![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Şeyh Bedrettin, Alevi / Bektaşilerin büyük önderlerindendir.
Anadolu Aleviliğinin oluşumuna katkıda bulunan büyük bir Türkmen dervişidir. Öğrenimine Sünni İslam anlayışına göre başlamış ve devam etmiştir. Sünni İslam hukuk eğitimi almıştır. Ancak eğitiminin sonunda vardığı yer Batıni / Alevi öğretisidir. Şeyh Bedrettin düşünceleri ile bu öğretiye çok büyük katkılarda bulunmuş, yolun çağın gereklerine göre yeni unsurlar kazanarak sürmesini ve zenginleşmesini sağlamıştır. İslam ve Anadolu Türk tarihinde Bedrettinilik adı verilen bir akımın kurucusu olmuştur. Bedrettinilik, Alevi / Bektaşi yoluyla bütünleşmiş ve bu adla sürmüştür. Şeyh Bedrettin hazretlerinin doğum ve ölüm tarihleri konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte onun 1358 - 1420 tarihleri arasında yaşadığı kabul edilmektedir. İdam tarihi 18 Aralık’tır. Şeyh Bedrettin’in babası Edirne’nin Simavna diye bilinen bölgesinde kadılık yapan bir askerdir. Anası ise Müslümanlığı kabul edip “ Melek “ adını alan bir Hristiyandır. Kur’an ve İslam ile ilgili ilk bilgileri babasından alan Şeyh Bedrettin, daha sonra Konya’ya giderek Molla Yusuf olarak tanınan bir bilginden İslami ilimler alanında dersler almıştır. Yine burada Fazlullah adlı birinden tasavvufi bilgiler edinmiştir. Şeyh Bedrettin, astronomi ve tıp bilimi ile de ilgilenmiştir. Ama yoğunlaştığı alanlar Tefsir / Kur’an yorumu, Hadis / Hazreti Muhammed’in sözleri, Fıkıh / Sünni İslam Hukuku ve Arapça dil bilgisidir. Yaşadığı dönemde İslam dünyasında bir eğitim ve öğretim merkezi olan Mısır’ın gözde kenti Kahire’de bulunmuş ve orada pek çok bilginle tanışıp onlarla hoca - öğrenci ilişkisi çerçevesinde münasebet kurmuştur. Şeyh Bedrettin hazretleri, ünlü Türk tasavvuf bilgini Şeyh Hüseyin Ahlatlı ile tanışmış ve bu tanışma onun düşünce ve inanç yaşamında büyük değişimlere yol açmıştır. Şeyh Hüseyin Ahlatlı’ya mürid olan Şeyh Bedrettin hazretleri, onun Hristiyan kökenli olup Müslümanlığa geçerek Meryem adını alan baldızı Maria ile evlenmiştir. Daha sonra şeyhinin isteği üzerine İran’a, Tebriz ve Kazvin’e giderek o dönemde yaygınlaşan Şii / Batıni devinimler hakkında gözlemlerde bulunmuştur. Bu devinimleri yakından incelemiştir. Şeyh Bedrettin hazretleri Safevilerle de tanışmış ve temasa geçmiştir. Tebriz ve Kazvin ziyaretinden sonra Safevi halifesi Hamid ile tanışmıştır. İran’dan sonra Kahire’ye dönen Şeyh Bedrettin, şeyhi tarafından yerine geçecek kişi olarak atanmıştır. Ancak şeyhinin ölümünün ardından diğer müridlerin kıskançlığı nedeniyle Kahire’den ayrılmış ve Halep’e gitmiştir. Orada onu Babai Türkmenler karşılamıştır. Babai Türkmenler ondan kendilerine önder olmasını istemişler fakat o yine İran’a yönelmiş ve Timur’la karşılaşmıştır. Timur bir imparatorluk kurmuş, önceleri Sünni eğilimliyken sonradan Ali evladına, Şii kesime ve hatta Şamanist eğilimli Türkmen şeyhlerine yakın ilgi göstermiştir. (1) Şeyh Bedrettin, Timur’un ordugahından ayrılıp Aksaray ve Konya’ya gelir. Yol boyunca heterodoks Türkmen topluluklarıyla ilişkiye geçer. Bunlar Babai, Abdal, Işık, Bektaşi vb. adlar alan Sünnilik karşıtı Türkmenlerdir. Şeyh Bedrettin bunları kendisine bağlamayı başarır. Gezileri sırasında Hu Kemal adıyla anılan Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa ile karşılaşır. Şeyh Bedrettin hazretlerinin yolu en sonunda Musa Çelebi ( 1376 - 1413 ) ile kesişmiştir. (Yeri gelmişken ifade edelim bazı tarihçiler Şeyhin İran’a bir kez gittiğini bazıları ise iki kez gittiğini ileri sürerler.) Osmanlı ile Timur devleti arasında cereyan eden ünlü Ankara savaşında Yıldırım Beyazıd yenilince Osmanlı ülkesinde bir iç karışıklık ve padişah çocukları arasında da iktidar kavgası başlar. Süleyman, İsa, Musa ve Mehmet Çelebilerin her biri bir bölgede hükümdarlıklarını ilan ederler. Bir mücadele döneminin ardından kardeşlerden Mehmet Çelebi ve Musa Çelebi baş başa kalmıştır. Musa Çelebi, Şeyh Bedrettin’i kadıasker atar. Yoksullardan yana ve toplumcu / sosyalist bir politika izleyen Musa Çelebi’nin babası Sultan Beyazıd, Sünni inançta iken kendisi Batıni dervişlere yakınlık göstermiştir. Alevilerin çok sevdiği Batıni bir derviş olan Şeyh Bedrettin hazretlerini kadıasker olarak ataması da bu nedene dayanmaktadır. Musa Çelebi kardeşiyle sürdürdüğü iktidar savaşını yitirince Şeyh Bedrettin hazretleri için de zor günler başlar. Sultan 1. Mehmet onu İznik’e sürer. Şeyh daha sonra Kastamonu’da hüküm süren İsfendiyar Beyi’nin yanına sığınır. Şeyh, sonunda her şeyi göze alarak Edirne’ye dönmeye karar verir. Deliorman ve Dobruca’da Sarı Saltuk yanlısı Babai, Bektaşi, Oğuz Türkleri Şeyhin etrafında toplanır. Bu arada Şeyhin müridlerinden ve en sadık adamlarından Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal, Aydın ve Manisa dolaylarında halkı örgütlemeye çalışırlar. Börklüce Mustafa, yaptığı çalışmalarla Türkmen köylüleri örgütler ve bir bölüm topraklardan ağa - bey takımını atarak toprağı hep birlikte işlemeye ve toplumsal adaleti uygulamaya başlar. Durumdan kaygılanan Sultan Mehmet, Saruhan Valisini üzerlerine gönderir. Örgütlenmiş Türk / Türkmen köylüler, yöredeki Rum halkının da desteğiyle valinin kuvvetlerini Karaburun’un dar geçitlerinde yenilgiye uğratırlar. Börklüce Mustafa’nın çok güçlü olduğunu öğrenen Sultan Mehmet, bu kez de Şehzade Murad’ı büyük bir kuvvetle Börklüce’nin üzerine gönderir. İki ordu arasında cereyan savaşta sekiz bin devrimci Türkmen savaşçı şehit olur. Kalanları da tutsak düşer. Büyük toplumcu Türk şairi Nazım Hikmet, bu olayı “ Şeyh Bedrettin Destanı “ adlı şiirinde şöyle anlatmaktadır: ( … ) “ Hep bir ağızdan Türkü söyleyip Hep beraber sulardan çekmek ağı, Demiri oya gibi işleyip hep beraber Hep beraber sürebilmek toprağı, Ballı incirleri yiyebilmek hep beraber Yarin yanağından gayri her şeyde Her yerde Hep beraber Diyebilmek için On binler verdi sekiz binini…” Tutsak düşen Türkmen devrimcileri Ayasluğ şehrine götürüp boyunlarını vurdururlar. Börklüce Mustafa’yı da kollarından bir direğe bağlayarak çarmıha gererler. Manisa dolaylarındaki Torlak Kemal de aynı sona uğrar. Sultan Mehmet, Deliorman’daki Şeyh Bedrettin hazretlerinin hızla güçlendiğini haber alınca adamlarından kimilerini Şeyh’in yanına göndererek onun müridi olmalarını sağlar. Bu sözde Mürid ajanlar fırsatını kollayıp çadırında bastırarak Şeyh’i bağlarlar. Serez Şehrindeki Sultan Mehmet’in yanına götürürler. Büyük Türkmen devrimci Şeyh Bedrettin hazretlerinin öldürülmesine fetva verilir. Şeyh’i Serez çarşısında bir ağaca asarak idam ederler. Şey Bedrettin hazretleri, başta Alevi / Bektaşiler olmak üzere bütün Türklüğün ve bütün Türk dünyasının en büyük övünç kaynaklarından biridir. Onun zulme ve zalime karşı başkaldırışı bir efsane olarak bütün Türk nesillerini kıyama çağıran kutlu bir destandır. Bu destan yeni kuşaklara bir ulusal marş gibi belletilmelidir. Tarihin en büyük devrimcilerinden olan Şeyh Bedrettin, Sünni bir ailedendi ve eğitimini de Sünni İslam’a göre almıştı. Ancak sonuçta vardığı nokta Alevi / Kızılbaş ( Batıni / Hurufi / Kalenderi ) öğretisi olmuş ve o, Kızılbaş Türkmenlerin zulme karşı savaşında yolbaşçılık görevi üstlenmiştir. Onun en büyük müridlerinden birinin bir Osmanlı şehzadesi olduğunu hiçbir Alevi Türkmen unutmamalıdır. Şeyh’in destekçilerinin çoğunluğunun gayri Türk, yerli Hristiyan halk olduğu yolundaki iddialar tümüyle saçma ve gerçek dışıdır. Üstelik gülünçtür. Türk kimliğinden, Türkmenlikten rahatsızlık duyan ve soyunu inkar edip haramzadelik yapanlar, Şeyh Bedrettin hazretlerinin ve onun yoldaşlarının Türkmenlik kimliğini ve Türk soylu oluşlarını gölgeleyemezler. Elbette ki onun destekçilerinin bir bölümü yerli halktandı. Ancak onların sayısının çok küçük olduğu da tarihsel olarak sabittir. Şeyh Bedrettin hazretlerinin kıyamı, Hazreti Hüseyin’in kıyamı gibidir. Zulme, zalime, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı insanlık onurunun ayağa kalkmasıdır. Şeyh Bedrettin hazretlerinin yolu bütün Alevi / Bektaşi Türkmenlerin yolu olmalıdır. Onun bütün düşünceleri aydınlanmacı, toplumcu ve insancıldır. Şeyh Bedrettin’in görüşlerinden kesitler: Hayatı ve dünyayı kendi küçük dünyaları ile sınırlı tutanlar bizi anlamazlar. İnsanların pek çoğu birbirlerine yahut haksız mala, meşru olmayan paraya veya rütbe ve mevkilere, yiyecek ve içeceklere ibadet ediyorlar da, Allah’a ibadet ediyoruz sanıyorlar. Bütün namazlar ve niyazlar ahlâkın düzeltilmesi için, iç yüzün arındırılması için birer vasıtadan ibarettir. Hakiki ibadetin hiçbir vakit kayıt ve şartı yoktur. Hangi tarzda yapılırsa yapılsın, Tanrının dileğine uygun olur. İbadetin temeli maksudun Hak olmasıdır. Bir cemaatte bu temel bulunmayınca yaptıkları ibadetler de kaybolur. Yalnız kötü toplantılar kalır. Fenalık üzerinde toplananlardan sen hemen uzaklaş. Kötü ve Çirkin işlerle uğraşan insanlar Hak’tan uzaklaşmışlardır. Cehennem işte budur. Cennetle cehennemi başka yerde aramak saçmalıktır. İnsanlar eylemleriyle, düşünce ve fikirleriyle güzeli ve iyiyi bulabildikleri oranda Hak’la buluşmuşlardır. İnsanlar Müslümanlıktan önce somut bir puta taparlardı, çağımızda ise hayali bir puta tapıyorlar. Belki bir gün Hak kendisini gösterir de Hak olarak ona taparlar. Gerçek tasavvufçu, hiçbir insan gözünün görmediği, kulağının işitmediği, gönlünün sezmediği şeyleri bilir. Onları halka, kafalarının alabileceği şekilde anlatır. Ama aslını içinde gizler. Tanrı dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Demek ki dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır. Tarih, gelecek için kavga verip, yitmiş bile olsa, insanlık için vuruşanları hiç unutmaz. İbadet etmekten amaç ezeli ve büyük varlığa gönüllerin yönelmesi ve kapılmasıdır. Yoksa dünya umuruna dalmış bir kalp ile bin sene namaz kılmış, oruç tutmuş olsan, bundan dolayı hiçbir sevap ve mükâfat kazanamazsın. Ölmeden önce ölmek, dünyanın zevklerinden ve hayvani hırs ve şehvetlerinden sakınmaktır. Onu yapabilen insan, şüphesiz ki hakiki varlık ile birleşir. Ve sonsuz yaşam ile diri olur. Ancak insanlar dünyanın bin bir türlü çekici ve aldatıcı zevkinden, çeşit çeşit yakıcı hırslarından ayrılamadıkları için buna gönül vermezler. Kutsal kitap Kur’an, açık ve gizli anlamlar taşır. Gizli anlamlar yorumlanmalıdır. Bunu bir Mürşid - i Kamil ( Burada Kur’an’daki “ er- Rasihune fi’l - ilm “ / Bilimde derinleşenler deyimini anımsayalım.) yapabilir.” Şeyh Bedrettin hazretlerinin kemikleri taraftarlarınca mübadele yıllarında, Yunanistan’dan getirilmiş, çeşitli yerlerde saklandıktan sonra, yirmi yıl Topkapı Sarayı Müzesi’nin depolarında bir çinko kutu içinde korunmuştur. 23. 10. 1961 - 5 / 1849 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Sultan Mahmut Türbesi Haziresine gömülmüştür.( 2 ) Şeyh’in adına bir anıt mezar yapılması Alevi / Bektaşi toplumunun yerine getirmek zorunda olduğu bir görevdir. Günümüzde Şeyh Bedrettin hazretlerinin erkanını yürütmeye çalışan ve kendilerine Amuca ve Bedrettini ( Arapça aslı düşünülerek Bedreddini olarak da yazılmaktadır.) adını veren bir Türkmen topluluk bulunmaktadır. Bu topluluk Trakya’da Kırklareli’nin bazı köylerinde ve İstanbul’un kimi semtlerinde yaşamaktadır. ( 3 ) Amucalar düşünce olarak Alevi / Bektaşi toplumunun bir parçası haline gelmiştir. Konumuzu, bir Bedrettini olan sayın Refik Engin’in Toplumsal Barış Dergisi’nde yayımlanan bir şiiriyle bağlayalım. “Bize de diyorlar Gülşeni, Gülşeni değil, BEDREDDİNİ. Tutmayız gönülde kini, Bedreddiniyiz, BEDREDDİNİ. Aşk ile döner BEDREDDİNİ, Severler Ehlibeyt seveni, Semah eder, içerler demi, Bedreddiniyiz, BEDREDDİNİ. Ayırt etmeyiz hiçbir dini, Sever canlar hep birbirini, Kabul eyleyin bu ENGİN’İ, Bedreddiniyiz, BEDREDDİNİ.”
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Devrim06 bu yazıyı buraya kimin olduğunu yazmadan aktarmışsın. Yöntem olarak bu doğru değil. Bu yazı M.Cemil KILIÇ'a ait ve bir sürü yanlışlıkları içeriyor.
Ben bu yazının yazıldığı yerde M.Cemil KILIÇ ile bu konuyu tartıştım. Şeyh Bedreddinin türkmenlikle ilgisi yoktur. Bunun kanıtı seceresidir. Şeyh Bedreddini savunacaksak fikirleriyle savunalım, türkmen di vb şeyler sağlıklı şeyler değil. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Osmanlı Toplumunda Zındiklar ve Mülhidler
Ahmet Yaşar Ocak Tarih Vakfı Yurt Yay. S.182-184 Eğer Şeyh Bedreddin hakikaten üç dini birleştiren yeni bir senkretik Müslümanlık yorumunu vaz’etmiş idiyse, bu iki bölgede hakim din anlayışı onun propagandasının kolayca kabul görmesinde önemli bir rol oynamış olmalıdır. Biraz yakından bakıldığı zaman aslında iki bölge arasında dini-sosyal bakımdan bir fark olmaktan öte, yakın bir bağlantı bulunduğu göze çarpıyor. Gerek Kütahya, Manisa, Aydın ve İzmir yöreleri başta olmak üzere Batı Anadolu’da Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in, gerekse Dobruca ve Deliorman ağırlıklı olarak Balkanlar’da Şeyh Bedreddin’in propagandalarına olumlu cevap verip bu isyanlara katılan kesimlerin Müslüman olanların Sünni Müslümanlık, Hıristiyanların Ortadoks Hıristiyanlık, Yahudilerin ise Ortodoks Yahudilik anlayışına mensup bulunmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bu meseleye dair uzun zamandan beri Batı’da yapılan araştırmalar bugün için bize yeterli bir fikir verecek düzeydeler. (121) Mesela Michel Balivet, Şeyh Bedreddin hareketinin, birbiri içine geçmiş heterodoks Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarından oluşan dini-sosyal tabanının yapısal niteliklerini gerçekten iyi gözlemlemiştir. (122) Onun ve diğer bilim adamlarının çalışmaları, bizim de Şeyh Bedreddin hareketinin Batı Anadolu, Marmara yöresi ve Balkanlar’daki dini-sosyal tabanını analiz etmemize yardımcı olacak ilginç veriler sunmaktadır. Acaba yarınlarına güvenle bakamayan, toplumsal ve ekonomik bunalımlar içinde yaşayan bu üç dinin heterodoks yorumlarına bağlı kesimlerini Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Şeyh Bedreddin’in etrafında birleştiren ortak mesaj neydi? Bu liderlerin propagandaları neden bu insanlara sıcak gelmişti? İşte böyle bir sorudan yola çıkıldığı zaman, bu bölgelerin erken ortaçağlardan beri (yaklaşık 6.-9. yüzyıllardan bu yana) düalist ve mesiyanik karakterli iki heterodoks Hıristiyan mezhebinin, yani Pavlosçuluk (Polisyanizm) kaynaklı Bogomilizm’ in ve merkezlerinden biri Alaşehir (Philadelphia) olan Katharizm’in kuvvetle hakimiyeti altında bulunduğu dikkatleri çekiyor. Sözünü ettiğimiz bugünkü bilimsel araştırmalar, gerek Batı Anadolu ve Ege sahillerindeki, gerekse Balkanlar’daki Bogomilist ve Kahtharist popüler Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin, mesiyanik inançlara çok açık, kuvvetli heterodoks bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadırlar. J. Meyendorf ve M. Balivet’in çalışmalarının meydana çıkardığı gibi, sözü edilen bölgelerde Türk hakimiyetinden evvel azınlık olarak yaşayan Yahudiler’in bir kısmının, zaman içinde Hıristiyanlığın heterodoks yorumlarını temsil eden Bogomilizm ve Katharizm gibi bazı mezhepleri kabule yöneldikleri, 14. yüzyıldan itibaren Batı Anadolu’da, 15. yüzyılda ise Balkanlar’da Türk hakimiyetinin yerleşmesiyle birlikte, Hıristiyanlığa geçmiş olan bu Yahudi kökenli mühtedilerin, artık Hıristiyanlığın siyasal otoritesinin bölgeden silinmesiyle birlikte, bu defa yeni otoritenin dini olan Müslümanlığı kabul ettikleri görülüyor. Bir vesileyle, Osmanlı sultanı Orhan’ın sarayında da değişik hizmetlerde istihdan edildiği anlaşılan Müslümanlığa geçmiş Yahudi kökenli bu Hıristiyanların, Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve bizzat Şeyh Bedreddin isyanlarının patlak verdiği 14. yüzyılın ilk çeyreği içinde isyan mıntıkalarından çok sayıda bulundukları anlaşılıyor. (123) Esasında mühtedi kökenli oldukları ileri sürülen Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’in, bizzat bu Hıristiyanlıktan dönme Yahudi kökenli Müslümanlardan olmaları kuvvetle muhtemeldir. Bu, onların çevrelerinin de aynı tabandan geldiğini gösterir. Bu insanların kabul ettikleri Müslümanlığın, Sünni Müslümanlık olmadığı kesin olduğuna göre, heterodoksiye mensup bir yorumunu yansıttığı muhakhaktı. İşte burada Hurûfilik’ten söz etmenin tam zamanıdır. Zira Hurûfilik’le Hıristiyanlıktan dönme Yahudi kökenli bu mühtedilerin çok yakın alakası bulunduğunu düşünüyoruz. Bizce Şeyh Bedreddin’in bunlara talim ettiği Müslümanlık, Hıristiyanlığa da, Yahudiliğe de sempatiyle bakan Hurûfilik’ti. Şeyh Bedreddin’in Tebriz’de Hurûfiler’le yakın temasını, Halep’te ikametini hatırlayalım. Halep’in Hurûfiler’in Suriye’deki en önemli merkezini teşkil ettiği çok iyi bilinmektedir. Nitekim, Şeyh Bedreddin’in idamıyla aşağı yukarı aynı tarihlerde diri diri derisi yüzülmek gibi korkunç bir işkenceyle idam edilecek olan Hurûfi şeyhi muşhur şair Nesimi, Bedreddin Halep’e uğradığı sıralarda müridleriyle henüz orada yaşamaktaydı. Şeyh Bedreddin’in buradaki ikameti, herhalde bu büyük Hurûfî şairiyle görüşmek amacını taşıyordu. Belki daha çarpıcı olanı, şeyhin uğradığı –o zamanlar Ceneviz hakimiyetindeki- Sakız Adası’nda da, Hurûfi dervişlerinin varlığıdır. 1436-1458 tarihleri arasında Osmanlı topraklarında yaşamış olan Macar Georg, Sakız Adası’nda kilise ve manastırlara girip çıkan, ekstatik ayinler yapan, vaftiz suyuyla kendilerini vaftiz eden, Hıristiyanlıkla Müslümanlığın aynı derecede mukaddes olduğunu ilan den Hurûfi dervişlerine rastladığını yazıyor. (124) ------------------------ (121)- Msl. Bkz. J. Meyendofr, “Grecs. Turcs et Juifs en Asie Mineure au Xve Siècle”, BF, 1 (1996), s. 211-217; Elizabeth A. Zachariadou, “Religious Dialogue between Byzantines and Turks during the Ottoman Expansion”, Religions-gesprâche im Mittelalter, Berlin 1994, Otto Harrassovitz, S. 289-304 (122)- Balivet’nin bu doğrultudaki yayımları arasında özellikle bkz “Deux partisants de la fusion religieuse des chrètiens et des musulmans au Xve siècle: Le Turc Bedreddin de Samavna et le Grec Georges de Trébizondie”, Byzantian, 10 (1980), S. 363-396; “Byzantins judaïsants et Juifs islamisés: Des Kühhân (Kâhin) aux Xionai (XionioΣ)”, Byzantion, LII (1982), s. 24-59; “Derviches turcs en Roumanie latine: Quelques remarques sur la circulation des idées au XVe siècle”, BF, XI (1987), S. 240-255; Derviches, papadhes et villapeois: Notes sur la Pérennité des contacts islamo-chrétiens en Anatolie centrale”, JA, 3-4 (1987), S. 253/263; ve özellikle bkz. Rumanie Byzantiene et Pays de Rum Turc: Histoire d’Une Espace d’Imbrication Gréco-Turque, İstanbul 1994, Les Editions Isis. (123)- Bu konuda çok faydalı tafsilat, Balivet’in yukardaki dipnotta zikredilen yayınlarında bulunmakta olup mutlaka onlara bakılmalıdır. (124)- Bkz. Georg, Tractatus de Moribus, Conditionibus et Nequicia Turcarum’dan (Roma 1481, bölüm 20) naklen Balivet, “Deux partisans ...”, s. 373; krş. Aynı yazar, “Derviches Turcs ...”, S. 250; aynı yazar, Islam Mystique, S. 62. Balivet özellikle bu kitabında, Venedik ve Ceneviz belgelerini kullanarak Türk dervişlerinin gerek Sakız ve Girit, gerekse Sisam adalarıyla sürekli temas halinde bulunduklarını, hatta bazılarının aralarında yerleştiklerini göstermektedir (bkz, s. 75-78) |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Şeyh Bedreddin Alâeddin Keykubad’ın Soyundan mı -2
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler Ahmet Yaşar Ocak Tarih Vakfı Yurt Yayını S. 162 Eserini Şeyh Bedreddin’in doğduğu yıl kaleme almış olan, Babai isyanının lideri Baba İlyas-ı Horasâni’nin torunu Elvan Çelebi ile tam benzer bir tavır sergiler. İlginçtir ki, Türkiye tarihinin bu en büyük iki isyan hareketinin liderlerinin torunları, dedelerinin hatırasını savunmak için, birbirlerinden yaklaşık iki yüzyıl arayla birer menâkıbnâme kaleme almışlar ve ilginç bir şekilde benzer bir kaderi paylaşan dedelerinin devlete karşı isyanla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı ispata uğraşmışlardır. Bu yüzden birtakım hayali olaylar icat ettikleri gibi, dedelerine yakıştırılan isyan suçunun bütün sorumluluğunun da, esasında onları dinlemeyerek baş kaldıran halifelerine ait bulunduğunu öne sürmüşlerdir. (77) ----------------------- (77)- Halil b. Ismail b. Şeyh Bedrüddin Mahmud, Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Manâkıbı, yay. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, İstanbul 1967, Eti Yay.,S.57. Elvan Çelebi, Menâkıbu’l-Kudsiyye fi Menâsıbi’l-Ünsiyye, yay. İsmail E. Ürünsol-A. Yaşar Ocak, Ankara 1995, TTK Yay. S. 50-52 |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Şeyh Bedreddin Alâeddin Keykubad’ın Soyundan mı?
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler Ahmet Yaşar Ocak Tarih Vakfı Yurt Yayını S. 145 Bazı Osmanlı kaynaklarında Şeyh Bedreddin’in babası Israil’in, aslında Anadolu Selçuklu hükümdarı (III.) Alâeddin Keykubad’ın (1293-1307) neslinden geldiği kayıtlıdır, (23) hemen hemen Şeyh Bedreddin’le ilgili diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da Osmanlı kaynaklarının asıl temeli, hiç şüphesiz Halil b. İsmail’in menâkıbnâmesidir. Nitekim bu husustaki tafsilatı menâkıbnâmede buluyoruz. Menâkıbnâmeye göre İsrail’in babası Abdülaziz de bir gaziydi ve Şah Alâüddin (III. Alâeddin Keykubad) neslinden gelen sülalesi vezirlik görevinde de bulunmuştur. Abdülaziz’in şah olan amcası da, Hülâgu istilâsı sırasında Halife Mu’tasım Billah’a sığınmış, bilgisi sayesinde onun “şeyhülislam”ı olmuş, fakat Hülâgu tarafından meşhur âlim İbn Hâcib’le birlikte şehid edilmişti. (23) Çok muhtemel olarak dedesinin Osmanlı saltanatına karşı giriştiği ayaklanma hareketine kamuoyunda geçerli bir meşruiyet temeli oluşturmak amacıyla uydurulmuş, Halil b. İsmail’in iftiharla naklettiği inanılması güç bir rivayet, görüldüğü gibi Şeyh Bedreddin’i bir şehzade yapıyor. Söylendiği gibi Osmanlı kaynaklarında da yer alan bu rivayetin şimdilik tek çıkış yeri, Halil b. İsmail’in menâkıbnâmesi gibi görünüyor. Bu yüzden başka bir kaynakla teyid edilmedikçe bu rivayetin tarihsel olarak geçerliliğini ileri sürmek mümkün değildir. (23)- Halil b. Ismail b. Şeyh Bedrüddin Mahmud, Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Manâkıbı, yay. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, İstanbul 1967, Eti Yay., S. 6-7 |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
16. Asırda Rafizilik ve Bektaşilik
Ahmet Refik Altınay Mualim Ahmet Halit Kitaphanesi İstanbul 1932 S. 5 Şeyh Bedreddin'in bir kaç asır sonra bile tesirini gösteren prensipleri, o zaman, müslim ve gayri müslim, pek çok kişileri cezbetti. Taraftarları gittikçe arttı. Börklüce Mustafa şeyhin hem akrabasındandı, hem kahyasıydı (2). İlk defa olarak şeyhin akıydelerini Aydın ilinde o yaydı. Şeyhin halifesi olduğunu ilan etti. Etrafına üç binden ziyade mürit topladı. Aydın eyaletini kamilen teshir etti. -------------- (2)- Uruc Bey, Tevarihi Ali Osman S. 43, Aşikpaşazade S. 91 |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler
Ahmet Yaşar Ocak Tarih Vakfı Yurt Yayını S. 196-197 Şeyh Bedreddin’e inananlar, o devirden günümüze kadar uzanan bir zaman koridorunda her vakit var olagelmişlerdir ve var olmaya devam etmektedirler. Osmanlı kaynaklarından öğrendiğimize göre, o dönemde Bedreddînlü, Bedreddin Sûfileri veya Simaveni Tâyifesi vb tabir edilen Şeyh Bedreddin’in müridlerinin torunları, günümüz Bulgaristan’ında özellikle Deliorman bölgesinde ve Trakya’da yaşamakta olan Balkan Alevileri’nden başkası değildir. A. Gölpınarlı’nın da belirttiği üzere, Şeyh Bedreddin’in en ufak bir şekilde Alevilik temayülü taşamamasına rağmen, onun gibi büyük bir Sünni âlimin mensuplarının bugün Aleviler’den ibaret oluşu ilginç bir olaydır. Zaten Safevi Devleti’nin henüz ortada olmadığı, dolayısıyla heterodoks Müslüman kesimlerin bile asıl Alevilik motiflerini henüz tanımadıkları bir devirde Şeyh Bedreddin’in Alevi olduğunu söylemek anakronizm olurdu. (159) Onun bu durumu biraz, bugünkü Emevi hasmı Anadolu Alevileri’nin, aslında, Anadolu’da Bizanslılar’la yaptığı savaşlarda efsaneleşen ve 740’larda Eskişehir yakınlarında bugün kendi adıyla anılan kasaba yakınında şehit edilip oraya gömülen hâlis Arap kökenli efsaneleşmiş bir Emevi komutanından başka biri olmayan Battal Gazi’yi takdis etmelerine benzer. Muhakkak ki iki zıddı bir araya getiren bu bağlantıyı, Şeyh Bedreddin’in giriştiği ihtilal hareketinin, eşitlikçi, din ve etnik ayırımı gözetmediği söylenen bağdaştırmacı (senkretik) heterodoks ideolojisi sağlamıştı. Şeyh Bedreddin onların gözünde artık Sünni bir fıkıh âlimi değil, kendilerine bir dünya cenneti kurmayı vaat eden yarı tanrısal nitelikli mukaddes bir şahsiyet, bir “Mehdi”ydi. Bu insanlar onun gerçek şahsiyetini çoktan unutmuşlar, onun kendi inançlarının merkezine yerleştirmişlerdi. Anadolu Aleviliği’nin merkezinde nasıl Hacı Bektaş-ı Veli oturuyorsa, -Bektaşiler hariç- Balkan Aleviliği’nin merkezinde de Şeyh Bedreddin oturmaktadır. Onun ölümünden sonra da, zaman içerisinde evvelce ona bağlı olmayan diğer Müslüman heterodoks cemaatler, özellikle 16. yüzyılda Safevi propagandasının ulaşmakta hiç de güçlük çekmediği Alevi zümreler de bir anlamda “Şeyh Bedreddîn Kültü” diyebileceğimiz bu kültün içine dahil oldular; hatta Balkan Alevileri içinde, bugün de takdis edilen bir Şeyh Bedreddîn kultü meydana geldi. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Şeyh Bedreddin’in İdeolojisi
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler Ahmet Yaşar Ocak S.172-174 İdeolojisinin muhtevvasına gelince, Şeyh Bedreddin’e izafe edilen “Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında fark gözetmeyen, bunların mensup olduğu dinlerin birbirlerine üstünlüğünün söz konusu olmadığını ileri süren ve eşler hariç , her türlü mal ve servetin ortaklaşa kullanımını prensip kabul eden” böyle “eşitlikçi ve paylaşımcı” bir ideolojinin, gerçekten onun tarafından propaganda edildiğini bildiren hiçbir tarihsel kanıt ortada yoktur. Buna rağmen İ. Hâmi Danişmend, İ. Hakki Konyalı gibi bazı tarihçiler, Raif Yelkenci gibi araştırmacılar bu meseleyi sorgulamadan, Şeyh Bedreddin’in “şiddetli bir komünist” olduğuna kani olmuşlardır. (100) Oysa bu ideloji hikayesinin tek kaynağı olan Dukas, daha önce de vurgulandığı üzere, Şeyh Bedreddin’in adını dahi zikretmeden sadece Börklüce Mustafa’nın, Sakız Adası’ndaki Turloti manastırının Girit Arası’ndan gelme rahibine böyle bir düşünce aktardığını bildirir. Dukas’ın, Börklüce Mustafa’nın rahiplere ve Bizanlı köylülere bu ideolojiyi propaganda ettiğini söylemesi, kuvvetli bir ihtimalle bir gerçeğin ifadesi olabileceği gibi, Börklüce Mustafa’yı halk nazarında kötülemeye yönelik bir propagandanın ürünü de olabilir. Ancak tartışılması gereken bu değil, Şeyh Bedreddin hakkında böyle bir kaydın ne Dukas’ta, ne de Osmanlı kaynaklarında bulunmasıra rağmen bu ideolojinin günümüzdeki bazı araştırmacılarca hiçbir kanıt gösterilmeden Şeyh Bedreddin’e mal edilişidir. Eğer bu doğruysa, yani gerçekten Şeyh Bedreddin böyle bir vaat iile isyana kalkışmış idiyse, normalde onun aleyhine kullanmak için böyle bir şeyi kaçırmamaları gereken Osmanlı kaynaklarının bundan bahsetmemeleri nasıl açıklanmalıdır? Buna karşılık, onun Kahire’den Anadolu’ya döndüğünde Sakız Adası’na giderek oradaki rahiplerle görüştüğünü, onlarla tartıştığını ve onları Müslüman ettiğini aynı kaynaklar zikrediyor. (101) Dukas’ın Şeyh Bedreddin’in bu ziyaretini atlaması mümkün müdür? Acaba Dukas, belki de Börklüce Mustafa ile birlikte bu ziyareti ilk yapan şeyhi unutup Börklüce Mustafa adaya sık sık gidip geldiği için mi veya daha büyük bir ihtimalle, daha önce de belirttiğimiz için, Cenevizliler hizmetinde çalışan biri olarak İzmir’de olduğu için mi yalnızca onu zikretmektedir? Bizce bu ihtimal kuvvetli görünüyor. Şeyh Bedreddin’in de Börklüce Mustafa’nınkine benzer bir propaganda yaptığını gösterir tarihi bir kayıt olmamasına rağmen, eskiçağlardan beri bütün mesiyanik hareketlerin kullandığı ideolojilere benzer, orijinal bir yanı olmayan bu eşitlikçi ideoloji, belki Bedreddin tarafından da isyan öncesi kullanılmış olabilir. Nitekim böyle bir ideolojinin 1240’taki Babai isyanında da Baba İlyas-ı Horasânî tarafından propaganda edildiğine dair dönemin kaynaklarında açık kayıtlar vardır. (102) Ama bizim kesin olarak bildiğimiz bir şey varsa, Bedreddin’in Musa Çelebi zamanındaki kazaskerliği sırasında kendilerine timar verilip Çelebi I. Mehmet tarafından geri alınan hemen bütün timar sahiplerinin, sınır gazilerinin ve Osmanlı fetihleri sırasında topraklarına el konulan yerel Hıristiyan feodallerin Şeyh Bedreddin’in etrafında toplandıklarıdır. Bu, onun bu mağdur feodal kesimlere, belki paylaşımcılıığı ve eşitlikçiliği değil ama, kendine katıldıkları takdirde, başarıya ulaşır ulaşmaz eski topraklarını tekrar iade etmeyi vaat ettiğini açıkça kanıtlıyor. Böyle olunca, Şeyh Bedreddin isyanının, iddia edildiği gibi paylaşımcı ve eşitlikçi, özel mülkiyete karşı bir halk hareketi, hatta isyana katılanlar arasında Hıristiyan ve Müslüman köylüler de bununmasına rağmen bir köylü isyanı değil, son tahlilde, büyük kesimiyle imtiyazları ellerinden giden Müslüman sipahilerin, sınır gazilerinin ve Hıristiyan feodallerin çıkarlarına hizmet eden bir ayaklanma hareketi olduğunu kabul etmek daha doğru görünüyor. ------------------------ (100)- Bkz. Halil b. İsmail, S.89-93; Taşköprülüzâde, Mezûât, I, 750; aynı yazar Şakâyık, S. 72 (101)- Bkz. A. Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı Yahut Aleviliğin Tarihsel Altyapısı, İstanbul 1996, S. bs., Dergâh Yay., S. 113,219 |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Şeyh Bedreddin Alâeddin Keykubad’ın Soyundan mı -2
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler Ahmet Yaşar Ocak Tarih Vakfı Yurt Yayını S. 162 Eserini Şeyh Bedreddin’in doğduğu yıl kaleme almış olan, Babai isyanının lideri Baba İlyas-ı Horasâni’nin torunu Elvan Çelebi ile tam benzer bir tavır sergiler. İlginçtir ki, Türkiye tarihinin bu en büyük iki isyan hareketinin liderlerinin torunları, dedelerinin hatırasını savunmak için, birbirlerinden yaklaşık iki yüzyıl arayla birer menâkıbnâme kaleme almışlar ve ilginç bir şekilde benzer bir kaderi paylaşan dedelerinin devlete karşı isyanla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı ispata uğraşmışlardır. Bu yüzden birtakım hayali olaylar icat ettikleri gibi, dedelerine yakıştırılan isyan suçunun bütün sorumluluğunun da, esasında onları dinlemeyerek baş kaldıran halifelerine ait bulunduğunu öne sürmüşlerdir. (77) ----------------------- (77)- Halil b. Ismail b. Şeyh Bedrüddin Mahmud, Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Manâkıbı, yay. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, İstanbul 1967, Eti Yay.,S.57. Elvan Çelebi, Menâkıbu’l-Kudsiyye fi Menâsıbi’l-Ünsiyye, yay. İsmail E. Ürünsol-A. Yaşar Ocak, Ankara 1995, TTK Yay. S. 50-52 |
|
|
|
|
|
#10 | ||
|
Hakka Yürüdü
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Anadolu "Rum" selcuklu devleti.
Hanedanın atası: Kutalmış Kurucusu: Kutalmışoğlu Süleyman Şah Fetret Dönemi: Ebu'l-Kasım'ın yönetime el koyması I. Kılıç Arslan Melikşah I. Rükneddin Mesud II. Kılıç Arslan I. Gıyaseddin Keyhüsrev II. Süleyman Şah III. Kılıç Arslan I. İzzeddin Keykavus I. Alaeddin Keykubad II. Gıyaseddin Keyhüsrev II. İzzeddin Keykavus IV. Kılıç Arslan II. Alaeddin Keykubad III. Gıyaseddin Keyhüsrev II. Gıyaseddin Mesud III. Alaeddin Keykubad Hepsi olmasada genel olarak,bu liste icindeki kisilerin etrafinda alevi izlerine rastlanir. Hanedanin atasi kutalmis Komnenen hanedanliginda, Bizans ordu komutani olan Kutlumosios olarak gecer.Hazar türkü Kutlumusios(Kutulmuş Bizans'ın Türk komutanları? "İmparator 6.Mikhail (1056-57) devrinden itibaren esir alınmış veya gönüllü gelip Bizans hizmetinde bulunmuş Türkler arasında Amertikes (Humartekin, Harun), Khrysoskulos (Erbasgan, Kurtçu), Tzakhas (Çaka), Tatikios, Siaus (Siyavuş), Elkhanes (İlhan), Skaliarios, Kutlumusios (Kutulmuş), Prosukh (Porsuk), Pupakes, Khaluphes (Halife) adları sayılabilir." (Bizans Tarihi Yazıları, Prof. Dr.Işın Demirkent, Dünya Kitapları) Yukaridaki Anadolu rum selcuklularinin soy secereleri Alaaddin Keykubat'a kadar devam eder. I.Aladdein keykubat'in annesi Komnenen hanedanindan Manuel Komnenos' kizi Giyaseddin keyhüsrevinde esidir. Iznik'e yerlesen (1205-1206) Manuel I Komnenos'un kizi Rum selcuklu devletinin sultani "Kai Chosrau" Key Hüsrev ile evlenir. Daha sonraki sultanlardan Olan "Kai Kobad" Key Kubat (1220-1205) cocuklaridir, torunlari ise "II.Kai Chosrau" II.Key Hüsrev (1237-1246) rum selcuklu sultanlaridir. Alinti:
Alinti:
Musa Celebi; Johannes tzeleps,Celebi komnenen soyundan yine komnenen hanedanina cikar, Isfendiyar bey'i ise kastomonudaki candarogullari'ndandir.Yine komnenen hanedanligina cikar. Key hüsrev Alexios komnenos un yanina mogol yenilgisinden sonra kacmistir denilir. Büyük ada'da kalmistir.Alexios komnenos' keyhüsrev'in bacanagidir. Konu Onurcan tarafindan (11-12-2009 Saat 16:46 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Onurcan For This Useful Post: | Yilmaz Demir (11-12-2009), İşcanbaba (11-12-2009) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bedrettin, hazretlerine, ilişkin, şeyh |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||