![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Katliamları Tarihsel süreçteki alevi katliamlarına dair bilgi ve belgelerin paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#11 |
|
... |
Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:
“Halkımıza Çağrı; “Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz. “Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız. “Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz. “ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6) “ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30) “ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi , Ayet:8) “Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın. MÜSLÜMANLAR” 5 Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı. 2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar. “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi’nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti. Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yöneldi. Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...” sloganlarıyla binayı taşa tuttular... Saldırganların bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar. Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli’ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı. Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı’nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyorlardı. Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir. Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır. Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir. Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır. Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı. 4 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 35 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.
Ben ömrümce muhalif yaşadım. Devletçe de menfi bi "tip" sayıldım. Onun için kan gurubum rh negatif
Kanayan, özlemdir, kabuk tutmayan. Kanayan, inattır. Bir içim sigara dumanında asılı, soluksuz inattır. Kanayan, kanattır. Doruklarda, alıcı kuşunda gergef olmuş kanattır. Ve dahi kavlimiz, kavlimiz duman mavisinde, kavlimiz kanat gergefinde nakışlıdır. Ki söylenen henüz söylenmemiştir. Ki dinlenen henüz dinlenmemiştir. Söylenmelidir. Dinlenmelidir. Dillenmelidir Melih PEKDEMİR Anne Bak Kral Çıplak
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Çopur For This Useful Post: |
|
|
#12 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
d) Devlet yetkilileri ne dedi?
Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 35 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı. Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demişti. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu. Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir. Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır. Olay, rejime yönelik ve arkasında ırkçı-şeriatçı örgütlerin bulunduğu siyasal bir gelişme şeklinde ele alınmadı. Hukuki süreç bu yönde işletilmedi. Böylece, 35 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın düzenleyicileri olan ırkçı-şeriatçı örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı. e) Sivas Valiliğinin Raporu Sivas Valisi Ahmet KARABİLGİN, katliamla ilgili olarak hazırladığı bir raporu İçişleri Bakanlığına sunar: I. Olay Öncesi İstihbarat 01. 07. 1993 Perşembe günü, İl Merkezinde başlayacak olan ve aralarında Aziz NESİN’in bulunduğu birçok yazar ve sanatçının katılacağı 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni protesto etmek amacıyla, 30. 06. 1993 günü ‘gizli’ olarak, ‘Ek - 1’de sunulan bildiri dağıtılmıştır. Konunun hassasiyetinden dolayı, etkinlik programı ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlüğü’ne faksla iletilmiştir. II. Olayın Başlangıcı ve Seyri 2 Temmuz 1993 Cuma - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerledikleri bildirilmiştir. (13.30) - Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atmışlardır. (13.40) - Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelemiştir. (13.55) - 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenmiştir. (14.10) - Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. (14.40) - Grup, Buriciye Medresesi’ne gelmiştir. (14.45) - Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlamışlardır. (14.50) - Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelmiştir. (15.00) - Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. (15.10) - Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenmiştir. (15.30) - Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için bir konuşma yapmıştır. (15.48) - Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelen yaklaşık 10 bin kişilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmiştir. (15.55) - Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. (18.00) - Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir. (18.30) - Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. (19.14) - Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. (19.50) - Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. (20.00) - İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. (20.05) - Yangın Otele de sıçramıştır. (20.10) - Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. (20.20) - Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. (20.40) - Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. (20.50) - Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. (21.00) - Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmiştir. (21.40) - Sayın İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. (22.00) - Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. (23.00) III. Olayın Nedeni Olayların asıl nedeni, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların, fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir. Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karşısında eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlüğünü imkansız kılan bir gelişim seyretmiştir. Gelişmeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmiştir. Çeşitli camilerden çıkan ve normal bir kalabalık içinde küçük gruplar halinde değişik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konağı önünde kanunsuz gösterilerine başladılar. 13.30 dolaylarında başlayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptığım haberleşmede, başlayan olaya karşı alınacak önlemler değerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmuştur. Olayın, ilk dakikalarında yarattığı izlenim, toplanan kişilerin hemen dağılıp gidecekleri şeklinde olmuştur. Topluluğun Hükümet Konağı önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdükleri ve yere oturmaya başladıkları görüldüğünde, işin ciddiyeti anlaşılmış ve saat 13.45’te, yani olayın başlamasından 15 dakika sonra, Tugay Komutanı’ndan askeri güç talebinde bulunulmuştur. 13.45’te başlayan ve aralıklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karşılık verilmiştir. Hazırlandığı bildirilen kırk kişilik ilk kuvvet, Hükümet Konağı önüne ancak saat 16.00 dolaylarında ulaşmıştır. Saat 19.10’da Genelkurmay Başkanı ile yaptığım telefon görüşmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamıştır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu telefon görüşmesinde, Tugay’ın tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanılacağını bildirmiştir. Saat 19.45’te, göstericiler kundaklanmış Madımak Oteli’ne girmek üzereyken, Tugay’ın son gelen ek gücü, koşar adımla kalabalığa müdahale etmeye çalışmış, ama kalabalığı yaramamıştır. Tugay takviyesinin en son anda, saldırganlar otele girmek üzereyken ulaşmakta olduğu, deşifre edilecek Emniyet telsiz konuşmalarından, Emniyet Müdürü ile yaptığım haberleşmelerden de anlaşılmaktadır. Bu kritik anda yanımda bulunan İl Jandarma Komutanı’nın emri ile Jandarma timinin havaya ateş açması, olayların daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmuştur. IV. Son Değerlendirme 1. Kanunsuz bir toplum olayına dönüşeceği yönünde kesin bir belirti bulunmamasına rağmen her türlü güvenlik önleminin alındığı etkinliklerde fanatik bir grubun çıkarttığı olayın, daha önceki yıllarda yaşanan ve tüm şehri kaplayan mezhepler arası çatışmaya dönüşmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ateş edip olayları daha da alevlendirmesi yanlışlığına düşülmemesi yönünde her türlü duyarlılık gösterilmiştir. Keza aynı yaklaşım, Sayın Başbakan’ımız ve İçişleri Bakanı’mızla yaptığım telefon görüşmelerinde, ‘Gösteriler içindeki halkın, güvenlik güçlerinin ve saldırıya hedef olan misafirlerin hepsinin korunması zorunluluğu olmadıkça kuvvete başvurulmaması’ şeklinde tekrar edilmiş ve bu yönde talimatlar alınmıştır. 2. İlk anda kuvvete başvurup, grubun tüm şehre yayılması; olayların tüm şehri kaplaması ve sayıca yetersiz güvenlik güçlerinin şehre yayılan olaylar karşısında iyice güçsüz bir duruma düşmesi ve olayların daha büyük facialara dönüşmesi sonuçlarını yaratabilirdi. 3. Çevre illerden gelen takviye güçler, 25-30 sayıları mertebesinde kalmış, Tugay’ın tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli desteğin zamanında katılamaması sonucunu doğurmuştur. V. Sonuç Sonuç olarak, yaşanan üzücü olayın öncesinde, olay sırasında ve sonrasında, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanılmaya çalışılarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan, İçişleri Bakanlığı Sayın Müsteşarı’nın bilgisi altında Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yıldızeli, Kangal, Şarkışla ve Zara Kaymakamlarından takviye kuvvet zamanında istenilmiş, Sayın Başbakan’a, Sayın İçişleri Bakanı’na, Sayın İçişleri Bakanlığı Müsteşarı’na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmiştir. Yaşanan bu üzücü olayda, Valiliğimiz yasal ve idari her türlü çareye başvurmuş, gerekli makamlarla haberleşme ve koordinasyon içinde bulunmuştur. Dünyanın her yerinde, ülkemizin birçok yerleşim merkezinde de yapılması gereken en temel iş, olayları sınırlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiliğimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir. 7 f) Tahrik mi, Tertip mi? Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklaşımları, yakılanların bunu sanki hak ettiği yolundadır. Saldırganlara yönelik herhangi bir tutum alınmasına karşı çıkmakta, olayın tahrike bağlı bir duyarlık olduğunu iddia etmektedirler. Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür. Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durulmamış; saldırı Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlanmış ve iddianame, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet temelinde hazırlanmıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi) Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. 8 DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır. Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır. Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığını belirtmiştik. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır. Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonuna ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımları da ilginç bilgilerle yüklüdür. O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan Doğukan ÖNER: “... Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir. “... Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde görmedim...” 9 Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük... Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar...” Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.” Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.” Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...” Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...” 10 Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtmişlerdir. 11 Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Çopur For This Useful Post: |
|
|
#13 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
g) Yargı Süreci
Katliamdan birkaç gün sonra soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve yargılamanın gelişimi şöyledir: 1) Sivas C. Başsavcılığı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten dolayı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatır ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 kararıyla, kamu güvenliği yönünden davayı Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Kararıyla dava Ankara DGM’ye gönderilir. 2) Sivas C. Başsavcılığı, ayrıca 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayılı iddianamesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenliği nedeniyle dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi de, oluşumunun DGM’yi ilgilendirdiği gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayılı kararıyla davayı Ankara DGM’ye gönderir. 3) Sivas İli, Kayseri DGM kapsamındadır. Bu yüzden, Kayseri DGM Savcılığı da soruşturma başlatır. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayılı kararıyla davayı kamu düzeni bakımından Ankara DGM’ye gönderir. 4) Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyaları hakkında 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verir. Böylece Mahkemeler arasında uyuşmazlık sonucu dava dosyası Yargıtay’a gider. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayılı kararıyla Ankara DGM’nin yetkili olduğuna karar verir. 5) Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açılan davaların dosyasını, gerekse Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dosyayı 1993/106 Esas kararıyla birleştirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM’de açılmıştır. Görüldüğü gibi, saldırı ve katliam sırasında Emniyet, suçluları yakalamada oldukça pasif kalmış; Sivas’ın dışından gelen saldırganlar kolaylıkla Sivas’ı terketmişlerdir. Sonradan gözaltına alınanların tümüne yakını Sivas’ta oturanlardır. Yargı sürecinde dava dosyası, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Ağır Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılmıştır. Böylece sıcağı sıcağına soruşturma başlatılmadığı gibi, suçluların çoğunluğu çoktan kayıplara karışmışlardır. 35 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden olan bu katliamın soruşturulmasına, yargılanmasına etki eden veya engellemeye çalışan gizli güçler mi vardır? Burası tartışma konusu olmuştur. Ama katliamın öncesi, sonrası ve yargılama süresinde saldırganların korunduğuna, basın ve kamuoyu tanık olmuştur. Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır: “İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır... “İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır. “İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi, “Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması; “Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları; “Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması; “Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir. Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır. “Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin; “... Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...” 12 DGM savcılarının iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri ve bu şenliğe katılanlar “Dev-Sol, Dev-Genç, PKK” örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlanmaktadır. Bu örgütlerin Sivas’ta yürüyüş yaptıklarından sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliğinin ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir. Yine, katliamı gerçekleştiren ırkçı-şeriatçı örgütlerden hiç söz edilmemiştir. Katliamın nedenini Aziz NESİN’in tahrikine ve sol örgütlere bağlayarak savcıların, katliamı yapanlardan yana taraflı olduğu görülmektedir. Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı. İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu. Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi. Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar: “...Şeriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargılandığı ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından olan Sivas Olayları Davasının her yönüyle topluma, halkımıza açık olması gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanağa yazılmamış olan ‘Gizlilik kararı’nın sürmesini asla benimsemeyiz, yargılamanın kamuoyundaki inandırıcılığına gölge düşmesine göz yummayı, halkın haber alma hakkının tıkanmasını içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayız. “Bu nedenle meslektaşlarımız, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmiş bulunan ‘Gizlilik kararı’ kaldırılıncaya kadar, duruşmalar halka açık olarak yapılıncaya kadar, duruşmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumluluğu ve hukuki yanlışlığı ile baş başa bırakma kararı vermişlerdir...”13 Müdahil avukatların bu kararını desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi de tüm şubeleriyle açlık grevi kararını aldı. 14 Haziran 1994 günü başlayan ve18 Haziran akşamı sona eren dört günlük açlık grevine, Derneğin 35 Şubesinin tüm yönetim kadrosu katıldı. Açlık grevi süresince 100 binin üstünde kişi ve kurum temsilcisi Derneği ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara’da 200 bin bildiri dağıtıldı. Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir: “Gerekçeli Karar: ...Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz. “... Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesinde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek... hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...“ (Ankara 1 nolu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465) 14 Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi. DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı. Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyiz ettiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 nolu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu: “... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağının önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır...” (Gerekçeli Karar, s. 65-67) DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir. Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önündedir. KAYNAKLAR 1) Zeki COŞKUN, Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas, s. 27 2) İlke Dergisi, Sayı: 58 (Ekim 1978) 3) PSAKD Arşivi 4) Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s. 319 5) A.g.e., s. 323 6) A.g.e., s. 335 7) A.g.e., s. 330 ve Lütfi KALELİ, Sivas Katliamı, s. 41 8) Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190) 9) Sivas Dosyası (TBMM Araştırma Komisyonu Dosyası) 10) A.g.e. 11) Kayseri DGM Savcılığı (16. 07. 1993-KL -4) 12) Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190), s. 95, 96, 111, 112 13) A.g.e. 14) A.g.e. Bu bölümle ilgili geniş bilgi için şu kaynaklardan yararlanılabilir A- Kitaplar: 1) Muzaffer İlhan ERDOST, Üç Sivas 2) Zeki COŞKUN, Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas 3) Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını 4) Çetin YİĞENOĞLU, Ölü Ozanlar Kenti Sivas 5) Ali YILDIRIM, Ateşe Semaha Durmak 6) Ali BALKIZ, Sivas’tan Sydney’e Pir Sultan 7) Bilinmeyen Yönleriyle Sivas Katliamı, Ayyıldız Yayınları 8) Lütfi KALELİ, Sivas Katliamı 9) Serdar DOĞAN, Yaşamak 10) Öner YAĞCI, Sivas’ı Unutmadık B-Dergiler: 1) Pir Sultan Abdal / Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı 8, Ağustos 1993 2) A.g.e., Sayı 9, Ekim 1993 3) A.g.e., Sayı 10, Aralık 1993 4) A.g.e., Sayı 12, Haziran 1994 5) A.g.e., Sayı 13, Ocak 1995 6) A.g.e., Sayı 15, Haziran 1995 7) A.g.e., Sayı 16, Temmuz 1995 8) A.g.e., Sayı 20, Eylül 1996 9) A.g.e., Sayı 23, Temmuz 1997 10) A.g.e., Sayı 24, Ekim 1997 C-Gazeteler: 1) Cumhuriyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10,11 Temmuz 1993 2) Miliyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 Temmuz 1993 3) Hürriyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, ,9 10 Temmuz 1993 4) Aydınlık, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 Temmuz 1993 5) Sonhavadis, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993 6) Tercüman, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993 7) Akşam, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993 8) Akit, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993 9) Zaman, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993 10) Sabah, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993 11) Türkiye, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993 |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Çopur For This Useful Post: |
|
|
#14 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: Almanya/Berlin
Üye No: 511
Mesajlar: 80
Thanks: 238
Thanked 184 Times in 70 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Yangin yeri .
Yangin yeri yüregimin yarisi vede diger yarisi . Üzerimizden öylesini bir darbe, Yangin yasadiki,sayisini bile unutuk. Yalniz 680yili(Kerbela hikayesi) degil ondan buyana sayisi bile beli olmayan katliyamlar Kerbela oldu bize bela,Avutular bizi masal ile unuturmak icinmiydi bunca acilar. Yok edercesini Kiyimlar gördük bizler vede görmekteyiz yok edercesini bir kiyim bu. Adini bile yazmaya unutugum Dersimi Marasmi sivasmi Gazimi hangi bir yoksa Kadinlarin karnindan diri diri cikardiklari 1915 imi yoksa ayni kaderi bizle paylasan Ezdilerimi.hangi biri sayayim canlar kaderleri kaderimize benziyor diyemi yoksa . Isimlerini bile saymakta güclük cektigigimiz mi yoksa yalniz pirin sakalindan dolayi Cikan isayanmi yoksa yok edilmek istenilen neydi yalniz bir sakalmiydi yoksa .hani derlerya yahu sizde bizim gibisiniz nasil oluyoruzda size benziyoruz eger sizin gibi olsaydik neden yakiyorsunuz asiyorsunuz Annalarimizi kadinlarimizi kizlarimizi diri diri Gömüyorsinuz nasil oluyora ayni oluyoruz. Hangi birini sayayimki yangin yeri yüregimin yarisi bir yanim Dersim bir yanim 1915 vede digeri .Nasil oluyorda ayni oluyoruz vede bir birimize benziyoruz nasil bir kardeslik imis bu. Sayilari bile unutulmus yok edercesini katliyamlara ugramis ezdi canlarimi sayayim . Yoksa hangi birini sayayim bilinen sayisi katliyamlar dan gecmis osmanildan bu yana 800 üzerinde katliyam umgarmis bir topluluktan bahsediyorum canlar,evet 680 dediler yuturmaya calistilar benzetmeye ugrastilar olmadio kestiler yaktilar olmadi . Ama anladilarki olmuyor en kolay yolu sectiler asimle etirmeye calisyorlar vede basariyorlar mi yoksa bunca katliyam neden o zaman yoksa unutalim bitsin mi bu yoksa . Tabiki alevi islam demeki biz ler kardesiz,Ayni kerbaleda olan gibi hüseyin ile ömer bunlarda mi kardesti yoksa bizlere bu ordami kaldi kardeslik . Kardesidik ya hani Ömer ile Hüseyin yoksa böyle kardeslik yerin dibine mi diyelim . Asacaksin keseceksin olmadi yakacaksin bunun adinada kardeslik diyeceksiniz,Demimiz Semahimiz Cemimiz yolumuz yolagimiz benzemiyor bunlara nasil kardeslik bu .Dilimiz Sevgi bizim kardesmiz kabemiz insan vede bu evren ise canli cansiz ise nasil bir kardeslik , Yüregimin yarisi Dersim Diger Yarisi sivas ta maras ta. Yani basimizda yanan bir ates irak filistin nasil bir karsedlik bu atesler icinde yaniyor nasil bir kardeslik bu yaniyor yüregim hepsi Sivasta canli canli yanan 33 insan can,yüregimin yarisi koray oluyor yarisi asim yarisi gültekin nasil bir kardseslik bu yaniyor yüregim .Insanlar üzerinden pazarlikmi olur yaniyor yüregim . 33 can canli canli yaktilar vede ardindan insan eti yediler nasil bir kardeslik bu olmaz olsun böyle kardeslik , Madimak müze olsun yok anit olsun pazarlik yapiyorlar oturmus uc bes kan emici adinda calistaymi izetulahmi fetulahmi bin bir dona bürunmus ler olmaz olsun böyle kardeslik, Yüreginin yarisi sivasta madimakta kaldi diger yarisi Dersimde kaldi marasta corumda kaldi. Olmaz olsun böyle kardeslik benzemiyoruz bir birimize ne annmiz nede babamiz benziyor. Bizler bu evrendeki canli cansiza ayni nazarla bakiyoruz ayrimetmiyoruz kürdü lazi ermenis cerkezi ezdisi vede alevisi zazsi yapmayiz bizler ayrim .benzemeyelim size ne Dersim denede sivasta . Bumudur kardes dediginiz Cemiz Demimiz semahimiz sazimiz Pirimiz Mürsüdümüz Annamiz Yolumuz bile benzemiyor iken bir birinie . Siz siz olun canli canli insan yakin vede Ardindan diri diri insan eti yeyin siz adinda ne derseniz deyin bize benzemiyorsunuz ne derseniz deyin Kizilbasmi yoksa atasistmi ne derseniz deyin. Yüreginin yarisi korayda kaldi,nasildi büyüyüp arkadaslarimla kardeslerime gibi oynak .bir gün baba olmak isterdim ogular kizlarim olsun bu evrene günes gibi parlak su gibi berak olsun isterdim kisaca böyümek isterdim yasitlarimgibi .belkide bir……. Yüregimin yarisi sivas diger yarisi koray da kaldi nasilda özlemisiz seni henuz daha cocuk idin. Bir gün belkide ama bir gün . Umut ile yürek ile yol ile sevgili canlar yüregimin hepsi Sivasta kaldi ,isimler degisik degisik te olsa ,bazen corum oluyor bazen gazi bazen maras daha ne kadar katliyam yasayacagiz bilmiyorum ,sehirlerin isimi degisik de olsa aydinlik yüzlere karsi kac katliyam yasyacagiz canlar .yüregim yarisi vede diger yaris madimakta . Bir ismim Koray henuz 12 idi yasim yasitlarim gibi oynamak isterdim büyümek belkide,cocuklarim olsun isterdim yoksa kaderi kaderime benzeyen . Pirim en kücük oglu gibi miydi kaderim Rezik Hüseyin idam sehepasinda,Bagiran vede son bir istegim var beni oglumdan önce idam edin diyen Pirim,Buna ragmen oglunun önce idamini izleten ler gibi mi kardestik. Bende Madimakta yanmak miydi kaderim böyle miydi kardes dediginiz Yüregimin yarisi sivasta diger yaris Dersimde . Bilmiyorum suc umuz cezamiz neidi birimiz henuz 12 birimiz henuz 17 idi kimizmizin Annelerimizin karninda dogmamis idik henuz,kardestik dersiniz nasil bir kardeslik Ismimiz farkli farklida olsa birimiz koray birimiz Rezik Hüseyin,olmaz olsun derim böylesine kaderin . Yasamak direnmek ise boyun egmemek ise kaderin böylesine yaziklar olsun olmaz olsun kader dediginiz olmasin dogmasin böylesine kader . Adini bile unutum bu kacinci katliyam. Benzemesin yasi yasimiza kimimiz dogmamis kimiz koray Sivasta Madimak ta Atesleri scinde semah döneriz ,Elimizde üc teli cura bir adimiz Nesimi bir ismimiz Hasret oluruz Döneriz hakka semah iceriz birlik Demini ates ler icinde semaha döneriz yanariz atesler icinde. Yoksa kacarken kendi öz evladini sesi cikmasin diye Munzurun suyunda bogan Annami Nasil bir karseslik imis bu nasil kader bu olamaz olsun böylesini kader. Yüregimin Hepsini Madimakta buraktim Atesler icinde Semah idi yüregim. Xizir yoldasiniz vede Sirdasimiz olsun. Ask ile isik ile Yol ile. Yolcudede. Konu yolcudede tarafindan (07-30-2009 Saat 03:11 ) değistirilmistir.. Sebep: düzelme |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Can
Üye No: 1897
Mesajlar: 7.659
Thanks: 6015
Thanked 4944 Times in 3416 Posts REP Gücü : 42
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
SİVAS KATLİAMI İLE İLGİLİ ŞİİRLER
SiVAS ACISI Ben tanırım Bu bulut bizim oranın bulutu Hemşeriyiz ne de olsa Benim için kalkmış ta Sıvas'tan gelmiş Yurdumun bulutu Başımın üstünde yeri var Ben bilirim Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı Hemşerimiz ne de olsa Benim için kopup gelmiş yayladan Yurdumun rüzgârı Kurutsun diye akan kanlarımı Ben anlarım Bu acı bizim ora işi hançer acısı Bir ülkedeniz ne de olsa Aynı dili konuşsak da Anlamayız birbirimizi Hançerin nakışı Tanıdım acısından Sıvas işi Ben duyarım duyumsarım Bizim oranın sızısı bu Binip kara bir buluta Sıvas ilinden Sıvas rüzgârında uçup gelmiş Helallik dilemeye Ey yüreğimin onmaz acıları Ey beynimin dinmez sancıları Suç ne bende ne de sende Suç seni karanlıklara gömenlerde Ne de olsa yurttaşımsın Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne Bilmelisin bir yerin var canevimde Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.... Varıp Pir Sultan'ı analım dedik Aşkın dolusuna, kanalım dedik Meydanda bir semah dönelim dedik Kahpe tuzaklarda vurulduk halkım.. Salyalı ağızlar kirli yürekler Elde ateş, dilde Allahu-Ekber İnsan yakmak için olmuş seferber İsli dumanlarda savrulduk halkım.. Hasret Gültekin'im,Serkan Doğan'ım Huriyem, Yeşim'im, özbe öz Özkan'ım İki Metin ölüm, Sait Handan'ım Hep birlikte yan yana serildik halkım.. Yüzbin yobaz bir Akarsu eder mi? Öldürülen bu kaçıncı Nesimi! Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs, Gülsüm'ü Verdik birer birer kırıldık halkım! .. Yandı özyurdunda, özyurt Ahmet'im Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet'im Güpe gündüz ışıktı Gündüz Murat'ım Cem olduk güneşe verildik halkım.. Koray Kaya'm onbirinde dal fidan Ahmet Öztürk ile adaşı olan Din için yakıldık 35 can Kara topraklara karıldık halkım madımakta yanan 35 can! .. Artık herbirisi birer Pir Sultan.. Hızırın dölleri yazssın bin ferman Gönüller içinde yer aldık halkım Muhlisine muhip olan muhibem Sulari'den atra kalan edibem Cümlesi insan'a derki; Kabem... Kanlı kefenlere sarıldık halkım Karinna Cuanna, Hollandalı can.. Yanında Muammer Hakan ve Kenan Bin beterdi Sivas ol Kerbeladan Hüseyince ölüp dirildik halkım Kızılgülüm söz düşerse dilime Mızrabım isyankar vurur telime Bir gün olup hesap sorsam zalime Yobazlar elinden zar olduk halkım.... 12 Yaşındaki Koray Kaya yanarken diyorki ; adım Koray, daha oniki yaşındayım ve ben hiç büyümeyeceğim Sivas Madımak'ta yandım ak günler bekleyen ülkemin karanlık düşünceleri tarafından naklen yakıldım... bir yaz günüydü Temmuz sıcağında babam ozan İsmail, tuttu ablamla benim ellerimizden "haydin çocuklar, Sivas'a, baba ocağımıza Pir Sultan Abdal şenliklerine Semah dönmeye gidiyoruz" demişti... ne bilirdim ki! "Ateşte Semaha dönmek" olacaktı kaderimiz ve otelde dinlenirken bir anda binlerce insan "yakın" diye haykırıyordu ve ölümden ötesi yoktu görünürde..... adım Koray, daha oniki yaşındayım veee ben hiç büyümeyeceğim ve benim Dikmen'den aşağıya salınarak Atatürk Bulvarı'nda güzel Ankara'da sevinçle inip te elimde çiçekle Gima'nın önünde beni bekleyen bir sevgilim olmayacak.... adım Koray, siz şimdi kimbilir kaçıncı kadehi kaçıncı yalanlara içerken ve arasırada cancana derken benim ellerim yan mezardan Hiroşima'dan gelen yaşıtıma takılır sol tarafımda da Halepçe çocuğu sözde medeni ülkelerde Solingen’de yanan ben olurum Möln’de yanan ben olurum sizin elleriniz kızlarda sizin elleriniz erkeklerde sizin elleriniz bardaklarda ben en son canlı olarak semahta tutmuştum bir kızın elini şimdi ise; bizim ellerimiz yılan, çayan arasında kemikli topraklarda.... ne din nedir anlamıştım ne de din uğruna adam yakılmayı suçum babamı dinlemekti suçum bana göre İNSAN olmaktı adım Koray daha oniki yaşındayım ben hiç baba olamayacağım ben hiç oğlumu okşayamayacağım ben hiç annemin dizlerinde saçlarımda parmakları dolaşan mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım ve ben sizin adınıza ben mutlu gelecek adına bir değil bin kez daha yan deseler yine yanacağım, yanacağım, yanacağım... bir annenin kokusunu düşünsene, çocuğuna yani bana sarılmak işte ben o kokuyu artık içime alamayacağım anneme doluca sarılamayacağım Eeeyy benim akrandaşlarım, arkadaşlarım, yaşıtlarım siz kimbilir kaç kızla dansederken türküler dinleyip halaylar çekerken hergece feneri kimbilir kaç alemde nerelerde söndürürken ve hatta kimbilir hangi türkü barda devletler kurup, halk kurtaracaksınız kimbilir kaç biradan sonra solculuk oynayacaksınız işte ben sizin gibi türküler dinleyemeyeceğim halaylar çekemeyeceğim ben bir kıza sarılıp dans bile edemeyeceğim uuuuyy anam uuuyy Babam anlatırdı benim doğduğum köylerin yokluk ve sefaletten başka hiç bir özelliği yokmuş altı ay dünyadan uzak kar ve karanlığa mahkum bir yurt sonrası çamur, çamurda kalmış tek ayakkabılar kalsaydı tek ayakkabılarım sakız gibi çamurlarda kalsaydı diz boyu karlarda görmeseydim değil altı ay bir ömür boyu köyümün dışını görmeseydim medeniyet dedikleri yerlerde çirkeflikleri, kahpelikleri, ölümleri ama olsaydım o karlı yerlerde yaşayan ben bende dünyada olsaydım yeterdi... adım Koray benim duyuyormusunuz?? daha oniki yaşındayım bazen ozan Nesimi oluyorum burada alıyorum elime sazımı bazense Hasret Gültekin hasret türküleri yazıyorum duyarım ki Köln’de Hasret abimin oğlu olmuş adını Hasret koymuşlar söyledikçe Muhlis baba ben burada bile Ateşte Semaha dönüyorum görüyormusunuz??...... adım Koray benim heyy dünyalılar en son sizin aranızdayken ateş camları sarmışken insanlar yanıyordu Madımak'ta ve annem geldi gözümün önüne babam geldi, Ankara geldi o yüzden ölünce ben Anneme götürdüler Ankara'ya götürdüler.. gelirken elimden tutan babam, dönüşte tabutumdan tutmuştu. ben yanmıştım tabutta babam kahrolmuştu tabut omzunda. zavallı babam, canım annem şimdi yeni doğan kardeşime adımızı koymuşsunuz canlarım...... ölsem bile unutmayın ben Koray'ım sizin Korayınız........ adım Koray benim bilmediğim din uğruna bilmediğim din adamları tarafından ayrı düşünceden yakılan. devletin gözü önündesizlerin gözü önünde siz naklen izlerken tv.lerinizdeyanan bendim oradaen küçükleri otuz yedinin. otuz yedi canın otuz yedi karanfilin özü bende ANLIYORMUSUNUZ???........ ölümden ötesi yokmuş DUYUYORMUSUNUZ???........
böyle garip düştüğüme bakma
böyle mahzun durduğuma... varsın ateşin suskunlukla beslensin benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik.. ______içinden geldiği gibi yaşamalısın "herşeyi".. KıZıL DeLi
|
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to DoğAcAn For This Useful Post: | δέяάρ (08-07-2011), Çopur (11-24-2009), LEON (08-08-2010), seher yeli (06-27-2010), sehmuz (07-02-2010) |
|
|
#16 |
|
Can
Üye No: 1897
Mesajlar: 7.659
Thanks: 6015
Thanked 4944 Times in 3416 Posts REP Gücü : 42
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Dön Aslına be Sivas
Yaktılar içimizi yüzümüze bakmadan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Yaktılar semahları, bedenleri yıkmadan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Yok etsen içindeki kararmış beyinleri Sarmalasan yeniden insanım diyenleri Beslemesen bağrında içinden oyanları Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas İzin verme bir daha nefer ol yananlara Alma caddelerine yobaza kananlara Kapat tüm yollarını nefreti ananlara Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Et lokantası olmuş bak madımak oteli Dindirebildin mi ki gözünden akan seli Kıramadın değil mi lokanta yapan eli Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Cihat ilan etmişler, nefret kokan beyinler Kapkaradır gözleri ölüm saçar hainler Et kokusu içindir yaptıkları ayinler Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas İnsanlıktan çıkanlar sardı dört bir yanını İçtikçe doymadılar semahların kanını Unutma o tarihi hatırla her anını Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Top tüfekle gelmişler savaşa mı giderler Tanklarda tüm mollalar yılan gibi sinerler Utanmayı bilmezler Allah adın anarlar Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Kurtulacaksın bir gün, çalınan bu karadan Soracak semahların hesabını yaradan Kovacaksın biliyorum yobazları oradan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Bırak çalınsın sazlar, yankı olsun dağında Bırak söylensin türkü, sevda olsun bağında Azat et semahları, esir etme ağında Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Türkan Dinçer Yanıyor Sivas Unutma temmuzu silme beyinden Alevler içinde, yanıyor Sivas Ölüm emri gelmiş kara beyinden Dumanlar içinde yanıyor Sivas Türküler söylenir, sazın telinde Semahlar dönülür, ağıt dilinde İnsandır kebesi, sevda selinde, Sona adım adım varıyor Sivas Muhlis’in Asım’ın ne suçu vardı, Dillerinde tevhit Sivas’ı sardı, Kaldıkları otel onlara dardı Kara beyinlere kanıyor Sivas Büyümeden Koray girdi halaya Gelmedi aklına girer salaya, O küçük yaşında kaçmaz kolaya Her birini tek tek tanıyor Sivas Madımak önünde Allah sesleri Ölsün Aziz Nesin tutun yasları İlan oldu cihat ezin başları Salyalar ağızda, donuyor Sivas Semah dönmek için gelmişti Metin Saz çalıp halaya durdu Yasemin Yalnız barış için ettiler yemin Duymaz Mollaoğlu, bitiyor Sivas Çorum da Maraş ta içtiniz kanı Unutmaz insanlar yaşar o anı Sen mi verdin yobaz, alırsın canı Öfke ve kinini kusuyor Sivas, Söylenmez türküler biter mi sandın Köhne beyinlere sen nasıl kandın Yalnız semah değil bak sende yandın Nefret dağlarından taşıyor Sivas Türkan Dinçer sizleri tanıyordum sabahları geçerek önümden giderdiniz işlerinize siz kendini amber ağacı sanan karalahana suratlı manav yüreğini örümceklere diktiren terzi çırağı siz çocuklara çarpıp kaçma eğilimli belediye şoförü maçlarda peygamberlere küfreden zabıta memuru evet siz siz öğrencilerine Atatürk heykelini tokatlatan öğrenci yurdu müdürü yani siz beyefendi siz çanakçılar, kışkırtıcılar, kibritçiler melek boğazlayıcılar sahte itfa’ye aslanları siz cinayet sonrası toz olan pır pır sultan imamlar bayat yeşil biberler kanat düşmanları sizleri tanıyordum kutu kutu odalarım kol kanat gerdi askerlik anılarınıza banka cüzdanlarınıza astım ilaçlarınıza kiminiz evden kovuldunuz bende yattınız sabaha kadar zik zak korudum sizi göktaşlarından ve ay çarpmalarından çocukluk arkadaşınızdı otel kayıt memuru önce onu yaktınız türküleri yaktınız şiirleri yaktınız doğru sözü yaktınız akşamları geçerek önümden gidersiniz evlerinize yıkıntıma sinsi sinsi gülersiniz kapıda sizi karşılayan çocuklarınız onlar da öğrenir bir gün içindeki insanlarla yaktığınız bir otelin sonsuza dek kül tüküreceğini yüzünüze. MADIMAK UTANÇ YERİ Peygamber'i yaktılar Sivas'ta, Kabe'yi biçtiler 35 kere, Yanan İslamiyet,gerisi yalan, Madımak Utanç Yeri, 2 Temmuz Utanç Günü. Atatürk'ü yaktılar Sivas'ta, Kongre dağıtıldı,35 kere, Cumhuriyet'i dinamitlediler,gerisi dolan, Madımak Utanç Yeri, 2 Temmuz Utanç Günü. Pir Sultan'ı astılar Sivas'ta, Bir kere daha,35 kere, Erenler hançerlendi,gerisi yılan, Madımak Utanç Yeri, 2 Temmuz Utanç Günü. Oktay'ı da yaktılar Sivas'ta, Diri diri 35 kere, Günah,vebal denmedi,gerisi yalan, Madımak Utanç Yeri, 2 Temmuz Utanç Günü Ali Oktay SAYINER GÜN TUTUŞUR Yumrukluyorum duvarları,yumrukluyorum kara gecenin bedenini Ellerim kan içinde,nehirler taşmış yanaklarımda 35 can, 35 gül çatlamış susuzluktan sivasın içinde Nasıl uyku tutar gözlerimi Döne döne samaha duranlar tutuştu önce Sonra türküler sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanı başına Sivas Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kuban etmek Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak Gün tutuşur canım gece tutuşur Yangınlarda tutsak canlar tutuşur Gülüm toprak olur yele karışır Yürür gelir canlar yollar tutuşur Sivas ellerinde sazım tutuşur Söz tutuşur canım türkü tutuşur Teller bizi söyler diller yarışır Özgürlüğü yazan kalem tutuşur Canlar can olurda eller tutuşur Dost evinde canım sevda tutuşur Pir Sultanlar ölmez binler yetişir Akar gelir canlar tarih tutuşur Bana Sivas Deme Bana Sivas deme gitmem Sivas’a Dayanmaz yüreğim acıya yasa Garibimin yolu düşse uğrasa Dönemez geriye deleder Sivas Yangınlar çıkarır kül eder Sivas Bana Sivas deme sevmem Sivas’ı Hala yanık kokar suyu havası Sanki Kerbela’ya dönmüş burası Duru gözyaşını sel eder Sivas Yakar canlı canlı kül eder Sivas Bana Sivas deme bir yüz karası Tıpkı Menemen’e benzer burası Ankara dediğin şunun şurası Korkutur kendine kul eder Sivas Yakar canlı canlı kül eder Sivas Sapacalı diyor geçme Sivas’tan Haber alamazsın yarenden dosttan Bir yer göremezsin dumandan sisten Fidanı kurumuş dal eder Sivas Yakar canlı canlı kül eder Sivas Bekir Yaşalı (Sapacalı) Konu DoğAcAn tarafindan (07-01-2010 Saat 16:52 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to DoğAcAn For This Useful Post: |
|
|
#17 |
|
Can
Üye No: 1897
Mesajlar: 7.659
Thanks: 6015
Thanked 4944 Times in 3416 Posts REP Gücü : 42
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
2 TEMMUZ
İki temmuz doksanüç günü Yayıldı dünyaya ünü sivasın Kara dumanlar sardı her yanı Yine lekelendi adı sivasın Nasıl bir duygu nasıl bir yürek Kendinden geçti tekbir çekerek Yobazın sabrı bitti giderek karnesine bir zayıf düştü sivasın Madımakta mahsur ozanlar, kızlar Gün boyu uludu kara yobazlar Tarihe kazıldı silinmez izler Asırlardır kurumaz kanı sivasın Hınzır paşa'dan mı ilham aldınız Uygarlık yolunda yaya kaldınız Günlerce her yana haber saldınız Ölümden zevk alan halkı sivasın Otuz yedi canın kimde vebali Niçin toplandı bunca ahali Bunda yok mudur devlet ihmali Katillerde anıldı adı sivasın Yobazlar sanmasın öldü ozanlar Pir Sultan aşkı ile yaşıyor onlar Madımakta akan o asil kanlar Tahihine zalim yazdı sivasın Nesimi, Akarsu, Behçet Aysan'a Selam olsun 35 Güzel insana Adınız yayıldı bütün cihana Yüreklerde bir yara adı sivasın Karıncaya kıyamayan o güzel canlar Kıydı onlara sürü sırtlanlar Bu zalim cahiller dinden ne anlar Karardı dumandan bahtı sivasın Mustafa Kemal'e açtın özünü Kuvay-i Milliye'ye döndün yüzünü 4 Eylül'de hazırladın yezeni Cumhuriyetle anılırdı adı sivasın Ne oldu sivas ne oldu sana Niye Madımak bulandı kana Özdamar'ım yanarım onlarca cana Olamazlar bunlar halkı sivasın Sait Özdamar / Ovacık Köyü |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to DoğAcAn For This Useful Post: |
|
|
#18 |
|
Can
Üye No: 1897
Mesajlar: 7.659
Thanks: 6015
Thanked 4944 Times in 3416 Posts REP Gücü : 42
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sivas'ta Yanan "İsimsiz" Semahçılar...
1993'te Sivas Madımak Otel'de ölen aydınların kim olduğunu hepimiz biliyoruz ancak kaçımız o gün orada hayatını kaybeden genç semahçıları tanıyor? Herhalde çok azımız. Saygıyla genç semahçıları anıyoruz. 17 yıl önce 2 Temmuz'da Sivas Madımak Otel'de çıkarılan yangında 37 kişi öldü. Onlar Pir Sultan Abdal Şenlikleri için oradaydı. Yangında ölen aydınlar, şairler ve yazarlar 2 Temmuzlarda hep anıldılar ancak kimileri "isimsiz" kaldı. İşte o gün orada hayatını kaybeden "isimsizler"... Ahmet Özyurt 21 yaşındaydı. Ankara'da doğmuştu. En sevdiği şeyin "kitap okumak ve spor yapmak" olduğunu söylüyordu. "Hayatın hep acılarını aklına getiren kişi mutlu değildir. Gerçekten mutlu kişi, içinde bir iyilik hisseden kişi demektir" diye yazmıştı günlüğüne... Ahmet de semahçıydı. Asuman Sivri 16 yaşındaydı. Ankara'da doğmuştu. Özverili çalışmasının karşılığını alarak 16 yaşında semah hocası oldu, üç grupta 100'e yakın kişiye semah öğretiyordu. Belkız Çakır 18 yaşındaydı. Ankara`da doğmuştu. Öldüğü yıl üniversite sınavlarında İdari Bilimler Fakültesi İsletme Bölümü'nü kazandı. Dernekte semahtan sorumluydu. Özlem Şahin Özlem’i tanıyanlar onu şöyle tanımlıyor: "Cana yakın insan sevgisiyle dolu bir genç kızdı. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapısı var, gülmeyi seviyor. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri, konuşmaya bir başladı mı susmak bilmiyor." Carina Johanna Cuana Hollandalı Carina 23 yaşındaydı, üniversite öğrencisiydi. Türkiye’ye kadın ve Alevi kültürünü araştırmaya gelmişti. Edibe Suları 40 yaşındaydı. Erzincan'da doğmuştu. Bassel'de yaşıyordu, Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarına katılmayı ihmal etmezdi. Erdal Ayrancı 35 yaşındaydı. Niğde'de doğmuştu. Pir Sultan etkinliklerini filme almak için Sivas´a geldi. Gülender Akça 18 yaşındaydı. Sivas, Divriği'de doğmuştu. Divriği Kültür ve Yardımlaşma derneğinde çalıştı. Kadınları örgütlüyor, folklor oynuyordu. Arkadaşlarıyla Anadolu semah araştırma topluluğunu (ASAT’ı) kurmak için çalışıyordu. Gülsün Karababa 22 yaşındaydı, Sivas Divriği'de doğmuştu. Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerine, Divriği Kültür Derneği kanadından katılan dört genç kadından biriydi. Handan Metin 20 yaşındaydı, Sivas Divriği'de doğmuştu. 1992'de ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne girdi. Divriği Kültür derneği kadın komisyonunda çalışıyordu. Huriye Özkan 22 yaşındaydı, Ankara`da doğmuştu. Deneme Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun oldu Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyordu. Kardeşi Yeşim'le beraber semah ekibine girmişti İnci Türk Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992'de bitirdi. ilk tiyatro çalışmalarına Altındağ Kültür Merkezinde başlamıştı. Pir Sultan Abdal Tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda yeralmıştı. Koray Kaya 12 yaşındaydı. Ankara'da doğmuştu. Beş yaşında okuma yazma öğrendi. Saz çalan Koray semaha başlamıştı. Mehmet Atay 25 yaşındaydı. Sivas Divriği'de doğmuştu. Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmişti. Menekşe Kaya Semaha, tiyatroya meraklıydı. Günleri Pir Sultan Abdal Derneği’nde geçerdi. Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi. Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane, Hacıbektaş senliklerinde tiyatroda oynamış, Ístanbul, İzmir, Ankara'da semah dönmüştü. 15'inde son semahını 2 Temmuz 93’te Sivas’ta döndü. Muammer Çiçek 26 yaşındaydı, Tokat'ın Zile ilçesinde doğmuştu. 1992'de Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı oldu. Çankaya Belediyesi İmar dairesinde iki ay staj gördü. Şiir yazıyordu. Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu "Küçük Prens" adlı oyunda oynamıştı. Olaylar çıkmasa, Madımak Oteli yakılmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettiği Pir Sultan Abdal oyununu oynanacaktı.. Muhibe Akarsu 35 yaşındaydı, Sivas Kangal`da doğmuştu. Murat Gündüz 22 yaşındaydı Ankara’da doğmuştu. Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Derneği'nin gençlik komisyonlarında görev aldı, Sivas’a kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlardı. Nurcan Şahin 18 yaşındaydı, Ankara`da doğmuştu. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri olan Nurcan okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyordu. Sait Metin Çankırı Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldığı bu eğitim tatmin etmiyor. "Söz veriyorum bir fakülte daha bitireceğim" diyordu ailesine. Sait Metin, Grup Güne Umut’ta saz çalıp türkü söylüyordu. Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdal'ı canlandırıyordu. Ayni tiyatroda Pir Sultan'ın esi Balliha’yı canlandıran Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi. Sehergül Ateş 30 yaşındaydı, Ankara'da doğmuştu. Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi. Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) memur olarak çalıştı. Çok sevdiği sazı çalmayı Musa Eroğlu’ndan öğrendi. Serkan Doğan 19 yaşındaydı, Ankara'da doğmuştu.. Serkan, kardeşi Serdar ile birlikte derneğin semah topluluğunda görev alıyordu. Aynı zamanda, Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba’yı canlandırıyordu. Pir Sultan etkinliklerinde semah ekibinde, kitap ve kaset standında görev alıyordu. Serpil Canik 19 yaşındaydı, Ankara'da doğmuştu. Serpil Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasında yer alıyordu. Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördüğü bir kooperatif şirketinde çalışıyor, bir yandan da harıl harıl üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Semahı severek oynuyordu. İşyerinden derneğe koşturuyor, hatta semah çalışmasını engelliyor diye, işinden ayrılmayı bile düşünüyordu. Uğur Kaynar Şair ve edebiyatçı Uğur 37 yaşındaydı, Sivas Zara'da doğmuştu. Edebiyat çevresine rağmen çok yalnızdı... Bir peçeteye son şiirini yazmıştı: "Öldüğümde doğduğum yere gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği işte böylesine yeniyorum". Yasemin Sivri 1991'de Pir Sultan Abdal Derneği’nin kültürel çalışmalarına katıldı ve kısa sürede semah topluluğuna girdi. Semah ile başladığı kişisel çalışmalarında, giderek daha farklı kanallara yönelmişti. Derneğin Gençlik Komisyonu üyesi ve aynı zamanda kütüphaneden sorumluydu. Kitapları ciltliyor, numaralandırıyordu. Yeşim Özkan 20 yaşındaydı. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu öğrencisiydi. Ablası Huriye Özkan'la birlikte semah ekibindeydi. |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to DoğAcAn For This Useful Post: | δέяάρ (08-07-2011), ...baskoylu... (07-02-2010), betül_es (01-28-2010), LEON (08-08-2010), seher yeli (06-27-2010), sehmuz (07-02-2010) |
|
|
#19 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: eskişehir
Yas: 21
Üye No: 2383
Mesajlar: 36
Thanks: 9
Thanked 43 Times in 21 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
ya insan değil bunlar ya nasıl kıyabilirler insan canına anlamak mümkün değil
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to betül_es For This Useful Post: |
|
|
#20 |
|
...
Üye No: 2175
Mesajlar: 511
Thanks: 1193
Thanked 840 Times in 368 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 5
REP Seviyesi :
![]() |
Düzenlenen “Alevi Çalıştayları” sonucunda Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi önerisine önce yeşil ışık yakıp sonra unutan(!) sermaye devleti alevi emekçilerinin talebini yine yok saydı. Sermaye devletinin yürütme organı AKP hükümeti Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi yerine kamulaştırmayı tercih etti.
İstimlâk yoluyla kamulaştırılmasına karar verilen Madımak Oteli’nin satın alınması için gerekli 4,5 milyon TL’lik ödenek İl Özel İdaresi’ne gönderildi. Madımak Oteli’nin kamulaştırma süreci mahkeme kararı sonrası ancak tamamlanarak kesinlik kazanacak. Mahkemenin kamulaştırma ve kamulaştırma için öngörülen bedele ilişkin kararını 3 ay içinde açıklayacak. Daha bir yıl önce Sivas Katliamı’nın yıldönümü öncesinde AKP, Madımak Oteli’nin müzeye çevrilmesi için çalışmalara başladığını ilan etmişti. Dinci partinin ikiyüzlülüğü birkez daha ortaya çıktı. Gelinen noktada AKP, Madımak Oteli’ni istimlâk ettikten sonra kütüphaneye dönüştürme niyetini açıkça ortaya koydu. Alevi emekçilerinin taleplerine yönelik inkârcı anlayış sürüyor! Sermaye devleti ve onun yürütme organı olan AKP’nin Alevi emekçilerinin taleplerine yönelik duyarsızlığı, bunun da ötesinde var olan düşmanlığı bir kez daha kanıtlandı. Katliamlar karşısında sessiz kalan AKP, şimdi de Madımak’ı müze yapmaktan vazgeçti. Madımak Oteli’ne ilişkin son alınan karar bu tutumu bir kez daha tescillemiştir. Madımak Oteli, katliamın üzerinden geçen 17 yıl boyunca, hiçbir şey olmamış gibi lokanta olarak kullanıldı. Diri diri yakılanların yanık ten kokularının yükseldiği yerde, kebap kokuları yükselmeye devam etti. Yıllarca Alevi emekçilerinin tarihsel sürece yayılan isyancı özünü katliam politikalarıyla yok etmek için çaba gösteren sermaye devleti, bu defa da “Alevi açılımı”, “Alevi Çalıştayı” gibi adlarla öne sürdüğü manevralarla aynı hedefe ulaşmaya çalıştı. Bu sermaye düzeni anlayışının son 8 yıl içinde öne çıkan aktörü AKP oldu. Sermaye iktidarı, Osmanlı’dan miras kalan yüzlerce yıla dayanan sınıf kiniyle hareket ediyor. Bugün açılımdan bahseden AKP, Yezid’in, Hızır Paşa’ların kanlı icraatlarının mirasçısıdır. Günümüzde de bu kanlı miras üzerinde yükselen sermaye devleti, katliamcı geleneğini maskelemek “açılım” yalanlarıyla Alevi emekçilerini kandırmayı hedefliyor. Katliamcılar Alevi emekçilerinin taleplerini karşılayamaz! Alevi emekçilerine yönelik katliam geleneği yalnızca Osmanlı’yla sınırlı kalmadı. Alevilere karşı işlenen baskı, inkar, asimilasyon, sermaye devletinin tarihi boyunca da devam etti. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta Alevilere yönelik katliam zincirine yeni halkalar eklendi. Tüm bu baskı ve katliamlara rağmen Alevi emekçileri zalimlere boyun eğmediler, düzene biat etmediler. Alevi emekçilerinin tarihi; baskı ve zulme karşı başkaldırının tarihidir. Bugün Hızır Paşa geleneğinin mirasçısı sermaye devleti; “Alevi açılımı” adı altında yıllardır yok saydığı, aşağıladığı, katlettiği Alevi halkını düzene ve gericiliğe yedeklemek istiyor. “Devlet Aleviciliği”nin açık ve örtülü savunucuları, yüzyıllara damgasını vuran bu isyan geleneğinin içini boşaltarak Alevi emekçilerinin taşıdığı devrimci potansiyeli yok etmeye, onları devletle barıştırmaya çalışıyorlar. Katlederken de, “Alevi açılımı” yaparken de amaçları hep aynıydı ve hala da bu çizgi sürdürülüyor. Alevi emekçilerine yönelik bilinen devlet politikası bugün de AKP eliyle sürdürülmektedir. AKP’nin “düzen Aleviliği”ni yaratmak ve tarihsel olarak da Alevileri bir biçimde Sünnileştirme politikasını sürdürmekten başka bir amacı olmadığı bir kez daha tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. Alevilere yönelik katliamlarla ilgili gerçekleri açığa çıkarmayan, gerçekleri karartmayı varlık nedeni sayanlar, Alevi emekçilerinin özlemlerini, duygularını istismar amacıyla gündeme getirdikleri Madımak Oteli’nin “müze” yapılması önerisini de rafa kaldırdılar. AKP’nin istismarcı anlayışının ürünü olan günübirlik söylemleri gerçeği karartmaya yetmedi. Bir kez daha Alevi emekçilerine yönelik düzenin hamurunda bulunan düşmanlık gerçeği ortalığa saçıldı. Alevilerin tarihi, egemenlerin oluk oluk döktüğü Alevi emekçilerin kanıyla yazılmış bir tarihtir. Yüzyıllara dayanan bu kanlı katliamcı tarihi, çeşitli politik manevralarla unutturmak mümkün değildir. Genelde sermaye devletinin özelde AKP’nin Alevi emekçilerini düzen potası içinde eritme manevraları bu kanlı, kirli tarihi Alevi emekçilerinin hafızasından silmeye yetmeyecektir. Toplumsal mücadelelerle örülmüş ezilenlerin tarihi, Alevilerin onlarca direnişine tanıklık etmiştir. Alevi emekçileri katliamların ve üzerinde oynanan tüm bu oyunların karşısına yine tarihinden aldığı güçle karşı çıkacaktır. Alevilerin AKP’nin bahşedeceği hak kırıntılarına ihtiyacı yoktur. Aleviler yüzyıllardır nice katliam karşısında ölümü göze alarak kendi kimliğine, geleneklerine sahip çıkmışsa, yine bu kanla yazılan tarihin gösterdiği yolda ilerleyecektir. Alevi emekçileri bugün halen inancını, kimliğini yaşatıyorsa bu, zulme karşı direndiği, ölümlerden yeniden doğabildiği içindir. Alevi emekçileri Alevi bezirgânlarına sırtlarını dönmelidirler! Çoğu Alevi örgütü okullardaki din eğitiminin kaldırılmasını savunmuyorlar. Sadece Alevi çocuklar için müfredata Alevilik dersi konmasını veya din dersinde Aleviliğin öğretilmesini öneriyorlar. Oysa, din derslerinin ne seçmeli hale gelmesi ne de içerik olarak tek bir dinin ya da mezhebin öğretisiyle sınırlı olması kabul edilebilir. Biçim, içerik ve uygulaması nasıl olursa olsun zorunlu din dersleri uygulaması okullardan tümüyle kaldırılmalıdır. Alevi emekçilerinin sorunlarını kalıcı çözümünün, sorunların kaynağı olan sermaye iktidarının yıkımıyla mümkün olabileceği gerçekliğini görmemekte ısrar eden Alevi örgütlerinin ufku düzen içi çözümle sınırlıdır. Sivas’ta katledilenleri yaşatmak, onların anılarına sadık kalmak, hesabını sormak, Alevilere yönelik devletin tüm asimilasyon politikalarına karşı çıkmakla mümkün olabilir. AKP, Alevi bezirgânlarıyla el ele verip Alevi emekçilerin isyancı özünü yok etmeye, onları düzen içileştirmeye çalışıyor. İşte bu nedenle Alevi emekçiler düşmanlarıyla hiçbir platformda yan yana gelmemelidirler. Alevi emekçileri, bugün sorunlarına çözüm yolunu gösteren, baş eğmez tutumlarıyla öne çıkan Pir Sultanlar’ın, Baba İshaklar’ın mirasını en iyi temsil eden komünistlere ve devrimcilere yüzlerini dönmeli, bezirgânlara geçit vermemelidirler. 2 Temmuz, Alevi emekçilerin AKP’nin manevralarını boşa çıkartma, Alevi bezirgânlarını dışlama günüdür. 2 Temmuz, 35 canımızın katillerinden hesap sorma günüdür. 2 Temmuz, tüm sömürücü zalimlere karşı birlik olma çağrısıdır. 2 Temmuz, düzenden koparak devrime yürüme çağrısıdır! Alevi emekçileri; din ve devlet işlerinin tam olarak ayrılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dağıtılması, devletin dinsel kurumlara yaptığı her türlü yardımına son verilmesi, gericilik yuvası tarikat ve cemaatlerin dağıtılması, mezhepsel ayrıcalıklara ve baskılara son verilmesini içeren taleplerini 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak eyleme taşımalı, şiarlarını haykırmalıdırlar. (Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/25, 25 Haziran 2010) |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Can Dündar / O An (Sivas Katliamı) | hakikat | Video | 10 | 07-15-2008 14:53 |
| An ve An Sivas-Madımak Katliamı | _idilcan_ | Alevi Katliamları | 12 | 07-02-2008 13:54 |
| Türkülerle Sivas (Madımak) Katliamı | cemanlı | Serbest Kürsü | 4 | 06-30-2008 21:40 |
| Sivas Katliamı / Görsel Arşiv | Çopur | Alevi Katliamları | 15 | 06-19-2008 17:12 |
| Sivas Katliamı | cetin aktas | Alevilik Araştırmaları | 1 | 06-04-2008 23:06 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||