![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Katliamları Tarihsel süreçteki alevi katliamlarına dair bilgi ve belgelerin paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Bizden Biri |
![]() Temmuz, ayların en sıcağıdır. Temmuz olunca yakar kavurur toprağı güneş. Bir damla suya hasret kalır toprak. Kıyıya vurmuş bir balık gibi, dağ başında kurumuş bir ağaç gibi olur. Hasret kalır yağmura. Günler susuzluktur. Günler sonra bir damla düşer toprağa, nefes olur, mevsim değişir... Toprak kavuşur, mevsim değişir ama Temmuzlarda yanan ateş, sönmez yılardır yüreklerde. Ateş düşmüştü Temmuz`a, güneş yakıyor kavuruyor, toprak yanıyordu alev alev... Bulutlara vardı ateş, bulutlar yandı. Güneş alevlerin içinde kaldı. İçin için yanıyordu güneş... İçin için... Acı bir türkünün nağmeleri karıştı ateşe... "Gün tutuşur canım, gece tutuşur... " Gün tutuştu, gece tutuştu... Ey ateş!... Yaktın yüreğimi ateş... Yaktın kavurdun ateşimi.. Varsın senin de yüreğin yansın... Sardı sarmaladı avucuyla ateşi Prometheus. Sonra koynuna koydu. Aldı götürdü Olimpus Dağı'ndan. "Alın" dedi insanoğluna, "alın, artık yalnız tanrıların değil insanoğlunundur da ateş..." Bir çocuğun avucuna koydular. Çocuğun yüreği tutuştu, harlandı ateş... Dört bir yana yayıldı. Sıcaklığı dağbaşındaki karları eritti, buzları çözdü. Sonra bir Şaman tütsü serpti üstüne, dansa tutuştu. Yandı ateş, kızdı demir, çekiç dövdü demiri... Ateş yaktı, çekiç dövdü demiri... Zalimin hükmünü yürüttü demir; mazlumun umuduyla avucunun içinde ateşi harladı Demirci Kawa. Alevlerin arasında Ninova şehrine baktı. İsyan ateşiydi bu, sarmalıydı Ninova'yı, sarmalıydı zalimlerin sarayını... Yaktı kavurdu Ninova'yı. Harran yandı, Urfa yandı . Bir serçe gagasında su taşıdı ateşi söndürmek için, serçeye güldü karga; "taşıdığın suyla söner mi koca ateş!" "Olsun" dedi serçe, "ben taşıyayım da ateş sönmezse bile saflar belli olur.." Didindi biçare serçe... Dumanların içinden süzüle süzüle bir çift turna havalandı. Döne döne kondu kumun üstüne. Pençeleriyle avuçladı kumu biri. Alev alev yanıyordu kum. Usulca safa durdular Hüseyin'in ordusunun yanında. "Ya Hüseyin!.." nidaları yükseldi kalabalıktan.. Hüseyin "Bu savaş" dedi, "iyi ile kötünün mücadelesi. İsteyen derhal gidebilir." Ve devam etti Hüseyin; "ben zalimlerle birlikte, varlık içinde yaşamayı alçaklık; zalime karşı gelerek bulacağım ölümü yücelik sayarım..." Muharrem'in ikinci günüydü.. Muharrem'in içindeydi, kuşatıldı Hüseyin'in ordusu, bir yudum suya hasret tutuldular. Kerbela alev alev yandı. Yürüdü ölüme Hüseyin, çölün ortasında attan düştü Sahray-ı Kerbela'ya. Başı vuruldu 65 atlının ve 100 yayanın. Hüseyin'in başını kestiler, kanı çöle aktı, çöl alev alev tutuştu, cümle kuşlar figan etti... Ateş sardı Sivas'ı, Yıldız'ın yaylasını, Banaz'ın köyünü. Ateşti her yan. Ateşin içinde bir gül, mağrur. Uzandı güle Pir Sultan, gül al al oldu elinde, can buldu yeniden. Pençeledi Hızır gülü, çekti koparamadı, eğdi kıramadı. Namerdi elinden tanıdı gül. Hızır Osmanlı'ya kulluğa gitti; Pir Sultan yoksul öcün almaya yürüdü, münkire kılıç çaldı. Darağacı kurdu Hızır Paşalar; çıktı sehpaya Pir, "dönen dönsün ben dönmezem yolumdan", itti sehpayı. Dönmedi 60 bin baş! Yavuz'un ordusu vurdu 60 bin başı. Oluk oluk aktı kan, Kızılırmak taştı akan kandan, Anadolu kanla sulandı, aktı bir ömür, kaç yüzyıllar geçti kanla, kaç yüzyıllar geçti yanan ateşle. Yüreklerdeki ateş toprağı yaktı, suyu yaktı. Toprak yandı, su yandı, gökyüzü tutuştu, güneş ateşler içinde kaldı. Gün tutuştu, saz tutuştu, söz tutuştu, semaha duranlar tutuştu. Yandı yürekler, savruldu toprağa kül, yanık bir türkü tutturdu ozan. "Temmuz sende ne'm kaldı / Acı kederden gayrı / Madımak'tan öteye..." Acı acı duman tütüyordu Sivas'ın üstünde. Turnalar süzüldü dumanın içinden. Ateşin içinde genç bir kız semaha dönüyordu, kırmızı üç eteği alev alev yanıyordu, bir genç karşısına geçip kollarını açtı "aşk ilen!" deyip başladı semaha, tutuştular beraber. Bir ozan vurdu sazının teline, söyledi türküsünü, "Akarsu'yum yansam da, kül olup savrulsam da..." Türkünün veronisiyle şiirini okudu Metin Altıok; "Heybesinde yılan işaretleri / baldıran zehri yüzüğünün içinde / ve yanında kav taşıyan ben / tekinsizim size göre / ibret için yakılması gereken..." Asaf Koçak ateşi alaya alan bir karikatür çizdi, sonra çıkardı mızıkasını ve çalmaya başladı hüzünlü bir ezgiyi. Ölüm, hüzünlü bir türkünün ezgisiydi Madımak'ta. Merdivenleri, odaları dolanıyordu ölümün ezgisi, her yanı sardı bir nefes dumanla. Kırılan camların sesi, kör bir bıçak gibi kesti türküyü. "Kafirler!.. İblisler!.." Höykürdü yobazlar, softalar. "Tanrı Dağı kadar Türk'tü bunlar, Hira dağı kadar müslüman!" Ateşe döndü Hasret, Pir Sultan'ı gördü alevlerin içinde, eğildi Akarsu, Pir'in elinden bir dolu içti, zakirler saz çaldı, peyikler salındı her yana, Selman-i Pak elindeki taştan su serpti ateşle semaha duranlara, Ali'nin adını çağırdı, ateşin içinde Kırklar Cemi'ndeydiler, gökte turna sürüsü, Madımak'ta canlar. Döne döne semaha durdular; dönün turnalar, dönün... Şah aşkına, Pir aşkına. Semah dönenlerin külleri savruldu toprağa, ateş sönmez oldu, karanlıklar tutuştu. Tutuştu gün, tutuştu gece. Söz tutuştu, saz tutuştu. Yangınlara düştü kalem, türküler yakıldı yürekte. Duvarlar tutuştu, harlandı. Avucunu açtı Hasret, kum doluydu, kum alev alev yanıyor, yüzüne vuruyor, güneşe dönmüş cemali aydınlatıyordu Madımak'ı. "Kerbela'nın kumu" dedi, "kaç yüzyıldır yüreğimde yanıp duruyordu, harlandı şimdi, durulmaz gayri." Merdivenin başına oturdu Nesimi. "Bu benim ikinci ölmem. Birinde derimi yüzdüler Halep şehrinde. Duvarına astılar Halep şehrinin, kanlar karıştı yaşıma" dedi. Alnı apaydınlıktı, bin yıllık bir çınar gibi kaldı yerinde. Madımak'ta alevlerin içine beyaz mintanlı bir genç uzandı, "iriş Dede Sultan iriş" dedi, uzandığı yere boynundan kan yürüdü, beyaz mintanı al oldu, kızıla kesti. Duman sardı Madımak'ı, göz gözü görmez oldu, el ele tutuştu tüm canlar, dönüyorlardı ateşin içinde, birden "yakıyorlar bizi, yakıyorlar!..." diye bağırdı içlerinden biri, gözlerine baktı diğerleri, masumca başını eğdi bağıran, anladı ki aydınlıktı yanan... Bıraktı kendini ateşin içine, elleri tutuştu önce, saçları savruldu ateşin içinde. Höykürmeler duyuldu yeniden, baktı höykürenlere Hasret; sürükleyip getirmişlerdi Pir Sultan'ı, önde Yezid'i gördü elinde taş, Hızır Paşa'ydı yanındaki, Şehzade Mehmet'in beyleri, kadıları, kazaskerleri, Yavuz'un itleri... Hepsi oradaydı. Ateşin içine çöktü bağdaş kurdu, sazını döşüne dayadı. "Çeke çeke ben bu dertten ölürüm..." vurdu sazının teline, semaha durdu Muharrem... "Aşk ilen Muharrem, aşk ilen..." "Halk için ola!" Ateşin içinde döndü Muharrem, yana yana döne döne turnalar geldi ateşin içine, "aşk ilen Muharrem..." deyip semaha durdular, yandılar beraberce. Sarı saçlı bir kızdı turnanın biri, Ümit taşıyordu öteki, yandılar aydınlık için. alıntıdır |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Derman For This Useful Post: |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Onların Dilinden Onlar | Perçem | Deneme ve Makaleler | 5 | 01-09-2009 12:14 |
| yolcu ateşte yanmak ile yol yanmaz | BerkaY | Soru ve Yanıtlarınız | 2 | 12-02-2008 09:39 |
| Onlar Beni Uğurlamaya Gelmişti.. | equlibrium | Fıkra | 1 | 09-22-2008 13:48 |
| Semaha Geldim | - Esengül - | Alevi Edebiyatı | 0 | 06-29-2008 19:31 |
| Yolcu ateşte yanmak ile yol yanmaz. | Türkü | Serbest Kürsü | 6 | 06-04-2008 09:00 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||