![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Gönül Dostu |
Rıza Aydın-Dersim Aleviliği Üzerine Muhabbet Cumartesi, 21 Ocak 2012 23:31
DERSİM ALEVİLİĞİ ÜZERİNE MUHABBET RIZA AYDIN Sayın Mustafa Elveren dostum, merhaba. "Seyfi Moxundi[1]" kim nerede ne konuşmuş, buna kimler nasıl tepkiler göstermiş, ayrıntılı bilmiyorum. Sizin bu yazdıklarınızı okumasaydım belki de bu olupbitenlerden hiç haberim olmayacaktı. Bu yüzden yazdıklarınızı temel alarak, yazdıklarınız üzerine düşündüklerimi yazmak istiyorum. 1- Pirlik ya da dedelik alevi ibadetinde özellikle cemlerdeki bir postur, yani bir hizmet makamıdır. Dede soylu demekle ya da dede sülalesinden olmakla, dede olmak yani dede diye anılmak bu açıdan önemlidir, ince farklılıkları içinde barındırır. Bizim yörede dede ailesinden birini görürsek, bizim dedelerden derdik; yani dede ailesinin fertlerinden biri olmakla dede olmak aynı anlama gelmezdi. Örneğin dedenin bir kaç oğlu olurdu ama dede bu oğullarından birine elverir, onun dedelik yapmasına yol verirdi, bu yolun diliyle söylersek oğullarından uygun bulduğu birine el verirdi. Hep söylenir, herkesin bildiği (harcıâlem) bir bilgidir, bu yüzden tekrar söylememde sanırım mahzur yoktur, Davut Sularının babasının birkaç tane oğlu varmış, kendisi gibi dedelik yapan, yol ehli arkadaşlarına hangi oğluma el vereyim diye danışmış. Onlarda küçük oğlun bunun için daha uygun demişler, oda bunu uygun bulmuş olmalı ki küçük oğluna yani Davut Sularıye elvermiş, o dedelik yapardı. Yani derseniz, buradan şuraya varmak istiyorum; Dede soylu ya da dede ailesinden olmakla dede olmak ayrı bir şeydir. Mesela ben, ana - baba tarafımdan dede ailesinden olmama rağmen hiç bir zaman kendim için dedeyim demedim, demeyi de düşünmüyorum, çünkü bu işi yapamam, yapmam, yapmayı düşünmüyorum, o başka bir olgunluk, ruhsal bağlılık gerektiriyor. Ayrıca siz dedeyim deseniz bile, burada son noktada, sizin dedelik postuna oturup, cem de dedelik postunda o görevi yerine getirmenizde, oradaki yani cemde hazır bulunan toplumun "ırızalığını" (Razılığına) bağlıdır. Cemde eşikten içeri adımını atan herkes eşittir. Dede cemde dedelik postuna oturup cemi yürütmek için, "canlar bu işi yapmama "ırızalığınız var mıdır?" diye sorur. Eğer orada bulunan hazır cemaatten (topluluktan) "ırızalık" alırsa dedelik postuna oturup, cemi yürütür. Öyleyse burada karar veren cem olmuş halkın tutumudur. Belki bunu anlatmak için Şemi Baba o meşhur nefesinde "Hakka makbul olmak ister halka mafur olmadan (halk tarafından benimsenmeden" der. Bugün işte bu yüzden diyoruz ki, Diyenet İşleri Başkanlığı maşını ödeyeceği dedelik, resmi belgeli memurlarını dede diye alevi cemlerine göndere bilir, buna kimse bir şey diyemez ama halk onun dedelik postuna oturup dedelik yapmasına razı olur mu? Orasını kimse bilemez diyoruz. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Bu kadar lafı şunun için yaptım. (Ha sanırım pirlikte dedelik gibi bir şeydi.) Yazınızda "Pir Mazlum Doğan" demişiniz. Bu söyleminiz gerçeği ifade etmez. Şöyle ki Mazlum Doğan arkadaşımız, Baba Mansur ocağından bir soydan geliyordu. O da bizimle aynı dönemin, sol - Sosyalist kulvarında mücadele eden, bizimle akran bir arkadaşımızdı. O dönemde hiç birimizin dedelik, pirlik aklımızdan geçmiyordu, aklımızdan geçmezdi de. Mazlum’unda bu dönemi içinde, böyle bir yanını yönünü öne getirdiğini sanmıyorum; biz alevi olduğumuzu bile sol yapılar içinde, o sol faaliyetlerimiz içinde söylemezdik. Bu satırları yazarken Mazlumun akrabası olan bir dostuma telefon edip konuştum doğrudur dedi bu düşünceme. Yani bazı şeyleri zorlamanın gereği yok. Bazan internete bir sıfat olarak adının önüne, Pir ... dede diye yazanları görüyorum ben bunu yadırgıyorum. Bu doğru değil. Tabi kimsenin kendini nasıl takdim edeceğine de karışmaya hakkımız yok ama yinede ben naçizane düşüncemi söylüyorum. 2- Alevilerin Âli'si tamda sizin söylediğinizin dışında beşer değil uhrevidir. Bizim sevdiğimiz Âli, cismani olarak Ebu Talibin sulpundan gelen Ali değil, bir zaman da o cisimde görünen farklı bir manevi varlıktır. Bir zaman halifelikte yapan Ebu Talibin oğlu olarak görünen zatı başbakanda seviyordur bunda şekkim gümanım yok. Ama Alevilerin o cisimde gördüğü varlık, o görünenin ardında gizlenen başka bir muhtevadır. Bak nefesler bunu nasıl anlatıyorlar. "Şahı Merdan cüşa geldi, sırrın aşıkar eyledi / Yağmuru yağdıran benem diye şöl Ömer’e söyledi / .../ Hem sakidir hem bakidir, nuru rahmanım Ali", "Yaratmıştır on sekizbin alemi ırızkını veren Âli değil mi?" buna benzer nefesleri çoğalta bilirim sizde düşünürseniz aklınıza gelecektir. Öyleyse burada ki zatı sıfatı anlatılan Ali başka bir ali, bunu iyi anlayamazsak bu süreği iyi anlamış olmayız. Devriye nefesleri, devriye üzerine yazdıklarımıza bakınız orda bunlar anlatılıyor. Öyleyse bu konuda dayandığınız yerden söylersek, sizin düşünceniz doğruyu aksettirmiyor. 3- Asıl söylemek istediğimde şu. Diyorsunuz ki "Hacı Bektaş Dersimlilerin ulusu (siz ata demişiniz ulu kişisi demek daha doğrudur), değildir, Dersimlilerin duazlarında, deyişlerinde Hacıbektaşın adı geçmez". Bu düşünceniz külliyen yanlış. Bu yanlışa nerden düştünüz bilmiyorum. Hacı bektaş, doğrusu Hace bektaştır. Örneğin Fuat Köprülünün İlk Mutasavvuflarına bakınız HACE AHMEDİ YESEVİ diye geçer. Hace: Farsça bir sözcüktür, Öğreten, öğretmen, efendi, profösör, sahip, öncü vb anlamlara gelir. Her obanın her boyun hacesi, bilgesi, öncüsü vardır. Bu sözcük zaman içinde değiştirilmiş hacı olmuş. Bence burada bilinçli bir bozulma var. Ahmedi Yesevi zamanında genizden söylenen bir sesle, Hace Ahmedi Yesevi diye anılırmış. Şimdi Azeriler bunu nasıl yazıyorlar ona bakmak gerekir. Bektaş ta sanırım o dönemlerde böyle hace diye anılırdı. Benim Ihtırımcı adını verdiğim yazım bu konuda güzel bir çalışmadır, Bektaş sağlığında hep bu (ıhtırımcı) lakabıyla anılmıştır. Bazı yerlerde ona "Ece", "Ecem" denirmiş. Bunları o yazıda ben yazana kadar niyeyse kimseler görmemişti. Bence Ihtırımcının hayatın bir döneminde de onun gayip erenlerden olduğu dönemi vardır. Gayip erenler, erenlerin kimliğini açık etmeden bu yola hizmet ettikleri dönemdir. 1240- 1242 yıllarındaki babalıların meşhur hurucu - huruç eylemi kanla bastırılınca bu hareketin birçok ulusu öldürüldüğü için tarih sahnesinden - günlük pratikten çekilmişler. Bundan sonra bu harekette sağ kalan, bu babalılar yolunu, süreğini sürdüren kişiler o zamanlar Ihtiricı diye anılan sonradan bizim Hacebektaş diye anacağımız zatın etrafında birlik olup Hacı Bektaş'ı "baş çeşme" -"Serçeşme" olarak kabul etmişler. Bu tarihten önce bu ad yani Hacıbektaş adı bilinmezmiş bile. Bu tarihten sonra bu zatın sıfatı öne geçmiş. Benim Ihtırıcı yazım bunun derinlemesine tahlilini oluşturur. Bir kişi dünyamızdan göçünce, onun yeri boş kelmaz ama onun yerine gelenler, onun yerini tam olarak doldurur mu bu belli olmaz. Günümüzden örnekler vereyim, Ali Doğan abimiz dünyamızdan göçtü, onun çocukları onun yerine geçip onun yerini doldurarak bu o işlevi sürdürmediler, hatta onun koltuğuna oturanlar onun yerini dolduramadılar, Mahzuni Şerif’te böyle. Hace Bektaştan önce, bu topraklarda örneğin Dedekargın soyunun Hacesi - Dedesi Dedekargın bilinirmiş; o bu topraklarda daha eski. Ama o, yani Dedekargın dünyamızdan göçünce, onun işlevini onun yerini o manada dolduran olmuş mu bilmiyorum. Babalılar hurucunun görünen liderleri Baba İlyas, Baba İsak dünyamızdan göçünce onların yerine onun ailesinden birileri geçmemiş.1240’dan sonra, yani babalıların huruç eyleminden sonra bu Süreğin- bu yolun sürdürücüleri Hacı bektaşı baş kabul edip, onun etrafında birlik olmuşlar. Eri erden üstün saymak olmaz ama sonuç olarak bir erinde etrafında birlik olmak gerekir - gerekiyordu. İşte o zamanlar, babalılar hurucundan sonra bu yolun uluları Hacı Bektaşın etrafında ıhıp (birleşip) onun ser çeşme kabul etmişler; ıhtırımcı adını verdiğim yazım bunun öyküsünü anlatır. Dersimde bunun içindedir, Dersimliler de. Bütün alevi ozanları, Kaygusuz Abdaldan Hatayiye, Hatayiden Pir Sultana, Kul Himmete, Abdal Musaya aklınıza gelen bütün ozanlar Hacı Bektaşın pirliğini, ululuğunu, Serçeşme olduğunu kabul ederler. Burada asla kuşkuya düşmemek gerekir. Alevi cemlerinin gülbankları- Duvazları ozanlarımızın nefesleridir. Dersimdeki cemlerde de bu ozanlarımızın yani Hatayinin, Pir Sultanın, Kul Himmet'in vb nefesleri söylene gelmiştir. Öyleyse bunlar bilindiği halde Hacı Bektaş Dersimlilerin piri, ulu kişisi, atası değildir demek asla kabuledilmeyecek bir şeydir, yanlışlıktır. Burada hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Bu sene Hozatlı Ahmet dedenin Dersim cemlerinde söylendiği otantik haliyle söylediği “Eşrefoğlu al haberi” diye başlayan Hasan Dedenin nefesi dillerde destan oldu. Hasan Dede bu nefesinde: “Dervişlerin kökçeğiyüz / Tekkelerin çiçeyüyüz / Hacı Bektaş Köçeğiyüz / Edeb erkan yol bizdedir” der. Nefesi yazının sonuna ekleyeceğim. Urum Abdalları denilen, Anadolu’daki bu yolun uları Ihtırıcınıyı (Hacebektaşı) serçeşme kabul edip, onun etrafında birlik olunca, bu birlik zaman içinde Hacıbektaş dergahı şeklinde kurumsallaşmış. Kişilerin etrafında kurumlar yükselip dergahlar Alevi yaşamında etkin olmaya başlamış. Aşık Veli bir nefesinde “Velim aydur dört dergahtan ezeli” der. Çocukluğumuzda bizim yöredeki cemler başlayınca önce dört dergah üzerine söylenmiş nefesler söylenir bu dergahlar anılırdı. Bu yüzden Osmanlı beyliği 1517 den sonra bütün Anadolu coğrafyasını istila edip buradaki sosyal hayata hükmetmeye başlayınca, önce Hacıbektaş dergahının statüsünü, işleyişini değiştirmeye çalışmakla işe başlar. 1240 dan buyana Hacıbektaş dergahını yöneten Çelebileri dergahtan çıkarıp, dergahı Kanuni Sultan Süleymanın kaynı olan Sersem Ali Baba diye bilinen zat kanalıyla yönetmek isterler. Kalender Çelebinin 1526 – 1527’de huruç etmesinin nedenlerinden biride Osmanlının istila ettiği bu topraklardaki bu uygulamalarına başkaldırıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı Sersem Ali Baba 1551 yılından sonra Hacı Bektaş dergahın yönetimini kesin olarak eline alır. Eski yolu sürdüren Çelebiler bu tarihten sonra geriye (evlerine) çekilip buradan ocaklar vasıtasıyla Alevilere önderlik etmeye çalışırlar. Bence ocakların işlevi bu tarihten sonra biraz farklılaşır. Zaman ilerler bu defa 1826 yılında Osmanlı Aleviliği tamamen Aleviliği yasaklar, dergahları kapatır Hacı Bektaş postişini Çelebi Hamdüllah Efendiyi yargılayıp idama mahkum eder; bu idam sonra Amasya’ya sürgün haline dönüştürülür. Butün bu süreçler incelendiğinde görülecektir ki Osmanlı devleti Aleviliğin birliğini, dirliğini dağıtmak için Aleviler üzerindeki Hacı Bektaşın dolayısıylada Çelebi ailesinin etkinliğini kırmaya çalışır. Bu yüzden Hacı Bektaş’ın Serçeşmeliğine, Çelebilere diz uzatmak hiçte masumane değildir. Birlik olmadan dirlik olmaz, bu yüzden Hacıbektaşa dil uzatıp onun Aleviler üzerindeki saygınlığını zedelemeye çalışmak, Alevinin birliğine dirliğine karşı olanların ekmeğine bal sürmektir. Bu hakikati iyi anlamamız gerekir. Ben bunları birkaç kez yazdım. Bu günün önümüze getirdiği meseleri bu günün olanaklarıyla tartışıp çözmek gerekir. Bugünün bir sorunundan dolayı Hacı Bektaşı inkar etmek size birşey kazandırmaz. Hacı Bektaş Anadolu’dan Balkanlara, Balkanlardan Mısıra kadar dünyanın her yanına uzanan Alevilerin piridir. Bütün alevi uluları onu pirleri, önder kişileri olarak görürler. Dersimlileri bunun dışında sayıp onların Hacıbektaş’ın pirliğini kabul etmediğini söylemek asla doğru değildir. Bunu size söylemeyi bir borç bildiğim için bu düşüncelerimi paylaşmak istedim. Unutmayın ki bütün ulu ozanlarımız, ben "yedi ulu ozan" diye ozanlarımızı sınırlandırmayı uygun bulmadığım için böyle diyorum, Abdal Musadan, Hatayiye oradan kime derseniz deyin tüm ulu ozanlarımız Hünkarı, Hacı Bektaş Veliyi don değiştirmiş zamanın kutubul aktabı, zamanın velisi olarak görüp onu sayarlar. Bu tesadüf değildir. "Bunu inkar etmek külliyen kafir olur" derdi acırlıoğlu dedem. Söyledim günah benden gitti, bundan sonrası size kalmış. Saygılarımla bu düşüncelerimi sizlerle sizin vasıtanızla bu muhabbetten haberi olan dostlarla paylaşmak istedim. Selemlar, saygılar Rıza Aydın. BAHÇE BİZİZ GÜL BİZDEDİR[2] Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Biz o mevlanın kuluyuz ( Biz Şâh-ıMerdan kuluyuz) Yetmiş iki dil bizdedir. Âdem vardır cismi semiz Alır abdest olmaz temiz Halkı dahleylemek nemiz Bilcümle vebal bizdedir. Arı vardır uçup gezer Teni tenden seçip gezer Zahit kaçıp gezer Arı biziz bal bizdedir. Kimi sûfi kimi hacı Cümlemiz Hakk’a duacı Resul-i erkemin tacı Aba hırka şal bizdedir Dervişlerin kökçeğiyiz Tekkelerin çiçeğiyiz Hacı Bektaş köçeğiyiz Edeb erkan yol bizdedir Kuldur Hasan Dedem kuldur Mânâyı söyleten dildir Elif Hakk’a doğru yoldur Cim ararsan dal bizdedir. [1]T. C. Bugün kullanılan resmi alfabede X harfi kullanılmıyor. Bu arkadaşımızın farklı bir uyruktan yada farklı bir ülkenin vatandaşı olduğunu düşündüm. Belki bu yüzden buraları bilmiyorolabilir. [2]Abdülbâki Gölpınarlı, Alevi Bektâşi Nefesleri,Sayfa 29, İnkilap Kitapevi, 2. Baskı İstanbul 1992. Son Güncelleme: Pazar, 22 Ocak 2012 00:03 |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to toprak_1903 For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Bizden Biri
Üye No: 3665
Mesajlar: 544
Thanks: 425
Thanked 949 Times in 366 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 26
REP Seviyesi :
![]() |
Cami kilise ve havradan hiç farkı olmayan bu şatafatlı çok katlı kubbemsi minere andırır görünümlü insan resimleriyle süslü yapılar cemevi değildir. Olsa olsa cenaze evi veya Alevi kültürevleridir. Cem evi tarikli talip evleridir. Talip mümün gibi camideki hocaya gitmez. Tersine pir talip eşiğine yüz sürer. Talibi gezmeyen talip evlerini cem evi yapmayan pir pir değildir. Olsa olsa bu büyük binalarda eğitimcidir. Talip evleri cem evleri yapılmadan Aleviliğin asimülasyon ve yok oluşu devam edecektir. Tunceli Cem evide Dersim Aleviliğini bitirmek ve Nakşi şeyhi Ahmet Yesevi üzerinden Hanifi İslama entegre edilmek amacıyla yapılmış bir asimülasyon değirmenidir. Buna cem evi demek akla ziyan.
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to yıldızbaba.58 For This Useful Post: | ArdaBaran (01-22-2012) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||