Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK GÜNCEL > Alevilik Haberleri

Alevilik Haberleri Güncel alevilik haberlerinin paylaşılacağı alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 05-04-2011, 21:49   #1
TARAFSIZ
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 3860
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 12 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 2
REP Seviyesi : TARAFSIZ is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart Hamdullah Çelebi Hakkında Uydurma Senaryo

Aleviyim diyenler üzerinde toplum mimarları çalışıyorlar. Amaçlarını biliyoruz; Alevilere yön vererek denetim altına almak ve devletleştirmek. Bunun içinde ellerinden gelen yalanı, çarpıtmayı ve istismarı yapıyorlar. Aslında bunların tek hedeflerinin On iki imamların gerçek yolunu önlemek, engellemek olduğunu biliyoruz. Zaten bu yüzden ‘biz Anadolu Alevisiyiz, onlar şii’ tekerlemesini icat ettiler.

Bu yüzden günümüzde artık İslam dışına çıkmış kültürel sentez şeklini almış dediğimiz Bektaşilik ilkelerini Alevilik adı altında sunuyorlar.

Bu yüzden temelde tipik Sünni tasavvufi bir tarikat olan Bektaşiliği Alevilikle harmanlayıp sunmak istiyorlar. Bu yüzden bizi konuşturmuyorlar, yok saymaya çalışıyorlar, bize karşı açılım üstüne açılım üretiyorlar. Planlarını sürekli bozuyoruz ama vazgeçmiyorlar, arsız ve pişkinler bizlerde inatçı azimli ve sabırlıyız bunları yeneceğiz eminiz.

Alevilik tarihinin yazıldığı, biçimlendirildiği dönemeçteyiz, yol ayrımındayız, gelecek nesillerin kaderlerinin yazıldığı çağı yaşıyoruz. Biz her şeye rağmen, her türlü engellemeye, ihanete, saflığa ve cehalete rağmen ilerliyoruz. Yaptığımız radikal çıkışlardır biliyoruz ancak bunu devrimci tavır olarak belirledik, devrim yıkılan şeyin büyüklüğü oranında ses çıkarır ve o oranda da zordur. Yıkarak ve yaparak ilerliyoruz. Bir yandan Hakkı söylüyor aşikar kılmaya çalışıyoruz diğer yandan da batılı teşhir ediyoruz, neden batıl olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Masum ve mazlum bırakılmış aleviyim diyen insanımıza bizlerde yol göstermeye yön vermeye çalışıyoruz, halkımızı Kuran ve Ehli-Beyt yönüne sevk etmeye çalışıyoruz.

Sözün özü hak ve batıl çatışarak ilerliyor, ne kadar yol yöntem bulursa bulsun hak ortaya çıkınca batıl sönüyor kayboluyor ama başka bir kimlikle yeniden ortaya çıkıyor. Onlar uyduruyor, yalan söylüyor, çarpıtıyor, tahrif ediyor biz de hakkı aşikar kılıp oyunlarını bozuyoruz. Yine böyle bir zorunlulukla karşı karşıyayız. Geçenlerde öldüğünü duyduk, toplum mimarlarındandı, resmi mi gönüllü mü bilmiyoruz ama aleviyim diyenleri Oniki İmam yolundan uzak tutmak için elinden geleni yaptı şahidiz.

Son kitabının ismini ‘İdamla Yargılanan Bir Alevi Dedesinin Savunması’ koymuştu. Bu yazarın adı Cemal Şenerdi. Gün oldu Türk-İslam sentezini Alevilikle yoğurmaya kalktı, gün oldu resmi düzenin ilkelerini aleviler üzerine musallat etmeye kalktı, gün oldu Oniki İmamların önüne Hacı Bektaş’ı ve Atatürk’ü geçirmeye kalkıştı. Bu uğurda da her türlü tahrifatı yaptı.

Son kitabında da Sünni Bektaşi çelebisini “Alevi dedesi” olarak pazarlamaya çalıştığını gördük. Bektaşi dedesini “Yiğit bir inanç abidesi!” olarak sunmaya çalışıyordu.

Son kitabında da öncekilerde olduğu gibi akıllara ziyan diyaloglar yalanlar ve çarpıtmalar olduğunu gördük. Bilindiği gibi 1826 yılında bazı siyasi sebeplerden dolayı padişah 2. Mahmut ‘Vakayi Hayriyye’ adıyla bilinen olayla yeniçeriliği ortadan kaldırmış ve onlarla bağları sebebiyle Bektaşilere de bazı darbeler vurmuştu. O yıla kadar Osmanlının en önemli üç tarikatından olan Bektaşiler bu olaydan sonra Osmanlı denetiminden çıkmış yeni bir yön arayışına girmişti. Bu süreçte Bektaşi dergah postnişini olan Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgüne gönderilmişti.

İşte bu olayı fırsat bilen yazar Hamdullah çelebinin yargılanıp idama! mahkum edildiğini söyleyip yargılama esnasında ki sözlerini kitabına aktarmış. Sünni bir tarikatın Sünni çelebisinin bu yargılama sırasında söyledikleri ise inanılmazdı. Bu çarpıtmalara dayanamazdık ve teşhir etmeye karar verdik.

Bakın neler yazıyor çelebiye neler söyletiyordu;

“Aleviliğin inanç tarihi açısından Hamdullah çelebinin savunması önemli bir tarihsel belgedir!” (Sh:10)

“Kadı Hamdullah çelebiye her soru sorduğunda O’na kanı helal şeyh diye başlar”(sh:12)

İlk cevabında;

‘Efendim kadı hazretleri senin ehli sünnet vel cemaat dediğin mezhep sapkın ve bidattır, can korkusu olmadan doğruyu söylediğim tutanaklara geçirilmesini istiyorum. Mahkemenizin ve şu andaki devletinizin İslam diniyle yakından uzaktan ilginiz alakanız yoktur’(Sh:13)

‘Kadı hazretleri sizler Sünni ve surette Müslümansınız…Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez Sünni diyebiliriz…Ehli sünnet dini diye bir din yoktur, Sünnilik asla ve asla din ve mezhep değildir.’(sh:17-20)



Sanki mahkeme tutanaklarını elde etmişte yayınlıyormuş gibi hava yaratmasına karşın kitabında mahkeme tutanakları yoktu,kaynak olarak ‘İsmail Özmen-Yunus Koçak isimli yazarların’ Hamdullah çelebinin savunması (Bir İnanç Abidesinin Çileli Yaşamı)’ isimli kitabı gösteriyordu.

Bu kitaba da baktık tabi olmayan mahkemenin olmayan tutanakları bu kitapta da yoktu. Yargılama aşaması da baştan tuhaf başlıyordu sanki kadı bugün mahkemelerde uyguladığımız CMUK’u uyguluyor önce sanıkların künyelerini sırasıyla tespit ediyor sonra aynı sırayla ifadeleri almaya başlıyordu .Oysa bu usulü biz Cumhuriyet döneminde İtalyan ceza yargılamasından alarak uygulamaya koymuştuk,tuhaf bir durumdu, biraz araştırdığımızda Yazar İsmail Özmen’in ‘Emekli Hakim’ olduğu bilgisine ulaştık. Şimdi her şey yerine oturuyordu zira bu tür bir senaryoyu ancak bir hukukçu yazabilirdi. İşin tuhafı bu kitabı 2007 de Kültür bakanlığı yayınlıyordu. Yazar, konu ve AKP idaresindeki kültür bakanlığı arasındaki ilişkide incelemeye değecek gariplikteydi. Sünniliği açıkça İslam dışı sayan bir kitabı Ak pli kültür bakanlığı yayınlamakta sakınca görmemişti,demek ki ortak noktada anlaşılmıştı, On iki imam yolu yayılmasın diye böyle garip ilişkiler ağı örülüyordu.

Emekli hakimin olmayan tutanaklara dayanarak yazdığı yargılamada varlığını ve post-nişin olmasını Osmanlıya borçlu olan ve o güne kadar Osmanlıyla en ufak bir çatışması yada çelişkisi olmayan Bektaşi postnişini Hamdullah çelebi ile kadı arasındaki diyaloglar senaryo kitapta özetle şöyle gelişiyor;



(Şeyh):-Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez! Sünni diyebiliriz.(Sh:100)

(Kadı):-Anlat şeyh efendi idamın kokusunu alıyorsun değil mi? Benzinde çok bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz.Kah kah gülüşürler.(sh:100 uydurma senaryoda gülme efekti de unutulmamış! Aslında gülmeli mi ağlamalı mı bilmiyorum)

(Şeyh):-Kadı efendi hazretleri sen Sünni güruhuna İslam dememizi mi istiyorsun?..asla Müslüman diyemem.(Sh:101)

(Kadı):-Vay dinsiz vay, sen buraya hesap sormaya gelmedin, idam olmaya geldin.(sh:101)



Hamdullah çelebi (Daha doğrusu senaryoyu yazan emekli hakim belli bölümlerde İslami bilgisini de ortaya döküyor)



(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri namaz kişinin kendisine ait bir ibadettir.Topluluğu ilgilendirmez,kişi isterse evinde kılar…..isterse kılmaz(Sh:102)

(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri,camide omuzların sıklıkla birbirine dayanması şeytanın ileriye geçmesin diye sizi kandırmalarına inanmayın…o uygulama ….muaviye yezit veya emevi hükümdarlarından birisi mihrabda iken bir kişi ileriye geçerek suikast yaparak yaralamasın,öldürmesin diye uyduruk bir tedbirdir.(sh:103)

(Şeyh):-Türkçe dua ettiğimiz doğrudur,Bazı Kuran’da okuduğumuz vardır.Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz…..Allah’a Kuranda geçen olayları anlatmanın ibadet olamayacağına inanıyoruz.(sh:104)

(Şeyh):-Kadın boşayan erkeği düşkün sayarız….Kadın boşamayı günah saymışız,(Sh:111)



Hakim senarist bu tür diyaloglar sonunda İdam hükmü verildiğini yazar ve yazdıklarının yani kitabın kaynağını da şöyle açıklar:



‘Yukarıdaki metin mahkeme katibi Mevlana İsmail efendinin tuttuğu zabıtların yıllar sonra Kırşehir askerlik şubesinde imhası için yapılan işlem sırasında şube reisi miralay Ahmet edip halim efendinin bu zabıtları yok etmeyip alıp sakladığı ve mirasçılarına bıraktığı, mirasçılarından Emekli kıdemli Astsubay çavuş Hasan Özdemir’e kaldığı, onunda 1965 yılında sayın yunus Koçak’a kelime kelime yazdırıp aktardığı ve diğer kaynaklardan da yararlanılarak yukarda ki metnin ortaya çıktığı sabittir.’



Biraz karışık değil mi? Bektaşi işi bu öyle olması gerekiyor, mahkeme var, zabıtları biri yazıyor, yakılacağı sırada biri bunları alıp saklıyor mirasçılarına bırakıyor, son mirasçı bunların aslını yada fotokopisini vermek yerine 1965’te Yunus Koçak’a satır satır yazdırıyor! O da yıllarca bekliyor ta ki emekli hakim İsmail Özmenle tanışıncaya kadar ve bunca yıl herkes bu sırları saklıyor yayınlamıyor!

İnandınız mı? Böyle bir kaynak aktarımını ciddiye alır mısınız?

Küçük bir ayrıntı daha veriyor senarist emekli hakim yazarımız! idama! mahkum edilen Hamdullah çelebi cezasının sürgüne çevrildiğini öğrendiğinde:

-Hiç istifini bozmadan yani idamdan kurtulduğunun sevincini çocuklar gibi sevinir bir hafiflik hareketi göstermeden, hiçbir şey olmamış gibi vakur ve ağırbaşlı bir şekilde kadı efendi bendeniz Hacı Bektaş kasabasındaki dergahıma dönebilir miyim veya mahkemeye devam ettirecek misiniz der.(sh:132)



Bu arada kitabın diğer yazarının katkısını da öğrenmiş oluyoruz,yalan ortaya çıktığında emekli hakim senarist ‘Ne yapayım yalansa Yunus Koçak’ın yalanı diyebileceği bir şahıs var. Nede olsa emekli hakim minareyi çalarken kılıfını da hazırlamış oluyor.



İŞİN DOĞRUSU ŞU;

Biz Osmanlının Sünni sufist tarikatını ve ilkelerini Alevi toplumundan uzaklaştırmak istiyoruz.Bu nedenle Sünni Bektaşi tarikatının ve bunun Sünni önderi çelebilerin Alevi! Önderi diye tanıtılmasına Bektaşi tarikat ilkelerinin masum ve mazlum Alevilere musallat olmasına izin vermeyeceğiz.Bu teorik mücadeleyi önemli çelişkilerden biri olarak görüyoruz.



1826 vakayi Hayriye olayı adıyla anılan olaylar zinciri Bektaşilik için önemli kırılma noktalarındandır, Bektaşilerin Osmanlı denetiminden kopma eğilimine girdiği, akabinde sebatayist etkiyle İslam dışına doğru yolculuğa başladığı, bu süreçte Alevilere musallat oldukları alevi-bektaşi kavramlarının ittihatçılarında desteği ve gayretiyle birleştirildiği ve kısaca ‘Bektaşiliğin beş yüzü ‘ makalemde açıklamaya çalıştığım dönemeçlerden kırılma noktalarından birisidir..



Hamdullah çelebi(ö.1243) 1826 olaylarından sonra sarayda din adamlarından oluşturulan bir kurulun görüşleriyle hazırlanan fermanla Amasya’ya sürgüne gönderilmiştir bu bilgi hem fermanlarla hem de yazılı tarihi kaynaklarla sabit olduğu gibi Amasya’daki yaşamı da bilinmektedir.

Yani Bektaşilerle ilgili kararı sadrazam ve şeyhülislamdan başka Kadiri, Halveti, Sa’di, Mevlevi, Nakşibendi gibi tarikat şeyhleri sarayda toplanarak birlikte vermişler padişah 2. Mahmut’ta bu kararları gerekçe göstererek ferman yayınlamıştır.Yine Kadı Muhammed tahirde yeniçeri ve Bektaşi katliamlarına yönelik fetva yayınlamıştır.Bir çok Bektaşi dergahının yıkıldığı ,bazılarının idam edildiği doğrudur hatta belki de İstanbul’da yapılan toplantıda Hamdullah çelebinin de idamı veya sürgüne gönderilmesi tartışılmış da olabilir ancak Hamdullah çelebinin Kırşehir’de bir mahkemede günlerce yargılandığına dair bir belge ortada yoktur,dahası yargılandığına ilişkin bilgide yoktur.

Tabi böyle olunca yargılamaya yönelik mahkeme tutanakları da ortada yoktur.

Yine böyle bir yargılamanın olduğuna dair belge ve bilgi de bugüne! kadar yani emekli senarist hakimimizle Yunus Koçak tanışıncaya kadar da ortaya çıkmış değildir.

Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi yazdığı “müdafa” isimli eserinde böyle bir yargılamadan hiç söz etmez.Yine aynı soydan A Celalettin Ulusoyda

‘Alevi Bektaşi yolu’ isimli eserinde böyle bir yargılamadan ! hiç bahsetmez tam tersi Hamdullah çelebinin bu tür olaylara karışmayacak bir huyda olduğunu belirtir.

A Celalettin Ulusoy kitabında Mehmet Hamdullah çelebinin 1826 olaylarıyla kesinlikle ilgisi olmadığını, yaşı ve yaratılışının bu olaylara karışmasına uygun değildi’ der.

(sh:92)

Yine Çelebi soyundan yıllarca milletvekilliği yapmış olan nesillerde ,bugün yaşayan ve önder kabul edilen Veliyettin Ulusoy da hiçbir eser yada konuşmasında bu yargılamadan bahsetmez.Düşünün bilmiyorlar mı? Korkudan mı susuyorlar? yoksa böyle bir olay hiç olmadığı için mi bahsetmemişler. Cevap basit; bilmemeleri mümkün değil, Osmanlı döneminde olmuş! bu olay için bunca yıl korkmaları içinde sebep yok.

Osmanlı padişahı 2.Mahmut ; ‘Hamdullah çelebinin fesadı beldeye bais olduğundan Amasya’ya sürgün edilmesini’ şeyhülislam Muhammed Tahirin fetvasına dayanarak emrediyor ve emri yerine getiriliyor.



Hacı Bektaş’ı pir Bektaşiliği bağlandıkları en önemli tarikat kabul eden Yeniçeriliğin 1826 yılına kadar Osmanlının önemli bir gücü olduğunu başlarda evlenmeleri yasaklanmış olan Müslüman olmayan devşirmelerden oluşturulduğunu sonraları ise herkesin bu orduya alındığını önemli bir güç odağı olduğunu bazen padişahların, sadrazamların seçimlerinde de etkili olduklarını biliyoruz.yeniçeriler ve Bektaşiler 1826 ya kadar birlikte yaşıyorlar.Yavuz selimin padişah seçilmesinde yardımcı olan yeniçeriler her türlü alevi katliamında da rol alıyorlar.Sünni Osmanlıyı ayakta tutan Yeniçeri ordusunu ve Sünni Bektaşi tarikatını Alevilik sanmak, zannetmek akıl körlüğü anlamına geliyor.

Osmanlı 1826 olaylarından sonra Bektaşilere yine dost elini uzatıyor.

Sürgün fermanında Bektaşi dergahının Nakşi usulde yönetmeyi kabul eden Hamdullah çelebinin küçük kardeşi Veliyettin (1772-1828) çelebiyi görevlendiriyor.Bu şahıs bir yıl sonra ölür.Hamdullah çelebinin oğlu yoktur, Veliyettin çelebinin ise 20 yaşlarında ali Celalettin ve 18 yaşlarında Feyzullah adında iki oğlu vardır. Ali Celalettin çelebiye (1808-1871) 1846 yılında Osmanlı tarafından yöneticilik beratı verilir.(sh:97)

Bunun ölümünden sonrada diğer kardeş Feyzullah çelebiye(1811-1878) postnişin görevi bizzat Osmanlı padişahı abdül aziz tarafından verilen fermanla sağlanır.

Feyzullah çelebi öldüğünde iki oğlu kalmıştır ve önce Ahmet Cemalettin çelebi (1862-1921) postnişin olur onun ölümünden sonrada kardeşi veliyettin (1867-1940) çelebi postnişindir.

Padişah Abdülaziz ilişkileri yeniden geliştirmek için çaba harcıyor,2.Abdülhamit Nakşi şeyhlerinden Yusuf Ziyaettin ve müderris Mehmet nurinin ölümü üzerine Feyzullah efendiyi meşihat ve tevliyet görevine atayan bir beraat yayınlıyor,ondan sonra da benzer beratı Ahmet Cemallettin çelebi için yayınlıyor.(A.Celalettin Ulusoy, Alevi Bektaşi yolu sh:39)



Barışmak isteyen Osmanlı,çelebilerden vergi almıyor hatta ittihatçılar döneminde Bektaşiler yönetimde de yükseliyorlar ancak yıkılış süreci girip Cumhuriyet ilan edilince bu çabalar sonuçsuz kalır artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.



Bektaşi çelebileri Osmanlının kendilerine yönelik fermanlarıyla hep övünmüşler ve bağlılıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir.

Emekli hakim senarist İsmail Özmen kendi içinden gelen kurguya göre Hamdullah çelebiyi sanık sıfatında yargılatmış ve konuşturarak Sünnilik aleyhine laflar söyletmiş oysa aynı soydan Cemalettin çelebi 1915 te yazdığı ‘Müdafa’ isimli eserinde (Hamdullah çelebide dahil) ‘geçmişte ve şu anda var olan ÇELEBİLER Sünni mezhebe ve topluluğa Hazreti pir efendimizin(Hacı Bektaş) gittiği doğru yola bağlanmış ve onu izlemişlerdir. demektedir.

Emekli hakim Senarist yazarın 2007 de kurguladığı akla ziyan uydurmalarına Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi sanki gelecekteki uydurmaları görmüş gibi ta 1915 yılından yalanlama göndermiştir.

Bütün Bektaşi çelebileri Osmanlı padişahlarını övmüştür,bu konuda Cemalettin çelebi ‘Padişahın ayak tozuna yüzümü sürmeye geldim’ diye kitap yazacak kadar zirvededir.



Cemalettin çelebinin ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Veliyüttin çelebide 17.07.1921 yılında ‘İleri’ gazetesine verdiği mülakatta benzer şeyleri tekrarlayarak şöyle der:

‘Bizde Alevilik Şiilik sorunu yoktur,Dört halife hazretlerine karşı beslenen,Ehli beyte karşı gösterilen dostluk dolayısıyla alevi adı verilmiştir…Anadoluda üç özel vakıf vardır Bayramiye, Celaliye, Bektaşiyye’



Temeli Sünni tasavufi bir tarikat olan ve bugün sebatayist çabalarla İslam dışına çıkmış kültürel senteze dönüşmüş bulunan Bektaşiliği allayıp pullayıp Alevilik diye Alevilikle aynı şeylermiş gibi sunmaya çalışıyorlar.

Bununla da yetinmeyip Bektaşi önderlerini Alevi önderiymiş gibi sunuyorlar,bu da yetmiyor bu kişileri dik duruşlu,onurlu,ilkelerinden taviz vermeyen insanlar gibi takdim ediyorlar.Her iki yazarda Hamdullah çelebiden bir destansı! kişilik yaratmaya çalışmışlar ,oysa bu çelebide diğerleri gibi Osmanlıya ve tarikat çizgisine bağlı bir isim.

Hakkında senaryo üretilip hayali mahkeme tutanakları sunulan idamı göze alacak kadar dik duruş! Sergilediği uydurulan Hamdullah çelebi sürgündeyken yazdığı dilekçesinde Osmanlı içişlerine şöyle yazıyor:



‘Hacı Bektaş veli hazretlerinin hankahın da post nişin iken vakayi hayriyye esnasında şeyhlik vazifesinden azl edilerek Amasyaya sürülmüş bulunmaktayım.Sürgünlüğüm 13 yılı aşmış bulunmaktadır. İçinde bulunduğum perişan durum Halep valisi Esad paşa tarafından da padişaha bildirilmiştir.Vatanı asliyem tarafına dönmem için izin çıkarılması… İmza Mehmet Hamdullah’ (Yılmaz soyyer19. yüzyılda Bektaşilik, B.O.A, İrade, Dahiliye, nr.1518)



Görüyorsunuz ki yargılandığından, idama mahkum edildiğinden Hamdullah çelebi bile bahsetmiyor,onunda haberi yok.Uydurulan mahkemede idamı ve ölümü göze alan! Bektaşi çelebisi hiçte uydurulan kişilikte biri değil,perişan olmuş dönmek istiyor.



Emekli hakim senarist yazarımız kitabının son bölümlerinde Hamdullah çelebinin bazı kerametleri başlıklı bir bölüm açmış bir tanesini aktarıyorum:

-Biz cennet şarabı içiyoruz demiş,görmüşler ki şişedeki şarap şişeden çıkınca süzülmüş safi temiz oğul balı olmuş.Herkes hayretler içinde kalarak parmaklayarak balı yemişler parmaklarını ısırmışlar.(Sh:153) ZATEN ŞEYHLER UÇMAZ,MÜRİTLER UÇURURMUŞ,

Bizi en çok alevi! aydınların! mürit olup bu işe gönüllü olmaları üzüyor.Ama biliyoruz ki devrimciliğin mayasında üzülmekte, üzmekte var.

Belki bu dahi ilahi sınavın en önemli parçalarından birisidir. Biliyoruz ki hakkın aşikar kılınması, gündemde tutulması İmamı zaman Hz.Mehdi’nin zuhurunu da çabuklaştıracaktır, bu niyetle yazıyor, yaşıyoruz, tüm hüzünlere, ihanetlere bu niyetle katlanıyoruz, katlanacağız yine biliyoruz ki sabır acı meyvesi tatlıdır ve bu yolda hiçbir şıkta kayıp yoktur.

ALINTIDIR
TARAFSIZ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Alt 05-04-2011, 22:47   #2
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Alevi forumlarına konmuş olan bu yazının kime ait olduğu belirtilmemiş...
Bu belirtmeme durumu bilerek mi olmuş yoksa masumane bir hata mı bilmiyoruz...
Fakat internette yaptığım çok kısa bir araştırmada,
yazının Teoman ŞAHİN isimli bir yazara ait olduğunu öğrendim...
Yazarın bazı yazılarına öylesine bi göz attığımda,
şii propagandisti olduğunu anladım...

Sayın yazar aklı sıra Bektaşiliği yok edip,
Aleviliği şiiliğe ve oradan da ana gövde olan İslam-a yamamaya çalışmış...
Hamadullah Çelebi-nin savunmasının aslında olmadığını ve birileri tarafından uydurulduğunu iddia ediyor...
Bu iddianın gerçek olması bile hiç bir şeyi değiştirmez...

Hamdullah Çelebinin savunmasının uydurulduğuna dair iddialarını dayandırdığı tarafların içinde Çelebi ailesinden gelenleri de gösteriyor...
Bunların en sonuncusu olan Veliyettin Ulusoy-u da göstermiş...
Oysa henüz kısa bir süre önce Veliyettin Ulusoy-un Hamdullah Çelebi-nin savunmasını konu alan bir kitap yazdığını görmüştüm...
Demek oluyor ki iddianın dayandırıldığı kaynaklardan bir yanlış...


Kral çıplak.
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 6 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
Amistofes (05-06-2011), Baba İlyas (07-26-2011), ...baskoylu... (05-05-2011), Devrim06 (05-04-2011), esonto58 (05-06-2011), Hamza Aksüt (05-05-2011)
Alt 05-04-2011, 23:37   #3
TARAFSIZ
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 3860
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 12 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 2
REP Seviyesi : TARAFSIZ is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Bu makaleyi yazanın ismini tabiki alıntı yaparken görmüştüm biliyordum ama yazara kafayı takmadan yazının tarafsız bir gözle değerlendirilmesini istediğim için yazarının adını yazmadım. Ayrıca gördüm dediğiniz Veliyettin Ulusoy'un yazdığı kitabın ismini ve hangi yayınevince yayınlandığını söylermisiniz? Okuyup onun verdiği kanıtlarada bakmak istiyorum.
TARAFSIZ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to TARAFSIZ For This Useful Post:
Hamza Aksüt (05-05-2011), kral çıplak (05-06-2011)
Alt 05-06-2011, 13:30   #4
HURUFİCAN-ERZİNCAN
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.033
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 448
Thanked 867 Times in 477 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi : HURUFİCAN-ERZİNCAN is on a distinguished road
İletişim
Standart

Alinti:
TARAFSIZ Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Aleviyim diyenler üzerinde toplum mimarları çalışıyorlar. Amaçlarını biliyoruz; Alevilere yön vererek denetim altına almak ve devletleştirmek. Bunun içinde ellerinden gelen yalanı, çarpıtmayı ve istismarı yapıyorlar. Aslında bunların tek hedeflerinin On iki imamların gerçek yolunu önlemek, engellemek olduğunu biliyoruz. Zaten bu yüzden ‘biz Anadolu Alevisiyiz, onlar şii’ tekerlemesini icat ettiler.

Bu yüzden günümüzde artık İslam dışına çıkmış kültürel sentez şeklini almış dediğimiz Bektaşilik ilkelerini Alevilik adı altında sunuyorlar.

Bu yüzden temelde tipik Sünni tasavvufi bir tarikat olan Bektaşiliği Alevilikle harmanlayıp sunmak istiyorlar. Bu yüzden bizi konuşturmuyorlar, yok saymaya çalışıyorlar, bize karşı açılım üstüne açılım üretiyorlar. Planlarını sürekli bozuyoruz ama vazgeçmiyorlar, arsız ve pişkinler bizlerde inatçı azimli ve sabırlıyız bunları yeneceğiz eminiz.

Alevilik tarihinin yazıldığı, biçimlendirildiği dönemeçteyiz, yol ayrımındayız, gelecek nesillerin kaderlerinin yazıldığı çağı yaşıyoruz. Biz her şeye rağmen, her türlü engellemeye, ihanete, saflığa ve cehalete rağmen ilerliyoruz. Yaptığımız radikal çıkışlardır biliyoruz ancak bunu devrimci tavır olarak belirledik, devrim yıkılan şeyin büyüklüğü oranında ses çıkarır ve o oranda da zordur. Yıkarak ve yaparak ilerliyoruz. Bir yandan Hakkı söylüyor aşikar kılmaya çalışıyoruz diğer yandan da batılı teşhir ediyoruz, neden batıl olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Masum ve mazlum bırakılmış aleviyim diyen insanımıza bizlerde yol göstermeye yön vermeye çalışıyoruz, halkımızı Kuran ve Ehli-Beyt yönüne sevk etmeye çalışıyoruz.

Sözün özü hak ve batıl çatışarak ilerliyor, ne kadar yol yöntem bulursa bulsun hak ortaya çıkınca batıl sönüyor kayboluyor ama başka bir kimlikle yeniden ortaya çıkıyor. Onlar uyduruyor, yalan söylüyor, çarpıtıyor, tahrif ediyor biz de hakkı aşikar kılıp oyunlarını bozuyoruz. Yine böyle bir zorunlulukla karşı karşıyayız. Geçenlerde öldüğünü duyduk, toplum mimarlarındandı, resmi mi gönüllü mü bilmiyoruz ama aleviyim diyenleri Oniki İmam yolundan uzak tutmak için elinden geleni yaptı şahidiz.

Son kitabının ismini ‘İdamla Yargılanan Bir Alevi Dedesinin Savunması’ koymuştu. Bu yazarın adı Cemal Şenerdi. Gün oldu Türk-İslam sentezini Alevilikle yoğurmaya kalktı, gün oldu resmi düzenin ilkelerini aleviler üzerine musallat etmeye kalktı, gün oldu Oniki İmamların önüne Hacı Bektaş’ı ve Atatürk’ü geçirmeye kalkıştı. Bu uğurda da her türlü tahrifatı yaptı.

Son kitabında da Sünni Bektaşi çelebisini “Alevi dedesi” olarak pazarlamaya çalıştığını gördük. Bektaşi dedesini “Yiğit bir inanç abidesi!” olarak sunmaya çalışıyordu.

Son kitabında da öncekilerde olduğu gibi akıllara ziyan diyaloglar yalanlar ve çarpıtmalar olduğunu gördük. Bilindiği gibi 1826 yılında bazı siyasi sebeplerden dolayı padişah 2. Mahmut ‘Vakayi Hayriyye’ adıyla bilinen olayla yeniçeriliği ortadan kaldırmış ve onlarla bağları sebebiyle Bektaşilere de bazı darbeler vurmuştu. O yıla kadar Osmanlının en önemli üç tarikatından olan Bektaşiler bu olaydan sonra Osmanlı denetiminden çıkmış yeni bir yön arayışına girmişti. Bu süreçte Bektaşi dergah postnişini olan Hamdullah Çelebi Amasya’ya sürgüne gönderilmişti.

İşte bu olayı fırsat bilen yazar Hamdullah çelebinin yargılanıp idama! mahkum edildiğini söyleyip yargılama esnasında ki sözlerini kitabına aktarmış. Sünni bir tarikatın Sünni çelebisinin bu yargılama sırasında söyledikleri ise inanılmazdı. Bu çarpıtmalara dayanamazdık ve teşhir etmeye karar verdik.

Bakın neler yazıyor çelebiye neler söyletiyordu;

“Aleviliğin inanç tarihi açısından Hamdullah çelebinin savunması önemli bir tarihsel belgedir!” (Sh:10)

“Kadı Hamdullah çelebiye her soru sorduğunda O’na kanı helal şeyh diye başlar”(sh:12)

İlk cevabında;

‘Efendim kadı hazretleri senin ehli sünnet vel cemaat dediğin mezhep sapkın ve bidattır, can korkusu olmadan doğruyu söylediğim tutanaklara geçirilmesini istiyorum. Mahkemenizin ve şu andaki devletinizin İslam diniyle yakından uzaktan ilginiz alakanız yoktur’(Sh:13)

‘Kadı hazretleri sizler Sünni ve surette Müslümansınız…Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez Sünni diyebiliriz…Ehli sünnet dini diye bir din yoktur, Sünnilik asla ve asla din ve mezhep değildir.’(sh:17-20)



Sanki mahkeme tutanaklarını elde etmişte yayınlıyormuş gibi hava yaratmasına karşın kitabında mahkeme tutanakları yoktu,kaynak olarak ‘İsmail Özmen-Yunus Koçak isimli yazarların’ Hamdullah çelebinin savunması (Bir İnanç Abidesinin Çileli Yaşamı)’ isimli kitabı gösteriyordu.

Bu kitaba da baktık tabi olmayan mahkemenin olmayan tutanakları bu kitapta da yoktu. Yargılama aşaması da baştan tuhaf başlıyordu sanki kadı bugün mahkemelerde uyguladığımız CMUK’u uyguluyor önce sanıkların künyelerini sırasıyla tespit ediyor sonra aynı sırayla ifadeleri almaya başlıyordu .Oysa bu usulü biz Cumhuriyet döneminde İtalyan ceza yargılamasından alarak uygulamaya koymuştuk,tuhaf bir durumdu, biraz araştırdığımızda Yazar İsmail Özmen’in ‘Emekli Hakim’ olduğu bilgisine ulaştık. Şimdi her şey yerine oturuyordu zira bu tür bir senaryoyu ancak bir hukukçu yazabilirdi. İşin tuhafı bu kitabı 2007 de Kültür bakanlığı yayınlıyordu. Yazar, konu ve AKP idaresindeki kültür bakanlığı arasındaki ilişkide incelemeye değecek gariplikteydi. Sünniliği açıkça İslam dışı sayan bir kitabı Ak pli kültür bakanlığı yayınlamakta sakınca görmemişti,demek ki ortak noktada anlaşılmıştı, On iki imam yolu yayılmasın diye böyle garip ilişkiler ağı örülüyordu.

Emekli hakimin olmayan tutanaklara dayanarak yazdığı yargılamada varlığını ve post-nişin olmasını Osmanlıya borçlu olan ve o güne kadar Osmanlıyla en ufak bir çatışması yada çelişkisi olmayan Bektaşi postnişini Hamdullah çelebi ile kadı arasındaki diyaloglar senaryo kitapta özetle şöyle gelişiyor;



(Şeyh):-Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez! Sünni diyebiliriz.(Sh:100)

(Kadı):-Anlat şeyh efendi idamın kokusunu alıyorsun değil mi? Benzinde çok bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz.Kah kah gülüşürler.(sh:100 uydurma senaryoda gülme efekti de unutulmamış! Aslında gülmeli mi ağlamalı mı bilmiyorum)

(Şeyh):-Kadı efendi hazretleri sen Sünni güruhuna İslam dememizi mi istiyorsun?..asla Müslüman diyemem.(Sh:101)

(Kadı):-Vay dinsiz vay, sen buraya hesap sormaya gelmedin, idam olmaya geldin.(sh:101)



Hamdullah çelebi (Daha doğrusu senaryoyu yazan emekli hakim belli bölümlerde İslami bilgisini de ortaya döküyor)



(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri namaz kişinin kendisine ait bir ibadettir.Topluluğu ilgilendirmez,kişi isterse evinde kılar…..isterse kılmaz(Sh:102)

(Şeyh):-Efendim müftü hazretleri,camide omuzların sıklıkla birbirine dayanması şeytanın ileriye geçmesin diye sizi kandırmalarına inanmayın…o uygulama ….muaviye yezit veya emevi hükümdarlarından birisi mihrabda iken bir kişi ileriye geçerek suikast yaparak yaralamasın,öldürmesin diye uyduruk bir tedbirdir.(sh:103)

(Şeyh):-Türkçe dua ettiğimiz doğrudur,Bazı Kuran’da okuduğumuz vardır.Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz…..Allah’a Kuranda geçen olayları anlatmanın ibadet olamayacağına inanıyoruz.(sh:104)

(Şeyh):-Kadın boşayan erkeği düşkün sayarız….Kadın boşamayı günah saymışız,(Sh:111)



Hakim senarist bu tür diyaloglar sonunda İdam hükmü verildiğini yazar ve yazdıklarının yani kitabın kaynağını da şöyle açıklar:



‘Yukarıdaki metin mahkeme katibi Mevlana İsmail efendinin tuttuğu zabıtların yıllar sonra Kırşehir askerlik şubesinde imhası için yapılan işlem sırasında şube reisi miralay Ahmet edip halim efendinin bu zabıtları yok etmeyip alıp sakladığı ve mirasçılarına bıraktığı, mirasçılarından Emekli kıdemli Astsubay çavuş Hasan Özdemir’e kaldığı, onunda 1965 yılında sayın yunus Koçak’a kelime kelime yazdırıp aktardığı ve diğer kaynaklardan da yararlanılarak yukarda ki metnin ortaya çıktığı sabittir.’



Biraz karışık değil mi? Bektaşi işi bu öyle olması gerekiyor, mahkeme var, zabıtları biri yazıyor, yakılacağı sırada biri bunları alıp saklıyor mirasçılarına bırakıyor, son mirasçı bunların aslını yada fotokopisini vermek yerine 1965’te Yunus Koçak’a satır satır yazdırıyor! O da yıllarca bekliyor ta ki emekli hakim İsmail Özmenle tanışıncaya kadar ve bunca yıl herkes bu sırları saklıyor yayınlamıyor!

İnandınız mı? Böyle bir kaynak aktarımını ciddiye alır mısınız?

Küçük bir ayrıntı daha veriyor senarist emekli hakim yazarımız! idama! mahkum edilen Hamdullah çelebi cezasının sürgüne çevrildiğini öğrendiğinde:

-Hiç istifini bozmadan yani idamdan kurtulduğunun sevincini çocuklar gibi sevinir bir hafiflik hareketi göstermeden, hiçbir şey olmamış gibi vakur ve ağırbaşlı bir şekilde kadı efendi bendeniz Hacı Bektaş kasabasındaki dergahıma dönebilir miyim veya mahkemeye devam ettirecek misiniz der.(sh:132)



Bu arada kitabın diğer yazarının katkısını da öğrenmiş oluyoruz,yalan ortaya çıktığında emekli hakim senarist ‘Ne yapayım yalansa Yunus Koçak’ın yalanı diyebileceği bir şahıs var. Nede olsa emekli hakim minareyi çalarken kılıfını da hazırlamış oluyor.



İŞİN DOĞRUSU ŞU;

Biz Osmanlının Sünni sufist tarikatını ve ilkelerini Alevi toplumundan uzaklaştırmak istiyoruz.Bu nedenle Sünni Bektaşi tarikatının ve bunun Sünni önderi çelebilerin Alevi! Önderi diye tanıtılmasına Bektaşi tarikat ilkelerinin masum ve mazlum Alevilere musallat olmasına izin vermeyeceğiz.Bu teorik mücadeleyi önemli çelişkilerden biri olarak görüyoruz.



1826 vakayi Hayriye olayı adıyla anılan olaylar zinciri Bektaşilik için önemli kırılma noktalarındandır, Bektaşilerin Osmanlı denetiminden kopma eğilimine girdiği, akabinde sebatayist etkiyle İslam dışına doğru yolculuğa başladığı, bu süreçte Alevilere musallat oldukları alevi-bektaşi kavramlarının ittihatçılarında desteği ve gayretiyle birleştirildiği ve kısaca ‘Bektaşiliğin beş yüzü ‘ makalemde açıklamaya çalıştığım dönemeçlerden kırılma noktalarından birisidir..



Hamdullah çelebi(ö.1243) 1826 olaylarından sonra sarayda din adamlarından oluşturulan bir kurulun görüşleriyle hazırlanan fermanla Amasya’ya sürgüne gönderilmiştir bu bilgi hem fermanlarla hem de yazılı tarihi kaynaklarla sabit olduğu gibi Amasya’daki yaşamı da bilinmektedir.

Yani Bektaşilerle ilgili kararı sadrazam ve şeyhülislamdan başka Kadiri, Halveti, Sa’di, Mevlevi, Nakşibendi gibi tarikat şeyhleri sarayda toplanarak birlikte vermişler padişah 2. Mahmut’ta bu kararları gerekçe göstererek ferman yayınlamıştır.Yine Kadı Muhammed tahirde yeniçeri ve Bektaşi katliamlarına yönelik fetva yayınlamıştır.Bir çok Bektaşi dergahının yıkıldığı ,bazılarının idam edildiği doğrudur hatta belki de İstanbul’da yapılan toplantıda Hamdullah çelebinin de idamı veya sürgüne gönderilmesi tartışılmış da olabilir ancak Hamdullah çelebinin Kırşehir’de bir mahkemede günlerce yargılandığına dair bir belge ortada yoktur,dahası yargılandığına ilişkin bilgide yoktur.

Tabi böyle olunca yargılamaya yönelik mahkeme tutanakları da ortada yoktur.

Yine böyle bir yargılamanın olduğuna dair belge ve bilgi de bugüne! kadar yani emekli senarist hakimimizle Yunus Koçak tanışıncaya kadar da ortaya çıkmış değildir.

Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi yazdığı “müdafa” isimli eserinde böyle bir yargılamadan hiç söz etmez.Yine aynı soydan A Celalettin Ulusoyda

‘Alevi Bektaşi yolu’ isimli eserinde böyle bir yargılamadan ! hiç bahsetmez tam tersi Hamdullah çelebinin bu tür olaylara karışmayacak bir huyda olduğunu belirtir.

A Celalettin Ulusoy kitabında Mehmet Hamdullah çelebinin 1826 olaylarıyla kesinlikle ilgisi olmadığını, yaşı ve yaratılışının bu olaylara karışmasına uygun değildi’ der.

(sh:92)

Yine Çelebi soyundan yıllarca milletvekilliği yapmış olan nesillerde ,bugün yaşayan ve önder kabul edilen Veliyettin Ulusoy da hiçbir eser yada konuşmasında bu yargılamadan bahsetmez.Düşünün bilmiyorlar mı? Korkudan mı susuyorlar? yoksa böyle bir olay hiç olmadığı için mi bahsetmemişler. Cevap basit; bilmemeleri mümkün değil, Osmanlı döneminde olmuş! bu olay için bunca yıl korkmaları içinde sebep yok.

Osmanlı padişahı 2.Mahmut ; ‘Hamdullah çelebinin fesadı beldeye bais olduğundan Amasya’ya sürgün edilmesini’ şeyhülislam Muhammed Tahirin fetvasına dayanarak emrediyor ve emri yerine getiriliyor.



Hacı Bektaş’ı pir Bektaşiliği bağlandıkları en önemli tarikat kabul eden Yeniçeriliğin 1826 yılına kadar Osmanlının önemli bir gücü olduğunu başlarda evlenmeleri yasaklanmış olan Müslüman olmayan devşirmelerden oluşturulduğunu sonraları ise herkesin bu orduya alındığını önemli bir güç odağı olduğunu bazen padişahların, sadrazamların seçimlerinde de etkili olduklarını biliyoruz.yeniçeriler ve Bektaşiler 1826 ya kadar birlikte yaşıyorlar.Yavuz selimin padişah seçilmesinde yardımcı olan yeniçeriler her türlü alevi katliamında da rol alıyorlar.Sünni Osmanlıyı ayakta tutan Yeniçeri ordusunu ve Sünni Bektaşi tarikatını Alevilik sanmak, zannetmek akıl körlüğü anlamına geliyor.

Osmanlı 1826 olaylarından sonra Bektaşilere yine dost elini uzatıyor.

Sürgün fermanında Bektaşi dergahının Nakşi usulde yönetmeyi kabul eden Hamdullah çelebinin küçük kardeşi Veliyettin (1772-1828) çelebiyi görevlendiriyor.Bu şahıs bir yıl sonra ölür.Hamdullah çelebinin oğlu yoktur, Veliyettin çelebinin ise 20 yaşlarında ali Celalettin ve 18 yaşlarında Feyzullah adında iki oğlu vardır. Ali Celalettin çelebiye (1808-1871) 1846 yılında Osmanlı tarafından yöneticilik beratı verilir.(sh:97)

Bunun ölümünden sonrada diğer kardeş Feyzullah çelebiye(1811-1878) postnişin görevi bizzat Osmanlı padişahı abdül aziz tarafından verilen fermanla sağlanır.

Feyzullah çelebi öldüğünde iki oğlu kalmıştır ve önce Ahmet Cemalettin çelebi (1862-1921) postnişin olur onun ölümünden sonrada kardeşi veliyettin (1867-1940) çelebi postnişindir.

Padişah Abdülaziz ilişkileri yeniden geliştirmek için çaba harcıyor,2.Abdülhamit Nakşi şeyhlerinden Yusuf Ziyaettin ve müderris Mehmet nurinin ölümü üzerine Feyzullah efendiyi meşihat ve tevliyet görevine atayan bir beraat yayınlıyor,ondan sonra da benzer beratı Ahmet Cemallettin çelebi için yayınlıyor.(A.Celalettin Ulusoy, Alevi Bektaşi yolu sh:39)



Barışmak isteyen Osmanlı,çelebilerden vergi almıyor hatta ittihatçılar döneminde Bektaşiler yönetimde de yükseliyorlar ancak yıkılış süreci girip Cumhuriyet ilan edilince bu çabalar sonuçsuz kalır artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.



Bektaşi çelebileri Osmanlının kendilerine yönelik fermanlarıyla hep övünmüşler ve bağlılıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir.

Emekli hakim senarist İsmail Özmen kendi içinden gelen kurguya göre Hamdullah çelebiyi sanık sıfatında yargılatmış ve konuşturarak Sünnilik aleyhine laflar söyletmiş oysa aynı soydan Cemalettin çelebi 1915 te yazdığı ‘Müdafa’ isimli eserinde (Hamdullah çelebide dahil) ‘geçmişte ve şu anda var olan ÇELEBİLER Sünni mezhebe ve topluluğa Hazreti pir efendimizin(Hacı Bektaş) gittiği doğru yola bağlanmış ve onu izlemişlerdir. demektedir.

Emekli hakim Senarist yazarın 2007 de kurguladığı akla ziyan uydurmalarına Hamdullah çelebinin soyundan Cemalettin çelebi sanki gelecekteki uydurmaları görmüş gibi ta 1915 yılından yalanlama göndermiştir.

Bütün Bektaşi çelebileri Osmanlı padişahlarını övmüştür,bu konuda Cemalettin çelebi ‘Padişahın ayak tozuna yüzümü sürmeye geldim’ diye kitap yazacak kadar zirvededir.



Cemalettin çelebinin ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Veliyüttin çelebide 17.07.1921 yılında ‘İleri’ gazetesine verdiği mülakatta benzer şeyleri tekrarlayarak şöyle der:

‘Bizde Alevilik Şiilik sorunu yoktur,Dört halife hazretlerine karşı beslenen,Ehli beyte karşı gösterilen dostluk dolayısıyla alevi adı verilmiştir…Anadoluda üç özel vakıf vardır Bayramiye, Celaliye, Bektaşiyye’



Temeli Sünni tasavufi bir tarikat olan ve bugün sebatayist çabalarla İslam dışına çıkmış kültürel senteze dönüşmüş bulunan Bektaşiliği allayıp pullayıp Alevilik diye Alevilikle aynı şeylermiş gibi sunmaya çalışıyorlar.

Bununla da yetinmeyip Bektaşi önderlerini Alevi önderiymiş gibi sunuyorlar,bu da yetmiyor bu kişileri dik duruşlu,onurlu,ilkelerinden taviz vermeyen insanlar gibi takdim ediyorlar.Her iki yazarda Hamdullah çelebiden bir destansı! kişilik yaratmaya çalışmışlar ,oysa bu çelebide diğerleri gibi Osmanlıya ve tarikat çizgisine bağlı bir isim.

Hakkında senaryo üretilip hayali mahkeme tutanakları sunulan idamı göze alacak kadar dik duruş! Sergilediği uydurulan Hamdullah çelebi sürgündeyken yazdığı dilekçesinde Osmanlı içişlerine şöyle yazıyor:



‘Hacı Bektaş veli hazretlerinin hankahın da post nişin iken vakayi hayriyye esnasında şeyhlik vazifesinden azl edilerek Amasyaya sürülmüş bulunmaktayım.Sürgünlüğüm 13 yılı aşmış bulunmaktadır. İçinde bulunduğum perişan durum Halep valisi Esad paşa tarafından da padişaha bildirilmiştir.Vatanı asliyem tarafına dönmem için izin çıkarılması… İmza Mehmet Hamdullah’ (Yılmaz soyyer19. yüzyılda Bektaşilik, B.O.A, İrade, Dahiliye, nr.1518)



Görüyorsunuz ki yargılandığından, idama mahkum edildiğinden Hamdullah çelebi bile bahsetmiyor,onunda haberi yok.Uydurulan mahkemede idamı ve ölümü göze alan! Bektaşi çelebisi hiçte uydurulan kişilikte biri değil,perişan olmuş dönmek istiyor.



Emekli hakim senarist yazarımız kitabının son bölümlerinde Hamdullah çelebinin bazı kerametleri başlıklı bir bölüm açmış bir tanesini aktarıyorum:

-Biz cennet şarabı içiyoruz demiş,görmüşler ki şişedeki şarap şişeden çıkınca süzülmüş safi temiz oğul balı olmuş.Herkes hayretler içinde kalarak parmaklayarak balı yemişler parmaklarını ısırmışlar.(Sh:153) ZATEN ŞEYHLER UÇMAZ,MÜRİTLER UÇURURMUŞ,

Bizi en çok alevi! aydınların! mürit olup bu işe gönüllü olmaları üzüyor.Ama biliyoruz ki devrimciliğin mayasında üzülmekte, üzmekte var.

Belki bu dahi ilahi sınavın en önemli parçalarından birisidir. Biliyoruz ki hakkın aşikar kılınması, gündemde tutulması İmamı zaman Hz.Mehdi’nin zuhurunu da çabuklaştıracaktır, bu niyetle yazıyor, yaşıyoruz, tüm hüzünlere, ihanetlere bu niyetle katlanıyoruz, katlanacağız yine biliyoruz ki sabır acı meyvesi tatlıdır ve bu yolda hiçbir şıkta kayıp yoktur.

ALINTIDIR
Ne anlatıyorsun sen şimdi....
yazara takmadan yazılana kafayı takmak..
ah bra bunasıl işdirki böyle düşünülmeden ayrık yapıştırıcı bir felsefik dil kullanılsın..

sayın kral çıklap bunun türkçeleitiren kişileride bir tanısan..
sonra mahkeme ve ulamaların kalemlerini....
haklısın diyorum ama iyi bir siyasi yazı aslında bir inanc değil görüneni biz daha önce diğer sitelerden görmüştük...
zehir bala katıştırıp mazluma ölsün diye vermişler neylersin...


tanrı görülmez bir sesin,gerçek akıl sesinin hava içinde çınlamasını emretti.philon.
HURUFİCAN-ERZİNCAN isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to HURUFİCAN-ERZİNCAN For This Useful Post:
Amistofes (05-06-2011), esonto58 (05-06-2011), Hamza Aksüt (05-08-2011), kral çıplak (05-06-2011)
Alt 05-06-2011, 17:42   #5
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Alinti:
TARAFSIZ Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Bu makaleyi yazanın ismini tabiki alıntı yaparken görmüştüm biliyordum ama yazara kafayı takmadan yazının tarafsız bir gözle değerlendirilmesini istediğim için yazarının adını yazmadım. Ayrıca gördüm dediğiniz Veliyettin Ulusoy'un yazdığı kitabın ismini ve hangi yayınevince yayınlandığını söylermisiniz? Okuyup onun verdiği kanıtlarada bakmak istiyorum.

Talebiniz üzere bahsettiğim kitabı internette araştırdım...
Hiçbir kayda rastlamadım...
Veliyettin Ulusoy efendiye ait böyle bir kitaba rastlamadım...
Bununla da yetinmeyip sağlam bir kaynağa telefonla ulaşıp bilgi aldım...
Kitap konusunda yanıldığımı öğrenmiş oldum...
Bu yanılgının sebebi şudur...
Bundan bir kaç ay önce cem evimize gelen sayın ULUSOY bir proğram çerçevesinde konuşmalar yapmıştı...
O esnada yanımda duran bir arkadaşın bahsetmesi üzerine kapı girişine konmuş olan kitap standındaki kitaplara bakmaya başladım...
Orada duran kitapların çoğunun kapağında Ulusoy efendinin resmi vardı...
Tezgahtan bir kitap alıp arka kapağındaki yazıyı okumuştum...
Yazı Hamdullah ÇELEBİNİN şeriat mahkemesindeki savunmasını konu alıyordu...
Kitabın ismi de bu yöndeydi...
Bir anlık dalgınlık nedeniyle o kitabı sayın Ulusoy-un yazdığını sanmıştım...

Fakat bugün geldiğimiz nokta itibariyle kitabın yazarının Veliyettin ULUSOY efendi olmadığını öğrenmiş oldum...
Bahsettiğim kitabın yazarı Yunus KOÇAK isimli bir arkadaşımız...
Özel basım bir kitapmış ve bu nedenle her hangi bir yayın evinden çıkmamış...
Bu teknik hata yüzünden herkesten özür diliyorum...

Meselenin diğer yanına,
yani özüne gelirsek...
Beni yanıltan durum aynı zamanda forumlara taşıdığınız iddianıza bir cevap veriyor durumdadır...
Çünkü Veliyettin ULUSOY efendi gittiği yerlere ve üstelikte kendi kitaplarının yanına bu kitabı da koyuyor sa,
bundan anlaşılması gereken şey,
yazıda iddia edilenin tam tersine,
çelebilerin Hamdullah ÇELEBİ-nin şeriat mahkemesindeki savunmasına sahip çıkıyor olduklarını göstermektedir...
Bu düşünce benim şahsi görüşüm olmasına ve doğruluğuna inanmama rağmen,
bunula yetinmeyip telefonla aradığım arkadaşımıza da özellikle sordum...
Veliyettin ULUSOY efendinin Hamdullah Çelebi-nin şeriat mahkemesindeki savunmasına sahip çıktığını söyledi...

Meselenin diğer bir önemli kısmına geldiğimizde ise,
Hem Hamdullah ÇELEBİye atfedilen mahkeme tutanaklarında geçen konuşmalar,
ve hemde Veliyettin ULUSOY konuşmalarından yaptığım belirlemelerim sonucunda bir öngörümün tamamen doğruluğunu kanıtlamış oldum...
Ben Aleviliğin İslam dışı olduğuna inanan ve bunu şiddetle savunan biriyim...
Oysa görünen gerçek şu ki,
ÇELEBİLER ve onların son temsilcisi konumundaki postnişinimiz Veliyettin ULUSOY Aleviliği İslam içi görmekte ve gösterme çabası içindedir...
İşte bu noktada kendilerinden tamamen ayrılmaktayız...

Saygılarımla

Kral çıplak.
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
Amistofes (05-15-2011), ...baskoylu... (05-07-2011), esonto58 (05-06-2011), Hamza Aksüt (05-08-2011)
Alt 05-06-2011, 17:45   #6
esonto58
Bölüm Yöneticisi
Kullanıcı Profili
 
esonto58 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2331
Thanked 3631 Times in 1423 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi : esonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to all
İletişim
Standart

klasik bir şii propagandist bir yazı ama yemezler


''SÖZ KONUSU ALEVİLİKSE İSLAM TEFERRUATTIR.''
esonto58 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to esonto58 For This Useful Post:
δέяάρ (08-07-2011), Amistofes (05-15-2011), ...baskoylu... (05-07-2011), kral çıplak (05-06-2011)
Alt 05-06-2011, 17:55   #7
esonto58
Bölüm Yöneticisi
Kullanıcı Profili
 
esonto58 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2331
Thanked 3631 Times in 1423 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi : esonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to allesonto58 is a name known to all
İletişim
Standart

başlıkta yer alan ve teoman şahin adlı zata ait olan yazı kasıtlı ve çarpıtmalarla doludur teoman şahinle alevisesi adlı sitede bir röportaj yapılmış 2010 da uzunca bir röportaj şimdi ordan bir bölüm aktarıyorum aşağıya sanırım bu aktarımdan sonra teoman şahinin ve yukardaki yazının ne mal olduğu anlaşılacaktır :


-Hz.Ali camide şehit olduğu için,camiye gitmemek düşüncesi doğru mu?

Tam tersi doğrudur.Sırf bu gerekçeyle dahi Camiye,mescide ve namaza sahip çıkmalı ve sarılmalıyız.Bizim Ali dostluğumuz Ali’nin sevdiği şeylere de sahip çıkmamızı gerektirir.Cami yada mescitlerin önemiyle ilgili bir çok ayet ve hadis var,12 imamların anlatıları ,tavsiyeleri var.Hz.Ali’ye camide ,namazda şehit olmak yakışırdı ve öylede olmuştur.Hatta bir sohbetimde: ‘Eğer Kabenin içinde doğan Hz.Ali namazda ve mescid de şehit olmasaydı,O’nun Aliliğinden şüphe ederdim’ demiştim ve salon buz kesmişti! Bulunduğumuz konum budur. Bu gerekçeyi Bektaşi dergahı Aleviler için sıkça kullandı ve ne yazık ki başarılı! da oldular.Ancak cahilleri ikna eden bir mantık zinciri söz konusu ve günümüzde Alevi aydını bunu artık kullanmıyor.Avamın da böyle bir mantığı artık aşması gerekiyor.Aydının aldığı yola nazaran avamın yolu uzun sürüyor,1987 li yıllarda Çorum’da Diyanet işlerinden bağımsız olarak ve içerisinde Ehli Beyt fıkhının uygulandığı Ehli Beyt camisini yaptık ve ibadete açtık bahsini ettiğiniz çarpık muhakemeyi aştık.Cami düşüncesinin kitlesellik kazanması konusunda bize düşen sabretmektir,sabredeceğiz.

TEOMANNNN YEMEZLER GÜLÜM BAŞKA KAPIYA NAŞŞŞŞ !!!!!
esonto58 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 6 Users Say Thank You to esonto58 For This Useful Post:
δέяάρ (08-07-2011), Amistofes (05-15-2011), ...baskoylu... (05-07-2011), cepheli (07-18-2011), Hamza Aksüt (05-08-2011), kral çıplak (05-06-2011)
Alt 05-06-2011, 23:04   #8
TARAFSIZ
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 3860
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 12 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 2
REP Seviyesi : TARAFSIZ is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Kral çıplak can,
Biz Hamdullah çelebi hakkında hangi görüşlerin doğru olduğunu tartışıyoruz önemli olan ileri sürülen tezlerin hangisinin doğru olduğunu tespit etmektir buna mecburuz çünkü piyasada Alevilikle ilgili birbirini tutmayan yüzlerce görüş var buda böyle bir konu onun soyundan Veliyettin ulusoyun 2011 yılında bu kitaba sahip çıkması kitapta yazılanların doğru olduğunu kanıtlamaz ki bugüne kadar bundan hiç bahsetmemiş Veliyettin’in birden bire ortaya çıkan bir
kitaba sahip çıkması sırf o çıkıyor diye kabul etmemizi gerektirmez ki çünkü sahip çıkarken kitapta yazılanları doğrulayan başka bilgiler veriyor mu buna bakmalıyız verse de o bilgileri sorgulamalıyız.

Ayrıca diyelim ki Teoman şahin şiidir (o hem alevi hem şii olduğunu bunların bir olduğunu söylüyor ve biz reddetsek te kendi içinde tutarlı bir çizgide sunuyor) ve bu araştırmayı maksatlı olarak yani Alevileri Bektaşilerden uzaklaştırmak ve 12 imam şeriatına yaklaştırmak için yaptı yada yazdı (ki bende bu amaçla yazdığını düşünüyorum)
Ee bunda ne var? Yani yazarın amacına bakmak ayrı konudur yazdıklarının doğru olup olmadığı başka konudur. Yani birisinin görüşlerini beğenmiyoruz diye doğru sözlerini de mi
inkar edeceğiz? hep yalan söylüyor diyemi kabul edeceğiz.

Esonto 58 can,
Evet şii propaganda yapıyor tamam niyetini de biliyoruz tamam ama sözlerine bakmamız doğruysa almamız yalansa karşı tez delil sunmamız gerekmez mi ?
Yani birisi şii diye sözlerini dinlemeyecek miyiz?
Şu an dünyada sözlerine kulak verdiğimiz insanların hepsi bizim gibi alevi mi? ama hepsini dinliyoruz doğruysa tamam diyoruz yalansa yalanını eleştiriyoruz. Yani Şiilere tıpkı Osmanlının bize yaptığı gibi Kızılbaş deyip mahküm ettiği gibi baştan mahkümmü edeceğiz osmanlının kızılbaşı bizdik bizim kızılbaşımız şiilermi olacak.
Böyle bir zemine oturan Alevilik bizi nereye götürür ? mesela ben de Aleviliği İslam içi görüyorum şimdi Aleviliği İslam dışı gören kral çıplakla hiç konuşmayacak mıyım onu hiç dinlemeyecek miyim?
Karl çıplak can islam konusunda anlaşamadığını söylediği veliyettin efendiyi dinliyor da bir şiiyi neden dinlemesin?
Yani bence her görüşü her tezi dinleyip araştırıp ya kabul ya mahküm etmeliyiz körü körüne ne tastik neden karşı çıkmalıyız, haksız mıyım buyrun söyleyin…
TARAFSIZ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to TARAFSIZ For This Useful Post:
Hamza Aksüt (05-08-2011)
Alt 05-07-2011, 18:34   #9
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Alinti:
TARAFSIZ Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Kral çıplak can,
Biz Hamdullah çelebi hakkında hangi görüşlerin doğru olduğunu tartışıyoruz önemli olan ileri sürülen tezlerin hangisinin doğru olduğunu tespit etmektir buna mecburuz çünkü piyasada Alevilikle ilgili birbirini tutmayan yüzlerce görüş var buda böyle bir konu onun soyundan Veliyettin ulusoyun 2011 yılında bu kitaba sahip çıkması kitapta yazılanların doğru olduğunu kanıtlamaz ki bugüne kadar bundan hiç bahsetmemiş Veliyettin’in birden bire ortaya çıkan bir
kitaba sahip çıkması sırf o çıkıyor diye kabul etmemizi gerektirmez ki çünkü sahip çıkarken kitapta yazılanları doğrulayan başka bilgiler veriyor mu buna bakmalıyız verse de o bilgileri sorgulamalıyız.

Ayrıca diyelim ki Teoman şahin şiidir (o hem alevi hem şii olduğunu bunların bir olduğunu söylüyor ve biz reddetsek te kendi içinde tutarlı bir çizgide sunuyor) ve bu araştırmayı maksatlı olarak yani Alevileri Bektaşilerden uzaklaştırmak ve 12 imam şeriatına yaklaştırmak için yaptı yada yazdı (ki bende bu amaçla yazdığını düşünüyorum)
Ee bunda ne var? Yani yazarın amacına bakmak ayrı konudur yazdıklarının doğru olup olmadığı başka konudur. Yani birisinin görüşlerini beğenmiyoruz diye doğru sözlerini de mi
inkar edeceğiz? hep yalan söylüyor diyemi kabul edeceğiz.

Esonto 58 can,
Evet şii propaganda yapıyor tamam niyetini de biliyoruz tamam ama sözlerine bakmamız doğruysa almamız yalansa karşı tez delil sunmamız gerekmez mi ?
Yani birisi şii diye sözlerini dinlemeyecek miyiz?
Şu an dünyada sözlerine kulak verdiğimiz insanların hepsi bizim gibi alevi mi? ama hepsini dinliyoruz doğruysa tamam diyoruz yalansa yalanını eleştiriyoruz. Yani Şiilere tıpkı Osmanlının bize yaptığı gibi Kızılbaş deyip mahküm ettiği gibi baştan mahkümmü edeceğiz osmanlının kızılbaşı bizdik bizim kızılbaşımız şiilermi olacak.
Böyle bir zemine oturan Alevilik bizi nereye götürür ? mesela ben de Aleviliği İslam içi görüyorum şimdi Aleviliği İslam dışı gören kral çıplakla hiç konuşmayacak mıyım onu hiç dinlemeyecek miyim?
Karl çıplak can islam konusunda anlaşamadığını söylediği veliyettin efendiyi dinliyor da bir şiiyi neden dinlemesin?
Yani bence her görüşü her tezi dinleyip araştırıp ya kabul ya mahküm etmeliyiz körü körüne ne tastik neden karşı çıkmalıyız, haksız mıyım buyrun söyleyin…

TARAFSIZ can;

Konunun tartışılması sırasında dikkat edilmesi gereken yönler hakkındaki uyarılarınıza ben de katılıyorum...

Özellikle tarafsız bakış açısı konusunda çok dikkat edilmesi gerektiğine inanmaktayım...
Tarafsızlık hususunda ne kadar dikkatli olduğumu söylemeye gerek bile görmüyorum...
Yazılarımı takip eden biri olsaydınız tarafsızlık konusunda bana tek bir uyarıda dahi bulunmaya ihtiyaç duymayacağınıza inanmaktayım...

İlgili yazıyı tekrar okuduğumda yeni bir şeyin daha farkına varmış oldum...
Meğerse baştan beri vede bilmeden yazının konusunu oluşturan aynı yazarlardan ve aynı kitaptan bahsediyormuşum...
Bu kısmı netleştirmem iyi oldu...

Meselenin esas kısmına gelince...
Hamdullah Çelebinin şeriat mahkemesindeki savunması konusunun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı veya bunun tamamen uydurma olduğu konusu ayrı bir tartışma konusudur...
Yukarıdaki yazıda ortaya konan bazı belirlemeler gerçeğe yakın gibi görünse de,
belirlemeler bu iddiayı tam anlamıyla kanıtlayacak nitelikte değildir...
Bu iddiayı ilk kez ortaya atan ve kitaplaştıran kişiler yalnızca adı geçen emekli hakim İsmail Özden ve Hamza Koçak mıdır, yoksa bunlardan önce bu konuyu yazan başkaları da varmıdır henüz bilmiyoruz...
Bu konuda yaptığım araştırmada karşıma aynı konuda kitap yazmış başka bir Alevi yazar daha çıkmaktadır...
Nejat BİRDOĞAN hoca 1994 yılında bu konuda bir kitap yazmış...
İsmi geçen iki yazar Nejat hocadan önce yazmışlarsa ve Nejat hocada bunlardan alıntı yapmışsa,
yani ilk kaynak kişi bu iki yazar ise o zaman yazıdaki iddianın bu yönüyle ele alınması ve irdelenmesi daha doğru olacaktır...
Eğer gerçekten de bu iki yazar kafa kafaya verip iddia eldiği gibi böyle bir uydurma kitap myazmışlarsa o zaman ortada çok kötü bir durum var demektir...
Hal böyle ise bence baş vurulması gereken en önemli kaynak kişi yine Veliyettin Ulusoy efendi olacaktır...
O zaman da aklıma şu soru geliyor,
böyle bir mahkeme olayı vardıysa neden bugüne kadar Veliyettin Ulusoy efendi bu konuyu kitaplaştırmadı da son zamanlarda bu kitabı sahiplenmeye başladı...
Ardından şunu da sormak gerekiyordur...
Madem böyle bir belgeye ulaşıldı neden ilk olarak Çelebi ailesinin son temsilcisi ve postnişin Veliyettin Ulusoy-a gidilmedi???
Veya gidildiyse bu kitaba bir katkısı veya itirazı oldumu???
Veliyettin Ulusoy efendinin bu güne kadar Hamdullah Çelebi savunması konusuna sahip çıkıp çıkmadığını bilmediğimiz gibi,
şimdi neden sahip çıktığını da bilmiyoruz...
Bu durum sadece bir iddiadan ibaret...
Yani bu güne kadar sahip çıkmadığını ve gerekçesini gösterecek bir beyanı varsa ortaya konması gerekir...
Fakat aynı zamanda bu kitabı sahiplendiği de ortadadır...
Yani açıkçası durum biraz karışık gibi...
Üstelik bir de şu durum var ki " sahip çıkmadı " iddiasını çürütecek yöndedir.. Sayın Ulusoy-un İslamcı Alevilik savunması içerisinde olduğunu ve şu anki görüşlerinin Hamdullah Çelebiye atfedilen nahkeme savunmasındaki görüşlerle bire bir paralellik içrisinde olduğu da bilinmektedir...
Hal böyle olunca " sahip çıkmıyor " iddiası baştan çürümüş olmaktadır...
Mahkeme safhası efsane olsa bile savunulan görüşler bire bir uyduğuna ve efsanelere sahip çıkılması konusunda da bir sıkıntı olmadığına göre " bu güne kadar sahip çıkmadı " iddiası da suya düşmektedir...

Konuyu tartışmaya açan Teoman ŞAHİN-in yukarıda belirtiklerim dışında şiilik yönlü bakış açısıyla ortaya koyduğu iddialar konusunda da kendi içinde çok derin çelişlkiler barındırmaktadır...
Aklı sıra sunniliği İslam dışı gösteriyor,
ve bununla da kalmayıp,
sunnilikten türemiş gibi gösterdiği Bektaşiliği de sapık bir şey olarak belirtiyor...
Bunlarla da yetinmeyip nihai amacı olan KIZILBAŞ/ALEVİLİĞİ önüne katıp şiilik üzerinden İslam-a teslim etmeye çalışıyor...
Oysa bu hiçte yeni olmayan ve üstelikte oldukça bayat bir manevradır...
Bir de utanmadan bunun adını devrim olarak nitelendiriyor...
Bektaşilikte bulacağı açıklar ne olursa olsun bunun üzerinden amaçladığı hedefe ulaşması imkansızdır...
Kızılbaş/Alevilik kendine özgü bir inançtır...
Bektaşiliğin zaafları üzerinden Alevilikte açıklar armak cahillikten başka birşey değildir...
Hele hele, " Bektaşiliği vurayım Alevilik yalnız kalsın onuda alıp götüreyim "gibi bir düşünceyle heveslenip ortaya çıkmak aptallıkların en büyüğüdür...
Unutulmamalı ki Bektaşilik Aleviliği var etmemiştir...
Bektaşilik olmasa da Alevilik özgünlüğünü koruyacaktır..
Kimse boşuna heveslenmesin...
Vah zavallım vaaaaah...


Kral çıplak.
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
Amistofes (05-15-2011), ...baskoylu... (05-07-2011), Hamza Aksüt (05-08-2011)
Alt 05-07-2011, 22:02   #10
TARAFSIZ
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 3860
Mesajlar: 26
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 12 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 2
REP Seviyesi : TARAFSIZ is an unknown quantity at this point
İletişim
Standart

Kral çıplak can,
Yazılarınızı okumadım ve sizin bakışınızı bilmiyorum (sadece Aleviliğin İslam dışı olduğunu savundunuz ve ben İslam içi olduğuna inanıyorum)

Buradaki makalenin ana konusu Hamdullah efendinin yargılaması uydurmamıdır değilmidir? Bize kim yalan söylüyor? Kimler olayı çarpıtıyor?
Her iki tarafın kanıtlarıda ortada duruyor isteyen istediğini tercih eder N.birdoğan bu konuya değindi mi değindiyse hangi kitabında hangi kanıtları sundu biliyorsanız aktarın bilmek isterim.
Veliyettin ulusoy yeni bir şeyler getirmedikçe söylemedikçe bu konuda kaynak olamaz yeni kanıtlar getirirse onlara da bakmak gerekir.
Sorularınız güzel zaten başka türlü gerçeği bulamayız.
Veliyettin ulusoyun Sünnilere yönelik bunlar Müslüman değil dediğini
hiç sanmıyorum (Hamdullah çelebi senaryoda diyor)
Yani ulusoy senaryo doğruysa bile atasıyla aynı görüşte değil.
Ayrıca bir uydurma varsa buna Veliyettin Ulusoy razı bile olsa bizim razı olmamız gerekmez biz doğruyu araştırmalıyız

Teoman şahin ve grubu Aleviliğin Hz. Ali’nin yolu olduğunu söylüyorlar ve 12 imamların görüşlerini Alevilik olarak kabul ediyorlar. Cemi, sazı, semahı kültür olarak görüyorlar ve ibadet olarak kabulünü kendi Alevilik anlayışlarına aykırı görüyorlar. Bence burada çelişki yok çünkü Hz. Ali’nin ne yapıp ne yapmadığını hepimiz biliyoruz. Eğer bir yerde Hz.Ali cidden varsa orada islamda olmak zorundadır yoksa Ali’nin varlığı sembolik kalır. Mesela islamiyete inanmıyorsanız sizin Ali sevginizin sembolik olduğunu düşünürüm bu durumda sizin için ha Ali ha Che ha Deniz Gezmiş hiç farkı yoktur olmamalıdır ama benim için Hz.Ali’nin yeri başkadır. Çünkü ben Aleviliğin İslam olduğuna inanıyorum. Konuyu dağıtmadan söyleyim bu konuda (Hamdullah çelebi yargılaması) T.şahinin yazdıklarının hakim İ.özmen tarafından cevaplanmasını onun cevabına da tekrar T.şahinin cevap yazmasını çok verimli bulurum veya konuya diğer araştırmacılarında girmesi konuyu aydınlatır sanıyorum.
Gerçeği öğrenme hakkımız var, bunu bekleyelim.

"Unutulmamalı ki Bektaşilik Aleviliği var etmemiştir...
Bektaşilik olmasa da Alevilik özgünlüğünü koruyacaktır.."

Aynı fikirdeyim ama üzerimizdeki Bektaşi etkisini sağlıklı bulmuyorum. Bu etkiden kurtulmalıyız ha şiimi olmalıyız dersen şahsen ben bu kadar ayrıntılı erkanı olan yolu olan fıkhı olan Şiiliğe hazır değilim ama Hz.Aliyi temel alan anlayışa da asla karşı da değilim. Alevi şii buluşur mu dersen buna Şiiler değil biz aleviler karar vereceğiz diyorum. Hz.Ali yakınlık uzaklık konusunda vereceğimiz karar bunu belirleyecek. Sanırım bence Hz.Aliye yaklaştıkça şiilerede yaklaşmış olacağız uzaklaştıkçada onlardan uzaklaşmış olacağız. Ha garip bir ironide şu Şiilere yaklaştıkça Sünnilere de yaklaşmış olacağız çünkü konu İslam olunca sünnileride yeniden tanımlamak zorunda kalacağız gibime geliyor. Yani en azından bugüne kadarki
ayrılıkların bazıları yok olacaktır görüşündeyim.
TARAFSIZ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
çelebi, hakkında, hamdullah, senaryo, teoman, uydurma, şahin


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 15:57.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts