![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bizden Biri |
Şah Kulu
Şah Kulu’nun doğum tarihi bilinmemektedir. Günümüzde Antalya adını alan Teke iline bağlı Korkuteli kazasının Yalımlı köyünde doğdu. Şah Kulu’nun babası Hasan halife, Şah İsmail’in babası Şah (Şeyh) Haydar’ın halifesiydi. Şah Kulu küçük yaşlardan itibaren eğitime tabi tutulmuş, bu eğitim sonucu kendisini her alanda yetkinleştirmişti. Babası Hasan halifenin hakka yürümesinden sonra babasının kurduğu tekkenin başına geçmişti. Bu da kendisine büyük bir sorumluluk getirmişti. Şah Kulu, kendisini toplumuna karşı sorumlu hissediyordu. Bunun neticesinde, Osmanlı devletinin halk üzerindeki baskılarının artması sonucu çareler arıyordu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Şah Kulu iyi bir eğitim almıştı. Bu eğitim yetenek ile birleşince ortaya muazzam bir önderlik çıkmıştı. Şah Kulu, Babailerin, Şeyh Bedrettin’in mücadele yöntemlerini iyice tahlil etmiş, ona göre de bir mücadele ve örgütlenme tarzı geliştirmekteydi. Osmanlı tarihçileri Şah Kulu’nu lânetle anarlar. Ona “Şeytankulu” derler. Şah Kulu’nun geliştirdiği isyan hakkındaki bilgiler muhteliftir. Bilinen, Şah Kulu’nun diğer isyanların deneyimlerinden yararlandığı ve onların yaptığı hatalara düşmediğidir. Buna rağmen Şah Kulu yenildi. Yenilginin sebebi Şah Kulu’nun harp meydanında şehit edilmesiydi. Öndersiz kalan direnişçiler paniklemeye ve geri çekilmeye başladılar. Bunun sonucunda Osmanlı ordusu devlet örgütlenmesinin verdiği deneyim ve eğitim sonucu galip geldi. Geri çekilen direnişçiler Şah İsmail ile buluştular. Bu konuda her ne kadar çeşitli spekülasyonlar varsa da, bizce Şah Kulu taraftarlarının iddia edilenin aksine Erdebil dergâhında gereken dostluğu gördükleridir. Başta da belirttiğimiz gibi, her ne kadar Şah Kulu’nun doğum tarihi kesin değilse de bazı kaynaklarda 1459 yılı olarak geçiyor. Şehadet tarihi ise 1511. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Rehber For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Şahkulu'nun Adı ,Baba Tekeli'dir ,Şahkulu şahın kulu manasındadır tabi bu safevi şahı degil. Malya ovasındaki savaştan kurtulan alevi önderlerini kaynar kazanlarda kaynatan Şah ismail'in kendisidir ,burada herhangi bir süpekülesyon yoktur,bu olaya şahit olan Hoca Sadettinde seyahnamesinde bu konuyu yazmıştır.safevi şahını şirin gösterme çabaları ,15.y.yıldaki şah ismailin hazırlattıgı ve içrisine alevi erkanını sepiştirdigi İmam cafer buyrugunun yarattıgı asimilasyon ve bilgi kirlenmesinden başka birşey degildir,Aşagıda Erdogan Çınar yazmış hoca sadettinide Baba Tekeli'yide. BABA TEKELİ Göller bölgesinden başlayıp,Orta Toroslar’ı aşarak Finike ve Antalya limanları üzerinden Akdeniz’e bağlanan Eski Çağda Pisidya olarak adlandırılan topraklar Selçuklular’ın bölgedeki hakimiyetleri ile birlikte Tekeli adı ile anılmaya başladı. Hamitoğulları Beyliği döneminde ve Osmanlı Devletinin hükümranlık yıllarında da aynı isimle anılan bu coğrafya uygun iklim koşulları,geniş mera ve otlakları,tarıma elverişli sulak ve verimli arazileri ve zengin ormanlarının yanı sıra Toroslar’an geçerek Göller Bölgesini ve Orta Anadolu’yu ,Akdeniz’e bağlayan ve eski çağdan beri kullanılan gelişmiş bir yol ağına ve yolları denizle birleştiği Akdeniz kıyılarındaki limanları ile her dönemde iktidar arayan güçlerin ilgi odağı oldu. Teke bölgesi 1390 yılında Yıldırım Bayezıt tarafından Osmanlı Devleti sırlarına katıldı.Yıldırım Bayezıt’ın 1402 yılında Ankara savaşında Timur’a yenilmesi ile Osmanlı Tekeli sancağı üzerindeki hakimiyetini kaybetti.Çeyrek asır sonra II.Murat zamanında 1425 yılında Tekeli sancağı tekrar Osmanlı Devletinin yönetimine girdi. Osmanlı Devletinde fethedilen ve padişah mülkü olarak tanımlanan arazilerin yönetimini savaş sırasında devlete asker temin etmesi koşulu ile ‘sipahi’ adı verilen yöneticilere bırakılırdı.Yönetimi sipahiye bırakılmış verimli topraklara ‘tımar’denirdi.Tımarda yaşayan köylüler bir çeşit köle sayılırlar ,bulundukları topraklardan ve sipahinin hizmetinden ‘çift bozan akçesi ‘adı verilen yüklüce bir tazminat ödemeden ayrılamazlardı.Osmanlı Devletinde XV. ve XVI. yüzyıllarda pek çok sipahiye ‘tımar’ dağıtılmıştı. Osmanlı toprak yönetimi içinde yıllık geliri yirmi bin akçeden az olan araziler ‘tımar’,yıllık yirmi bin ile yüz bin akçe olanlar ‘zeamet’ yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olanlar ‘has’ olarak adlandırılırlardı. Osmanlı ülkesinde ancak yüksek ekonomik değere sahip topraklar hanedan mensuplarına ‘has’ olarak devredilirdi.Tekeli sancağı on beş ve on altıncı yüzyıllarda sahip olduğu zengin üretim ulaşım ve ihraç potansiyeli nedeniyle sürekli olarak şehzadeler arasında el değiştirdi.Tekeli sancağı padişah Yıldırım Bayezıt tarafından önce oğlu İsa Çelebi’ye sonrada oğlu Mustafa Çelebi’ye ‘has’ olarak verildi,II. Bayezıt zamanında da bu defa Şehzade Korkut’a ‘has’ olarak aktarıldı. Tekeli sancağının tüm zenginlikleri içinde köleleştirilmiş insanı ile beraber Osmanlı Devletinin imtiyazlı sınıfları arasında pay edilmişti.Bin yıllar boyunca kendi ülkelerinde özgür yaşamaya alışmış Pisidya halkı,Osmanlı toprak yönetiminin kendilerine dayattığı toprakla beraber insanların alınıp satıldığı toprağa bağlı kölelik düzenini kabul etmedi.Halk arasında huzursuzluk yayıldı.Tekeli sancağında Osmanlı’ya karşı büyük bir hoşnutsuzluk ve direniş baş gösterdi. Eski Çağda ‘Komana‘ dergah- devletinin kurulu olduğu yerin hemen yanı başında Antalya’ya bağlı Korkuteli kazasının Yalımlı köyünde yaşayan Kızılkaya (Komama) doğumlu, Baba Tekeli,bölgenin en saygın kişisi ve ruhani önderiydi .Çok donanımlı bir bilgeydi, bölge halkı üzerinde büyük nüfuzu vardı .Halk nezdinde onun tanrısal bir gücü olduğuna inanılıyordu.. O, eski kutsal ‘dergah –devlet’in ardılı ve bir temsilcisi gibiydi.Bölge halkı üzerindeki,kutsal otoritesi o topraklarda her zaman var olmuş o soylu geleneğin uzantısıydı. Osmanlı’nın önce padişah mülkü ilan edip sonra içinde yaşayan insanlarıyla beraber yandaşlarına yağmalattığı topraklarda yaşayanlar, ‘..,nerede maldar etrak (varlıklı Türk) taifesi varsa,bezirgan oğulları varsa,kadı oğulları,mütevelli oğulları varsa cümlesi ehli timar oldular.Padişahın ne kadar ahçısı,seyisi,mehteri ve sair hüddamı varsa cümlesi ehli tımar oldular,yoldaşa dirlik kalmadı’ diyerek bu ünlü Alevi mürşidine başvurdular. Tekeli ahalisi canından usanıp da ‘aman bize bir çare pirim’ diyerek onun kapısına yığılıncaya kadar ,Baba Tekeli, Komana harabelerinin yakınında bir mağarada inzivaya çekilmiş münzevi bir ermişti.Dünya işlerinden elini,eteğini çekmişti,sade bir hayat sürüyordu.Onun halk üstündeki itibarının ve gücünün farkında olan Osmanlı padişahı II. Bayezıt her yıl ona 6000-7000 akçe ‘çerah hakkı’ göndererek Baba Tekeli ile arasını hoş tutmaya çalışmaktaydı. Baba Tekeli ahalinin her koşulda ve her zorlukta sadakat ile bağlı kaldığı kutsal otoriteyi temsil ediyordu ,taliplerine karşı sorumlulukları vardı.Tabandan gelen feryatlar üzerine harekete geçti. Finike ve Antalya limanları adını taş döşeli zemininden alan Döşeme Boğazından geçerek Anadolu’ya bağlanır.Bu zor geçidin önünde uzanan Döşeme Derbendi, bin beş yüzlü yılların başında Teke sancağının dini ve sosyal merkezi konumundaydı..Baba Tekeli ,kötü gidişe çareler aradığı halk toplantılarını burada başlattı. Baba Tekeli başkanlığında yapılan kötü gidişe hal çarelerinin arandığı ,Döşeme Derbendi toplantılarına Anadolu’da ve Balkanlarda yerleşik tüm Alevi ocaklarından temsilciler katılıyor,katılmaya mani durumu olanlara da toplantı sonuçları peyikler (haberciler) ile ulaştırılıyordu. Osmanlı Devletinin bu toplantılardan erken haberdar olmasıyla Osmanlı’ya karşı başlatılan yürüyüş hazırlıklar tamam olmadan başlamak zorunda kaldı.Alevi zümrelerinin Döşeme Derbendi’nde toplandıklarını duyan Padişah II:Beyazıt’ın şehzadesi Korkut Antalya Subaşı’sı Hasan Ağa’yı kalabalık bir askeri birlikle ,toplantı alanına bir gece baskınına gönderdi.Hasan Ağa Döşeme Derbendi’ne yaptığı saldırıda yenildi ve canını zor kurtararak Antalya Kalesine sığındı.Bu gece savaşından sonra olayların akışı hızlandı. Döşeme Derbendi savaşından sonra Baba Tekeli savaş ve toplantı alanında Alevi ileri gelenleri ile bir defa daha bir araya geldi.Bu son toplantıda Alevi zümrelerinin temsilcilerine şunları söyledi; -.Kötünün şerrinden durulmaz olmuştur,gafilin gadası,görünmezin belası üzerimize düşmüştür.Buna katlanıcı değiliz.Hakk’ın izni ile ülke bizimdir.Ol Dost’un velayeti ben Şahkulu’ndadır.Açtığımız ‘Kara Sancak’tır.Tüm muhipler,talipler,cümle ikrar vermişler bu sancağın altında toplansalar gerektir. Ardından Döşeme Derbendi’deki bu son toplantıya katılamayan Balkan Alevi topluluklarına haberciler çıkarıldıTekeli Baba müritlerinden Derviş Safer’i Serez’e,Derviş İmamoğlu’nu Selanik’e,Derviş Tacettin’i Yeni Zagra’ya,Pir Ahmet’i Filibe’ye ‘peyik’ (haberci) gönderdi. Uzak diyarlardaki dostlarına hazır olmalarını bildirdi. Kara Sancak açıldığı bilgisinin kendisine ulaştığı günün gecesinde Şehzade Korkut artık Teke İlinde güvende olmadığını düşünerek, aniden,askeri birliğini,hazinesini ve ağırlıklarını geride bırakarak yollara düştü ve eski sancağı Saruhan’a kaçtı.Şehzade Korkut’un ardından toparlanarak yola çıkan Şehzade Korkut’a bağlı ,Şehzade’nin zati eşyasını ve hazinesini taşıyan askeri birliğin 29 Mart 1511 yılında Yenice Derbendi’nde Tekeli Baba kuvvetleri tarafından vuruldu.Döşeme Derbenti savaşı ve Şehzade Korkut’un hazinesinin ele geçirilmesinin ardından Osmanlı Devleti ile Tekeli Alevileri arasında ki çatışmalar planlanan zamandan önce ve yeteri kadar hazırlanılamadan fiilen başlamış oldu. Baba Tekeli çatışmaların ilk birkaç gününde Korkuteli ,Elmalı ,Gölhisar ve çevresini kontrolü altına aldı.Anadolu’nun her yerinden insanlar akın akın gelerek Baba Tekeli saflarında yerlerini aldılar.Baba Tekeli önderliğinde Osmanlı’ya karşı girişilen bu hareket’e katılanların sayısı kimi kaynaklara göre on, on beş gün içinde otuz bini buldu.. ‘Osmanlı ile savaşmak üzere koyun/keçi sürüleri,atları ve develeriyle yollara düşen otuz bin kişi,Burdur önlerinde Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’nın üzerlerine gönderdiği Nokta Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetlerini yenerek (16 Nisan 1511) Sandıklı, Altınaş üzerinden Beylerbeyliğin merkezi olan Kütahya önlerine ulaştılar’ Osmanlı’nın ünlü Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa gönderdiği ordunun yenildiğini duyunca büyükbir ordu ile Tekeli Baba kuvvetlerini Kütahya önlerinde karşıladı .Çetin bir savaştan sonra Osmanlılar yenildiler .Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa esir edildi. Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmet Tekeli kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu yenmesini ve Anadolu Beylerbeyini tutsak almasını Beylerbeyi’nin öfkelenip tedbirsiz davranmasına bağlar ve Osmanlı ordusunu gerçekte olduğundan çok çok az gösterme gayreti içine girer. ‘…kemali gazaba gelip,hazır bulunan bin kadar Anadolu sipahisiyle Kütahya dışında Şahkulu’nu karşıladı.Şiddetli bir savaş oldu.Karagöz paşa savaş sırasında esir düştü.’ Bir başka Osmanlı tarihçisi Hoca Saadettin de atlı sipahilerden oluşan Osmanlı ordusunun yenilmesi ile Tekeli Baba’nın O çok küçümsenen kuvvetlerinin karşısında dağılan ve çok kayıplar veren Osmanlı ordusuna üzülmez ama Alevi yoksul güçlerinin eline geçen bakımlı Osmanlı atlarının ardından adeta ağıt yakar; ‘Zamane dünyasında yaya dolaşmakla ömrün geçiren bir nice çulsuz,işsiz güçsüz,pırlanta gibi atlara birer oyunla ‘şah’ deyip biner oldular’ Tekeli Baba kuvvetleri Kütahya önlerinde kazandıkları savaşın sonrasında yönlerini Tekeli sancağında halkı canından bezdiren kötülüklerin müsebbibi olarak gördükleri Sehzade Korkut’un sığındığı Saruhan’a çevirdiler.Şehzade Korkut’un Hasan Ağa idaresindeki kuvvetleri Alaşehir önlerinde Tekeli kuvvetleri ile karşılaştılar.Tekeli’ler Hasan Ağa idaresindeki Osmanlı kuvvetlerini dağıttılar.Hasan Ağa öldürüldü.Şehzade Korkut Manisa Kalesine saklanarak canını kurtardı. Alaşehir de alınan Mağlubiyet ve Manisa kalesinde mahsur kalan Şehzade’nin durumu.İstanbul’da Osmanlı sarayında büyük telaşa neden oldu.Padişah II.Beyazıt Bu defa devletin ikinci adamını Sadrazam Ali Paşa’yı Tekeli Alevi’lerinin hakkından gelmek üzere Anadolu’ya gönderdi.Bu sırada Baba Tekeli Alaşehir’den Teke İline geri dönmüş Antalya’yı kuşatmıştı. Sadrazamın büyük bir ordu ile üzerine geldiğini haber alınca , Antalya kuşatmasını kaldırdı ve Toroslar üzerindeki Kızılkaya Boğazını tutarak Sadrazam Ali Paşa’yı karşıladı.Sadrazam Ali Paşa emrindeki devasa ordu ile bir ay boyunca Kızılkaya boğazından Akdeniz yönüne geçemedi.Otuz günün sonunda Tekeli Baba Kızılkaya geçidini bırakarak.Döşeme Derbendi üzerinden Beyşehir’e ulaştı.Burada karşısına çıkan bir Osmanlı ordusunu yendi.Osmanlı kuvvetlerinin komutanı Haydar Bey öldürüldü. Tekeli Baba Beyşehir savaşından sonra kuvvetleriyle Tokat’a eski Komana ‘dergah –devlet’in bulunduğu Kazova’ya doğru yola çıktı.Amacı Tekeli’de yaktıkları ateşi Tokat ve Sivas’a taşımaktı.Tokat civarındaki Alevi varlığını kendi gücü ile birleştirmek istiyordu.Tekeli Baba’nın niyetini sezen Ali Paşa Onun peşine düştü.İki ordu 2 Temmuz 1511 de Sivas yakınlarında Gökçay’da karşılaştılar.Tekeli Alevi’ler Osmanlı kuvvetlerini bir defa daha ağır bir yenilgiye uğrattılar.Sadrazam Ali Paşa’nın öldürüldüğü bu çetin savaşta Baba tekeli de yaralandı. Sivas savaşından sonra Osmanlı birlikleri dağıldılar ve çekildiler Baba Tekeli yaralı,yorgun ve ihtiyardı ,kuvvetlerini toparladı Tokat-Niksar dolaylarına doğru yola çıkardı.Muradı eski çağda ‘Komana’ kutsal dergah devletinin,orta çağda Danişmentli devletinin merkezi olmuş, Büyük Babai Başkaldırısının alevlendiği bu bölgedeki Alevi topluluklarına ulaşmak onların katılımı ile gücünü tazeleyip,arttırdıktan sonra baharla birlikte yeniden Osmanlı’nın üzerine yürümekti.Eski ‘Komana’nın bulunduğu Kazova (Kirzuwatna) merkezli,güneyde Adıyaman-Samsat’tan başlayan Tekeli bölgesini içine aldan,Ege denizinin kıyılarına kadar ulaşan büyük bir Alevi devleti kurmayı amaçlıyordu. Baba Tekeli aldığı ok yarasından kurtulamadı.Güzel pir Ankara,Tokat arasında,yolda Hakk’a yürüdü.Acı haber seyir halindeki birliklere çabuk yayıldı.Ortalık ağıt sesleri ile doldu.Müritleri onun bedenini yıkadılar,kan lekelerinden arındırdılar,güzel elbiseler giydirdiler.On binlerce kişi sırayla geldi pirini dünya gözü ile son bir defa gördü,Ardından Baba Tekeli’nin müritleri onun bedenini yakınlardaki bir tepenin doğu yamacında,başı güneşin doğduğu yöne gelecek şekilde ,güzel elbiseleri içinde,sırladılar,canını da gülbenkler eşliğinde Hakk’a yolculadılar. Baba Tekeli’nin halifelerinden biri içli sesi ile onun devriyesini okudu. Beni bana veren bilir,ben ne işe geldim. Kararım yok bu dünyada giderim hizmete geldim Dünyaya çok gelip gittim ,erenler eteğin tuttum. Kudret sesini işittim,kaynayıp da coşa geldim. Sert söz ile gönül yıktım,ateş oldum canlar yaktım. Sırrımı aleme çaktım,ben bu halkı seyre geldim. Ben oldum İdris-i terzi,Şit oldum dokudum bizi. Davut’un güzel avazı,ah edip feryada geldim. Aşık oldum şu ay yüze,nisar oldum bal ağıza. Nazar kıldım kara göze,siyah oldum kaşa geldim. Musa oldum Tur’a vardım,koç olup kurbana geldim. Ali olup kılıç saldım,meydana güreşe geldim. Deniz kenarında ova,kuyuda işleyen kova. İsa ağzındaki dua olup da ben işe geldim. Ay oldum aleme doğdum,bulut oldum göğe ağdım. Yağmur olup yere yağdım.nur olup güneşe geldim. Boş laflardan geçenlere,yolda gözün açanlara. Anlayıp ta seçenlere,vaka olup düşe geldim. Yolum sana oldu durak,sabahın söyleyenidir Hakk Yunus Emre elinde Hakk, olup dile düşe geldim. Devriyesinin okunmasının ardından mezarınn üzerinde Baba Tekeli’nin ateşi yakıldı.Kafile ateşin yakılmasıyla birlikte Kazova’ya doğru tekrar yollara düştü.Havada ağır bir hüzün vardı.kederli ağızlardan günlerce tek bir söz dökülmedi.Müritlerden on ikisi ateşin başında kaldılar.Üç gün,üç gece boyunca Pir’in ateşini canlı tuttular. Baba Tekeli taraftarları 1511 yılının sonbaharında Tokat,Almus’un kuzeyindeki dağlık bölgeye ulaştılar.Baba Tekeli’nin vasiyeti üzerine gelecek baharda Osmanlı devleti üzerine yürümek için hazırlıklara başladılar.Osmanlıya karşı ittifaklar aradılar,bu amaçla Baba Tekeli’nin iki komutanı (Kara İskender ve Sofu İsa) İran hükümdarı Şah İsmail’i ziyaret ederek ona Osmanlıya karşı işbirliği önerdiler. Elçiye zeval olmaz derler ancak İran hükümdarı Şah İsmail Alevi elçilerini hunharca katletti.Osmanlı tarihçisi Hoca Sadettin Şah İsmail’in işlediği cinayetleri büyük bir keyifle şu cümlelerle kağıda döktü.. ‘Toy alanına iki büyük kazan kurdurup su ile doldurduktan sonra,altlarına pek çok ateş yaktırıp,cehennem suyu gibi kaynattırarak sıp sıcak eyledi.Görenler aş pişirmek için hazırlatılmış sanırdı.Tekeli’lerin biri güya başbuğu.öteki de onun veziri olan elebaşını,bulunduğu gölgeliğe,huzuruna getirtti.ve onlara kendisiyle Beyazıt Han arasında baba/oğul hukuku olduğunu,ona el uzatmanın kendisine dokunacağını neden akıllarına getiremediklerini,neden eşkıyalık ettikleri gibi sorular sordu.Ancak aldığı yanıtlardan tatmin olmamış gözüktü ve verdiği işaretle iki Tekeli’yi meydanda ‘çiğlerin pişmesi için’ kaynatılan cehennem sıcaklığında kazanlara attırdı.Öteki beyler de öldürülüp,kalanlar elden geçirildi.’’ Baba Tekeli kuvvetleri İran Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Alevi Beylerini alçakla katletmesi 1511 yılının sonbaharında oldu.Tekeli Alevileri kışı eski çağın ünlü ‘Komana’ dergah devletinin topraklarında geçirdiler.Kazova’nın Alevileri onları büyük bir misafirperverlik içinde ağırladılar.Osmanlı ğüçleri tarafından, Baba Tekeli kuvvetlerinin Tekeli’den çekilmesiyle bölgede yaz aylarında başlatılan büyük bir kıyım ve talan sonbahar ve kış aylarında aralıksız devam etti.1512 baharı ile birlikte kışı Tokat Niksar dolaylarında geçiren Tekeli Alevileri pek çok Alevi topluluğunu da yanlarına alarak,Osmanlı’ya karşı başkaldırılarına kaldıkları yerden devam ettiler. Hareketin lideri bu defa Baba Tekeli’nin önde gelen halifesi, Nur Halife’ydi.Kalkışmanın ilk haftalarındaTokat,Niksar ve Amasya ele geçirildi.Alevi kuvvetleri,Kazova’ da eski çağda ‘Komana’ dergah devletinin bulunduğu o kutsal topraklarda , kendi devletlerini ilan ettiler. Nur Halife,mürşidi Baba Tekeli kadar yetenekli değildi.Başarılı olamadı.Alevi’ler 1512 yılının Temmuz ayında Göksu’da Osmanlı kuvvetlerine yenildiler.O günlerde Baba Tekeli’nin önderliğinin hasretini duyanlar çok oldu.Aleviler o yıl Baba Tekeli’ye duydukları özlemi Pir Sultan’ın ağzından şu dizelerle dile getirdiler. Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu Pirim ne yatarsın günlerin geldi. Korular kalmadı,kara yurt oldu. Pirim ne yatarsın günlerin geldi. Sancağımız gele Kazova’ya dikile. Münkirin başına taşlar döküle. Mümin olan Hakk’a doğru çekile. Pirim ne yatarsın günlerin geldi Kızılırmak gibi bendinden boşan Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen Düldül eğerlendi,Zülfikar kuşan Pirim ne yatarsın günlerin geldi Sene tamam olduğunu duydular Münafıklık gömleğini giydiler Kast eyleyip nice cana kıydılar Pirim ne yatarsın günlerin geldi Pir Sultan Abdalım bu sözüm haktır Vallahi sözümün hatası yoktur. Şimdiki sofunun münkiri çoktur Pirim ne yatarsın günlerin geldi. Pir Sultan Abdal Göksu yenilgisinden sonra Tekeli Alevileri başsız kalarak dağıldılar.Yaklaşık on beş bin kişi kadar kalmışlardı bir daha Tekeli’ye geri dönmediler.Nur Halife tehlikesini de savuşturduktan sonra Osmanlı kuvvetleri Tekeli Sancağındaki zulümlerini iyice arttırdılar.1512 baharında,Tekeli’de Osmanlı eziyeti kaldığı yerden artarak devam etti.. Osmanlı tarihçileri ‘Osmanlı hükümeti Şahkulu vak’asını mütaakıp Isparta ve ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Kızılbaşları Mora’da zapt edilen Mudon ve Koron taraflarına tehcir etmiştir’ diye yazmış olsalar da Osmanlı kuvvetlerinin Antalya,Burdur ve Isparta havalinde çok daha ağır cürümler işlediler Osmanlı kuvvetleri dört ay gibi kısa bir süre içinde kendilerini savaş meydanlarında ardı ardına altı defa yenilgiye uğratan ,aralarında Anadolu Beylerbeyinin ve Sadrazamın da bulunduğu çok sayıda komutanını öldüren,tahtın varisi Şehzade Korkut’u köşe bucak kovalayan Baba Tekeli’nin ülkesini talan ettiler.Isparta’dan Finike –Antalya kıyılarına kadar olan bölge kan içinde kaldı.Büyük ölçüde soykırım yaşandı.Ahali ‘kırmakla tükenmeyecek kadar kalabalık olduğundan’ bir kısmı da Mora yarımadasına sürgüne gönderildi. Isparta,Burdur,Finike ve Anyalya illerinde bin yıl önce ne olmuşsa aynısı bir daha oldu.İstanbul tahtında oturan Osmanlı hükümdarı,on asır öncesinde Bizans imparatoru ne yapmışsa bir benzerini yaptı.Pisidya çok evladını kaybetti .Katliamdan geride kalanlarını da sürgün bölüklerine kaptırdı. Koca ülke bomboş oldu,topraklar insansız kaldı.Yollar yine aç, susuz,yorgun,yaralı ve acılı insanlarla doldu. Erdogan Çınar Aleviligin kökleri Konu Ali karul tarafindan (11-03-2008 Saat 01:15 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (11-04-2008), NervouS! (02-04-2009) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||