![]() |
|
![]() |
|||||||
| Hamza Aksüt Hamza Ait Makalelerin Yayımlandığı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI |
Idlip’te bir düğün çekeceğiz. Düğünü yönetecek olan şeyhin oğlu bizi otelden aldı. Akşam karanlığında Idlip’e doğru yol almaya başladık. Idlip, Reyhanlı’ya yakın bir bölge. Nüfusunun % 40’ı Alevi-Arap. Bölgedeki yerleşimlerin hemen hemen tümü Arap. Az sayıda Şii Arap da var.
Düğün Mauratun-numan kasabasında. Tören için kasabanın ortasındaki alanı hazırlamışlar. Bizi hemen yemeğe davet ettiler. Menüde herise, pirinç pilavı ve salata var. Dört yıl yaşadığım Antakya’dan tanıyorum heriseyi. Kasabanın tümü Arap. İngilizce bildiğini söyleyen gençlerle anlaşmaya çalıştık. Tahmin ettiğim gibi çok tutucu bir yer burası. Zaten ilk şartları kameranın kadınlara çevirilmemesi. Aslında ortada kadın da yok. Onlar için ayrılan yer düğün alanının arkasındaki damın üzeri. Düğüne Şam’dan bir folklor ekibi getirmişler. Ekiptekilerin tümü erkek. İki davulcu ve iki zurnacı var. Düğünü yöneten şeyh bolca ilahi okuyor. Şeyh ara verince davul zurna devreye giriyor ve erkeklerden oluşan topluluk halay çekmeye başlıyor. Halaylardan biri, müzik olarak değil ama şekil olarak Alevi semahına çok benziyor. Biraz sonra ortaya Mevlevi semazeni giysili birisi çıkıyor ve davul zurna eşliğinde bol bol sema dönüyor. Şeyh, ilahilerde Muhammed’in yanı sıra Ebu Hasan ( Hasan’ın babası, yani İmam Ali) adını sık sık zikrediyor. Bu haliyle şeyh ne Şii’ye, ne Sünni’ye ne de Alevi’ye benziyor. Düğünde alkol yok. Yaşlı kuşak nargile içiyor. Bize bol bol kahve ikram ediyorlar. Şam’dan gelen ekip oldukça profesyonel. Kılıç ve kalkanla Arap savaşçılarını canlandırıyorlar. Örtülü yüzleri ve çevik hareketleriyle irkiltici bir görünümleri var. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda Suriye’ye sürülen Türk ve Kürt aşiretlerinin Arap savaşçılarından korkusunu dile getiren destanları hatırlıyorum. Çölde rüzgar gibi savrulan, hayvanları çalan ve insanları tutsak alan Tayy, Aneze ve Muvali aşiretleri… Sunucu sık sık “Ya şebbabül Arap” ( Ey Arap yiğitleri) diye slogan atıyor. Devlet başkanı Beşar Esat’ın adını söylediğinde kalabalık olanca gücüyle alkışlıyor. Şeyh kürsüden birkaç kez bize hoş geldiniz anonsu yapıyor. Sabaha karşı düğünden ayrılıyoruz. Yapılan etkinlik, düğünden çok dinsel ve siyasal bir tören. Ertesi gün Afrin’de bir nişan töreni çekeceğiz. Damat Mabetli kasabasından, gelin ise kasabaya yakın bir köyden. Afrin kentinde mola verip çarşıyı gezmeye çıkıyoruz. Çevirmenimiz Zeynep’i evinde ziyaret edeceğiz. Armağan olarak meyve ve baklava almak istiyoruz. Baklavacı Kürt ve az da olsa Türkçe konuşabiliyor. Baklavanın fiyatı, Suriye ölçütlerine göre oldukça yüksek. Afrin’den çıkıp Mabetli’ye doğru yol alıyoruz. Zeytinliklerle kaplı yemyeşil bir coğrafya. Zeynep’in evi tepede. Bütün evler gibi kesme taştan yapılı. Bizim Türkiye’deki köy evlerini görseler çok acırlar herhalde. Komşuları da gelmiş, ev oldukça kalabalık. Yemek yapmak istiyorlar, yalnızca çay içeceğimizi söylüyoruz. Demlik kullanmıyorlar, suyu kaynatıp içine Seylan çayı ve şeker katıyorlar. Dem ve şeker oranına razı olmak zorundayız. Evin kızlarından biri ana okulu öğretmeni. Kürtçe, Arapça ve Fransızca biliyor. Suriye’de zorunlu eğitim 12 yıl. Franszıca ve İngilizce de zorunlu dersler arasında. Din dersi hakkında sorular soruyorum. Ayrıntılı yanıt vermek istemiyorlar. Önemsemedikleri bir ders. Suriye halkının da pek önemsemediğini söylüyorlar. Suriye’de din görevlileri devletten maaş almıyor. Camilerdeki ve türbelerdeki görevliler özel vakıflardan maaş alıyor. Alevilikle ilgili türbe ve ziyaretleri soruyorum. Şam’daki Zeynep (İmam Hüseyin’in bacısı) ve Sakine (İmam Hüseyin’in kızı) ziyaretleri ile Halep’teki Meşhed-i Hüseyin’i görmemizi tavsiye ediyorlar. Nişan Afrin kentindeki bir düğün salonunda yapılacak. Karanlık basarken konvoy, komşu bir Kürt köyündeki gelini düğün salonuna getirmek için yola çıkıyor. Otobüsler koç gibi süslenmiş. Gençler bira şişelerini kaldırıyor, kalabalık zılgıt çekiyor. Konvoyla birlikte yola çıkıyoruz. Gelinin köyüne varıyoruz. Beş on dakika süren pazarlıktan sonra gelin kapıyı açıyor. Gelini alıp Afrin’e doğru yol alıyoruz. Düğün salonu tıklım tıklım dolu. Son derece modern giyimli kadınlar ve erkekler. Damat, Frenk sakallı ve smokinli. Tam teşkilatlı bir orkestraya davul zurna eşlik ediyor. Başlangıçta Türkçe ve Kürtçe olarak “Türkiye’den gelen kardeşlerimize hoş geldin diyoruz” anonsu yapılıyor ve anons alkışlanıyor. Salonda bulunan kadın ve erkekler halay çekiyor. Sık sık zılgıt da çekiyorlar. Yine bizi anons ediyorlar ve orkestra Nesimi’nin “Haydar Haydar” deyişini seslendiriyor. (Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi…) Haklılar. Nesimi, onların toprağında ama ortak değerimiz. Nişan gece yarısına kadar sürüyor. Halep’e dönüyoruz. Halep’te insanlar gece geziyor, gündüz uyuyor. Dükkanların çoğu öğleye doğru açılıyor. Ertesi günü Meşhed-i Hüseyin’i ziyarete ayırdık. Ziyaret, Halep’in kenarında, demiryolunun yanında. Oldukça büyük bir yapı. Kapıdaki vakıf görevlileri, ziyaretin tarihini anlatan İngilizce bir broşür verip çay ikram ettiler. Ziyaretin öyküsü şöyle: İmam Hüseyin ve akrabaları Kerbela’da şehit edildikten sonra esirler (Ehl-i Beyt’ten hayatta kalan Zeynel Abidin ve kadınlar) İmam Hüseyin’in başı ile birlikte Şam’daki Emevi kralı Yezid’e götürülüyor. Kerbela’dan Şam’a giden yol, Musul, Nusaybin, Harran ve Halep’ten geçip Şam’a ulaşıyor. Kafile Halep’te konakladığında İmam Hüseyin’in başından bir damla kan düşüyor. Damlanın düştüğü yer meşhed (şehitlik, ziyaret) oluyor. Alevi olan Hamdani hükümdarı buraya büyük bir yapı konduruyor. Damlanın düştüğü taş ışıklı ve rengarenk. (1184 yılında Nusaybin’den geçen Ebu Bekr el-Herevi’nin yazdığına göre Nusaybin’de de böyle bir ziyaret vardır. Gezginin Nusaybin’deki türbe ve ziyaretlerle ilgili yazdığı bölüm şöyle: Rum kapısında Ali bin Ebu Talip adına bir makam, ayrıca, Ali bin Ebu Talib’in elinin izi, esirlerin Kerbela’dan Şam’a götürülürken konakladığı yerde İmam Hüseyin’in başından bir damla kanın düştüğü Meşhed-i Nukte ziyareti, Hüseyin’in başının asıldığı yer olan Meşhed-i Res ve İmam Zeynel Abidin ziyareti.) Meşhedi Hüseyin’in girişi oldukça kalabalık. İran’dan gelen bir kafile yerlere kilim sermiş, çoluk çocuk oturuyor. Gaz ocağında yemek pişiriyorlar. Otobüslerin önünde Latin harfleriyle “Ya Mehdi” yazılı, arkasında yine Latin harfleriyle “Ya Ali” yazılı. İranlılardan biri nereli olduğumuzu soruyor, Türkiyeli olduğumuzu söylüyoruz. Memnun olduğunu söylüyor. “Alevi?” diyor, “Beli” diyoruz. Üst kattaki meşhede çıkıyoruz. Bir kısmı çarşaflı bir kısmı eşarplı kadınlar. Kadınların çoğu İranlı. Çarşaflı olmalarına rağmen saçlarının bir bölümü açık. Hemen hemen her kadında Sony marka kameralar. Sürekli çekim yapıyorlar. Mollaları meşhedin başında sürekli dua okuyor, meşhedin öyküsünü anlatıyor. Dinleyenler ağlıyor. Önce ben ziyaret ediyorum meşhedi, daha sonra arkadaşlar. İranlılar dikkatle bizi izliyor. Akşama doğru Halep kalesini çekmeye gidiyoruz. Kaledeki caminin minaresinden Halep’in görüntüsünü almak için izin istiyoruz. Vakıf görevlisi cami hocası bin bir türlü yalanla minareye çıkmamızı engelliyor. Ben yine kaleye tırmanıyorum. Kalenin burcunda dondurma yiyorum. Üzerine bir de buz gibi limonata. Aşağı indiğimde arkadaşlardan biri genç birisiyle ahbap olmuş konuşuyor. “Gel Hocam, sana bu gençle nasıl tanıştığımızı anlatayım”, diyor. Genç, kalede çevirmenlik yaparak geçimini sağlayan biri. Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce ve Fransızca biliyor. Köken olarak Türk. Bizim arabayı görünce niyaz ediyor, arkadaş onu çağırıyor ve niye niyaz ettiğini soruyor. “Abi bunlar bizim aşiretin resimleri” diyor. Arabanın üzerinde birçok resim var. Resimlerden biri Hacı Bektaş biri de semah ekibi. Bize gönüllü çevirmenlik yapabileceğini söylüyor. Hangi mahallede oturduğunu soruyorum, “Haydariye” diyor. Suriye’nin bize tanıdığı izin sona ermek üzere. Bir gün sonra Türkiye’ye dönmek zorundayız. Lazkiye ya da Şam’dan birini tercih etmek zorundayız. Sonunda Lazkiye’ye gitmeye karar veriyoruz. Halep’ten çıkışta Lazkiye yolunu bulmakta güçlük çekiyoruz. Bir çocuğa soruyoruz. Bilmediğini söylüyor. Sonunda güçlükle öğreniyoruz. Lazkiye’nin Suriye’deki telaffuzu Lattakya. ‘Lattak’ın ülkesi’ anlamında. Antakya da Antak’ın ülkesi. Birkaç saat sonra Asi ırmağının yatağına iniyoruz. Bir ara yolu şaşırıp birkaç kasabaya uğruyoruz. Asi’nin yatağından dağlara doğru tırmanıyoruz. Zirveden aşağı inmeye başlıyoruz. Her taraf orman. Çağıl çağıl akan sular. Araba yıkamak isteyen çocuklar ikide bir el kaldırıyor. Bazılarına bahşiş veriyoruz. Sultan Baybars’ın (1260-1274) zulmünden kaçan Aleviler bu dağlara sığınıyor. Alevi yerleşimlere zorla cami yapılıyor. Bir süre sonra buralardan geçen gezgin İbn Batuta, camilerin harap bir durumda olduğunu ve hayvan barınağı olarak kullanıldığını yazıyor. Gezgine göre buralarda yaşayanların katli vacip! Alevi yerleşimlere cami yapma girişimi Osmanlı kralı Abdülhamit II zamanında da deneniyor ve başarısızlıkla sonuçlanıyor. Üstelik, Alevi din adamlarına camide hoca olmaları karşılığımda maaş verileceği vaat edildiği halde. Bu dağlık alanda yalnızca Araplar değil, Türkmenler de yaşıyor. Aslında ortalıkta pek de yerleşim görünmüyor. Zamanla sahile, Lazkiye’ye inmiş olmalılar herhalde. Lazkiye’ye doğru iniyoruz. İskenderun’un konumuyla tıpa tıp aynı. Kentin merkezinde park ediyoruz. Nemli sıcak hemen kendini hissettiriyor. Hemen hemen herkes kısa pantolonla dolaşıyor. Meydanda maket gibi küçük bir cami var. İnsan tiplerine dikkat ediyorum. Bizim Alhaslı aşireti üyelerine ne kadar benziyorlar. Yirminci yüzyıl başlarında Alhaslı aşiretini inceleyen Batılı bir gezgin, aşiretin Halep’in güneyindeki Alhas dağından geldiğini iddia ediyor. İlginç. (Osmanlı kayıtlarına göre ise Alhas aşireti İran Kürtlerinden) Lazkiye, 1920’lerde kurulan Alevi devletinin (Devlet-i Alevi) başkenti. Bu devlet 1940’larda Suriye devletine katılıyor. Devlette Aleviler ezici çoğunluktaydı. İkinci sırayı Hıristiyan nüfus, üçüncü sırayı Sünni nüfus alıyordu. Birer çay içip çarşıyı dolaşıyoruz. Daha sonra sahile gidiyoruz. Sahilde balık ve rakı kokusu hakim. Burası tam bir turizm kenti. Yerli ve yabancı turistler. Turizm kenti olduğu halde Türkiye’ye göre bir hayli ucuz. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| anilar, gezisinden, suriye |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ağustos 2007 Suriye | Hamza Aksüt | Hamza Aksüt | 2 | 08-27-2011 14:36 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||