![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Kontrollü Üye |
Karacahöyük Dergahı ve Abdal Musa Karacahöyük, Malya Ovası’nın güneyinde kalır. O unutulası, akıllardan çıkmaz felaketin yaşandığı savaş alanına kuş uçusu 30 km mesafededir. Büyük bozgunu takip eden günlerde, burada bulunan eski bir Alevi mabedine kendi halinde, gösterişsiz bir derviş geldi. Çarpışmalarda kardeşini kaybetmişti. Üzgündü. Hayli zayıflamıştı. Bitap haldeydi. Gelecek kuşaklarda Hacı Bektaşi Veli adı ile ünlenecek olan bu derviş, Karacahöyük Dergahı’nın yönetimini elinde tutan ‘Anadolu Bacıları’ tarafından şefkat ile karşılandı, itina ile ağırlandı. Hatun Ana (Kadıncık Ana ya da Kadın Ana olarak da bilinir. Bu metinde Kadın Ana olarak anacağız) adı ile bilinen dergahın ‘Pir Bacısı’ ona ihtimam etti. Hacı Bektaş, kalan ömrünü bu dergahta tamamladı. Karacahöyük’de, alçakgönüllü ve münzevi bir yaşam sürdü. Keramet sahibiydi. Pek çok sırra sahipti. Hakka yürümeden önce taşıdığı tüm sırları, vakıf olduğu bilgeliği, Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na, Kadın Ana’sına devretti. Karacahöyük Dergahı, Malya bozgunundan sonra Hacı Bektaş başta olmak üzere kıyımdan kurtulabilmiş; bozkırın ayazında yalnız ve umutsuz kalmış pek çok mürşide ve dervişe kapılarını açtı, bir yandan son günlerinde onlara rahat ve huzur verdi, bir yandan da bu yılgın dervişlerden Alevi yol bilgilerini ve Alevi sır ve hakikatlerini sonraki kuşaklara aktarmak üzere derleyip toparladı. Malya Ovası’nın mağlupları, canlarını katliamdan kaçırabilenler, koca bir erkanın yok oluşuna ve nice ocakların sönüşüne tanıklık ettiler. Savaştan sonra kalan kısa ömürlerinde keder hiç eksik olmadı. Dağarcıklarındaki bilgileri, kerametlerini ve emanetlerini; aç, susuz, yaralı ve yorgun sığındıkları Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na bırakarak bu yeryüzünden göçüp gittiler. Hüzün dolu son bir çaba ile Alevi sırlarının, sonsuzluğun boşluğunda kaybolup gitmesinin önüne geçtiler. Malya bozgunu yaşandığında Abdal Musa daha doğmamıştı. Abdal Musa 13. yüzyılın son çeyreğinde Antalya yakınlarında, Toros Dağları’nın eteklerinde dünyaya geldi. Çocukluğu; kaybettiği babasının, kocasının ve çocuğunun acısını bir türlü içinden söküp atamamış Alevi kadınlarının ağıtları, feryatları içinde geçti. Bazen birinci elden, bazen ikinci elden dinlediği, talan edilmiş hayatların hikayeleri ile kavruldu. İlk gençlik yılları ile birlikte çocukluğunun geçtiği yerlerden ayrıldı. Abdal oldu. Büyük acılar altında mahsur kalmış bir coğrafyada yıllarca dolandı. Savaştan sonra yok olmaya yüz tutmuş Alevi yolunun izlerini sürdü. Bıkmadan, usanmadan Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi dergahlarını ve tekkelerini gezdi. Bir büyük yıkımdan kurtarılmış ne varsa özenle bir araya getirdi. Yangın yerinden çiçekler topladı. Abdal Musa’nın, memleketine dönmeden önceki son durağı Kapadokya’daki Karacahöyük Dergahı oldu. Karacahöyük Dergahı, 14. yüzyıl başlarında, eski görkemli günlerinden hayli uzak bir görünüm içindeydi. Dergah, ‘Anadolu Bacıları’ (Bacıyan-ı Rum) adı verilen Anadolu’nun ünlü kadın örgütlülüğü tarafından canla başla ayakta tutulmaya çalışılıyordu. Abdal Musa, aradığını uzun süre kaldığı Karacahöyük Dergahı’nda buldu. Burada, usulden olmamakla birlikte, dergahın ‘Pir Bacısı’ onu -Tarikat Kapısı’ndan- kendisine muhip aldı. Ona el verdi. Abdal Musa Karacahöyük’de önce muhiplikten derviş oldu. Sonra erenler sınıfına katıldı. İnsanı Kamil (olgun insan) sayıldı. Abdal Musa, Karacahöyük Dergahı’nda erkan içinde, hakikat mertebesine ulaştı. Alevi Bacıları ve onların önderleri Kadın Ana, -bu yolun en çok çile çekenleri ve felakete dayanma gücü en yüksek olanlar- kadın önsezisi ile Abdal Musa’ya güvendiler. En kıymetli hazinelerini, binlerce yılın mirasını, savaş sonrasının acılı hasadını, Malya bozgunundan kurtulmuş ve Karacahöyük Dergahı’nda misafir kalmış dervişlerden on yıllar boyunca derlenip bir araya getirilmiş savaş sonrasının acılı hasadını, yolun sırlarını ve Aleviliğin kutsal emanetlerini Abdal Musa’ya, bu yetenekli ustaya teslim ettiler. Aleviliği o yüzyılın koşullarında daha güvenli gördükleri başka bir coğrafyaya yolcu ettiler. Abdal Musa, uzun sürmüş arayışlarının nihayetinde Karacahöyük Dergahı’ndaki Alevi Bacıları tarafından bin bir meşakkat altında toplanmış ve on yıllar boyunca itina ile saklanıp korunmuş sırları ve kerametleri, Alevi yolunun temsil hakkını ve temsil hakkının nişanı olan üç parça kutsal emaneti (Kara Sancağı, Sarı Alemi ve Mermer Çerağlığı) Kadın Ana’dan devir aldı. Toroslar’ın eteklerine, doğduğu topraklara geri döndü. Burada, Antalya’nın güney batısında, bin yıldan beri kapıları kapalı duran, viran olmuş bir Alevi dergahını hayata geçirdi. Alevilik on dördüncü yüzyılda Toros’larda ve Akdeniz yalısında Abdal Musa’nın hünerli ellerinde yeniden ayağa kalktı. Antalya’nın batısında, halen yürümekte olan bu dergah onun adı ile anılır. Aşık Paşazade (1393-1491), 15. yüzyılda kaleme aldığı ‘Osmanoğulları’nın Tarihi’nde, Alevi sırrı hakikatlerinin Anadolu’nun orta yerinde unutulmuş bir dergahta, 13. yüzyılın meczup ve yorgun dervişlerinden devşirilip sonraki kuşağın bu usta örgütçüsü ve kuramcısına aktarılmasının hikayesini şu sözlerle nakleder: ‘Anadolu’ya gelen dört grup insan vardır. Biri Anadolu Gazileri (Gaziyan-ı Rum), biri Anadolu Ahileri (Ahiyan-ı Rum), biri Anadolu Abdalları (Abdalan-ı Rum), birisi de Anadolu Bacılarıdır (Bacıyan-ı Rum). Hacı Bektaş Sultan, bunların arasında Anadolu Bacıları’nı tercih etti ki, o da Hatun Ana’dır.’ ‘Hacı Bektaş; sırrını, keşif ve kerametlerini, her nesi varsa Hatun Ana’ya emanet etti. Kendisi meczup bir dervişti. Şeyhlik ve müritlikten uzaktı. Abdal Musa derler, bir derviş vardı. Hatun Ana’nın muhibbi idi. O zaman da şeyhlik ve müritlik fazla yoktu. Tarikat silsilesi de bulunmuyordu. Hatun Ana, onun (Hacı Bektaş’ın) üstünde bir mezar yaptı. Geldi Abdal Musa bir nice gün burada kaldı’.Abdal Musa, Aleviliğin yetiştirdiği son büyük dahi oldu. O; 14. yüzyılda Aleviliği, korku zulüm ve telaş altında çekildiği köşelerden çıkarıp yeniden hayata döndüren, yaşadığı yüzyılda dağılmış, perişan halde bulunan, yedi büyük Alevi ocağını yeniden biçimlendirendir. Bu sebeptendir ki, Alevi sosyal hayatını ve inanç kurumlarını düzenleyen formların ve kuralların bütünü olarak adlandırılan ‘Alevi erkanı’ ondan başlayarak bugüne değin ‘Abdal Musa Erkanı’ olarak anıla gelmiştir. Konu Ali karul tarafindan (06-06-2008 Saat 21:18 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | ArdaBaran (06-06-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), Devrim06 (11-01-2008), NervouS! (11-01-2008), |
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alevi kadınlarının saygınlıgı şu anki dünyada kadına bakışın çok üstündedir.
Eski Yunan’lılar erkek egemen bir toplum yapısına sahiptiler. Anadolu’da karşılarına çıkan örgütlü kadın toplulukları ve anaerkil yaşam biçimleri Yunan’lıları hiçbir zaman üzerlerinden atamadıkları bir ürkekliğin ve şaşkınlığın içine düşürdü. Yunan’lıların bir türlü anlamlandıramadıkları Anadolu’lu saygın kadın topluluklar, Yunan mitolojisi içinde fantastik bir metafora dönüştü. Esas bulanıklaştı. Anadolu kadın örgütlülüğü Yunan mitolojisi içinde vahşi ve cazibeli, cinsiyet temeline dayalı ayrı bir kavim (kadınlar kavmi) olarak tanımlandı. Truva şehrinin Luvi dilindeki bozulmamış hali ‘Truwa’dır (–(A)dr(a)-uva-.).Bu kelime ‘Adra’nın yeri anlamına gelmektedir.Truva sözcüğünün anlamından bu şehrinin erkek ruhbanların yönetiminde bir Luvi kenti olduğunu anlıyoruz. Troya Savaşı’nın mitolojik metnindeki mantık dışı yakıştırmaları ve akla yabancı anlatımları ayıklayacak olursak önümüze çıkan tarihsel gerçek şudur: üç bin iki yüz yıl önce bir Luvi prensesi Luvili kadınlardan kurulu ordusu ile Truvalıların yardımına gelmiş ve dışardan gelen istilacılara karşı şehri savunan Işık İnsanları için barbarlarla savaşa tutuşmuş ve onlar için canını vermiştir. Sonra şehir düşmüş ve kent Yunanlı barbarlar tarafından yakılmış, yıkılmış ve yağmalanmıştır. |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | ArdaBaran (06-06-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), Devrim06 (11-01-2008), NervouS! (11-01-2008), |
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
H. Bektaşi veli dergaha geldiginde 29 yaşındaydı,pirbacılar sayesinde dergah ayakta kalmıştı ,H.Bektaşi Veli degahı kadim bir dergahtı ,Asıl adı Vanessa idi.
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: |
|
|
#5 | |
|
Bizden Biri Bulunduğu yer: Balıkesir
Üye No: 163
Mesajlar: 861
Thanks: 1452
Thanked 1393 Times in 571 Posts REP Gücü : 12
REP Puanı : 437
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Bunun bir nedeni de üretim ve paylaşım biçiminin eşitliğe dayalı olmasıdır. Ancak, tüm bu nitelikler artık oldukça bozulmuş; üstüne üstlük İslamiyetin bağnaz kuralları da Aleviler üzerinde etkili olmuştur. Sonuç itibarı ile her ne kadar Alevilik felsefesinde kadınlar üstün olsa da, bu felsefeyi yaşatmak yerine günün koşullarına teslim olan bir Alevi kitlesi var.
Akarsu'yum bir anadan doğmadım
Aşkımdan gayrıya boyun eğmedim Koskocaman şu dünyaya sığmadım Bir fındık içine sığmış gibiyim |
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Arjin Efruz For This Useful Post: |
|
|
#6 | ||
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili Haypatia Konsil kararlarındaki lanetlemelerde bile Alevilerin yaşamlarına dair ip uçları var. Küfürlerle ve lanetlerle dolu erken Hıristiyan kayıtlarında ışıklar hakkında tarafsız bir anlatıma rastlanılmasa da konsil kararlarının cümle aralarında ve orta çağ tarihçilerinin eserlerinde dördüncü yüzyıl Işıklarının öne çıkan, onları Hıristiyanlardan ve diğerlerinden ayırt eden özellikleri oldukça belirgindir. Onlar; -Batini-ezoterik inanca ve inançlarını ustaca sakladıkları gizliliğe dayalı bir kardeşlik örgütlenmesine sahiptiler. -Hiç vazgeçmedikleri kendi . inanç ritüelleri vardı.İbadetlerini kilise dışında toplanarak yapıyorlardı. -Dergahlarda komünal hayat yaşayan ayrı ayrı örgütlenmiş kadın ve erkek derviş zümreleri inanç hayatını ve sosyal yaşamı yönlendiriyorlardı. -Köleci topluma karşıydılar.Bu yüzden Hıristiyanlar tarafından,( konsil kararlarıyla) esirleri,yoldan çıkarmakla, köleleri Hıristiyan efendilerinin emirlerin uymamaya teşvik etmekle suçlandılar. -Kadın-erkek eşitliğine inanıyorlardı.Sosyal yaşamın içinde,kadına duyulan saygı ve kadının tasarrufuna duyulan güven en üst seviyedeydi..Bu yüzdendir ki, Çankırı konsilinde ‘’ babalarının değil de eşlerinin yolundan giden erkekler ‘’ kınandılar ve lanetlediler. -Kiliseye,kilise hiyerarşisine ve kurumlarına karşıydılar.Hıristiyanlığın dayattığı köleci ve erkek egemen toplum anlayışı başta olmak üzere,Hıristiyan inancını öğretisini ve doğmasını şiddetle reddediyorlardı. -İnançlarından asla taviz vermiyorlardı Seta B.Dadoyan onların bu direncini ve yaşadıkları çağlarda hiçbir toplumda görülmeyen vasılarını şu cümlelerle ile ifade ediyor.’’.. dövüldüler,yakıldılar,siyah ise bulandılar,toplum önünde aşağılandılar,mahkum edildiler,sürüldüler’’yine de inançlarından dönmediler.‘’Derviş zümreleri olmalarının yanı sıra devrimciydiler ve her türlü otoriteyi reddeden bir akıma mensuptular..Sevgiye dayalı , eşitlikçi bir kardeşlik örgütü disiplini içinde ,karışık ve dağınık topluluklar halinde yaşıyorlardı’’ |
||
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: |
|
|
#7 |
|
Yeni Üye
Üye No: 266
Mesajlar: 21
Thanks: 22
Thanked 30 Times in 13 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 40
REP Seviyesi :
![]() |
Alevilik'in kadına bakışı yüksektir. Bir inanç düşünün ki ayinlerinde kadın-erkek birlikte ibadet ediyor.
Alevilik'te kadın üretimi, üretkenliği simgeler. Alevilik'in kadına bakış açısı Anadolu'yu da tesiri altına almıştır. Anadolu'da kadının araya girdiği kavgalar sona erer, kadına büyük ihtimam verilir. Alevilik'te kadının yeri büyük ama günümüz Alevileri bunun ne kadarını biliyor ya da uyguluyor? Kadına bacı denilen bir kültürün insanları günümüzde kadını cinsel obje olarak görmeye başladı ki bu da zaten Alevilikten çıkışın bir parçasıdır. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Ayata For This Useful Post: | Ali karul (10-31-2008), Seyfi MUXUNDİ (04-04-2009) |
|
|
#8 | ||||
|
Bizden Biri Bulunduğu yer: Balıkesir
Üye No: 163
Mesajlar: 861
Thanks: 1452
Thanked 1393 Times in 571 Posts REP Gücü : 12
REP Puanı : 437
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili Dostum, Hristiyanlığın ilk yayıldığı veya yayılmaya çalıştığı dönemlerde alınan konsül kararları çok önemlidir. Çünkü biliyoruz ki, Hristiyanlık kendisini kabul ettirmesi için oldukça zahmetli yollardan geçmiş, yayılabilmek için kendisinden önce var olan inançlara ait birçok ritüeli önceleri reddetmekle birlikte, toplumdaki eski inançları aşamadığı için kabul etmek zorunda kalmıştır. Bunlar, konsüller tarih sırasına göre incelendiğinde ortaya çıkan gerçeklerdir. Alinti:
Ustaca gizlenebilmek için gerekli olan ustalık; deneyimlere bağlıdır. Aleviler bu deneyimleri; belki de en kadim inanca sahip oldukları için edinmek zorunda kaldılar. Çünkü, onların inançları, insanların ilk gözlemlerine dayanmaktaydı. Yani, materyalist özellikler taşımaktaydı ve bu nedenle kendilerinden sonra ortaya çıkan idealist felsefe ile donanmış tek tanrılı dinlerce düşman olarak kabul edilmekteydi. Bugün yaşadığımız Süleyman Ateş'in beyanatları nasıl idealis felsefe ile donatılmış bir zihniyetin eseri ise; çok eskilerden itibaren Alevilere yönelik katliamlar aynı idealist felsefe ile yoğrulmuştur. Burada sınıfsal bakış açılarından söz ediyorum. Aynı sınıfsal bakış açısı Fransız Devriminin bayrağı olan kardeşlik düşüncesini de oluşturmuştur. İşte burada bizlerin durup bir kez daha düşünmesi gerekmektedir. Kardeşlik düşüncesi, bir aydınlanma hareketine dayalı düşünce ise; Alevi felsefesinde bu, nasıl olmuş da hayli önce, yüzyıllar önce olmuş; hatta bu düşünce Müsahiplik uygulaması ile vücut bile bulmuştur. Alinti:
Alinti:
Komünal yaşamın tarihöncesinde var olduğunu, sınıfsız bir örgütlenme biçimi olduğunu, sosyalizmin esin kaynağı olduğunu bir kez daha hatırlanmasını isterim. Kömünal yaşamda elbette kadın erkek ayrımı olamaz. Dahası, ilkel komünal toplumda kadın daha yetkiliydi. Bunun bir nedeni de onun doğurganlık özelliğidir ve bizim felsefemizde de doğuranın ve doğanın kabe olduğu düşüncesi vardır. Yani insanın. Babamın bana saygılı davranmasının altında yatan düşünce de buydu. Tüm bunlar bizlere Aleviliğin en kadim inançlardan olduğunu kanıtlamakla kalmıyor; başka bir şeyi, onun sınıfsal tavrını da gösteriyor. Onu bugünlere kadar getiren de bu tavrıdır. |
||||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Arjin Efruz For This Useful Post: | Ali karul (11-02-2008) |
|
|
#9 | |
|
Bulunduğu yer: Land of the immortal.
Üye No: 89
Mesajlar: 6.712
Thanks: 3304
Thanked 2449 Times in 1399 Posts REP Gücü : 55
REP Puanı : 1419
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ali KaruL abi payLaşıMın içiN teşekkürLer..
Alinti:
"Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!"
|
|
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to NervouS! For This Useful Post: | Ali karul (11-02-2008), Arjin Efruz (11-01-2008) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Anadolu Alevilerinde Geyik | Rehber | Alevi Kültürü | 0 | 12-23-2008 10:37 |
| anadolu ekspresi | KIZILBAŞ | Müzik Paylaşımları | 1 | 12-19-2008 23:22 |
| anadolu kadını | doğu | Resimler | 1 | 11-29-2008 12:44 |
| Anadolu Aleviliğine Felsefi Bir Bakış | arascan | Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji | 8 | 09-12-2008 18:00 |
| Anadolu üniversitesi | NHTKY | Üniversiteler | 3 | 05-29-2008 14:29 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||