukat SENEM, davanın sonuna kadar mağdurları ısrar ve kararlılıkla savunmuştur. Soru: Maraş’ta meydana gelen olaylar Alevi-Sünni çatışması mıdır? - Aralık 1978’de meydana gelen Kahramanmaraş Katliamı, çok sayıda Alevi vatandaşımızı hedef almakla birlikte, kesin olarak bir Alevi-Sünni çatışması olarak, bir mezhep çatışması olarak nitelenemez. Katliama önderlik eden güçler, olayların başından itibaren, zaman zaman, “Ordu millet el ele”, “Aleviler bir subayı, on eri öldürdü; ne duruyorsunuz; bu silahlarınızı ne zaman kullanacaksınız?” diyerek, askerleri de yanlarına alıp, saldırılarına ortak etme çabası içinde olmuşlardır. Tanık olarak dinlenen subayların, bu ve benzeri beyanları olmuştur. Çok sayıda tanık, bazı evlerin tahrip edilmesi ve vatandaşların katledilmesi anında, “Bir Alevi öldürmek 2 defa hacca gitmeye bedeldir” türü, tahrik edici sloganlar atıldığını, mahkemede ifade etmişlerdir. Tahrip edilen evlerde katledilenlerin, çoğunlukla Alevi vatandaşlar olduğu da bir gerçektir. Tahriklerin sonuç verdiği ve bin yıldır bir arada yaşamış insanların, düşman gibi saldırıya uğradığı yadsınamaz. Ancak, bütün bunlar, katliamın amacının, bir “Alevi-Sünni çatışması” olduğunu yine de kanıtlamaz. Bu olayı, 1970’li yılların siyasi gelişmeleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 12 Eylül 1980 öncesinde ülkemizi istikrarsızlaştırma, halk kitlelerinin kurtarıcı arar hale getirilmesi ve ülkenin darbe ortamına sürüklenmesi operasyorlarında kullandığı kontr-gerillanın ve onun siyasi örgütü gibi faaliyet yürüten zamanın MHP’sinin, yan kuruluşlarının, iktidar olarak kalmasına asla tahammül edemedikleri solcu Ecevit Hükümetini devirmeye yönelik, isyan hareketi olarak görüyorum. Katliamın, Alevi vatandaşlara yönelmesinin temel sebebi, Kurtuluş Savaşı’ndan itibaren Mustafa Kemal’in aydınlanma hareketini ve CHP tarafından kurulmuş solcu hükümeti desteklemeleridir. Bir diğer sebep de, yoksul Sünni kitlelerin, katliam yapan bir avuç aşağılık CIA çocuğunun arkasına kolayca takılmaya, kandırılmaya uygun görülmesidir. Saldırganlar, devlet kuvvetleri aleyhine, Ecevit Hükümeti aleyhine, sloganlar atmışlar, propaganda yürütmüşler ve siyasi talepler ileri sürmüşlerdir. Sloganlardan birkaç örnek: “Katil iktidar”,”Katil Ecevit”,”Katil polis”, ”Ecevit’ini çağır, Türkeş karşında”, ”Bizim Türkeş’imiz yanımızda, sizin Karaoğlan nerede?”, ”Komünist Ecevit sizi gelsin kurtarsın”, ”Senin hükümetin gelsin kurtarsın seni”. İnsanlar, Başbakan Ecevit kasdedilerek, “Karaoğlan’a kurban ediyoruz” denilerek öldürülmüşlerdir. Katliamın öncesinde, kıvılcım çakılması eylemi olarak nitelenebilecek ve Ökkeş KENGER (ŞENDİLLER)’in sanık olarak yargılandığı, Çiçek Sineması’nın bombalanması olayı sonrasında, sağa sola saldıran ülkücü grup, olaya müdahale eden polislere de saldırmıştır. İki solcu öğretmenin, 21 Aralık günü öldürülmesinin ardından, 22 Aralık 1978 Cuma günü yapılan cenaze törenine saldırı olayında polis ve jandarmaya da yoğun şekilde saldırılmıştır. Bu sırada iki polis aracı yakılmıştır. Hatta, polise saldırı o derece yoğunlaşmıştır ki, İçişleri Bakanlığı, isyanı bastırma görevinden polisi tamamen almıştır. Polis, olayların yaşandığı, en yoğun üç gün boyunca, görev dışı kalmıştır. Saldırganlar hiçbir yerde, olayları bastırmakla görevli olan askeri güçlerin uyarılarına, sokağa çıkma yasağına uymamışlar, her yerde, çatışma sonucu, güç şartlarda yenilerek, püskürtülebilmişlerdir. Askere, gerek bütün şehir çapındaki mevzi görev yerlerinde ve gerekse, İl Jandarma Alay Komutanlığı’na, silahlı saldırıda bulunmak suretiyle, karşı koymuşlardır. Bu saldırgan gruptan bazıları, olay anında yakalanmışlardır. 24 Aralık 1978 Pazar günü, iki üç bin kişilik silahlı bir grup Kahramanmaraş Valilik Binası’na; “Müslüman Türkiye”, ”Kahrolsun komünistler”, ”İçişleri Bakanı dışarı”, ”Vali istifa”, ”İçişleri Bakanı’nın kellesini isteriz” diyerek saldırıya geçip, büyük bir tehdit yaratmış ve saldırı, Hükümet binasını korumakla görevli askeri zırhlı personel taşıyıcıların ele geçirilmesine saniyeler kala, uçaksavar mermileri de kullanılarak, son anda önlenebilmiştir. İçişleri Bakanı, Kahramanmaraş Valisi ve Jandarma Alay Komutanı ile diğer güvenlik yetkililerinin tamamının bulunduğu Valilik Binasındaki insanlar, kellesi istenen İçişleri Bakanı ile birlikte, tesadüfen katliamdan kurtulmuştur. Bu saldırının görüntüleri, TRT tarafından, o günlerde sık sık, görüntülü olarak yayınlanmıştır. Bu saldırıda, ön safta grubu yönetenlerden olan ve yaralanıp Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’ne götürülen 7-8 militan sır oldu. Olayın suçluları ise, tanık olarak yargının karşısına çıkmakla birlikte, hiçbir zaman, bütün çabalarımıza karşın, bu soruya muhatap olmadılar. Yargılanmadılar. Olayın, zamanın Ecevit Hükümetine karşı silahlı kalkışma olduğunu, sanık İmam Mustafa YILDIZ, saldırgan topluluğa karşı yaptığı konuşmada şöyle dile getirmektedir: “Bugün burada namaz kılmak caiz değildir. Başımızda komünist ve imansız bir hükümet var. Memleketimizi komünist ve ebücahiller işgal etti. Cuma günü Ulu Cami’yi yıkıp yaktılar. Geçmişte de bu Halk Partisi bizim kitaplarımızı yaktırdı. Hocalarımızı astırdı. Bugün bize düşen görev, çevremizdeki Alevi-Sünni imansızları temizlemektir.” Bu sözler, katliamın gerçek amacını özetlemektedir. CHP Hükümetini devirmek ve onu destekleyen Alevi veya Sünni olarak niteledikleri solcuları katletmek. Olayın gelişimi ve ortaya çıkan bütün deliller bunu kanıtlamıştır. Nitekim, Kahramanmaraş katliamı davası kararına bakıldığı zaman görülecektir; yargılamayı yapan Sıkıyönetim Mahkemesi de katliamı, doğru olarak; “Hükümete karşı silahlı isyan” ve “Türkiye ahalisini birbiri aleyhine kıtal’e teşvik ve bu teşvik neticesinde kital’in meydana gelmesi” olarak nitelemiştir. Av. Nusret SENEM, Av. Ali KALAN, Av. Emcet OLCAYTU ve Av. Barış YİĞİT’ten oluşan büromuz, davanın başından itibaren, olayın nitelemesini doğru yapmıştır. Bu uğurda yürüttüğümüz mücadele, Mahkeme ve Askeri Yargıtay kararında da önemli bir etken olmuştur. Artık tarih olan bu olayın doğru olarak anımsamasına katkısı olur düşüncesiyle, sorunuza cevabımı biraz uzun tutmayı tercih ettim. Soru: Katliamı, faşist-şeriatçı örgütler, tek başına mı gerçekleştirdi? Yoksa perde arkasında gizli örgütler var mıydı? Eğer varsa, bunlar hangi örgütlerdir? - Olaylar sonucu, sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında, devletin güvenlik görevlilerinin raporlarında, basının olaylara ilişkin haber ve fotoğraflarında, iddianame ve yargılamayı yapan Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi Gerekçeli Kararında, katliamı planlayıp uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve MİSK gibi yasal olarak kurulmuş parti ve örgütler ile ETKO, Kontr-Gerilla gibi illegal örgütlerin adı geçmektedir. O günlerde, şeriatçı kuvvetlerin bu olaya katılması, Alevi düşmanlığı ve tahriklerin etkisi oranında mevzi, örgütsüz ve düzensizdir. Anımsanacağı gibi, bunların en önemli temsilcileri, Yörükselim Mahallesindeki katliamda 7-8 kişinin hunharca öldürülmesinden sorumlu tutulup idam cezası Askeri Yargıtay’ca da onanan Mahmut DOĞAN (Sakallı Hoca)’dır. Yapılan yargılamalar neticesinde MHP ve diğer ülkücü kuruluşlar hakkında suç duyuruları reddedildi. Sıkıyönetim Mahkemesi ortaya çıkan kanıtları görmezden geldi. Yeterli kanıt bulunmadığını ileri sürdü. Mahkeme, sanıkların olay tarihlerinde MHP’ye kayıtlı olduğu konusunda araştırma yapılması taleplerini reddettiği halde, “(Sanıkların) üye olduklarına dair dava dosyasında herhangi bir bilgi bulunmadığından; müdahil vekillerinin adı geçen parti hakkında C. Başsavcılığına başvurması konusunda istemlerinin reddine” karar verdi. 1980 Ağustos ayında Ecevit Hükümeti’nin istifa edip, MHP’nin dıştan desteklediği Demirel başkanlığında sağcı hükümetin kurulması ile değişen siyasi ortam, sözünü ettiğimiz diğer kuruluşlar ve ETKO ile Kontr-Gerilla sorumluları hakkında bir adım atılmasına olanak tanımamıştır. 12 Eylül ile birlikte de olayın failleri, koruma zırhına kavuşmuşlar, idam cezası onananlar ise, o dönemde solcu idam hükümlülerine uygulanan yoğun infazlara rağmen, idam edilmekten kurtulmuşlardır. Soru: Katliam 5-6 gün boyunca sürdü. Uzun sayılabilecek bu süre içinde güvenlik güçleri katliamı niçin önleyemedi? Bu, faşistlerin üstünlüğünden mi, güvenlik güçlerinin taraf tutmasından mı kaynaklandı? - Katliam, 19. 12. 1978 günü Çiçek Sinemasına bomba atılması, 21. 12. 1978 günü iki devrimci öğretmenin öldürülmesi ve 22. 12. 1978 günü cenaze kortejine toplu katliam yapılması amacıyla saldırılması ile, 23. 12. 1978 tarihinde tek tek saldırılar şeklinde sürerken, bu tarihten itibaren şehir çapında, silahlı isyan hareketine dönüşmüştür. Çevre ilçe ve köylerde yapılan propagandalar sonucu, sokağa çıkma yasağı ilan edildiği halde, binlerce insan Kahramanmaraş’a yığılmış ve Maraş’ın bütün mahallelerinde planlı, askeri düzen içinde, aralarında parola ile irtibat kurulduğu bilinen taarruzlar yapılmıştır. Önceden işaretlenen evlere ve mahallelere saldırılmıştır. Bu saldırıların önlenememesi ihtimalini düşünmüyorum. Hükümeti devirmek isteyen, İçişleri Bakanı’nın kellesini isteyen ve katliamı yapan güçler, devlet güvenlik kuvvetleri içine de yuvalanmış, ABD’nin kontrol ettiği ve kullandığı güçlerdir. Yasadışıdırlar. Nitekim, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, bu güçlerin, darbe ortamı yaratılması için, olayları planladıkları ve katliamın boyutlarının büyük olması için çalıştıkları anlaşılmıştır. Ancak, güvenlik kuvvetlerinin esas gövdesi, yukarıda da açıkladığım gibi, yasadışı organizasyonlarla ilişkide olmamıştır. Hatta isyan eden saldırgan güçlerin hedefi olmuşlardır. Katliamı, bu yasal askeri kuvvetler bertaraf etmiştir. |
|
|
|
|
|
#33 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.422
Thanks: 4295
Thanked 8796 Times in 4121 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Soru: Katliamdan önce gerçekleşen bazı saldırı ve cinayetler, Maraş’ta bir katliam olacağının belirtileriydi. Maraş Valiliği, Emniyeti, İstihbaratı neden önceden önlem almadı?
- 15 Nisan 1978’de ortaya çıkarılan ETKO örgütü, birçok provokasyon aleti ile - üzerinde, hangi MHP’linin ev ve işyerine atılacağı yazılı bombalarla- yakalandılar. Bu örgüt militanları, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde, bizlerin de müdahil vekilleri olarak katıldığımız davalarda ağır cezalar aldılar. Şahin BORU, Muhittin İLHAN, Ahmet BAĞCI adlı sanıklar hatırlanabilir. Bu kişilerin yakalanması, katliamın ve silahlanma faaliyetlerinin sekiz ay kadar ertelenmesine neden olmuştur. Olayların öncesinde Maraş polisinin etkin çabası, bütün sağ partilerin yoğun saldırılarıyla karşılaştı. Ecevit hükümeti ise, dirayetli bir tutum izlemek yerine, ülkücü saldırganları yatıştırmaya çalıştı. Yaptıkları yalan propagandadan yılgınlığa kapıldı. Aleni olarak yapılan katliam hazırlıklarını dahi görmezden geldi. Olay olmasın diye adeta dua eder duruma düştü. Bu sebeplerle, olayların önceden bilinmediği, hazırlıkların tespit edilemediği görüşü gerçeklerle bağdaşmıyor. ETKO soruşturması, Yüzbaşı M. Ali ÇEVİKER ile Ökkeş ÇOKUÇKUN’un, Kahramanmaraş’ta silahlanma faaliyetinde bulunduklarına ilişkin bilgiler ve daha onlarca olgu, emniyet güçleri tarafından bilinmektedir. Ancak, siyasi iradenin zaaf içinde oluşu nedeniyle, katliam bağıra bağıra gelmiştir. Soru: Katliamda yaşamını yitirenlerin ve yaralananların öyküleri acıklıdır. Bunlar içinde sizi en çok etkileyen olay hangisidir? - O tarihte, insanların kanını donduran vahşet örnekleri vardır. Maraş’ta yaşananlar, tarih kitaplarında okuduğumuz bu tip olayların çağımızda da, irtica ve faşist ideolojiden etkilenen kişiler tarafından, olanca acımasızlığı ile yaşatıldığını gösteren ve asla son olmayan örneklerden birisidir. Musa SUNA’nın gelini Esma SUNA, karnında 8 aylık çocukla kurşuna dizilmiştir. Doktorlar, anne karnındaki 8 aylık çocuğun da kurşunlanmış olarak çıkarıldığını otopsi raporunda belirtmişlerdir! Bir gözü kör olan, 90’lık Cennet ÇİMEN’in diğer gözü tornavida ile oyulmuştur. Sonra vurularak öldürülmüş ve ayaklarına araba tekerleği geçirilerek, başının üzerine tuvalet çukuruna dikilmiştir! Kurşunlanarak öldürülen 11 yaşındaki Ali TRAŞ’ın, kol ve bacakları kesilerek, kazana konup yakılmıştır! İbrahim BİLMEZ’in iki gözü ama oğlu ve akıl hastası Ali BİLMEZ kurşunlanarak öldürülmüştür! Sanık Faruk DOĞRUBAKAN ve Haydar TUT, mağdur Kemal YILDIZ’ı bir tepeye çıkarmışlar ve işin zevkine varmak, iyi nişancı olduklarını göstermek için, arkasından ateş etmişlerdir! Müfettiş Süleyman METİN’i öldürenler, karısı ve çocuklarının, cesedinin üzerine atılıp ağlamalarını alkış tutarak, kahkahalar atarak alaya almışlardır! Bu olayların, din adına yapıldığı iddialarını doğru bulmuyorum. Bu davranışları savunan bir ahlak ve din olacağına inanmam mümkün değildir. Bu vahşetin sergilenmesinin ancak kontr-gerilla teorisinde yeri vardır. ABD’li kontr-gerilla uzmanlarının yayınlanmış kitaplarında, halka yapılacak vahşetin derecesinin büyüklüğü, halkı gerilladan uzaklaştıracak önemli bir kontr-gerilla taktiği olarak övülür. Soru: Katliamla ilgili ilginç anınız var mı? - 1979 Haziran ayında başlayan duruşmalar, 8 Ağustos 1980 günü kararla neticelendi. Duruşmalar sırasında, asla unutamayacağımız olaylar yaşadık. Haftanın beş günü sürekli devam eden duruşmalar boyunca, duruşma salonunda ve dışarıda, 45 gün süren, Kahramanmaraş mahalle ve ilçelerinde yaptığımız keşifler sırasında asla belleğimizden silinmeyen anılar var. Bir gün bunları yazma fırsatı bulacağımızı umarım. Burada acı bir iki anıya yer vermekle yetinelim. Adana’da herkesin, efendiliği ve bilgisi ile üzerinde saygı uyandırmış olan Av. Halil Sıtkı GÜLLÜOĞLU öldürüldü. Adana Kapalı Spor Salonunda süren duruşmalar sırasında, sanıklar tarafından linç edilmekten son anda kendi çabası ile kurtulmayı başaran Halil abi, evinin önünde, arabasına bindiği sırada, ülkücü saldırganların kurşunlarına hedef olarak yaşama veda etti. Onu asla unutamam. Av. Barış YİĞİT, Av. Ali KALAN, Av. Nusret SENEM, Av. Emcet OLCAYTU, duruşma salonunda sayısız kez saldırıya uğradıktan sonra mahkeme, kapalı salonun müdahil kürsüsünün hemen yanında bir merdiven kurdurdu. Spor salonunun tribünlerine çıkarak saldırıları defetmiş sayıldık. Bir kara mizah örneği olarak anımsarız. Biz, bu dava ile bir hukuk cephesi açarak mücadele ettik. Ancak çok üzülerek söylemek gerekirse, solun 49 parçaya bölünmüş diğer kesimleri ve bazı sol çevreler, bu kavgayı sürekli küçümsediler. Bizleri, sıkıyönetim ve katliamcıların adaletine alet olmakla eleştirdiler. Hukuk cephesindeki mücadelenin önemsenmemesi yanlıştı. Onların dediklerine biz de katılsaydık, katliamın gerçekleri ortaya çıkarılamazdı. Bu mücadele, aslında tehlikeli ve zor işti. Ölüm göze alınarak sonuna kadar gidilmişti. Av. Ahmet ALBAY, Av. Ceyhun CAN, Av. Halil GÜLLÜOĞLU bu davadaki rolleri nedeniyle, o günlerde katledildiler. Onları minnetle anıyorum. Mağdurlar, ölenlerin yakınları, son dakikaya kadar bizleri desteklediler. Onlarla, adeta tek yürek gibiydik. Olağanüstü zor ve tehlikeli günleri omuz omuza yaşadık ve başardık. Örsan Öymen’in kaleminden katliam Milliyet Gazetesinin köşe yazarı Örsan ÖYMEN, Maraş katliamını değerlendirdiği yazısında, katliamı gerçekleştiren faşist örgütlerin hangi siyasi iktidarlar döneminde kurulduğuna ve korunduğuna işaret ederek şöyle diyor: “Günümüzdeki çatışmaların dinci-laik çizgi yerine, mezhepler ekseninde oluşmasında... Bunun altında yatan da, gerek büyük sermayenin, gerekse işçi sınıfının giderek laik nitelik kazanması, böylece mezhep çatışmalarında odak noktasının, sermaye ve işçi sınıfının göreli olarak güçsüz olduğu bölgelere ve küçük kentlere kaydırılması; varılmak istenen amaç ise, kesinleşmiş sınıfsal farkları, mezhep ekseni üzerinde belirsizleştirmek ve tarihin zorunlu olarak sileceği sağ görüşleri bir süre daha kızgın çatışmanın sıcak ortamında canlı tutabilmek... Gafletten, dalaletten ve hıyanetten söz eden, ardan ve horlayandan dem vuran, haykırışlara da bir soru işareti koymak gerekir. Ve bu işaretin ardından bazı sorular sormak gerekir. Acaba Alevilik-Sünnilik kışkırtmaları, mezhep düşmanlıkları hangi dönemde, hangi cepheleşme iktidarında Türkiye gündemine girmiştir? * Hangi eğitim sistemi uygulamasında ders kitaplarına sokulmuştur? * Bu kitaplar hangi dönemde yargılanıp bağımsız yargı organları önünde kışkırtıcılığa, mahkum edilmiştir. * Ve Türkiye’de faşist odaklarının, birer silah deposu haline gelişi, güvenlik kuvvetlerine yardımcı sokak güçlerinin, vurucu cinayet şebekelerinin palazlanışı, devletin içine tırmanışı, kimlerin yönetimine yaramıştır? * Komando kamplarındaki gencecik beyinler, kimler tarafından yıkanmıştır? Aferin oğlum komünisti vur! * Bu kamplarda ellerine silah tutuşturulanlara adam öldürme talimleri, kimler tarafından, kimlerin yönetimi sırasında uygulanabilmiştir? * Bu uygulamayı devlet arşivine raporlar halinde sunan ve ilgilileri uyaranlara karşı, kimler ne yapmıştır? * Kahramanmaraş kıyımını, salt siyasal amaçlar için ‘küfür malzemesi’ yapmadan önce takkeyi önüne koyup biraz düşünmek gerekir.” 55 Örsan ÖYMEN’in, mantık süzgecinden geçirerek sıraladığı soruların yanıtları bulunsaydı; cinayetlerin, katliamların gerçek sorumluları ortaya çıkacaktı. Dönemin Ecevit hükümeti, katliamdan önce gerekli önlemleri almadığı, sonra ise, suçluların üzerine gitme cesareti gösteremediği için, cinayet ve katliamların sorumluluğunu sırtında taşımaktadır. |
|
|
|
|
|
#34 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.422
Thanks: 4295
Thanked 8796 Times in 4121 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
b) Siyasi Parti ve Liderler
Süleyman DEMİREL AP Genel Başkanı Süleyman DEMİREL’in, Kahramanmaraş katliamıyla ilgili olarak yaptığı açıklama: “... Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylar, bir olaylar zincirinin parçası sayılmalıdır. Kars’ta, Erzincan’da, Sivas’ta, Elazığ’da, Malatya’da, Gaziantep’te, Urfa’da meydana gelen olaylar zincirine, Kahramanmaraş olayları eklenmiştir... Şimdi meselenin başka bir cihetine bakalım. Burada yaralananların tümü kurşunla yaralanmış ve kurşunla ölmüştür. Demek silah kullanılıyor. Bu silahlar burada depo haline gelinceye kadar hükümet neredesiniz? Kime neyi izah edeceksiniz? Bunlardan haberiniz olmadı mı? Haberiniz olduysa niye toplamadınız? Sivas’ta aynı hadise olmuştu. Sivas’ta Alibaba Mahallesi silah deposu haline gelmiş, hükümetin bundan haberi olmuş, burayı aramak cesaretini gösterememiştir, aramamıştır. Elazığ’da ve Malatya’da benzeri olaylar olmuştur. Solculuk Halk Partisinin himayesine girdikten sonra Türkiye bu duruma geldi. Bunun aksini söyleyecek kimse yoktur.” Alpaslan TÜRKEŞ MHP Genel Başkanı Alpaslan TÜRKEŞ’in açıklaması: “MHP’yi suçlamaya kalkışmakla son derece gülünç olmaktadır. Emrine aldığı ve yalan yayan istasyonu haline getirdiği TRT de kendilerini kurtaramayacaktır. Ecevit’i huzurunuzda bir defa daha uyarıyoruz. Derhal işkenceleri durdurunuz. İşkencecileri derhal adalete teslim ediniz. Anayasa’ya ve kanunlara bağlı kalınız. Kin ve düşmanlık saçan uygulamalardan ve konuşmalardan derhal vazgeçiniz. Adaleti ve tarafsızlığı her şeyin üzerinde tutunuz. Aksi takdirde ülkeye huzur değil kavga, barış değil savaş getirmeye devam edeceksiniz. Bu tutumunuzda ısrar ederseniz, tarihe kanlı bir iktidarın başı olarak geçeceksiniz.”56 Bülent ECEVİT CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent ECEVİT’in, Kahramanmaraş katliamıyla ilgili olarak yaptığı açıklamalar ilginçtir: “Son zamanlarda sürekli olarak ve giderek artan ölçüde maalesef halkımız kışkırtılmaya kalkıldı. Bir yanda ‘Bu kış ülkeye komünizm geliyor’ haberleri yayılıp, iddialar yapılır, bir yanda da buna karşı Endonezya tipi soykırımının ve ayaklanın açıktan açığa kışkırtılır. Son günlerde de toplumun bütün kesimleri açıktan direnişe ve ayaklanmaya kışkırtıldı. İşte tüm bu kışkırtmaların ve tertiplerin acı sonuçları Kahramanmaraş’ımızda maalesef görülüyor... Öyle anlaşılıyor ki, şimdi halkı olayların içine çekebilmek için, bir devlet gücüyle halkı karşı karşıya getirebilmek için mezhep ayrılıklarının belirgin olduğu yurt köşelerinde kışkırtmalarını ve tertiplerini yoğunlaştırmış bulunuyorlar... “Kendi milletine kıyanlar milliyetçi değildir, olamazlar da. Cinayetleri işleyenler kadar bunları yetiştirenler ve kışkırtanlar da sorumludurlar. Bazı gençler kamplarda soykırımı ve katliamı için yetiştirilmiştir. “Bunlar devlet dışında bir devlet gücü oluşturmaya başlamışlardır.” 57 Bülent ECEVİT, tanımını koymuş ama üstlerine gidememiştir. Saldırı ve katliamlarla ilgili istihbaratı alamamıştır. Faşist örgütlerin devlet bürokrasisinin, istihbaratının, güvenlik güçlerinin içindeki örgütlenmesinin üstüne gidememiştir. Doğruları söylemiş olabilir, ama kendisi hükümettir, ortaya çıkaracak güç de hükümettir. Türkiye İşçi Köylü Partisi “Dün halka yapılan saldırının başını ÜGD Başkanı Mehmet LEBLEBİCİ çekmiştir. MHP ileri gelenlerinden fabrikatör Hasan BALCI ise iki öğretmen arkadaşımızın öldürülmesinden beri çevre illerden saldırgan toplayandır. Dünkü kanlı olayların uygulamasında önemli rol oynamıştır. Faşist saldırganlar, mezhep düşmanlığı propagandasıyla birkaç günden beri cenazeye karşı kışkırtmalarda bulunmuşlardır. Vali ve Emniyet Müdürü, defalarca uyarılmasına rağmen başlangıçta az olan saldırganları dağıtmamış, onların güç toplamasına izin vermiştir...” 58 Türkiye İşçi Partisi TİP Genel Başkanı Bahice BORAN’ın açıklaması: “Faşist terör istediği yerde istediği gibi kol gezmektedir. Hükümet terör yuvalarının ve arkasındaki güçlerin üzerine cesaretle gitmeli ve sonuç almayı başarmalıdır. Hükümet güvenlik kuvvetlerini kesin olarak kendi emri altına almayı ve istihbarat örgütünü kendi emri ve kontrolü altına almayı başarmalıdır.” MSP MSP Genel Başkan Yardımcısı Recai KUTAN: “Maraş’taki kanlı olaylara partimiz katılmadı. ‘Müslüman Türkiye’ bizim sloganımız değildir. Olaylara katılmadığımız için bazı çevreler bize kızıyorlar.” 59 c) Katliam basında Milliyet (25. 11. 1978) “Ölenlerin sayısının 76’yı, yaralı sayısının 1000’i aştığı bildiriliyor. Sokağa çıkma yasağına rağmen 10.00 sıralarında sayıları bini bulan bir grup, Kıbrıs Meydanında toplandıktan sonra vilayet binasına doğru yürüyüşe geçmişlerdir. Ellerinde sopalar ve taşlar bulunan, tekbir getirerek ve ‘Müslüman Türkiye, Komünistlere ölüm’ diye slogan atarak yürüyen grubu durdurmak için askeri birlikler havaya ateş açmışlardır. Sağ şiddet eylemcileri (Saat 11.30) şehrin doğu ve batı mahallelerine doğru sızmışlar ve burada bazı evleri ateşe vermişlerdir. Yangını söndürmek için gelen itfaiyeye de ateş açmışlardır. “Komando taburu tarafından yapılan aramada Yusuflar Mahallesinde bir dere içinde 5’i polis olmak üzere 16 ceset bulunduğu, komando çavuşu, cesetlerin bulunduğu derede başka ölülerin olduğunu belirterek sayının 100’e yakın olduğunu söyledi.” Hürriyet (26. 12. 1978) “Girilen evlerden ve enkaz altından cesetler çıkarılıyor. Cesetlerin kokmaması için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana örgütlenmiş saldırgan toplulukların yarattığı dehşet ve terör... Ölü sayısı 98, yakılan-yıkılan enkaz altında cesetler bulunduğu, askeri birlikler, girilmeyen Yörükselim Mahallesine giderek kontrol altına aldı. Çamlık tarafında bir topluluk askerlerin üstüne ateş açtı. “Mağaralı Mahallesinde kokmaya başlayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin Belediye Mezbahasında yapıldığı öğrenildi. 2500 kişilik seyyar mutfak Ankara’dan getirildi. “Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, ‘Maraş Müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını’ öne sürdü.” Cumhuriyet (24. 12. 1978) “CHP’li ve Alevi yurttaşların ev ve işyerleri ateşe verildi. Alevilerin yoğun olduğu Yörükselim, Yeni Mahalle semtlerinde kurşun yağmuruna tutulan bazı evlerde Alevi yurttaşların satırla hunharca öldürüldükleri, Hastane çevresini de kontrol altına alarak getirilen yaralılara ateş ettikleri, bazılarını kurşuna dizdiklerini öğrenildi. “Gazipaşa semtinde askerlere sığınan iki kişi eylemciler tarafından geri alınarak bunlardan biri silahla öldürüldü, biri ağır yaralanarak sokakta bırakıldı. “Saldırganlar, sağlık ocağında görevli iki yaralıyı zorla dışarı çıkararak kurşuna dizmişlerdir. “Saldırganlar, Devlet Hastanesinin çevresini çevirerek hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş etmişlerdir. Yaralıları taşıyan ambulans şoförü de silahla öldürülmüştür. “Alevilerin yoğun olduğu Yörükselim, Yeni Mahalle ve Karamaraş Mahalleleri saldırının yoğunlaştığı, katliamların arttığı mahallelerdir. Uzun menzilli silahlarla taranmışlardır. Evler ateşe verilmiştir. Girdikleri evlerde yurttaşları satırla hunharca katletmişlerdir.” Cumhuriyet (25. 12. 1978) “24. 12. 1978 sabahı saat 10.15 sıralarında sağcı gruplar, sokağa çıkma yasağına karşın kentin sokaklarında birikmişler, bin kişilik bir grup vilayete yürümeye başlamışlardır. Topluluğun dağılmasını isteyen jandarmalara saldırınca aralarında çatışma çıkmış, jandarmalar havaya ateş etmek zorunda kalmışlardır. Ve beş bin mermi yakılmıştır. Sağcıların ellerinde Amerikan yapımı M.I. piyade tüfeklerinin bulunduğu, vilayete yakın bazı binaları ateşe vermişlerdir. “Yakınlarını kayıp eden çok sayıda yurttaş, vilayet önüne gelerek ‘Biz bu şehirden gitmek istiyoruz. Bize yardım edin, asker değil, şehri terk için araç istiyoruz’ diye bağırıyorlardı. “YSE Bölge Müdürlüğünün binası, sağcı saldırganlarca işgal edilmiştir. Orada silah dağıtıldığını, Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya Mahallesinde iki günden beri mahsur kalan kişileri kurtarmaya giden polislerin üzerine uzun menzilli silahlarla ateş açılmıştır. “Yapılan saldırılarda gittikleri evlerde kadın-çocukların kurşuna dizildiği, boğazlarının kesildiği, daha sonra ölülere gaz dökülerek evlerin ateşe verildiği bildirilmiştir.” Tercüman ( 25.12. 1978) “Esma Suna adlı hamile bir kadın yaralı olarak hastaneye getirilmiş. Sezaryen ameliyatıyla bebek alınmış ise de, ancak hem anne hem de bebek ölmüştür. “ 24.12. 1978 günü saat 10.00 sıralarında bir patlama ve silahlı bin kişilik bir grubun hükümet konağına yürümesiyle yeniden yoğunlaşmıştır. Evlerden de askerlerin üstüne ateş açılmıştır. Bu saldırıyı vilayette İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı da izlemiştir. “Emniyet kuvvetlerinin giremediği mahallelerde patlama ve silah sesleri yoğunlaşmıştır. Bu arada çocukların, kadınların, yaşlıların üzerine gaz, benzin dökülerek yakıldıkları haberi vilayet binasına ulaşmıştır. “Milli Eğitim müdürü Kasım KOÇ, olaylar başlayınca sığınmak amacı ile Çokyaşar Köyü’ne gitmiş: ‘Orada durumun daha feci olduğunu gördüm. 4 kişiyi gözlerimin önünde silahla tarayarak öldürdüler, ölü sayısı en azından 15’dir.’” Aydınlık (16. 01. 1979) “Evimize saldırmışlardı, kaçtık. Mecburen Mahmut KUŞAT’ın (Kürt Mahmut) evine sığındık. Kendisinden korkuyorduk. Bize, ‘Biraz sonra geleceğim’ diyerek dışarı çıktı. O sırada telefon çaldı, telefonu açtım. Telefona çıkan şahıs, ‘Ben Ahmet YILDIZ’ım dedi ve Mahmut’u sordu. Kendisine ‘Evde olmadığını ve benim de akrabası olduğumu’ söyledim. ‘Biz burada komünist Alevileri epeyce öldürdük’ dedi. ‘Elimize geçen komünist kurtulamıyor, doğruca fabrikaya atıyoruz. Nusret (Nusret KUŞAT, Mahmut’un oğlu) İslahiye’den bir sandık silah getirdi. Burada pek gözükmemesi için gönderdim. Herhalde eve gelir. Şu anda bizim Bekir ve Mehmet bir Aleviyi çevirdiler. Durum iyi. Bizim gibi yaparlarsa, şehirde hiçbir Alevi komünist sağ bırakmayacağız. Alo sizin orada durum nasıl?’ dedi. İyi, iyi burası sakin, dedim ve korkudan kapattım. “Hemen vilayeti aradım. Çıkan komutana, ‘15 dakika içerisinde bizi kurtarmazsanız öldürecekler’ dedim. Eğitim Enstitüsüne de telefon ettim. Bizi kurtarmaları için yardım istedim. 15 dakika kadar sonra zil çaldı. İçeri Mahmut KUŞAT girdi. Hemen telefona koştu. Telefonda Başhekim Çetin DİKER’le görüştü. ‘Ağabey komünist Alevilerin seni öldürdüğünü duyduk ve çok üzüldük, şükür sağsın’ dedi. Evde bulunanlar titremeye başladık. Askeri arabalar o anda geldi. Kurtulduk.” |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Çopur For This Useful Post: | Ebu Turap (12-19-2008) |
|
|
#35 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.422
Thanks: 4295
Thanked 8796 Times in 4121 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
4. Bilanço ve Sonrası...
Kahramanmaraş katliamından sonra her zaman olduğu gibi soruşturmalar yapıldı, davalar açıldı. 25 Aralık gecesi saldırılar sona erdi. Sıra katliamın bilançosunun çıkarılmasına gelmiştir. Saptanan ölü sayısı 111’dir. Yüzlerce kişi yaralıdır. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştır. Saldırılar durmuş ama halkın korkusu durmamıştır. CHP Milletvekili Oğuz SÖĞÜT, “Yaşananların bir soykırım olduğunu ve Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini” söylüyordu. Kahramanmaraş katliamı olmuş bitmiş, Ecevit hükümeti 26 Aralık’ta toplanan Bakanlar Kurulu’nda çareyi 13 ilde sıkıyönetim ilan etmekte bulmuştu. “Sağa da, sola da karşıyız” diyerek iktidar olmaya çalışan Ecevit, katliamı, “Kahramanmaraş toplumsal olayları” olarak anıyordu. Günaydın gazetesinin 28 Aralık’taki manşeti durumu açıklıyordu: “Demirel keyifli. Yeniden başbakan olma umudu Demire’i sevindirdi” ve “Ecevit sıkıntıdan sigarayı günde iki pakete çıkardı”. Sıkıyönetim isteyenler başarmışlardı. Demirel’den Türkeş’e kadar herkes sevinç içindeydi. (Ne kisevinçleri kursaklarında kalacaktı...) Hatta katliamı “Komünist ve Maocu yasadışı silahlı gerillaların katliamı” olarak nitelendiren Alpaslan TÜRKEŞ, sıkıyönetimin sadece 13 il ile sınırlı tutulmasını yetersiz buluyordu. Dönemin İçişleri Bakanı İrfan ÖZAYDINLI’nın hazırlattığı rapora göre, katliam planlayıcıları dışarıdan gelmişti: “19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş otellerinde kalan kişilerle ilgili yapılan araştırmada, kent dışından gelen 26 tane seyyar piyango bayii bulunduğu tespit edilmiştir. “Kahramanmaraş ilinde yeteri kadar Milli Piyango bayii vardır. Ve 19-25 Aralık günlerinde çekiliş olamayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır.” (İfadelerinin inceliğine bakın, gerçek gözüne girmiş, o hâlâ ‘çabalama kaptan, ben gidemem’ diyor...) Kısacası, piyango bu kez Kahramanmaraş’a çıkar! Bu piyangocuların bir başka versiyonuna 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta rastlıyoruz. Yine dışardan gelmişler, otel defterlerinin meslek hanesini, “hicret koşucusu” olarak doldurmuşlardı! Kahramanmaraş’a piyango satmaya gidenler arasında adlarını artık ezberlediğimiz isimler de var. Ellbet piyangocu olarak değil, katliam sanıkları olarak: Ünal AĞAOĞLU ve Haluk KIRCI... İşveren ise bu davada yargılanan Ökkeş KENGER. Tanıl BORA ve Kemal CAN’ın Devlet, Ocak, Dergahisimli kitabında söz ettikleri gibi, “Ülkücü hareket 12 Eylül sonrasında söz konusu tarihsel sorumluluğu ve onun bilgisini ‘silmek’ için iki etkiye bel bağlayabilirdi: Bir, MHP’nin, ülkücü hareketin Maraş’a ilişkin sorumluluk taşıdığı bilgisinin yayılması. İki, Maraş’ın unutulması. Maraş olaylarının bilgisi ’12 Eylül öncesi terör olayları’ genelliği içinde kaybolmuş veya ‘vasatlanmış’ durumda olması. Bu acı ama gerçek durumda, Türkiye toplumunun kolektif siyasal belleğinin ezeli zayıflığının payı var. Bu zayıflıkta 'devlet politikalarının' özellikle askeri darbe sonrası rejimlerin, söz konusu ortak belleği deforme eden, travmaya uğratan süreçleri belirleyici...” Evet, yıllar boyunca silmeye çalıştılar katliamın, katliamların izlerini... O silicilerden biri de Turgut TÜRKEŞ’ti. Akşam gazetesinde 20 Ekim 1994 tarihinde “Buradan Bakınca” isimli köşesinde (Ne kadar anlamlı bir isim seçmiş köşesine!) şu sıkıntısını dile getiriyordu: “Zülfü LİVANELİ Alevilerle ilgili yaptığı ve ATV’de yayınlanan programda (O zaman, prim yapıyordu bu tür programlar. Şimdi başka...) benim sayabildiğim kadarıyla üç defa Sivas, Çorum, Kahramanmaraş olaylarının ismini zikrederek, zihinlerde yer yapması için veya bilmeyenlerin sorup öğrenmeleri için dikkat çekti.” Ne diyelim, yarası olan gocunur... Kahramanmaraş katliamının ardından, bütün demokratik kitle örgütleri ve gençlik günlerce katliamı lanetlemiş ve yine bu yüzden cezalandırılmışlardı. Ancak biz yaşadıklarımızı unutmadan, unutturmadan yaşıyoruz. Kim nereden bakarsa baksın, unutturamaz... Unutturamaz, nasıl unutalım ki...? Sevgili Emil Galip SANDALCI’nın 26 Aralık 1979 tarihinde Demokrat gazetesinde “Zamandır” başlıklı yazısında dediği gibi: “Kuşkusuz içinde yaşadığımız şu kokuşmuş, kanlı, haksız ve eşitsiz rezil ortamda faşizme, emperyalizme, şovenizme vb. karşı olacağımızı açıklamak doğaldır. Eğer asfalt yol üzerine kapaklanmış cesedi gazete kağıtları ile örtülü profesör dostumuzun (Orhan TÜTENGİL) öpülesi ak saçlı cansız başını TV ekranlarında seyrederseniz ve de cenazesinde -katili imişcesine- dipçiklenirseniz, ya da eşinizin, oğlunuzun, kardeşinizin, babanızın kanlı et parçalarını duvarlardan kazırsanız, gözü gitmiş, kolu bacağı kopmuş, delik deşik edilmiş, felç olmuş, tabanları patlatılmış, elektrikle delirtilmiş, ardına cop sokulmuş insanları tanır, bilirseniz... Elbette faşizmin yanında değilsiniz. Eğer insansanız, Hitlerleri, Himlerleri kıskandıracak Kahramanmaraş kıyımının yapıldığı bu ülkede şovenizm karşısına dikileceksiniz...” (Aktaran Feza KÜRKÇÜOĞLU, V - Özgürlük Dergisi, Sayı 16, 15 Aralık 1998) Katliamın bilançosu Ölü sayısı : 111 Yaralı sayısı : 1000’in üstünde Tahrip edilerek yakılan ev : 552 Tahrip edilerek yakılan işyeri : 289 Yakılan oto : 8 23-25 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta yaşamını yitirenler 1. Abidin UZUNPINAR 2. Ali UZUNPINAR 3. Hasan UZUNPINAR 4. Fidan SUNA 5. Ali SUNA 6. Esma SUNA 7. Mehmet SUNA 8. Kezban USTA 9. İbrahim USTA 10. Hasan AKIRMAK 11. Ali YILMAZ 12. Hatice YILMAZ 13. Hüseyin YILMAZ 14. İmam ERGÖNÜL 15. Hüseyin ERGÖNÜL 16. Güllü ERGÖNÜL 17. Süleyman METİN 18. Ali TRAŞ 19. Zeynep AYDOĞAN 20. Ali ÜN 21. Kamil ÜN 22. Zekeriya ÜN 23. Gülşen ÜN 24. Elif BALTA 25. Kemal ÖZDEMİR 26. Cennet ÖZDEMİR 27. Ali DOĞAN 28. Mehmet DUMAN 29. Yusuf LAKAP 30. Hasan YÜZÜK 31. Kalender TOKLU 32. Hüseyin TOKLU 33. Zeynep NERGİZ 34. Aziz TÜZÜN 35. Hasan ILDIRCAN 36. Mustafa ACINIKLI 37. Veli YILDIZ 38. Ahmet YILDIZ 39. Şıbo BEKAN 40. Mahmut ÜNAL 41. Sebahat İŞBİLİR 42. Hacı Veli İŞBİLİR 43. Ali Rıza İŞBİLİR 44. Mehmet İŞBİLİR 45. Mehmet SAĞLAM 46. Ali SAĞLAM 47. M. Ali BALTA 48. Hasan KÜÇÜKKAYA 49. Hatice GÖRÜR 50. Hasan ÖZTAŞ 51. Hüseyin CEREN 52. Ali BİLMEZ 53. Hasan BİLMEZ 54. İbrahim BİLMEZ 55. Fatma BİLMEZ 56. Hacı Bektaş BOZKURT 57. Mehmet ÜNVER 58. Döndü ÜNVER 59. Zühre ÜNVER 60. İbrahim ÜNVER 61. Malik ÜNVER 62. Yılmaz BAZ 63. Yusuf LEVENDİZ 64. Ali AKINCI 65. İsmail NERGİS 66. Hasan NERGİZ 67. Ali ASLAN 68. Veysel KALKANDELEN 69. Şah İsmail KALAYCI 70. Derviş ZÜLKÜFLÜ 71. Musa FUNDA 72. Abbas KARAKIZ 73. Bayram BİL 74. Musa ALTUN 75. Mehmet TORUN 76. Memili BAKICI 77. Ercan KÖŞE 78. Nazım TOSUN 79. Hamza YILMAZ 80. Mehdi KÖKLÜ 81. Osman ANDIZ 82. Evliya ERMİŞ 83. Ökkeş DALKIRAN 84. Mehmet KAHVECİ 85. Mehmet MENGÜCEK 86. Hacı BIYIKLI 87. Bünyamin VAROL 88. Abdullah KANDEMİR 89. Adem ARMUT 90. İsmail TERCAN 91. Abdullah POLAT 92. Mehmet ERGÜNDÜZ 93. Ökkeş İNCE 94. Necati PARAMIŞ 95. Zeki YILDIRIM 96. Süleyman AYDOĞAN 97. Cemil KARADUTLU 98. K.T.E 99. K.T.E 100. K.T.E 101. K.T.E 102. K.T.E 103. K.T.E 104. K.T.E 105. K.T.E 106. K.T.E 107. K.T.E 108. K.T.E 109. K.T.E 110. K.T.E 111. K.T.E (Kaynak : O. Tayfun MATER, 12 Eylül Öncesi-Sonrası, s. 612) |
|
|
|
|
|
#36 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.422
Thanks: 4295
Thanked 8796 Times in 4121 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Davanın sonucu
Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri Komutanlığı I Numaralı Askeri Mahkemesinin (Esas No: 1980/82, Karar No: 1980/520 sayılı) gerekçeli kararı: Hakkında dava açılan sanık sayısı : 804 Ölüm cezasını alanlar : 29 Müebbet hapis cezası alanlar : 7 15-24 yıl arası hapis cezası alanlar : 7 10-15 yıl arası hapis cezası alanlar : 29 5-10 yıl arası hapis cezası alanlar : 259 1-5 yıl arası hapis cezası alanlar : 26 Beraat edenler : 379 Karar aşamasında firarda olanlar, çeşitli nedenlerle davası tefrik edilenler ve ölümle davası düşenlerin toplamı : 68 Ölüm ve müebbet cezalarının dışındaki diğer hapis cezalarında 1/6 arasında indirim uygulanmış, cezalar daha da azalmıştır. Mahkemenin kararı, Yargıtay’da bozuldu. Yeniden yargılama, Yargıtay süreci vb. idam cezaları uygulanamadı. Hafif cezalarla dosya kapandı. KAYNAKLAR 1) Besim ATALAY, Maraş Tarihi, Dizerkonca Mat., İstanbul 1973, s. 72 2) A.g.e., s. 168 - 180 3) Aydınlık Gazetesi, 12. 01.1979 4) Aydınlık, 03. 01. 1979 5) Sonhavadis ve Milliyet Gazeteleri, 22. 04. 1978 6) Milliyet, 22. 04. 1978 7) Kahramanmaraş Davası Gerekçeli Kararı (Gerekçeli Karar), (1980/92, Karar: 1980 / 520), s. 36 8) Gerekçeli Karar, s. 349 9) A.g.e., s: 360 10) Hürriyet Gazetesi, 26. 12. 1978 11) Aydınlık, 18. 01. 1979 12) Gerekçeli Karar, s. 173 13) Muzaffer İlhan ERDOST, Faşizm v e Türkiye, s. 205 - 206 14) Gerekçeli Karar, s. 186 15) A.g.e., s. 186 16) Yenigündem Dergisi, Sayı 38, 23-29 Kasım 1986 17) Gerekçeli Karar, s. 191 18) A.g.e., s. 194 19) A.g.e., s. 194 20) A.g.e., s. 196 21) A.g.e., s. 198 22) A.g.e., s. 199 23) A.g.e., s. 201 24) A.g.e., s. 202 25) Yenigündem Dergisi, Sayı 38, 23-29 Kasım 1986 26) Gerekçeli Karar, s. 204 - 205 27) A.g.e., s. 206 28) A.g.e., s. 207 29) A.g.e., s. 208 30) A.g.e., s. 210 31) A.g.e., s. 220 32) A.g.e., s. 227 33) A.g.e., s. 232 34) A.g.e., s. 244 35) A.g.e., s. 248 36) A.g.e., s. 251 37) A.g.e., s. 253 38) Aydınlık, 26. 01. 1979 39) Cumhuriyet, 26. 12. 1978 40) Hürriyet, 25. 12. 1978 41) Gerekçeli Karar, s. 274 42) A.g.e., s. 273-274 43) A.g.e., s. 272 44) Milliyet, 25.12. 1978; Cumhuriyet, 26. 12. 1978 45) Milliyet, 25. 12. 1978 46) Tercüman, 25. 12. 1978 47) Gerekçeli Karar, s. 172 48) A.g.e., s. 175 49) A.g.e., s. 181 50) Aydınlık, 31. 01. 1979 51) Yenigündem Dergisi, Sayı 38 52) Gerekçeli Karar, s. 276, 280 53) Hürriyet, 24. 12. 1978 54) Cumhuriyet , Milliyet, Hürriyet, 26. 12. 1978 55) Milliyet, 27. 12. 1978 56) Milliyet, 25. 12. 1978 57) Milliyet, 25. 12. 1978 58) Cumhuriyet, 24. 12. 1978 59) Hürriyet, 25. 12. 1978 |
|
|
|
|
|
#37 |
|
Hakka Yürüdü Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 664
Mesajlar: 84
Thanks: 63
Thanked 213 Times in 75 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi :
![]() |
MARAŞ VE 19 ARALIK’TA “HAYATA DÖNDÜLER”
Bundan 30 yıl önce faşistler ve kontrgerilla tarafından başlatılan provokayon ile Maraş kan gölüne çevrilmiş idi.Maraş’ta kanları içilen Alevi-Kızılbaşlar şimdi “hayata döndürülüp” kabul edilerek,çeşitli “açılımlarla” “ kucaklanmak “ isteniyorlar.Her kesimden Alevi-Kıızlbaşlara kucağını açan faşist salyalı sürülere,geçmişin katliam sahipleri bile,MHP2li faşistler bile Açılımları destekleyerek yanıt veriyorlar.Bu “hayat öpücüğüne” kanacaklarını sandıkları Alevi-Kızılbaşlar ellerinin tersi ile ittikleri bu kesimlere çeşitli hain keklik takımlarınca pazarlanmaya devam ediliyorlar. İpliği pazara çıkmış bu keklik sürüsü,MHP dahil bu kan dökücülere “açılımlarından ötürü” teşekkürlerini bile sunuyorlar.Bu faşist kontrgerilla sürüsünün Maraş,Çorum,Sivas ve yeniden Sivas’ları yapıp uyguladıklarını unutarak,unutturarak.Irkçı faşizmin,ezilenler arasındaki köprüleri atmak üzerine kurulu politikaları gereği,birlikte,ortak,nihai mücadele ve kavgalarının içinde olmasını engellemek uğruna. Maraş’ta nice kanlı tarihlerin,nice kanlı resimlerin bile görüntülemekte güçlük çekeceği görüntüleri unutmak olanaklı mıdır?Asla.Balık hafızalı bir toplum olan bir toplumda bile bu görüntüler,bunları yaşayan bir Alevi-Kızılbaşlarca ya da devrimci-demokrat ve komünist kesimlerce akıllardan çıkarılabilir mi?Daha dün gibi değil mi karınları deşilmiş kadınlar?Daha dün gibi değil mi kafası kesilmiş insanlarımız? 30 yıl önce yapılan katliamlar,bu ülkede artık süreğen,kronik bir hal almış ve yürüyüp gitmektedir.Alevi-Kızılbaşlar,bu ve sonraki,önceki katliam,kıyım ve soykırım girişimlerinde yok edilebildiler mi?Hayır.Alevi-Kızılbaşlar her katliam ve kıyımdan yine başları dik bir biçimde,muhalif ve devrimciliğe yakın kimlikleri ile ayağa kalktılar yeniden.Dizlerinin üstüne çömelmediler dedelerinin önünde çöktükleri gibi.Zulmün en ağırı bile kendilerini aşağı kılamadı,diz çöktüremedi.Ve fakat şimdiler de yeni gibi görünen ve düzene yedekleme amaçlı “açılımlarla” oyalanmaya çalışılıyorlar,dünleri unutturulmaya çalışılıyor.Buna öncülük eden “keklikleri” asla unutmayacaklardır Alevi-Kızılbaşlar,kendilerini kıyanlarla birlikte.Kendilerine kıyanlara,kendilerini pazarlamaya çalışan “ortalık adamlarını” kara defterlerinin köşesine kalın harf ve çizgilerle yazacaklardır.Bu,tarihin bundan sonraki olası altın sayfaları için dönüm noktası olacaktır. Yine 19 Aralık 2000’de faşist devletin cezaevleri ve devrimcileri “hayata döndürdüğü” operasyonda unutulmadı,hafızalara kazındı.Diri diri yakılan devrimciler,kolları kepçelere yem edilen gençlerimiz,gaz ve kurşunla öldürülen devrimci-demokrat,komünist devrimcileri,yurtseverler hala hatırlarda.Faşist rejimin azgınca saldırısında onlarca devrimci düştü toprağa,onlarcası sakat kaldı,onlarcası yaşamla bağı kopuk yaşamak zorunda bırakıldı.Tecrit ve ölümle bitirilmek istenen bugün yine aynı devrimdir,aynı inanç,direnç ve inattır.Her ne olursa olsun, ne devrim ve de ne de devrime olan ışıklı inanç söndürülebildi.Her gün,her an devrim için çarpan onlarca,binlerce yürek var.Her düşen ay parçasının ardında bıraktığı büyük mirasın sahiplenilmesi,ileri atılımı var.Her düşenin yerini bayrağı devralmak isteyen yenileri alıyor,alacaktır. Maraşlar ve 19 Aralıklar ile bitirilmek istenen devrimci uyanış,direnç,inanç,kararlılık,irade ve yan tutup tavır alma ;dün olduğu gibi bugünde bitirilemeyecektir.Tam tersine ,Maraşlar ve 19 Aralıklar emperyalist kapitalizm ve onun faşist diktatörlüğünün korkulu rüyası olmaya devam ediyor ve edecektir. Maraşları ve 19 Aralıkları anmak,anımsamak;devrim,özgürlük ve sosyalizm kavgasını büyütmekten,ilerletmekten,kendini feda ruhu ile mücadeleye atılmaktan geçiyor.Devrim yolunda düşenler,ancak ve ancak onların mücadele hedefleri uğruna daha da ileri atılmak ve kavganın neferi olmaktan geçiyor. Maraşları,Çorumları,Sivasları,Ulucanları ve bilimum direniş ve mücadele örnekleri ile dolu bir tarihsel mirası topyekün sahiplenmek ancak ve ancak,bu kavgayı daha da büyütmekten geçer.Sadece ve salt günübirlik ve takvimsel devrimcilik anlayışı ile bu başarılamaz.Her gün ve her an devrimci mücadele,örgütlenme,kavga,devrim anlayışı ile sosyalizmin ipine sarılmaktır sahiplenmek,yaşamak. KAMO |
|
|
|
|
|
#38 |
|
Can Bizden Biri Yas: 29
Üye No: 476
Mesajlar: 1.359
Thanks: 1817
Thanked 2283 Times in 1051 Posts REP Gücü : 24
REP Puanı : 901
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
MARAŞ da yaşananları her İNSANım diyenin daima anımsaması gerekir. Katliam ile ilgili yazılanları okuduğumda içim sürekli titrer. Vahşet, insanın hayvana dönüştüğü anlarda ortaya çıkar. 78 Maraş bu ülkenin tarihine sürülmüş kapkara bir lekedir.
Aziz şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyorum...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’ den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi... |
|
|
|
|
|
#39 |
|
Bizden Biri Bulunduğu yer: ankara
Yas: 52
Üye No: 891
Mesajlar: 729
Thanks: 1044
Thanked 827 Times in 473 Posts REP Gücü : 8
REP Puanı : 255
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Bağımsızlık İstemek Yasak
Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı, Yurtsever Cepheli Öğrenciler'in hazırlıklarını sürdürdüğü, İstanbul'dan Ankara'ya Deniz Gezmiş için Bağımsızlık Yürüyüşü'nün afişlerine el koyma kararını vererek skandal bir karara imza attı. İsmi darbe girişimine karışanların miting düzenlediği ülkemizde bağımsızlık yürüyüşünün yasaklanması, tartışmalara yol açtı. Mandacı liberallerin, darbecilerin, faşist provokatörlerin her türlü eylemine "demokratik hak" olarak bakılırken, anti-emperyalist gençlerin yürüyüşünden rahatsızlık duyulması tepki doğurdu. 1-6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek yürüyüşü, Yurtsever Cepheli Öğrenciler "emperyalizme karşı mücadelede aramızdan ayrılan tüm devrimciler adına Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına" ithaf etmişlerdi. Afişlere el koyma kararında Türkiye'de ABD emperyalizmine karşı direnişleriyle halkın ortak hafızasında yer etmiş Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için "terör örgütü kurucusu ve üyesi" denildi. Yürüyüş için çalışmalarını hızlandıran Çanakkaleli Yurtsever Cepheli öğrencilerin 10 Nisan Salı günü afişler için valiliğe yaptıkları başvuru, Perşembe günü mesai saati bitimi olan 17:30 itibariyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değerlendirilerek toplatma kararı verildi. Dün karar kendilerine tebliğ edilen öğrencilere emniyet yetkilileri tarafından "el koyma kararına uymaları ve bir üst mahkemeye başvurup itiraz edebilecekleri" bildirildi. Çanakkale'de yürüyüş için çalışmalarına devam eden Yurtsever Cepheli Öğrenciler yaptıkları basın açıklamasında "Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu ülkenin bağımsızlığını savundukları, emperyalizme karşı mücadele ettikleri için, daha birkaç hafta önce ODTÜ'lü yurtsever öğrenciler tarafından işbirlikçiliği bir kez daha hatırlatılan devrin başbakanı Süleyman Demirel ve diğer ABD yandaşları tarafından idam edilmişlerdir. ABD'den korkanlar bu üç yiğit devrimciyi katlederek ülkemizdeki bağımsızlık düşüncesini mahkum edebileceklerini zannetmişlerdir. Çanakkale'de valilik ve savcılık tarafından Deniz Gezmiş için Bağımsızlık Yürüyüşü afişlerine dair verilen karar aynı yanılgının ürünüdür. Emperyalizm ve işbirlikçileri oldukça, bağımsızlık için mücadele ve mücadele edenler olacaktır" sözlerine yer verildi. İşte utanç satırları Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "gereği düşünüldü" denilerek verilen kararda şu sözler yer aldı: "Talep yazısı ekinde bulunan afişin incelenmesinde THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) terör örgütü kurucusu ve üyesi olmaları nedeniyle idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Ve Hüseyin İnan adlı kişilerle bu kişilerin eylem ve sözlerini övme anlamında söz ve sloganlar yazılmış olduğu görüldüğünden 5237 sayılı CMK'nın 215. ve 5187 sayılı basın kanununun 52/2 maddeleri gereğince el koyma talebinin kabulüne karar verilmiştir." Sol Gazetesi:eyer bunlar terörise MARAŞ.ÇORUM.SIVAS.Olaylarının yapanlar güye kahramanım bence asıl terörüs bunlar olmalı vatanının miletini seven hiç bir zaman ne vatan hayinin neden teröristir sayılmamalı: Konu hasan19 tarafindan (04-09-2009 Saat 08:26 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| TRT, Maraş Katliamı sorumluları arasına HrantDink'i de koydu | Devrim06 | Siyaset | 5 | 12-26-2008 19:41 |
| 78'liler Girişimi: Maraş Katliamı ile Yüzleşme, Hemen Şimdi... | Devrim06 | Alevilik Haberleri | 0 | 12-18-2008 11:57 |
| ALEVİ-DER : 30. Yılında Maraş Katliamı Unutulmayacak, Unutturulmayacak | Devrim06 | Alevilik Haberleri | 0 | 12-18-2008 11:52 |
| Belgesellerle 12 Eylül Dersleri- Maraş Katliamı | mihrali | Serbest Kürsü | 0 | 09-19-2008 23:33 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||