Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK GENEL > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 11-18-2010, 04:17   #1
Naki
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Naki - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi : Naki is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart Safeviler olayı

Safevilik, başlangıçta tasavvufi bir akım olarak, Şeyh Safiyeddin’le tarih sahnesine çıkmıştır ve adını O'ndan alır. Hanedana adını veren Safiyeddin, (Şeyh Safi), müridi ve aynı zamanda damadı olduğu Şeyh Zahid Gilani’nin kurduğu Zahidiyye tarikatına mensup. Safiyeddin, Gilani’nin ölümü üzerine (1300) yerine geçerek, şeyhlik makamına oturuyor. Tarikat, Horasan, Kafkasya, Azeraycan, Anadolu, ırak, Suriye ve İran bölgelerinden taraftarlar buluyor, benimseniyor. Sufi bir yapı oluşturan bu tarikat ilk başlarda mezhebi bir disiplin göstermemekle birlikte, Şeyh Safiyüddün’ün, o dönemde İran halkının büyük çoğunluğunun mensup olduğu Şafiî mezhebine yakın olduğu söyleniyor. Bu konuda ciddi bilim adamları ve araştırmacılar arasında görüş birliği bulunuyor. (1)

Azeri yazar Mirza Abbaslı, İran kaynaklarından şu bilgileri aktarıyor:

Bu dönemin ilk kaynaklarından olan ve Hace Reşideddin Fazlullah’tan 22 yıl sonra aşağı yukarı 1340 yıllarında tamamlanmış Hamdullah Mustofi-i Kazvini’nin (1281-1351) ‘Nüzhetü’l Kulûb’ adlı eserinde Şeyh Safi’nin yaşadığı Erdebil şehrinden söz edilirken, O’nun müritlerinin dini mesubiyetleri üzerine şöyle denilmiştir: ‘Ekserisi Şafiî mezhebinde olup Şeyh Safiyedddin Erdebili’nin müritleridir’." (2)

Zeki Velidi Togan, Karakoyunla Cihan Şah’ın Vakıf belgelerinde Şeyh Safi’nin Sünni olduğunun kaydedildiğini yazıyor. (3)

Abbaslı’ya göre, Şeyh Safi, tarikat ilkeleri açısından sufiliği takip etmiş, tarikatını, herhangi bir mezhebi çerçeveye yerleştirmemiştir. Safvetü’s Safa’da Şepl’in müritlerinin çoğunun Şafiî olduğu, bunun yanında Hanefilerin ve Şiilerin de bulunduğu, hatta, Budist ve Hristiyan taraftarların bile olduğu bilgisi veriliyor. (4)

Şeyh Safi’nin ölümünden (1334) sonra sırasıyla oğlu Şeyh Sadreddin (1334-1392), torunu Hoca Ali (1392-1429) ile Hoca Ali’nin oğlu Şeyh İbrahim (1429-1447) tarikatın şeyhliği görevini yürüttü.

Tarikatın ünü ve nüfuzu Osmanlı topraklarına kadar ulaştı. Bursa’daki Osmanlı sarayından her yıl Erdebil dergahına Çerağ akçesi” adı altında nezir veya bağışlar gönderiliyordu. (5) Bu uygulama Yavuz Selim’e kadar devam etti.

Anadolu Türkmenlerinin dergaha bağlanışı

Osmanlı’yı yenilgiye uğratan Timur Anadolu’dan dönüşünde, Hoca Ali’nin ziyaretine Erdebile gitti. Hoca Ali, Timur üzerinde derin bir etki bırakan Hoca Ali’nin isteği üzerine Anadolu’dan getirdiği 3 bin dolayındaki Türkmen esiri serbest bırakırken, Erdebil arazisinin yönetim ve gelirini de Erdebil dergahına vakfetti. Su olayla ilgili vakıfnameler, 200 yıl sonra, Şah Abbas’ın askerlerince Batı Türkistan’da bulundu. (6)

Hoca Ali, Erdebil’de kalan Anadolu Türkleri için bir mahalle kurdurdu. (7) Bunlar asırlarca Sufiyan-ı Rum (Anadolu Sufileri) olarak anıldılar. Safevi devletinin kuruluşunda, çekirdek kadro olarak işte bu Sufiyan-ı Rum denilen Anadolu Sufileri yer aldılar.

Abdülbaki Gölpınarlı, Safevi sülalesinin Şeyh Cüneyd’e kadar Şiî olmadıklarını iddia ediyor.(8) Gölpınarlı, Şeyh Safiyeddin ve oğullarının, kendilerini Sünni bir tarikat olan Halvetiliğin temsilcisi saydıklarını ve müritlerinin mezhepleri ne olursa olsun onların, Halvetiye tarikatına mensup olduklarını ileri sürüyor. (9)

Safeviler hakkında yazılmış, büyük çoğunluğu İran eserlerinde, özellikle Safvetü’s Safa’da Şeyh Safi’nin akrabaları ve yakınlarının adlarında, Şiîlik’te ve Alevilikte hiçbir devirde görülmeyen Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ayşe gibi adların bulunması, O’nun Şii ya da Alevi olmadığının bir başka ve kesin kanıtı olarak gösteriliyor. (10)

Şeyh Cüneyd’le kırılma noktası

Şeyh İbrahim’in ölümünden (1447) sonra, tarikatta babadan oğla geçen şeyhlik geleneği bozuluyor. Oğullar arasında post mücadelesi başlıyor. Altı oğuldan İbrahim’in oturması gereken posta Cafer oturtuluyor. Bölgenin hakim gücü Karakoyunlu devletinin hükümdarı Cihan Şah, Cafer’e destek verip Cüneyd’i Erdebil’den çıkarır. Erdebil dergahında post kavgası devam ederken Anadolu’ya geçen Cüneyd, bir devlet kurmaya yönelerek, Anadolu’daki Alevi Türkmenlerden güç arayışına girer. Cüneyd’in Alevi-Şii çizgide karar kılmasında bu olayın etkili olduğu söylenir.

Aşıkpaşaoğlu’nun verdiği bilgilere göre Cüneyd, Erdebil’den ayrılıp Anadolu’ya, Osmanlı topraklarına geldiğinde, hediyelerle birlikte bir derviş heyetini Sultan 2. Murad’a göndererek, O’ndan mesken kurup dualarla meşgul olmak için kurt Beli’ni ister. Sultan 2. Murad, “Bir tahta iki padişah sığmaz” diyerek, bu teklifi reddeder. Bunun üzerine Cüneyd, Karaman’a gider, Şeyh Sadreddin Konevi Zaviyesine yerleşir, Mevlana Hayreddin’den ders alır, Şeyh Muhyiddin-i Arabi’nin kitaplarıyla tanışır ve zaviyenin şeyhi Şeyh Abdüllatif Makdisi ile sahabe ve ehlibeyt arasında karşılaştırma ile hangisinin üstün olduğuna dair yaptığı tartışmada Ehlibeyt’in üstün olduğunu savunarak tepki çeker.(11) Cüneyd’in Şiiliği ya da Aleviliğini somutlayan ilk belge budur.

Cüneyd’in, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kız kardeşi olan eşi, Hatice Begim’den doğan oğluna Haydar adı verilir. Haydar’ın, Cüneyd’in ölümünden sonra doğduğu söylenir. Haydar, 9 yaşına kadar Diyarbakır’da dayısı Uzun Hasan’ın sarayında büyür. Uzun Hasan, Haydar’ı Erdebil’e getirerek tarikatın şeyhi ilan eder. Böylece, babası Cüneyd’in bağlısı olan büyük bölümü Karaman, Teke, Hamid eli ve Şam bölgesinden Alevi Türkmenler de Haydar’ın etrafında toplanır. Haydar’ın, dayısı uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begim’le evliliğinden Sultan Ali, Seyyid İbrahim ve İsmail adlı üç oğlu olur. Şeyh Haydar, babası Cüneyd’in yolunda yürüyerek, Erdebil merkezli bir devlet kurmak için çalıştıysa da başarılı olamaz.

Bu arada, bir kısım araştırmacı, yazar ve bilim adamı, Osmanlı tarihçilerinin etkisiyle Kızılbaş teriminin kökenini, Şeyh Haydar’ın müritlerine 12 dilimli kızıl taç (Tac-ı Hayderi) giydirmesine bağlar.

Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra bağlıları büyük oğlu Şeyh Ali’nin etrafında toplanmaya başlar. Bunu tehlikeli gören uzun Hasan’ın oğlu ve İsmail’in dayısı Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey, üç kardeşi, kız kardeşi olan anneleri Alemşah Begim’le birlikte İstahr kalesine hapseder. (12) Burada yaklaşık beş yıl kalırlar. Bu arada Yakup Bey ölür, Akkoyunlu hanedanı arasında taht kavgaları başlar. Uzun Hasan’ın torunlarından Rüstem Bey, tahtı ele geçirir. Yakup Bey’in oğlu Sungur’la zorlu bir mücadeleye giren Rüstem Bey, Şeyh Haydar’a bağlı Türkmenlerden yararlanmak için Yakup Bey’in hapsettiği İsmail ve kardeşleri ile annesini serbest bırakır.

Haydar’ın büyük oğlu Şeyh Ali, babasının yolunda siyasi mücadelede yaşamını yitirirken, tarikat şeyhliğine halef olarak İsmail’i gösterir. Bundan sonra İsmail ve annesi için sürekli bir kaçış ve saklanma dönemi başlar. Annesi O’nu Erdebil’de Şeyh Safi’nin türbesinde saklar. Akkoyunlu sultanı Rüstem, onları bulup katletmesi için adam görevlendirir. Bu işle görevli Eybe Sultan, peşlerini bırakmaz. İsmail ve annesi, Türkmenlerin arasında sürekli mekan değiştirerek saklanmaya devam ederek hayatta kalmaya çalışırlar.

İsmail için özel hocalar tutulur, ana dili olan Türkçe dışında Arapça, Farsça dilleri ve Kuran öğretilir.

İsmail, Lahican’a geçer. Rüstem Bey, İsmail’i Anadolu Türkmenleri’nin mahallesinde saklamış olan Ubay Hanım’ı, Tebriz pazar meydanında astırır Lahican’da bulunduğu sürede İsmail’e akın akın Türkmenler gelir. Rüstem Bey, İsmail’i bizzat ele geçirmek için Gilan’a yürümek isterken, yine Akkoyunlu hanedanında Göde Ahmet ve Aybek tarafından öldürülür. (13) Rüstem’in ölümü ve Akkoyunluların taht kavgaları, İsmail’e hareket serbestisi sağlar.

12 yaşındaki İsmail 1499’da Erdebil’e gitmek üzere yola çıkar. Yanında, 7 Türkmen boyundan 7 Türkmen beyi bulunur. (14) Bunlar Şamlı Lele Hüseyin, dulkadırlı dede Abdal Bey, Hadim Bey Hulefa, Karamanlı Rüstem Bey, Karamanlı Bayram Bey, Hınıslı İlyas Bey, Aykutoğlu ve Gacar Kara Piri Bey idi. (15)
İsmail’e doğumundan itibaren kol kanat geren, O’nu yetiştiren Türkmenler, O’nun önderliğinde bir devlet kurmak istiyordu. İlk başlarda İsmail’in yanındaki Türkmen gücü için bin ile bin 500 arasında tahminler yapılıyor.

İsmail ve yanındaki Kızılbaş Türkmen beyleri, Şeyh Safi’nin mezarını ziyaret ederek, burada “sufiyane ayinler” (cem?) yapıyor. Erdebil Valisi’nin tepki göstermesi üzerine, buradan ayrılarak kuzeydeki Astara yöresinde yer alan Ercüvan’a yerleşiyorlar. İsmail’e katılan Türkmenler giderek artıyor. İsmail, 1499-1500 kışını burada geçiriyor. (16)

Erzincan Sarıkaya yaylası karargah oluyor

İsmail, Erzincan Sarıkaya yaylağına gelerek yerleşiyor. Yol boyunca kendisine yeni katılımlar oluyor. İsmail’i Sarıkaya’da Ustaclu aşireti karşılıyor. Burada iki ay kadar kalan İsmail’in etrafında, bu kısa sürede her yandan gelen Anadolu Türkmenlerinden 7 bin, bir başka kaynağa göre de 12 bin (17) kişilik bir kuvvet toplanıyor. (18)

Osmanlı tarihçisi Lütfü Paşa, Şah İsmail’in fermanı üzerine Türkmenlerin Erzincan’a gelerek O’nun etrafında toplanmasını şöyle anlatıyor:

Erzincan’a gelindiğinde, dedelerinin ve babalarının müritlerinden ve mühübbetlerinden nihayeti olmamağın varup Erzincan’a İsmail'e mülagi olurlar. Kimi atını, kimi silahını alarak. İsmail dahi bunlara ‘Kim benim mühümmim vardur. Bana müavinet eder misiniz deyince ol gelenler dahi iki bin adam olup, dediler ki, şeyhimiz oğlusun, yoluna can ve baş koyarız. Hizmet buyurunuz” (19)

İsmail’in ilk büyük savaşı, Şirvanşah’a karşı idi. İsmail, topladığı kuvvetlerle, Erzincan’dan Şirvanşah’ın ülkesine doğru yola çıktı. Şirvanşah Ferruh Yesar da 20 bin atlı ve 6 bin yayadan oluşan ordusu ile harekete geçti. Gülistan Kalesi yakınındaki Cebani denilen yerde yapılan savaşta, Türkmen savaşçıları Ferruh Yesar’ı bozguna uğratarak, ordusunu dağıttı ve kendisini de savaş alanında öldürdüler. Böylece İsmail, babası ve dedesinin öcünü aldı.

Tebriz’in Cuma Camii’nde hutbe

İsmail’in görevlendirdiği Ustaclu Muhammed Bey ile Hınıslı İlyas Bey, Bakü’nün fethini gerçekleştirir. (20) Güzergah boyunca önüne çıkan güçleri yenerek, ordusunu da yeni katılımlarla büyüten İsmail, Şerur savaşıyla Azerbaycan’ı ele getirir. Bunun ardından, hiçbir direnişle karşılaşmadan Tebriz’e giren İsmail, Tebriz’in Cuma Camiinde Cuma günü hutbe okunmasını ister. O dönemde Tebriz halkının üçte ikisi Şafiî olması nedeniyle bazı beyler, 12 imamlar adına hutbe okunmasında çekince gösterir.

Cuma namazında, Mevlana Ahmed Erdebili adlı hatibe, Şiî usulünce, kelime-i şahadetin sonuna “Aliyyün Veliyullah” eklenerek, 12 imam adına hutbe okutulur. Bu sırada İsmail, minberin birinci basamağında, kırmızı çizme ve savaşçı giysisiyle (21) sağ elindeki kılıcını cemaate doğru yukarı kaldırmış vaziyette durmaktadır. Halkın başkaldırması olasılığına karşı da Tebriz’in her yanında Türkmen savaşçılarca önlem alınmıştı.(22)

Tebriz’de 12 imamlar adına okunan hutbeden sonra sikke de basılır.(23) İsmail şeyhlikle şahlığı birleştirerek, resmi adı Devlet-i Kızılbaşan olan Safevi Devleti’nin kuruluşunu ilan eder. (24) 1501 yılının güzüdür. Ve İsmail Şah olduğunda sadece 14 yaşındadır.


Ali Naki BAKIR
18.11.2010

(1) Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 367; Tahsin Yazıcı, Safeviler Mad., İslam Ans. C. X. M. 53; İsmail Aka, X. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Kadar Şiilik, s.89; Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Alevi Bektaşi Kimliği, s. 101; V.V. Bartold, Mesto Prikaspiyskih oblastey visterii Musul manskogo mira, Bakü, 1925, s. 100-101, nak. Mirza Abbaslı, Safevilerin kökenine Dair, s. 305.
(2) Mirza Abbaslı, Safevilerin kökenine Dair, Belleten, sayı: 158, s.302
(3) Togan, Sur I'origine des Safavides, in melanges Louis Massignon, Tome III. Damas 1957, s. 357. nak. Burhan Oğuz, Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin… II. S.370.
(4) Abbaslı, Mirza, a.g. m., s. 290.
(5) Hınz, Walter, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s.7.
(6) Walther Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, Ankara 1992, s. 8.
(7) Yazıcı, Tahsin, Safeviler Mad., İslam Ans., C. X, s. 53.
(8) Gölpınarlı, A., Kızılbaş Mad., İslam Ans., C.VI. s. 789.
(9) Gölpınarlı, A., Bayramiye Mad., İslam Ans., C.2, s. 424.
(10) Abbaslı, Mirza, Safevilerin Kökenine Dair, s. 297-299.
(11)Aşıkpaşaoğlu, Tevarih-i Al-i Osman, Osmanlı Tarihleri, Düzenleyen: Çiftçioğlu N. Atsız, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1947, s. 250.
(12) Sümer, Faruk, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 14.
(13) Yazıcı, Tahsun, Şah İsmail Mad. , İslam ans., C. 11, s.275.
(14) Tahsin Yazıcı, bu 7 Türkmen boyunu söyle sıralıyor: Şamlu, Rumlu, Ustaclu, Tekelü, Dulkadır, Avşar ve Kaçar.
(15) Efendiyev, Azerbaycan Safeviler Devleti, s. 38-39; Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 17.
(16) Sümer, Faruk, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 17.
(17) Kazvini, “Tarih-i Cihanara”, Tahran neşri, Şemsi 1343, s. 264-265. nak. Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 12. Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 18.
(18)Şah Tahmasb’ın tarihçisi Gazi Ahmed Gaffari Kazvini, İsmail’in Erzincan Sarıkaya’daki hazırlıklarını anlattığı bölümün sonunda, İsmail’in Türkmenleri davet ettiği fermanı Dulkadir eline ulaşınca, düğünü sırasında bunu duyan ve gerdeğe girmek üzere olan genç bir Türkmen’in, aynı günün zifaf geğcesini beklemeden, Erzincan’ın yolunu tutup, İsmail’e ulaştığını anlatıyor.
(19) Efendiyev, Oktay, Azerbaycan Safeviler Devleti, s. 40.
(20)Sümer, Faruk, Safevi devletinin kuruluyu, s. 21.
(21) Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 19.
(22) Efendiyev, Oktay, Azerbaycan Safeviler devleti, s. 48.
(23) Sümer, F., Safevi Devletinin Kuruluşu, s. 22.
(24)Mirza Abbaslı, Şah İsmail Hatayi’nin Ömür Yolu, s. 10.

[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]

Konu Naki tarafindan (11-23-2010 Saat 17:29 ) değistirilmistir..
Naki isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post:
...HURUFİCAN-ERZİNCAN... (11-22-2010), nazımhikmet (11-20-2010), toprak_1903 (11-18-2010)

Alt 11-18-2010, 05:00   #2
Naki
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Naki - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi : Naki is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Mən dərvişəm - deyə, köksün gərərsən,
Həqqi zikr etməyə dilin varmıdır?
Kəndini görsənə eldə aparsan!
Halın hal etməyə halın varmıdır?

Bir gün balıq kimi aba sararlar,
Mürşiddən, rəhbərdən xəbər sorarlar,
Tüstü yaxıb guşə-guşə araplap,
Mən arıyam, dersən, balın varmıdır?

Dərdli olmayanlar, dərdə yanarmı?
Sadiq dərviş iqrarından dönəpmi?
Hər bir uçan, gül dalına qonarmı?
Mən bülbüləm dersən, gülün varmıdır?

Şah Xətai, sənin dərdin deşilməz,
Dərdi olmayanlar dərdə tuş olmaz,
Mürşidsiz, rəhbərsiz yollar açılmaz,
Mürşid ətəyində əlin varmıdır?

* * *
Müsahib, mürəbbi yolda bir kişi,
Dili söylər, amma degildir işi,
Çünki baş etməzsən tutdubun işi,
Ər yükü gövhərdir, saman gərəkməz
* * *
Ərənlər bu yolda hazırdır, hazı,
Müsahib lövhini dəftərdən qazı.
Gərəksə eyləsin min kərrə üzür,
Onlar ilə yeyib, içənə lənət!

Ablını bəyənib, iqrarın qoyub,
Qalxıb, havalanıb, nəfsinə uyub
Təbərra kömləgin əyninə geyib.
Əzazil donunu biçənə lənət!

Bəyənməyib ərənlərin sözünü,
Mənlik yurduna qondurmuş özünü,
Haq qapıdan döndərmişdir yüzünü
Əzazil yurduna keçənə lənət!

* * *

Şah Xətai aydır: sirrini yayma,
Qıla gör namazın qəzayə qoyma,
Şu yalan dünyada heç sabam deymə,
Tənin tənaşirdə, sirrin saldadır.

* * *

Kimin ki, olmasa üzrü niyazi
Qəbul olmaz niyazi, həm namazi.

Kaynak: [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]

Yukarıdaki dizeler Şah İsmail'in inançsal ekolü hakkında fikir veriyor. Günümüzde "Anadolu Aleviliği" ya da "Alevi Bektaşilik" diye bilinen Alevilik formatının birebir Şah İsmail'de var olduğu görülürken, bunun yanında namaz vb. unsurlar da göze çarpıyor. Günümüzde bir kısım Alevilerin dile getirdiği "namaz da bizim niyaz da" anlayışına tanık oluyoruz. Ancak, bence Şah İsmail'in inançsal kimliği, Safevi uygarlığının henüz ortodoks Şiiliğe kaymadığı dönemi yansıtıyor.

Konu Naki tarafindan (11-18-2010 Saat 05:18 ) değistirilmistir..
Naki isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Naki For This Useful Post:
toprak_1903 (11-18-2010)
Alt 11-18-2010, 05:11   #3
Naki
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Naki - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi : Naki is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Şah İsmayıl Əbülmüzəffər oğlu Şeyx Heydər oğlu Şeyx Cüneyd Səfəvi 1487-ci il iyulun 17-də Ərdəbil şəhərində anadan olub. Məlumata görə, Gilana gələndə İsmayıl yeddi yaşında olur. Burada o, Həsən xanın himayəsi altında Lələ Hüseyn tərəfindən tərbiyə olunur. İsmayıl təqribən 6 il burada qalaraq, tanınmış əmir və alimlərin rəhbərliyi altında özünün dini, dünyəvi və hərbi təlimlərini davam etdirir.
Müasir Azərbaycanın milli dövlətçilik ənənələri məhz Azərbaycanın görkəmli dövlət xadimi, Səfəvilər dövlətinin banisi və Xətai təxəllüsü altında yazan tanınmış Azərbaycan şairi, Azərbaycan dilini tarixdə ilk dəfə yeganə rəsmi dövlət dili səviyyəsinə yüksəldən Şah İsmayıldan başlanır. Şah İsmayıl Xətai 13 yaşında artıq müstəqil şəkildə siyasi fəaliyyətə başlayır. 1501-ci ilin payızında Təbrizə daxil olan İsmayıl özünü şah elan edir. Bununla da paytaxtı Təbriz olan Azərbaycan Səfəvilər dövlətinin əsası qoyuldu. Şah İsmayıl Xətai 1524-cü ildə mayın 23-də Ərdəbildə vəfat edir. Şah İsmayıl Xətai 38 yaşında vəfat etsə də, həyatının, yaradıcılığının, arzularının ən qaynar bir çağında dünyadan köçür, lakin qısa ömrü müddətində gördüyü işlər ona ölməzlik qazandırıb, onu Azərbaycan xalqının siyasi və mədəni tarixinin ən parlaq səhifələrindən birinin yaradıcısı kimi tanıtdırıb.
Naki isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 11-20-2010, 16:01   #4
Naki
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Naki - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 516
Thanked 1574 Times in 463 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi : Naki is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Günümüzde Türkiye nasıl ki Osmanlı'nın mirasçısı ise Safevi devletinin mirasçısı (ardılı, devamı) konumundaki ülke de Azerbaycan. O halde Azerbaycan'da resmi mezhep Şia mı Alevilik mi buna bakalım. Bu bize Şah İsmail'in kurduğu devletin inançsal niteliğini gösterecektir. Aynı şekilde günümüz İranı _ki içinde Azerbaycan'ın büyük bölümünü barındırıyor_ da Safevi devletinin ardılı, mirasçısıdır. O'nun için de aynı durum geçerli. O halde Şah İsmail'in devletini ilk kurduğunda, camide 12 imamlar adına hutbe akutmasıyla, Şiiliğe geçiş süreci başlamış demektir.
Naki isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Naki For This Useful Post:
toprak_1903 (11-20-2010)
Alt 11-20-2010, 17:02   #5
h-alibaba
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
h-alibaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi : h-alibaba will become famous soon enoughh-alibaba will become famous soon enough
İletişim
Standart

Alinti:
Naki Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Günümüzde Türkiye nasıl ki Osmanlı'nın mirasçısı ise Safevi devletinin mirasçısı (ardılı, devamı) konumundaki ülke de Azerbaycan. O halde Azerbaycan'da resmi mezhep Şia mı Alevilik mi buna bakalım. Bu bize Şah İsmail'in kurduğu devletin inançsal niteliğini gösterecektir. Aynı şekilde günümüz İranı _ki içinde Azerbaycan'ın büyük bölümünü barındırıyor_ da Safevi devletinin ardılı, mirasçısıdır. O'nun için de aynı durum geçerli. O halde Şah İsmail'in devletini ilk kurduğunda, camide 12 imamlar adına hutbe akutmasıyla, Şiiliğe geçiş süreci başlamış demektir.
Sevgili Naki,
Herkes bir kavramın bir yanında tutarak adeta küfür gibi savurmaktadır. Gördüğüm kadarıyla senden de böyle bir tutum var. Özellikle döne döne “camide 12 imamlar adına hutbe akutmasıyla” ilgili tekerleme yapmaktasın.
12 imamlara hutbe okutulduğu gibi Naki Bakır veya bir başkasına da hutbe okutulması gayet doğaldır. Hal böyle iken “hutbe okuma” deyimini neden bu kadar tekrarlıyorsun. Hutbe okutulunca mı şiileşme başladı? Hutbe okunmasaydı Şiileşme olmayacakmıydı? Anlamaktan zorlanıyorum. Bu hutbe okuma olayını nasıl algılıyorsun? Acaba benim anlamadığım bir ayrıntı mı var? Sanırım açıklığa kavuşması normal olandır.
h-alibaba


Doğru duvar yıkılmaz!

Sen doğru dur eğri belasını bulur.
h-alibaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post:
esonto58 (11-20-2010)
Alt 11-20-2010, 17:25   #6
toprak_1903
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1622
Mesajlar: 486
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 196
Thanked 664 Times in 324 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : -23
REP Seviyesi : toprak_1903 can only hope to improve
İletişim
Standart

Safeviler ve Osmanlılar Dönemi



Hicri onuncu yüzyıla kadar siyasi şartlar açısından Şia eski dönemlerdeki (Eyyubiler ve Sel*çuklular dönemi) gibi bir dönemi yaşamaktaydı. Fakat bu dönemin sonunda Birinci Şah İs*mail’in eliyle Safevi devleti kuruldu ve Şia mezhebi resmi mezhep ilan edildi. İran o zamana kadar taife emirleri tarafında yönetiliyordu ve her bölgeyi bir emir, vezir, han ve kabile reisi ele almış yönetiyordu. Şah İsmail’in yaşı on dördü geçmemesine rağmen babasının müritle*rinden bir ordu oluşturdu ve tek bir İran düşüncesine binaen Erdebil şehrinden ayaklandı. Farklı bölgeleri birbiri ardınca fethetti ve taife emirlikleri sistemini ortadan kaldırdı. Böylece küçük parçalara ayrılmış İran’ı tek ve düzenli bir ülke yaptı ve hâ*kimiyeti altındaki bütün bölgelerde Şia mezhebine resmiyet kazandırdı.



Şah İsmail’in ölümünden sonra (H. 930) diğer Safevi pa*dişahları on ikinci yüzyılın ortala*rına kadar İran’da yönetimi ellerinde bulundurdular. Hepsi de Şia mezhebini resmi mez*hep kabul ettiler ve bunu yaymak için çabaladılar.



Camiler, dini medreseler ve vakıflar gibi birçok dini mer*kez kurdular. Dini önderlerin tür*belerini tamir ettiler. Bu girişimlerin nedeni dini ve fıtri cazibeye ilave olarak Safevi sara*yında olan Mir Damad ve Şeyh Bahai gibi büyük âlimle*rin onları dini değerleri korumaya ve farklı ilim dallarında büyük âlimler yetiştirmesi için teşvik etmeleriydi. Bu döne*min önde gelen büyük âlimleri şunlardır: Mir Damad, Mu*hakkik Kereki, Şeyh Bahaî ve babası Şeyh Hüseyin Abdul*samet, Sadrulmutellihin Molla Sadra, Allame Meclisi, Mu*hakkik Erdebili, Molla Abdullah Yezdi, Feyz Kaşani… vb.



Bu dönemde Osmanlı devleti de İslam dünyasının büyük bir kısmına hükmediyordu. Taassupkar bir şekilde Ehl-i Sünnet mezhebine bağlıydı ve Şialara karşı düşmanlık besli*yordu. Hatta âlim geçinen cahillerden Şiilerin İslam’dan çıktıkları ve öldürülmelerinin farz olduğuna dair fetva aldı. Yavuz Sultan Selim Anadolu’da dört bin veya yedi bin in*sanı Şia olmak suçuyla öldürdü. Halep’te Şeyh Nuh Ha*nefi’nin Şiaların kafir ve öldürülmelerinin farz olduğuna dair fetvasından sonra on bin Şii öldürüldü. Kalanlar ise kaçmak zorunda kaldılar ve hatta Halep’te bir Şia bile kalmadı. Hâl*buki Hemdaniler devletinin ilk döneminde Şialık Ha*lep’te çok yayılmıştı. Halep Alî Ebi Zuhre ve Alî Ebi Curde ve… gibi fıkıhta büyük âlimlerin merkezi konumundaydı ki bun*ların adları Emelu’l-Amal kitabında kaydedilmiştir. Osman*lıların eliyle şahadet makamına ulaşan Şia’nın büyük âlimle*rinden biri de Şehit Sani’dir.



Osmanlılar Şiileri devlet kurumlarından kovdular ve dini merasimlerini yerine getirmekten menettiler. Özellikle Şam bölgesi ve Şiilerin azınlıkta yaşadıkları diğer yerlerde Şiile*rin dini görevlerini yapmalarını engellediler. Bu sıkıntılı dönem dört asır (1198–1516) boyunca de*vam etti.[17]



Bundan sonra da Şialar için bu siyasi şartlar devam etti. İran’da Şiilik devletin resmi mezhebi olarak kabul edildi ve halk arasında mezhebi ihtilaflar ortaya çıkmadı. Fakat İslam dünyasında bilhassa Vahabilerin etkisi altında olan bölge*lerde ve Şii olmayan diğer devletlerde Şiilerin siyasi du*rumları hiç de iç açıcı değildi. Ancak İran’da İslam devrimi*nin başarıya ulaşmasın*dan sonra devrim önderinin yol göste*riciliği ve bilgece yaklaşımı ile Şia mezhebi ve inançları hakkında birçok gerçek aydınlandı. Her ne kadar sömürgeci güçler İslam dünyasının değişik yerlerinde tefrika ve düş*manlık yaratma siyasetlerini devam ettirse de her gün Şia mezhebinin taraftarları artmaktadır.










--------------------------------------------------------------------------------



[1] Tarihu’l-Hulefa, Suyuti, s. 261.


[2] Bkz. Tarih-i Mesudi, C. 3, s. 31 ve Tarih-i İbni Esir, C. 4, s. 275.


[3] Biharu’l-Envar, C. 47.


[4] Ayanu’l-Şia, C. 1, s. 29.


[5] Tarihu’l-Şia, s. 57.


[6] Bkz. Tarihu’l-Hulefa, s. 437.


[7] Tarih-i Temedune İslami, Corci Zeydan, s. 587.


[8] Tarihu’l-Hulefa, s. 369 ve Bkz. Tarihi Temedune İslami, s. 814–820.


[9] Bkz. Tarihu’l-Şia, s. 206–213 ve el-Şia vel-Teşeyu, 148–159 ve Şia der İslam, Allame Tabatabai, 29–30, Felasefetu’l-Şia, Şeyh Abdullah Nimeh, s. 516–519.


[10] Fatımilerin ilk halifesi Ubeydullah Mehdi olduğu için bu devlete Ubeydiyyun da denilmiş*tir.


[11] Tarihu’l-Hulefa, s. 401–402.


[12] Tarihu’l-Şia, s. 139–141.


[13] Tarihi Temedune İslami, s. 822–825.


[14] El-Ezher fi Elif-i Am, Hafaci, C. 1, s. 58.


[15] Tarihu’l-Şia, s. 192–194, Şia ve Hâkimun, s. 190–193.


[16] Bkz. Tarihu’l-Şia, s. 214–219, Kitabu’l-Elfeyn’in Önsözü, Seyyid Mehdi Horasan.




[17] El-Şia vel-Hâkimun, s. 194–197.



taghrib.ir/turkish







Share |


saygı deger degerli naki abi
şah ismail devletin resmi dinini şii mezep olarak ilan ediyor.
şah ismailin kurmuş oldugu bu devlet şiiligin temellerini sağlamlaştırmak amcıyla kurulmuş

yukardaki yazıdanda belliki hedefine ulaşilmiş.

alevilerin burda ne karı var. alevilik şah ismail zamanında ne kazandı .binlerce alevilerin kanı döküldü. sii devleti kuruldu.
yanı kısaca alevilerin karı ne zararı ne

bir sorum daha var
alevilerin şiilerle yakınlaşması şah ismail zamanındamı oldu

yanı alevilerin kelbela ve hz ali sevgisi şah ismail zamanındamı oldu yoksa daha öncelerine mi dayalı
saygılarımla
toprak_1903 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to toprak_1903 For This Useful Post:
Naki (11-21-2010)
Alt 11-20-2010, 19:23   #7
esonto58
Bölüm Yöneticisi
Kullanıcı Profili
 
esonto58 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2331
Thanked 3633 Times in 1425 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi : esonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to all
İletişim
Standart

yahu gözünüzü seveyim şu sünni tezi alıntılarınızı bir önce okuyun sonra kopyalayıp yapıştırın sevgili toprak alıntıladığın yazının bir bölümünde bak ne diyor :

Bu dönemde Osmanlı devleti de İslam dünyasının büyük bir kısmına hükmediyordu. Taassupkar bir şekilde Ehl-i Sünnet mezhebine bağlıydı ve Şialara karşı düşmanlık besli*yordu. Hatta âlim geçinen cahillerden Şiilerin İslam’dan çıktıkları ve öldürülmelerinin farz olduğuna dair fetva aldı. Yavuz Sultan Selim Anadolu’da dört bin veya yedi bin in*sanı Şia olmak suçuyla öldürdü.

şimdi yukarıdaki bölümde şia diye kimi kastediyor hele bir düşün bakalım....


''SÖZ KONUSU ALEVİLİKSE İSLAM TEFERRUATTIR.''
esonto58 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 11-20-2010, 20:52   #8
toprak_1903
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1622
Mesajlar: 486
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 196
Thanked 664 Times in 324 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : -23
REP Seviyesi : toprak_1903 can only hope to improve
İletişim
Standart

Alinti:
esonto58 Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
yahu gözünüzü seveyim şu sünni tezi alıntılarınızı bir önce okuyun sonra kopyalayıp yapıştırın sevgili toprak alıntıladığın yazının bir bölümünde bak ne diyor :

Bu dönemde Osmanlı devleti de İslam dünyasının büyük bir kısmına hükmediyordu. Taassupkar bir şekilde Ehl-i Sünnet mezhebine bağlıydı ve Şialara karşı düşmanlık besli*yordu. Hatta âlim geçinen cahillerden Şiilerin İslam’dan çıktıkları ve öldürülmelerinin farz olduğuna dair fetva aldı. Yavuz Sultan Selim Anadolu’da dört bin veya yedi bin in*sanı Şia olmak suçuyla öldürdü.

şimdi yukarıdaki bölümde şia diye kimi kastediyor hele bir düşün bakalım....
şia anlamı
Şia demek Ehl-i Beyt mektebi demektir. Bu mekteb İsna Aşeriyye/Oniki İmam mezhebi veya Caferiyye mezhebi olarak ta isimlendirilir.Bu mezhebin Caferiyye olarak daha fazla yaygın olması ,bu mezhebin sadece İmam Cafer Sadık’a (as) dayandığı zannına yol açmıştır..Oysaki bu mezhebin temelleri sadece İmam Sadık’a (as) değil, başta Kur’an ve Allah Rasulu (saa) olmak üzere , ilk imam Hz.Ali (as) ile başlayıp,12. imam olan İmam Muhammed Mehdi (as) ile son bulan on iki imama dayanır. İmam Cafer (as) Emevi devletinin yıkılıp,Abbasi devletinin kurulmaya başladığı yıllarda yaşadığı için diğer imamlara nisbeten daha rahat bir ortamda yaşamış , Ehl-i Beyt mektebini yaymaya daha fazla imkan bulmuştur.Bu sebeple Ehl-i Beyt mektebi tarihte Caferiyye diye anılmaya başlamıştır
toprak_1903 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 11-20-2010, 21:05   #9
esonto58
Bölüm Yöneticisi
Kullanıcı Profili
 
esonto58 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2331
Thanked 3633 Times in 1425 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi : esonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to all
İletişim
Standart

eee sonuç ne toprak kardeşim senin yazından alıntıladığım kısımda şia derken kimleri kastetmiş alevileri kastetmemiş mi sence de...
esonto58 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 11-20-2010, 21:41   #10
toprak_1903
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1622
Mesajlar: 486
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 196
Thanked 664 Times in 324 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : -23
REP Seviyesi : toprak_1903 can only hope to improve
İletişim
Standart

Alinti:
esonto58 Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
eee sonuç ne toprak kardeşim senin yazından alıntıladığım kısımda şia derken kimleri kastetmiş alevileri kastetmemiş mi sence de...
can
şia ile alevilerin baglantısı varmı yok mu o tercih sizlere ait

şia da başta kuran , allahın resulu .ve hz ali. 12 imamlar kültürü var

alevilik de bunlar varmı.
yoksa alevilikle ile şia birbirine zıtmı.
toprak_1903 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 07:40.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts