![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) Alevi inancına dair ritüellerin ve yöresel uygulamaların paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Bizden Biri |
BU yazı, Hasan HARMANCI'nın "ACININ KERAMETİ KERBELA" isimli kitabından alıntıdır.
Örneğin Efdalüddin (Tekiner) Bey'in kaydettiklerine göre, Osmanlılar dönemi boyunca aşure geleneğinde öncülük saraya aitti. Muharrem ayının 10. günü Topkapı Sarayı mutfaklarında pişirilecek aşure için Kilar-ı Has'tan gereken malzeme verilir, birkaç gün önceden hazırlıklara başlanırdı. Saray aşuresini helvacıbaşılar pişirmekteydiler. Büyük kazanlarda hazırlanan aşureden ilk olarak özel bir törenle padişaha, harem halkına sunulması, sonra devlet ileri gelenlerine, imaretlere, halka dağıtılması adetti. Sır katibi Salâhî Efendi'nin tuttuğu Rûznâme’den, 1735'te sarayda pişirilen amberli ve miskli iki maşrapa aşurenin, o sırada Beylerbeyi Sarayı'nda dinlenmekte olan I. Mahmud'a götürüldüğü, bir maşrabanın padişaha, diğerinin de maiyyetindekilere sunulduğu ve zevkle yenildiği yazılıdır. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) Yıldız ve Beşiktaş saray mutfaklarında hazırlanan aşurenin dağıtımı İstanbullularca sabırsızlıkla beklenirdi. Dağıtım iki şekilde yapılırdı. Birincisi, saray testilerine ve kaselerine konan aşureleri tablakârlar, Beşiktaş, Ortaköy, hatta daha uzak semtlerdeki yüksek rütbeli kamu görevlilerinin, ilmiye ve mülkiye ricâlinin konaklarına götürürlerdi. Ertesi gün, "cevap" denen usül gereği boş testi ve kaselerin çikolata, badernşekeri, fıstık vb. şeylerle doldurularak konak ağalarınca saraya iadesi gelenekti. İkinci ve asıl dağıtım halka yönelikti. Saray matbahlarının her birinde iki ve dört kulplu büyük kazanlarda, buğday, incir, üzüm, kayısı kurusu, nohut, bakla vb. malzeme ile "daneli" denen aşureler pişirilir, 10 Muharrem gecesi sırık hammallarınca taşınan 50-60 kazan, Yıldız Talimhane Meydanı'na götürülerek düzgün bir sıra halinde dizilirdi. Sabah erkenden Matbah-ı Amire müdürü, vekilharc ve helvacıbaşılar resmi giysileriyle meydanda hazır beklerler, seccadecibaşının, aşure dağıtımının padişahın buyruğu olduğunu duyulnasından sonra Matbah-ı Amire imamı dua eder, amin diyen halka parmaklıklı kapılar açılır, her kazanın önünde kuyruklar oluşur ve beraberinde getirdikleri kaplara aşure doldurulurdu. Bu sırada disiplinin sağlanamadığı, görevlilerin tepeden tırnağa aşure bulaşığına battıkları, hatta hücum edenler arasında kazana düşenler olduğu da görülürdü. ......... Son dönemlerde aşureden çok aşure kapları ilgi çektiğinden Muharrem ayı yaklaşınca züccaciyeci ve evâni dükkanları binbir çeşit aşurelik, kase, tas ve sürahilerle dolardı. Bunları alanlar, aşure vesilesiyle yakınlarına, komşularına değerli hediyeler sunmuş olurlar, bu tür kaplar da evlerde hediye edenin adıyla, örneğin "Saraylı hanımın kasesi", "Miftü efendi tası" şeklinde anılırdı. ................... Eskiden halk arasında aşure ile ilgili tuhaf inanışlar da vardı. Örneğin, aşure yenirken ağza gelen ilk bakla çiğnenmez çıkarılır, yıkanıp kurutulur ve para kesesine "bereket baklası" ya da "aşure baklası" denerek konurdu. Aşure pişerken karıştırmak için kullanılan kepçeye ibrişimle delikli gümüş paralar bağlamak, daha sonra bunları yıkayıp yine bereket olsun diye keseye koymak da adetti. Musâhipzâde Celâl de, Aşure gününün İstanbul'da iki farklı şekilde kutlanılışını eserinde şu şekilde anlatmıştır: "Muharrem ayının onuncu günü, Peygamber'in torunu İmam Hüzeyin'in susuz şehit edildiği gün olduğu için bazıları evlerde billur bardakları kaldırarak bakır veya toprak kupa ve taslardan su içer, fakat kana kana içmezlerdi. On gün oruç tutanlar, düğün dernek yapmayanlar, gülüp eğlenmeyenler vardı. Yine bu ayın onuncu gününde Nuh'un gemisi Cudi Dağı tepesine oturarak selamete erdiği için gemide bulunan zahireden çorba pişirmişler. Nuh'un bu selamet gününe hürmeten bizde de aşure pişirilir. Eşe dosta, akraba ve konu komşuya fukaraya dağıtırlardı. Ve yine bu ayın başından onuncu gününe kadar dilenci güruhundan kör ve sokaklarda "Mersiye" okumak iktidarında olanlar başlarına, boyunlarına ikişer, üçer kör heybe şeklinde iki gözlü torbaları asıp sokak sokak, kapı kapı dolaşarak Kerbelâ mersiyesi okurlardı. Hasan, Hüseyin'e olan işlere Gökte melek, yerde her can ağladı. Görün Görün Yezidlerin halini Bağladılar hep suların yolunu Soldurdular Fatma Ana gülünü, Ya hoy goy goy canım Medine şehrinden kalkıp göçtüler, Nice nice susuz yerler aştılar, Kerbelâ sahrasında şehit düştüler Ya hoy goy goy canım Şeyhoğlu tatlı canına kıymıdı. Ol Yezid oğlu Mervan’a uymadı Gökte melek yerde can ağladı Ya hoy goy goy canım Bu mersiyenin her üç mısrasında diğer âmalar, "hayyulkayyum" dan bozularak meydana gelen "hoy goy goy canım" cümlesini hep bir ağızdan makamla çağrışırlar ve mersiye bitince asıl okuyan şu gülbangı çekerdi: "Allah Allah, bir Allah, kadim Allah, şühedayı Kerbelâ İmam Hasan, İmam Hüseyin aşkına ve cemîi enbiya ve evliya kerimine, cömertler demine ve gelip geçmiş mü'minlerin ervahına hu diyelim huu!" diye hep bir ağızdan "hu" çektikten sonra kısa bir dua okurlardı. Duanın her cümlesinde diğerleri "Âmin" dedikten sonra bir tas veya sahan içerisinde buğday, pirinç, nohut gibi hububat ve bakliyattan bir miktar birşey verilirdi. Bunlara verilen her neyse çeşidine göre torbalara konurdu. Muharrem'in başından, onuncu gününe kadar Goygoyculuk devam ederdi." .......... Aşure, Muharrem ayının onuncu günü. Aşure günü. Muharremde pişirilen manıf nevale. Tabh-ı Aşure. Aşur da denilir. İmaretler faaliyete geçerdi. Ocaklar alev alev yanar, bacalardan buram buram dumanlar çıkardı. İstanbul'un Hamidiye, Laleli; Üsküdar'ın Yenicami, Vâlide camii imareti gibi büyük aş ocaklarında ve birçok dergâhlarda aşure pişirilirdi; ama bu görülecek bir anane idi. İstanbul şahlanırdı. Köşede bucakta ne kadar fakir varsa, ne kadar dilenci varsa akşamdan imaretlerin, dergâhların etrafını sararlar, kapılarında sıralanırlardı. Lakin karma karışık bir halde. O çağlarda kuyruk dünyaya gelmemişti. Ellerde kovalar, güğümler, testiler... ,........ Nereden gelmişti bu gelenek? Derler ki Nuh Peygamber gemisiyle tufandan dönüp karaya indiği, hani geçen yıllar bütün dünyanın merak ve dikkatini çeken Arafat Dağı’nın tepesine bindiği zaman gemide artan buğday, fasulye, nohut gibi şeyler yerlere dökülmüş, bittabi şeker de olacak. Bunlardan aşure denilen nevale yapılmış. Karışık bir masaldır bu. İmaretler yalnız fakirlere mi aşure verirlerdi? Hayır. Bütün İstanbul'u aşureye gark ederlerdi. Bütün halka kovalarla, güğümlerle, testilerle aşure dağıtılırdı. Muharrem’de aşure o çağlarda bir anane idi. Evlerde de aşure pişirilirdi. Konuya komşuya, eşe dosta gönderilirdi. Bu da bir rüya gibi silinmektedir; eski hararetini kaybetti. Şimdi muhallebici dükkanlarında… Aşure Günü’nde Sünni kesim arasında yaşananlar bu ifadelerle anlatıldıktan sonra, Sadri Sema Şiilerin matem törenlerini de aşağıdaki ifadelerle dile getirmiştir: 145- Efdalüddin (Tekiner), "Aşura - Sarayda Aşura Tevzii Merasimi" , İslam Türk Ansiklopedisi, İstanbul. 1940, 604-614. Aynca bkz. A. Ragıp Akyavaş, Tarih Meşheri. Ankara 2002, Il, 187-188; M.Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimler Sözlüğü, İstanbul 1993, 1,101-102; Necdet Sakaoğlu, "Aşure", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul 1993, I, 372-373’den aktaran Eyüp Baş, “Aşure Günü… S: 116 ve sonrsı; Şii'lerin matem törenleri Kitap ta, Yani, Osmanlıda, Şİİ/ŞİA da, Muhareem kutlamalrı yapmakta idi, Sünnilerinde yaptığını görüyoruz, Daha doğrusu öğrendik.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez Konu İşcanbaba tarafindan (03-04-2010 Saat 17:47 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Dede-baba (03-05-2010) |
|
|
#2 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 62 Times in 53 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
OSMANLI SULTANLARI VE MERSİYELERİ “Âb–ı rûy–ı Habîb–i Ekrem için Kerbelâ"da revan olan dem için Bakma ya Rab bizim günâhımıza Nazar et, can u dilden âhımıza.” Murad Hüdavendigâr (Osmanlı Sultanı I Murad ) Muharrem ayı Yas-ı matem orucu sona erdi, Hakk-muhammed-Ali cümlemizin tuttuğu oruçları kabul eyleye... Şimdi Osmanlı Sultanlarından Sultan Abdulaziz tarafından kaleme alınan Kerbela’ya Ağıt'ını sunalım,Sultan Abdulaziz bektaşi tarikatına mensup idi ve Ayini cemlere katılırdı : KERBELA’YA AĞIT Kudretil Ayini Resuli şahı servere Katil kastiyle cem oldular bir yere Nasılda layık gördüler cismi paki hançere Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare Biat vacip iken iman etmedi ol layın Kurdular dini fesadı oldular dini hayın Hüseyne kast fitneyi hayasız bi’ din Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare İncittiler evladı resulu hakkında kulu Vermediler Kerbela’da mazluma bir kadre su Ey hayasız zalim, senin yüzüne pu Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare Hüseyn’in katlinin hiç kalırmı yanına Şimir melun hançer çaldı ol şahın gerdanına Ey münafık nasıl girdin şah Hüseyin kanına Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare Kuranı din İslamı meta gibi sattılar Ehlibeyt’i üryan büryan Şam’a esir ettiler İnsanığa reva olmaz böyle bir iş tuttular Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare Ey müslümanlar dinlediniz feryat figan ettiniz Dini İslam olmuşuz resula iman ettiniz Ya buna nasıl dayansın Sultan Halife Abdul Aziz Ümmet olmak böylemidir Hz. Peygambere Hem ciğeri pareyi Fatıma, nuri çeşmi haydare |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 62 Times in 53 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
[u] İmam Hüseyin ile ilgili kaynaklarU]
1- - Maktel’ul-Huseyn, c. 1, s. 87-88. Zehair’ul-Ukba, s. 119. 2- - Müstedrek’us-Sahihayn, c. 3, s. 176. Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme’nin evinde ağladığını anlatan diğer kaynaklar da şunlardır: Zehair’ul-Ukba, s. 147. Fusul’ul-Muhimme, s. 154. Sırat’us-Seviyy, s. 94. Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s. 118-119. Kenz’ul-Ummal, c. 6, s. 223. Müstedrek’us-Sahihayn, c. 4, s. 398. 3- - Hz. Peygamber’in Aişe’nin evinde bulunduğu zamanlar Hüseyin’e ağladığı şu kaynaklarda da geçmektedir: Mucem’ul-Kebir; Hz. Hüseyin’in hayatıyla ilgili bölüm. Müsned-i Ahmed, c. 6, s. 294. Haysemi “el-Mecma”, c. 9, s. 187. Sevaik’ul-Muhrika, s. 115. Mecma’uz Zevaid, c. 9, s. 187-188. Suyuti “Hasais”, c. 2, s. 125-126. 4- - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 60-61’de. 5- - Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 60-61. El- Musannef, c. 12; Tabakat-ı İbn-i Sa’d; Müsned-i Ebu Ya’li; Mucem’ul-Kebir; Zehair’ul-Ukba, s. 148; Cami’us-Sağir, c. 1, s. 13; Sevaik’ul-Muhrika, s. 115. 6- - Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 108. Hadis kaynakları dışında Alevi-bektaşi literatüründe ise aşağıdaki kitaplar bulunur 1- Fuzuli, " Hadikatü's süeda (Saadete ermişlerin bahçesi) 2-Fuzuli , Mersiyeyi Al-i Aba 3- Yusufi'nin, Maktel (1361 yılında yazıldı Yıldırım beyazıd Hana sunuldu.) 4-Kastomolulu Şadi, Destan-ı Maktel-i Hüseyin 5-Lami çelebinin, maktel-i Hüseyin 6-Fazlullah Rahimi'nin, Gülzar-ı Hasaneyn 7- Mirza Muhammed Naki'nin, Kumru Bu konudaki kaynak eserler arasında gösterilebilir Hz. Hüseyin'in şehid edilmesiyle neticelenen acı olay... Ehl-i Beyt yarenlerini derinden etkilemiş büyük bir hüzün meydana getirmiş.. Hz. Hüseyin'in şahsında Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve muhabbet.. Edebiyatta "maktel-i Hüseyin" adlı türüm doğmasına neden olmuştur.. Hüseyin adını Peygamber'imiz koymuştur.. Oysaki o zamana kadr böyle bir isime raslanmamaktadır.. Rivayet o dur ki.. İmam Hüseyin'in kulağına peygamber "O cennet gençlerinin efendisi (Seyyid) dir" diye seslendiği söylenir.. kerbela olayını anlatan ilk kitaplar kitapçık şeklindeydi.. ve maktel ismini taşımaktaydı.. maktel= Katl (katledilen ..öldürülen.. öldürmek) kelimesinden alınmıştır. Tarih biliminde ise, İmam hüseyin ve katledilişi anlaşılır.. mektel-i Hüseyin'ler manzum ve nesir olarak bazende her ikisi birlikte yazılmıştır. İlk defa arap aleminde Ebu Mihnef tarafından ele alınan Kerbela hadisesi bir çok arap edibin (şair) eserleri ile geliştirilmiştir. Bu türün en tanınmış ve kabül göreni ise Fuzuli'nin saadete ermişlerin bahçesi adlı eseridir. Fuzuli saadete ermişlerin bahçesi adlı eserinde şöyle der. " Mah-ı muharrem oldı meserret haramdur Matem bugün şeriata bir ihtiramdur Şad olmasun bu vakıada şad olan gönül Bir dem bela vü gussadan azad olan gönül. " Allah Eyvallah Saygılarımla.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Dede-baba For This Useful Post: | İşcanbaba (03-06-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aşure, muharrem, osmanliand#8217da |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||