![]() |
|
![]() |
|||||||
| Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
1865 – 1928 yılları arasında yaşamış olan ozan Sıdkî Baba, Hacıbektaş Çelebilerinden, Cemalettin Çelebi’nin Gönüllü Mücahit Alayı’nda, Çelebi Cemalettin Efendi ile beraber, onun komutasında savaşmış bir kişi olmasının yanı sıra, 12 yaşından beri Hacıbektaş’ta, Çelebilerin ocağında yetişmiş bir kişi olduğundan dolayı, edebi şahsiyetiyle beraber bu tarihi kişiliği ile de önemle üzerinde durulması, her sözü her nefesi önemle incelenmesi gereken bir kişilik olduğu için, onunla ilgili yazılmış her sözünde üzerinde durmak gerekir. Sıdkî Babanın nefeslerini toplayıp bir kitap halinde yayınlayan torunu Muhsin Gül, dedesinin Gönüllü Mücahit Alayı’ndaki konumunu şöyle anlatıyor: “Kendisi Alay kumandanı olarak Erzurum şubesinin, Sıdkı Baba’da Yüzbaşı rütbesi ile Erzincan şubesinin başında bulunmuşlardır.”
Söz konusu kitabın önsözünde yazar şöyle diyor: “ O, savaş yıllarını “ç i l e” olarak tanımlamakta ve Kurtuluş Savaşı sonunda yeni Türk Devleti’nin kurulmasını “m a k s a t y e r i n i b u l d u” diye benimsemektedir. Kurtuluş savaşının sonunda yine dergaha gitmiştir. Vakit tamam oldu çileler doldu Gel gezelim bizim elleri şimdi Elhamdülillah maksat yerini buldu Seslendi muhabbet telleri şimdi.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Sidkî Babanın ulaşa bildiği bütün nefeslerini (şiirlerini) toplayıp yayınlayan torunu Muhsin Gül ise kitabında bu nefesle ilgili babasının ağzından şu bilgileri aktarıyor: “Çelebi Cemalettin Efendinin teşekkül ettirdiği gönüllü Mücahidin Alayı 1915 yılında Ruslarla bir yıla yakın çarpıştıktan sonra, her nasılsa İstanbul’dan gelen bir emirle bu Alay diğer Alaylara bölüştürülmüş, Çelebi Efendi de kırk kişilik maiyeti ile Sivas’a çekilip son emre kadar orada beklemesi kendisine tebliğ edilmişti. Bu emri alan Çelebi Efendi, Yüzbaşı rütbesinde olan pederim Sıdkı Efendi ve diğer maiyetiyle Sivas’a çekilmişti. O sıra gönüllü mücahidin Alayının gerek malen gerek bedenen takviyesi hususunda beni de geride memur-ı mahsus olarak bırakmıştı. 1332 (1916) Mart iptidasında aldığım bir telgrafta Çelebi hazretleri beni de Sivas’a çağırıyordu. Biraz para tedarik ederek Sivas’a gittim. Ben Sivas’a vardıktan sonra daha bir buçuk aydan fazla Sivas’ta bekledik ve Çelebi Efendinin hizmetinde kaldım. O sırada pederim Ermeni mahallesinde bir konakta, Çelebi Efendi de çarşıya yakın Süleyman Beyin konağında misafireten ikamet ediyordu. O bekleme esnasında Enver Paşa birkaç Alman Paşalarıyla Sivas’a geldi ve Çelebi Hazretleriyle görüştükten sonra cepheye hareket etti. İkinci gün sabahtan, biz pederimin ikametgâhında iken, Çelebinin hususi kâtibi Küçük Hoca İbrahim Fevzi Efendi geldi. Latife sözlerle içeri girdi, birçok latifeden sonra: (-Sıdkı Efendi sana bir müjde ile geldim. Önce bir beyit söyle, bakalım bu müjdemi keşfedebilecek misin?) dedi. Pederimde diz üstüne gelerek (- Hoca al kalemi, ben söyleyim sen yaz) dedi. O anda tulû eden aşağıdaki koşmayı pederim irticalen söyledi; Küçük Hoca yazdıktan sonra, (- Maşallah Sıdkı Baba. Akşam Enver Paşa geldiğinde Çelebi Efendimize tezkereyle birlikte bir de kılıç hediye etmiş, inşallah birkaç güne kadar memlekete hareket ediyoruz.) dedi. On beş gün sonra Sivas’tan ayrıldık. Yeni handan Çelebi Hacıbektaş’a, biz de pederimle Amasya istikametine hareketle köyümüze geldik. ALİ BAKİ GÜL Vakit tamam oldu çileler doldu Gel gezelim bizim elleri şimdi Hamdülillah maksud yerini buldu Seslendi muhabbet telleri şimdi Şükür kabul olduk Hak divanında Canımız kurbandır asitanında Bir gece misafir Yıldız hanında Seyredelim Çamlıbelleri şimdi Amasya şehrinin ırmağı çağlar Aşk odu geliptir sinemi dağlar Muhip müntesiben ah edip ağlar Akar gözlerimin selleri şimdi Söyleyim gönlümün müşküllerini Arz eder goncalar bülbüllerini Açtı lâle nergis sümbüllerini Bezendi Malya’nın çölleri şimdi Sürelim dergahta devranı demi Derdimin dermanı yaramın emi Ziyaret edelim âb-i zemzemi Akar Akpınar’ın balları şimdi. Düştü aşk ateşi sinem tutuşur Çağıranda Hızır Nebi yetişir Bülbülleri garip garip ötüşür Kokar Topayan’ın gülleri şimdi. SIDKÎ’ya göründü çilehaneler Uyku görmez ahu gözlü sunalar Ah eder yavrular, ağlar analar Gözler şehzadeler yolları şimdi[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Sidkî Baba’nın – elimizdeki kitapta toplanan- nefesleri içinde ne Kurtuluş savaşına yönelik ne de Cemalettin Çelebi ile Mustafa Kemal Paşanın ilişkilerini aydınlatacak bir nefesini bulamadım. Neden yok bilemiyorum.[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Burada Cemalettin Çelebi ile ilgili kısa bir iki bilgiyi de anmak istiyorum. Ahmet Demirel, “İlk Meclisin Vekilleri” adlı kitabında, Cemalettin Çelebi ile ilgili resmi kayıtlardaki şu bilgileri veriyor: “275- Kırşehir- Cemalettin Efendi (Çelebioğulları) (1864 Hacıbektaş (Nevşehir)-1922); TBMM sicil no: 275; TBMM: Kırşehir 1; Doğduğu ve seçildiği il aynı; Medrese; Hacıbektaş şeyhi; 56 yaşında; Mazbatası 24.04.1920’de onaylandı; TBMM’ye hiç katılmadı; vefat ettiği 26.01.1922’de TBMM’ye bildirildi; 1923–1946 arasında hiç seçilmedi; Bağımsız.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Ahmet Demirel’in resmi kayıtlardan aktardığı bu bilgiler Cemal Bardakcı’nın “KIZILBAŞLIK NEDİR” adlı kitabında verdiği bilgilerle uyuşuyor; Cemalettin Çelebi TBMM’de resmiyette başkan yardımcısı olarak görünmesine rağmen, meclis çalışmalarına hiç katılmamış. 1921 yılının Nisan ayında Dâhiliye Vekâletinden olur alıp, aynı yılın Mayıs ayında Hacıbektaş’a geldiği anlaşılan Cemal Bardakcı, Cemalettin Çelebi ile görüşmesini anlatırken şöyle diyor: “… Çünkü dediğim gibi, iki yıldır evinden dışarıya ayak atmamış, yalnız kendi çoluğu çocuğu ile görüşmüş, düşmüş, kalkmış olan bu adam, elbette başkaları ile de konuşmak, dertleşmek ihtiyacının baskısı altında bulunuyordu.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı Cemaletin Celebi ile görüşmesini atmosferini şöyle anlatıyor. “Üçüncü gün de (Efendi Hazretleri’nden) bir ses seda çıkmayınca telaşlanmağa başladım. Hele onun, bizden bir hafta evvel Erzurum’dan Ankara’ya giderken orada bir gece kalmış olan Büyük Millet Meclisi ikinci reisi Arif Beyi de kabul etmemiş olduğunu öğrenince telâşım, endişem büsbütün arttı. Onunla görüşmeden, konuşmadan dönmek, benim için âdeta bir felaket olurdu. Oraya tek başıma gitmiş olsaydım bu hal beni pek o kadar korkutmazdı. Fakat Çoruma dönünce yanımdaki arkadaşlar Çelebinin beni kabul etmediğini, benimle görüşmeye tenezzül etmediğini Aleviler arasında yayacaklardı Tabii. … Hasılı ben, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaktım. … bu zatı hangi vasıtalara, çarelere başvurmak suretile benimle görüşmeye zorlaya bilirdim? Onu tehdit edemezdim. Oraya hiçbir resmi sıfat ve selâhiyetle de gelmiş değildim. O halde muradıma ermek için ne yapmalı, nasıl hareket etmeliydim?”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı türlü manevralar sonucu Cemalettin Çelebi ile görüşme umuduna kapılınca o rahatlıkla söyle diyor : “…Bu cevaptan; tam iki yıldan beri haram dairesinden dışarı ayak atmamış, kendi yakınlarından başka hiçbir kimse ile görüşmemiş olduğunu öğrendiğim Çelebinin yüzünü bana göstermek lüzumuna kanaat getirir gibi olduğunu sezdim ve sevindim. Fakat anlaşılan hâlâ tereddüt içerisindeydi ve bir gece daha düşünecekti.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bu diplomatik satranç oyununda sergilediği cinliklerden oluşan hamlelerinin işe yarayıp, türlü manevralar sonucu Cemalettin Çelebi’yi görüşmeye ikna eden Cemal Bardakcı görüşme başlangıcını şöyle anlatıyor: “ –Hoş geldiniz, buyurun dedi. … Yağmur da on gündür hiç ara vermedi. Yollarda epeyce zahmet çektiniz herhalde. Yolculuk buraya kadar mı? Dedi. Oraya gelişimin sebeplerini bir an evvel öğrenmek istediği belliydi. Fakat ben onu iyice inceleyip ruhi haletini, bilgi derecesini anlamadan açılmak istemiyor, merakını artırmayı daha uygun buluyordum. Sorgusuna: -Efendim Hacı Bektaşı Veli hazretlerine çoktan beri kalbimde derin bir sevgi ve saygı taşırım. Hem onun kabirlerini ziyaret etmek, hem de muhterem torunları olan sizlerle görüşüp şeref bulmak istedim. Buradan Ankara yoluyla geri döneceğim.” Diye cevap verdim. Hafifce gülümsedi. Cevabım hoşuna gitmişti. Fakat ziyaretimin sebeplerinin bundan ibaret olduğuna da kanmamıştı.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bunları okuyan insan ister istemez , “Dahiliye Vekaletinin düşüncelerini yerinde bulup Hacıbektaş’a gitmesine müsaade ettiği” zatı muhterem Cemal Bardakcı’nın ağzında dolaştırıp, eveleyip gevelediği halde bir türlü açıkça söylemediği bu ziyaretinin gerçek nedeni neydi acaba diye düşünüyor. Cemal Bardakcı kitabının ilerleyen sayfalarında merak uyandırdığı bu sorunun yanıtını lisanımünasiple şöyle anlatıyor. Cemalettin “(Efendi)nin bu yoldaki telkinlerinin, çalışmalarının iyi ve hayırlı tesirlerini görmekte gecikmedik: O sıralarda Koçkiride bir ayaklanma olmuştu. Merkez ordusu kumandanı Nurettin Paşa bu ayaklanmayı bastırdı. Fakat yersiz ve lüzumsuz şiddetler gösterdi. ... Nurettin Paşa bu şikâyetlerden ve töhmetlerden yakasını sıyırmak, yaptıklarını haklı ve mazur göstermek için kendini müdafaa ederken (Bu ayaklanma mahalli ve münferit bir hareket değildi. Sivas’tan Ankara’ya kadar olan havalide umumi bir isyan çıkarmak, Ankara’yı kan ve ateş içinde boğmak için tahribat alınmıştı. Fakat çorum ve civarı Alevilerinin sakin ve hareketsiz kalmaları bu tertibatı alt üst etti. Ateşin batıya doğru sıçramasına engel oldu) diyordu. Hakikat de bu merkezde idi. … Görülüyor ki Cemalettin efendi bana verdiği sözü tutmuş, bu sözün gereğini yapmakta vakit kaybetmemişti.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Söz uzadıkça, konun farklı bir alana kaydığının farkındayım ama burada yazının edebi yanından çok anlatılan konunun özü beni içine çekiyor. Bu yüzden yazıyı bitirmeden bir konuya daha değinip ondan sonra noktayı koymak istiyorum. “Alevilerin Partilerle Muhabbeti” adlı yazımda bu konunun etrafında dolaşırken ebemin “Atatürk Cücük Kürdünü kırarken, her yöreden gelen muhipler Cemal Efendime gidip, “Mustafa Kemal Paşa Cücük Kürdünü Kırıyor ne yapacağız demişler, oda “ demek ki onun vadesi yakın, siz karışmayın” demiş; bu söz üzerine Atatürk fazla yaşamamış ölmüş” derdi, dediğini yazmıştım. Cemal Bardakcı’nın yazdıkları ebemin söyledikleriyle uyuşuyor; Cemaletin Çelebi (Ulusoy) devletin Koçkiri’ye saldırısıyla başlayan yangının daha büyümesini engellemiş. Sanırım ebem bir tarihi gerçeği kendi diliyle anar, bize böyle anlatırmış. Biz o zamanlar ebemin “Cücük Kürdü[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]” diye kimi kastettiğini tam olarak anlayamaz, bunun Dersim olduğunu sanırdık. Çünkü Atatürk’ün ölümü Dersim olaylarına yakındı. Cemalettin Çelebinin Dersimi görmediğini anlayınca bunun Koçkiri olduğunu anladım. Şimdi yaşıyor olsaydı, yine ebeme takılır, Şahı Merdan’la Celal Abbas da dediğin kadar peşinci değilmiş galiba ebe derdim. O özellikle Şah-ı Merdan’la Celal Abbas’ın adaletine, gelip darda-bunda kalanların carına yetişeceğine yürekten inanır, bununla içini ferahlatırdı; onun bu inancını asla sarsamazdık. “Savaş politikanın silahlarla sürdürülmesidir” derler[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Bu böyleyse, Cumhuriyetin kurucu iradesini, Koçkiri kırımına götüren politikanın nasıl bir politika olduğunu anlamak için, bu politikanın nedenlerinin neler olabileceği üzerinde düşüp, konuyu araştırmak gerekir. Bület Tanör’in “Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920)[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]” adlı bir kitabı var. Orda övgülerle anlatılıyor. Osmanlı Devleti 1. Dünya savaşında yenilince, zaafa uğrayıp boşalan devlet otoritesinin bu boşluğundan yararlanan halkın toplanıp kendi kendini yöneterek bu boşluğu doldurması, her yerde hak görülüp övülürken, bunu Aleviler yapınca, örneğin Koçkiri’de bu niye suç olmuş? Soruna birde bu pencereden bakmak istiyorum. Bu cezanın suçu neydi nere(ler)den sürüp geliyordu? Ali Rıza Aydın. irizaaydin@hotmail.com [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Şeyh Cemaleddin Efendi’nin Aşığı Halk Ozanı S I D K Î B A B A. Hayatı ve Şiirleri (1865-1928). Derleyen Muhsin Gül. Yayınlandığı tarih: 1984 Adlı kitaptan. Sayfa: 15-16 [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Söz konusu kitabın üzerinde muhabbet ederken kitabın önsözünün fotokopisini isteyip almıştım. Fotokopiyi çekerken kitabın dış yüzünün unutulup sadece önsözünün çekileceğini düşünmemiştim. Önsözün başında kitabında adı olan “ Aşık Sıdkı Baba (Pervane)” yazıyor. Ancak kitaptan çekilen Önsözde, kitabın yazarı ile yayınlandığı tarih yok, bu, bu yazımın bir eksiği olarak okurun gözünden kaçmasın istedim. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Halk Ozanı Sidkî Baba. Hayatı ve Şiirleri (1865-1928) Derleyen Muhsin Gül. 1984). Sayfa 188-190. Bu bölüm Nejat Birdoğan’ın hazırlayıp 1994 yılında yayınladığı, “Celebi Cemalettin Efendi’nin Savunması (Müdefa) (Berfin Yayınları) adlı kitabın önsözünde de var. s. 29-31. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Genel olarak Cumhuriyetin kurucu iradesi diyebileceğimiz kadrolarla özel olarak ta Mustafa Kemal Paşa ile Çelebi Cemalettin Efendinin ilişkilerini anlatan yazı azdır bu kitaptan da bunu çıkaramadım. Ama bu konuyu aydınlatacak yazılar başka yerde olabilir. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Ahmet Demirel. İlk Meclisin Vekilleri, İletişim yayınları, 1. Baskı 2010. Sayfa 248. altını ben çizdim. Not: Cemalettin Çelebi 1921 yılında dünyadan göçmüş; Konu için ansiklopedilere, Ali Celalettin Ulusoy’un “Alevi Bektaşı Yolu” adlı kitabına, Cemalettin Çelebinin yazdığı “Müdefa” (Savunma) adlı kitabın önsözlerine bakılabilinir. Müdefa’yı Nejat Birdoğan 1994’te, İsmail Özmen 2006’da yayınladı. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı (Eski Konya Valisi). Kızılbaşlık Nedir. 1.Baskı 1945. Sayfa 56. Bu kitaptan yaptığım aktarmaları elifi elifine – kitapta olduğu gibi aktarmaya özen göstereceğim. Örneğin yazar Cemalettin Efendi yazarken Efendi sözcüğünü kimi yerde büyük harfle, kimi yerde de küçük harfle yazmış, bende orada nasılsa öyle yazacağım. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı. Kızılbaşlık Nedir. Sayfa: 12 [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı. Kızılbaşlık Nedir. Sayfa: 17 [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı. Kızılbaşlık Nedir. Sayfa: 18-19 [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Cemal Bardakcı. Kızılbaşlık Nedir. Sayfa 62-63 . Sayın Cemal Bardakcı konuya şöyle devam ediyor: “ Görülüyor ki Cemalettin efendi bana verdiği sözü tutmuş, bu sözün gereğini yapmakta vakit kaybetmemişti. Sayın okuyucularım bilmem unuttular mı? Benimde ona verilmiş bir sözüm vardı. Alevilerin gizli toplantıları yüzünden uğradıkları isnatlardan, iftiralardan yana yakıla bahsederken: -Gizli yapılan her iş gibi bu hareketimiz de zihinlerde şüpheler uyandırıyor, ahlaka, namusa aykırı işler gördüğümüze delilsiz, haksız olarak hükmolunuyor. Ben size bu toplantıların anahtarını vereceğim. Nerede ne vakit isterseniz o toplantılara giriniz, göreceklerinizi, duyacaklarınızı hiçbir şey unutmadan herkese duyurunuz, âleme ilân ediniz, bunu sizden rica ederim ve beklerim.” Demişti. Bende: -“ilk fırsatta arzunuzu yerine getirmekten çekinmeyeceğim.” Diye cevap vermiştim. Gerçi, o toplantılara girdim çıktım. Fakat ne yazık ki oralara da gördüklerimi Çelebi efendinin dileğine uyarak herkesin gözü önüne koymakta elimde olmayan çeşitli sebepler yüzünden yirmi üç yıl geciktirdim. Vâkıâ bu toplantıların bir kaçında bana arkadaşlık eden rahmetli dostum Baha Sait bundan on yedi on sekiz yıl önce (Türk Yurdu) mecmuasında bu konulara dair birkaç yazı yazdı. Ama yeter derecede açık, vâzıh olmadıkları ve bugünkü neslin faydalanması imkânı bulunmadığı için o yazılar beni taahüddümden kurtarmış olmuyordu. Şimdi Cemalettin efendiyi rahmetle anarken bu gecikmeden dolayı onun ruhundan af diliyorum. Ona ve dolayısıyla bütün Alevi kardeşlerimize karşı verdiğim sözü yerine getirmek imkânını bana bahşettiğinden ötürü de Tanrıya yürekten şükranlarımı tekrar ediyorum.” Sayfa 63 -64. Cemal Bardakcı bu satırlardan sonraki bölümlerde, Çorumun bir köyünde katıldığı bir birlik cemi ile bir ikrar cemini anlatıyor. Gördükleri o otantik cemleri yazıyor. Kitabın okunup bu günkü nesle aktarılmayı değer en önemli yerleri de bence buralar. Bunları başka bir yazımda aktaracağım. Bu bölümleri bilgisayara aktarıp yayınlamaları için kitabın fotokopilerini sorumlu dostlarıma verdim, onlarda bunu yapa bilirler. Bu bölümler mutlaka yayınlanmalı diye düşünüyorum. Ayrıca kitapta üzerinde durulması gereken bir çek ilginç saptama var, yeri geldikçe başka yazılarda onlara değineceğim. Aşk ola. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Ebem Koçkirililere niye Cücük Kürdü derdi, bu kavram nerden gelir başka bir yede geçer mi bilmiyorum. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Carl von Clausewit: “Savaş politikanın başka araçlarla devamından başka bir şey değildir” . May Yayınları. Birinci baskı: 1975. s.64. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bülent Tanör. Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920) YKY Yayınları. |
|
|
|
|
|
#2 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.918
Thanks: 12393
Thanked 8353 Times in 3929 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Ali Rıza Abi,
Yazılarınızı ilgi ile okuyoruz-m- ilk kez duyduğum olaylaı bize aktarıyorsunuz, ilmini var olsun, Yazınızdan aklıma takılan yer, Alinti:
Evet bu durum hep övüle geldi, ve sanırım bundan sonrada övülecek, Ancak koçgiri haretketinin zamanı ve mahiyeti anılan olaylarla ne kadar benzerlik taşıyor, Kocgiri olayı başladığında, Ankara'da bir insiyatif olumuş, Düzenli orfuya geçiliş, geçilecek, İşgalci kuvvetlere karşı Ankara'da açılan meclisin insiyatifinde savaş verilmekte, her Birlik, sivil- çeteler- yada Kuvayi milliye adı altında tek elden bu mucadele sürdürülme dönemi, Yine aynı döenemde Kocgiri olayı- ayaklanması/isyanı/ adına ne dersek- Meclis ordusunun/güçlerinin işgalci Yunan ordusu ile savaşması döneminde yada arifsinde olmuştur, (Hafizam beni yanıltmıyorsa), Sonrası bu Kocgiri olayı bir şekilde bastırılıyor, Aklıma takılan olgu, O dönemde , Buna benzer bir olay yaşandımıda, ona ayrı, Kocgiriye, alevilere ayrı bir uygulama yapıldı, O benzer olay nerde , hangi tarihde oldu, sonuçları ne oldu. diğer bir konu, Kocgiri olayının İNANC boyutu varmıydı, Kocgiriler IRK üzerine mi? İnanç üzerine mi? hareket ettiler. Saygılarımla.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.918
Thanks: 12393
Thanked 8353 Times in 3929 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Canlar;
Yukarıdaki yazımı, Sevgili A.Rıza Aydın'a E-mail ile ilettim, verdiği yanıtı sizinle paylaşıyorum, Gerçi bu konuda kendisinden izin almadım, ancak sakıncalı bulacağını düşünmediğimden paylaşıyorum, Sağ olsun, bizle düşüncesini paylaşıtığı için. Sevgili Bülent arkadaş merhaba Sorduğun sorular önemli. Bende yazının sonunda bu konuyu araştıralım tartışalım diyorum. Biliyorsun TBMM 23 Nisan 1920 te açılıyor. Daha meclis birinci yılını doldurmadan Koçkiriye saldırı planlanıyor. Cemal Bardakcının kitabı bu açıdan incelenince bu ayan beyan görülüyor. Cemal Bardakcı gelecekte olacakları bildiğinden olacak İç İşleri Bakanlığından (Dahiliye Vekaletine- Şükrü Kaya'ya yani) düşüncelerini açıp izin alara Hacıbektaşa geliyor. Kitabının başında bu sıralarda "Milli hükümetin bütün Alevileri kıracağına dair sinsi sinsi propogandalar yapılıyordu" diyor. Sayfa 3-4. Kimler yapıyordu bunu. Bu nerden çıkıyordu bilmiyoruz. Ama kitaptan anlıyoruz ki bir hazırlık var ama neye bu hazırlık o muallahta. Yani Aleviler için tehlike işaretlerinin olduğu bir ortamda Cemal bardakcı Hacı Bektaşa gidiyor. Cemaletin Çelebiyi ikna ediyor. Neye ikna ediyor; Ankara gücleri Koçkirine saldırınca Cemaletin Çelebi diğer bölgelerdeki Alevilerin Koçkirine yardım etmesini engelliyor. Kitabın ana fikri verdiği mesajın biri bu. Devlet yönetmeyi bilen bu kadro bir yeri imha edecekse bunun gerekli koşullarını yaratır. Örneğin ordaki bir çevreyi bir karakola saldırtır vs. vs. Bak bu sene 1 Mayısta hiç gerginlik olmadı Devlet Taksimi vermese bir gerilim isteseydi neler olurdu neler. Her şey böyle. Sorun bunu yani Koçkirini imhayı niye gerekli gördükleridir. Kafamdaki bir soruda şu: Şeyh Sait İsyanı Hem Dersimden Hemde Koçkiriden kapsam alanı olarakta verdiği zayat olarakta çok büyüktür; Adamlar Diyarbakırında içinde olduğu yedi sekiz vilayeti ele geçiriyorlar. Ama Şeyh Sait'e destek olan kitlenin kırılması, yaşamkta oldukları yerden sürülmeleri gibi bir uygulama yapılmaz. Elebaşıları mahkemede yargılanıp cezalandırılır. Sadece bu. Bu sayı 100 geçer mi bilmiyorum. Koçkiri ile Dersimde halk imha edilir. İhsan Sabri Çağlayangilin söylediklerini duymuş olman gerekir. Peki o zaman bu niye böyledir. Bu soruyu araştıralım diyorum. Hazır bir cevabım yok. Ama bir kuşkum var; oda şu: Bunlar Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Hükümetini dolayısıyla İttihatcıları desdeklemiyorlar. Cumhuriyetin kurucu iradesi dediğim kadrolar ittihatcılardan oluşur bunlar acaba bunun hayfını mı aldı diye kendi kendime soruyorum. Ekteki tamamlamadığım yazı denemesinde Cemaletin Çelebinin gündüz gördüğü bir rüyasını yazdım. Biraz bu bilgilerlerle konuyu düşünelim istiyorum. Konuyu hem çalışıyorum hemde nasıl yazar nasıl anlatırım diye yazının şeklini biçimini vs düşünüyorum. Aslında uzun yazıyorsun okunmuyor baskısını hissetmeseydim o yazı bunlarıda kapsaya bilirdi. Cemaletin Çelebi TBMM olmadığı halde gıyabında yapılan bir oylamada Mustafa Kemal Paşadan sadece 6 oy daha az alarak 104 oyla Meclis Başkan yardımcılığına seçilmiş, ama hiç meclise gelmemiş. Acaba gelememiş mi, gelmesi istenmemiş mi?. Soru bu. Cemalettin Çelebi ilginç bir sima onu iyi anlayıp iyice çözümlemeye çalışmalıyız. Ankara'nın Cemalettin Çelebi ile ilgilenmesi için iki doktor gönderdiği söylenir, bilinir. Acaba bu doktorlar mı kimseyle görüşmesini istemediler durum ne bilmiyoruz. Bu adamlar nasıl adamlardı, neler telkin ederlerdi. Ama kuşku duymak hakkımız. Senin yaşın uygun Metin Akpınar gılın zamanında oynadıkları Yasaklar adlı oyunda doktor kılıklı bir hükümet sözcüsü vardı onu hatırla, bazan hükümet sözcüsü doktorların yazdığı reçeteler böyle olup, bünyeye zarar verir. Alevilerin Partilerle muhabbeti yazımı bu bağlamda oku. Yani bunları okuyup araştırırken fikir çimnastiği yapmakta fayda var Bunlar bizim tarihimiz Kimse bunları bize söylemiyor herkes unutulmasından yana Bense bunları bilelim istiyorum. Bu tarihimizi birde biz öğrenip biz yazalım. Tüm derdim bu Sevgiyle kal Selamlar Rıza |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| açtiği, baba’nin, bir, çiğir, nefesinin, sidkî |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||