![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ünsal Öztürk Ünsal Öztürk Makalelerinin Okudugu ve makalelere soru ve yorumların yapılacağı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Aleviler Mutlaka Bir Yerden mi Gelmeliler?
“M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Anadolu’ya gelen Hititler, yazışmalarında ve kayıtlarında çivi yazısı kullanıyorlardı. Ancak Hititler’den günümüze kalan kimi tabletlerin üzerinde, çivi yazısından başka bir yazı kullanılmıştı. Resimli işaretler biçimindeki bu kutsal sembollere ‘Hiyeroglif’ deniyordu. Hiyerogliflerin bir kısmı Hitit Dili’nde yazılmış iken bir kısmı Anadolu’da Hititlerle birlikte yaşamış ve derin izler bırakmış bir başka Anadolu halkının dilinde yazılmıştı. Hititler bu halka, Luviler diyorlardı. Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.”205 Alıntıyı dikkatle incelediğimizde, Anadolu’da Hititler ile birlikte yaşayan Luvi isimli bir halkın var olduğunu öğreniyoruz. Hititler Anadolu’ya M.Ö. 2000 yıllarından itibaren geliyorlar, ancak nereden geldikleri belli değil. Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Ancak, Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var! Erdoğan Çınar kitabının ileriki sayfalarında aynı konuya bir daha dönüyor. Bu kez başka bilgiler veriyor. Kitabının 180. sayfasından itibaren Sumerlerin yaradılış mitlerini tartışıyor. Sumerlerin tanrılarına “tengri” dediklerini söylüyor. Tengri Sumer dilinde gökyüzü anlamına geliyormuş. Tengri Sumer dilinde iki anlamda kullanılıyormuş: Gökyüzü ve Yaradan. Nihayet, Erdoğan Çınar, Tengri sözcüğüne Orhun Yazıtları’nda da rastlanıldığını anlatıyor.206 Tengri sözcüğü burada da aynen Sumerlerde olduğu gibi Gökyüzü ve Tanrı anlamında kullanılıyormuş. Türkleri ve Sumerleri karşılaştırdıktan sonra şunları söylüyor: “Asya kökenli Sümerlilerin, ana yurtlarında aynı inanışın aynı kelimelerle ifade edilmesi Sümerliler’in bu inanış kalıplarına ana yurtlarında sahip olduklarını ve bu inanışlarını Aşağı Mezopotamya’ya M.Ö. 4000’lerden önce Asya’dan taşıdıklarına delil sayılabilir. Sümerliler’in Aşağı Mezopotamya’nın yerlisi olmadıkları ve buraya sonradan geldikleri bilinmektedir.”207 Erdoğan Çınar’ın anlatımından Sumerlerin Mezopotamya’ya Orta Asya’dan geldikleri, Türk oldukları, inanış kalıplarını ve tengri sözcüğünü de gelirken beraberlerinde getirdikleri anlaşılmaktadır. “James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.”208 Demek ki Aşağı Mezopotamya, tufandan az etkilenmiş. En çok etkilenen ise “Asya içleri” imiş. Sumerler suların, hem de Tufan sularının önünden kaçarak, inanış kalıplarını ve tengri sözcüğünü Aşağı Mezopotamya’ya taşımışlar. Anlatım Tufan Söylencesi’ne de terstir. Tufan Söylencesi’nde Nuh’un gemisine binenler kurtulmakta, diğerleri bütün Dünya’yı basan sular tarafından yutulmaktadır. Bilindiği gibi bu da sadece söylencedir, hikâyedir. Tabii, tahmin edebileceğiniz gibi anlatım bitmedi. Yukarıdaki anlatımdan sizler Orta Asya’da adam kalmadığını, her yerin sular tarafından basıldığını sanabilirsiniz. Öyle değilmiş. “Tufan’dan sonra Orta Asya’da kalarak yurtlarını terk etmeyen Türkler de muhtemelen o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerliler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuş olmalılar.”209 Evet konu anlaşıldı. Uygur toprakları Tufan’da sular altında kalmış, Uygurlar suların önünden kaçmış, Tufan’dan az etkilenen Aşağı Mezopotamya’ya gitmişler. Herhalde orada Sumer adını almışlardır. Ancak, her ne kadar her yer sular altında kalmış olsa da Orta Asya’yı terk etmeyen Türkler de varmış. Onlar da aynen Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Türk Sumerler gibi tengri inanışlarını binlerce yıl boyunca korumuşlar. Şimdi de Luvilere bakalım. Bakalım Erdoğan Çınar olayı nasıl anlatıyor. “Anadolu’nun bilinen en eski halkı olan Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.”210 Siz de anlamışsınızdır, Erdoğan Çınar, kitabının 31. sayfasında “Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var” diyordu. Hem Luvilerin kim olduklarının bilinmediğini, hem de Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair izlerin kesin olmadığını söylüyordu. Ancak yukarıdaki alıntıda kuşkusu gitmiştir. “Bilinmeyen kadim bir tarihte” Luvilerin Anadolu’ya Asya’nın içlerinden geldiğini kesin bir dille söylüyor. Bilmediği kadim bir tarihi ben söyleyebilirim ona. Tufan’da Orta Asya’yı sular bastığında, suların önünden kaçan Uygurlar’ın bir kolu Aşağı Mezopotamya’ya inerken, bir kolu da Anadolu’ya yerleşmiştir! Sumerler nasıl Türk’se, Luviler de aynen Türk’tür! Zaten Erdoğan Çınar son sözünü söylemekte gecikmiyor: “Bütün bu bilgiler ve ihtimaller göz önüne alındığında, Onuncu Yüzyıl’dan başlayarak Asya’dan Anadolu’ya gelip yerleşen Türkmenlerin neden birden bire tutku ile Alevi oldukları daha da anlaşılır olmaktadır. Olasıdır ki Türkmenler Anadolu’da kendi inanışlarının asıl ve bozulmamış kaynakları ile karşılaştılar ve coşku içinde bu inanışa yeniden bağlandılar.”211 Her ne kadar Erdoğan Çınar “Bütün bu bilgiler ve ihtimaller” dese de söyledikleri ciddiye alınamaz. Söylence bile kabul edilemez. Onuncu yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenlerin kendi inançları ile karşılaştıkları doğru değildir. Erdoğan Çınar’a şunu söylemek istiyorum: Onuncu Yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenler hiç şaşırmamışlar mıydı? Genişçe anlattığım gibi Orta Asya Türklüğünün inanışı gökyüzünün Kutup Yıldızı ekseninde döndüğüydü. Bütün sistem Kutup Yıldızı’nın etrafında saat istikametinde dönüyordu. Oysa Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’nın Alevileri saat istikametinin tersine semah dönerler. Kutup Yıldızı Merkezli düşünmezler. Erdoğan Çınar’ın anlattıklarını bizzat kendisi yalanlamaktadır: “Modern insan, Polonyalı gökbilimci Kopernik’le birlikte ancak On Altıncı Yüzyıl’da Güneş sistemi ve gezegenler hakkında bilgi sahibi olurken, Alevi uygarlığı insanlığın Kopernik’le birlikte ulaştığı bilgilerden çok daha fazlasına yaratılıştan itibaren sahipti.”212 Tabii bu anlatım sübjektif bir anlatımdır, duygusal bir anlatımdır. Doğru bir anlatım da değildir. Eğer Aleviler “yaratılış”tan itibaren bugünkü sistemden daha fazlasını biliyorlarsa, herhalde Plüton’u da biliyorlardır. Peki, acaba neden, Orta Asya Türklüğü Dünya’nın masa gibi olduğunu, altlarına dört öküzün girdiğini, Dünya’yı Kutup Yıldızı’nın etrafında çektiklerini sanıyorlardı? Acaba neden bugün Güneş sisteminin bir öğesi olmayan Kutup Yıldızı’nın etrafında gezegenler de dahil tüm gök argümanları dönüyordu? Hazar’ın öte tarafındaki insanların yaradılış anlayışı ile Anadolu’daki halkın doğuş anlayışı neydi, fark var mıydı?.. Çalışma yapılırken duygu ve arzuları bir tarafa koymak gerekiyor. Ayrıca Erdoğan Çınar kavramları yerli yerinde de kullanmıyor. Örneğin Arş sözcüğünü gelişi güzel, her yerde kullanıyor. “Arş’ta toplanan Kırklar Meclisi...”213 diyor. Bu hatayı çok kez tekrarlıyor. Kırklar Meclis’i Arş’ta toplanmamıştır. Söylenceye göre arşın feleğinde, yani göğünde toplanmıştır. Oraya ise Arş-ı Âlâ denir. Arş sözcüğü gerçekten çok yanlış kullanılıyor. “Alevi inanışında yaratılış, kudretten kopan ve Arş’ta asılı duran bir kandilden (Güneş) gelen ışığın yeryüzüne ulaşması ile başlamıştır...”214 Aleviler eğer Kopernik’ten önce her şeyi biliyorlar ise Arş diye bir şeyin olmadığını da biliyor olmalıdırlar. Güneşin Arş’ta asılı durduğunun iddia edilmesi ise Arş’ın, Ferş’in, bu kavramların ne olduğunun hiç bilinmediğini göstermektedir. Ya da sırrı saklamak için kullanıldığını söylemek gerekir. Güneş, Kopernik’te ve zamanımızdaki bilgilere göre göğün dokuzuncu dairesinde değil, merkezinde bulunmaktadır. Oysa Kopernik’ten önce göğün yedi dairesel yörüngesi vardı ve her yörüngede bir gezegen bulunuyordu. Dünya’nın uydusu olan Ay gezegen olarak, sistemin merkezinde bulunması gereken Güneş de gezegen olarak kabul ediliyordu. İnanç sistemlerinde ise yedinci yörüngeden sonra yıldızlar, daha sonra da Arş geliyordu. Arş’ın feleği bütün felekleri çevreleyen felek demekti. Oysa Erdoğan Çınar Güneş’i merkezden alıp Arş’a yerleştirmektedir. Yine Erdoğan Çınar Arş’ın Dünya’nın göğü olduğunu sanmaktadır. Çok yanlış bir önerme. “Batıni” olduğunu iddia edenler, bazı kişiler, Alevilerin çok şey bildiklerini, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü bildiklerini söylemektedirler. Örneğin Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi adlı kitabında Alevilerin “Yaradılış”tan itibaren her şeyi bildiklerini söylüyor. Alevilerin göksel sisteme dair, “yaradılıştan” itibaren bildikleri hiçbir şey yok. Güneş sistemini de bilmiyorlar. Bildikleri Platon-Aristo-Batlamyus sistemidir ve o da çoktan tarihin çöplüğüne atılmıştır. Gökyüzünü nereden bilecekler? Gökyüzündeki sistemleri bilebilmeleri için önce en yakın sistem olan Güneş sistemini ve etrafındaki gezegenleri, gezegenlerin elips yörüngeler üzerinde dolaştığını bilmeleri gerekir. Yakın zamana kadar Uranüs, Neptün ve Plüton bilinmiyordu. Plüton 1930 yılında saptandı. Madem Aleviler Kopernik’ten çok önce, hem de “yaradılış”tan beri gökyüzünü, her şeyin döndüğünü biliyorlar, neden Uranüs, Neptün ve Plüton’u bilmiyorlardı? Alevilerin Dünya’nın döndüğüne dair, Güneş’in etrafında döndüğüne dair tek bir şiirleri var mı? Bilim dışı, akıl dışı söylemleri Alevilerin üzerine yüklemeye gerek yoktur. “Yaradılış” sırasında ellerinde hiçbir aleti edevatı olmayan ilk insanların, sanki ellerinde teleskop varmış gibi pek çok şeyi bildiklerini söylemek bilim dışıdır, akıl dışıdır, mantık dışıdır. Aleviler dogmayı reddederler. Bilimin gelişmesini dikkatle izlerler. Bilim insanla başlamıştır, insanla devam etmektedir. Deneyerek, sınayarak, yanlış yaparak, doğrusunu bularak, test ederek insanlık bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür. Hiçbir insan ne şimdi ne de “yaradılış”ta mutlak bilgiye sahip değildir. Alevilik tarihi insanlık tarihidir. 205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 31 206 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 181 207 Erdoğan Çınar, age., s. 182 208 Erdoğan Çınar, age., s. 182 209 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182 210 Erdoğan Çınar, age., s. 182 211 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182-183 212 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 121 213 Erdoğan Çınar, age., s. 129 214 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 54 Ünsal ÖZTÜRK aleviliğin sırrı kitabından 2007
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.064
Thanks: 12592
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Evet,
Şimdi ne olacak bakıp göreceğiz, Hamza Aksüt e, TANRI dağı kadar TÜRK lük YAFTASI atan Sn.Çınar bu Luvileri,Sümerlerin Türklükleri konusunda yazdığı yazılarını nasıl savunacak. Merakla bekliyeceğiz. Sn.Çınar bu yazıya da, kendisinde karşı TÜRKCÜ-İSLAMCILARIN saldırısı olarak nitelendirip, ESNAFLARIN KRİZDEN ETKİLENDİĞİNDEN saldırdıklarını da söyleyecektir. Bi ihtimalle, Bkalım , görelim zaman ne getirecek.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili işcanbaba Bu tartışma üslubu ve tarzı ile ne tartışmaya katkı sunabilirsin nede ortaya bir sonuç çıkar. "Sümerliler’in Aşağı Mezopotamya’nın yerlisi olmadıkları ve buraya sonradan geldikleri bilinmektedir.” diyor ?kim diyor? Sümerolog S. M. KRAMER . Sayın Ünsal Öztürk bu ufak detayı atlamış bilerek veya bilmeyerek(bana kalırsa bilerek) bunu söyleyen ,Sayın Çınar degil .Dünyaca Ünlü sümeroloğ ,S.M.KRAMER . Sevgili işcanbaba burası çok önemli ama sayın Öztürk malesef atlamış ve sanki bu Sayın Çınar'ın iddası gibi vermiş!!!! Alinti:
Yukarıdaki alıntıda olduğu gibi anynı yanıltmaca devam ediyor,sayın Öztürk ,Asya kökenli Sümerlilerin, ana yurtlarında aynı inanışın aynı kelimelerle ifade edilmesi Sümerliler’in bu inanış kalıplarına ana yurtlarında sahip olduklarını ve bu inanışlarını Aşağı Mezopotamya’ya M.Ö. 4000’lerden önce Asya’dan taşıdıklarına delil sayılabilir,diyor Erdoğan Çınar diyor ve ekliyor, Erdoğan Çınar’ın anlatımından Sumerlerin Mezopotamya’ya Orta Asya’dan geldikleri, Türk oldukları, inanış kalıplarını ve tengri sözcüğünü de gelirken beraberlerinde getirdikleri anlaşılmaktadır.Ama ne kadar ilginçtirki Sayın Öztürk bunuda ,Erdoğan Çınar'ın İddası gibi gösteriyor .Oysa İdda sahibi ,Sümeroloğ S.M.KRAMER . Bu iddalar ne zaman gündeme geliyor "9 Nisan 1974te son defa University of Pennsylvnaida üniversitenin Yakın, Orta ve Uzakdoğu dilleri uzmanları, ikisi Hind-Avrupa (George Cardona, Henry Hoenigswald), biri Mukayeseli Kızıl Derili Dilleri (John Fauht), biri Sümerolog (Ake Sjöberg), biri Assriolog (Earl Leichty) olan iki çivi yazıları uzmanı, toplam 22 kişilik bir grup ,Sümerolog S. M. KRAMER bu konuda, birde kitap çıkartıyor .Türk Tarih Kurumundan çıkan kitabın adı: "Tarih Sümerle Başlar," 1-Sümerlerin Türk olabilecegini idda eden ,Dünyaca ünlü Sümeroloğ S. M. KRAMER ve University of Pennsylvnaida Yakın, Orta ve Uzakdoğu dilleri uzmanları.ve bu konuda ciddi bilimsel deliller oldugu açık. Sevgili İşcanbaba ,Sayın Ünsal Öztürk'ün bilerek yanılttığı seninde gözü kapalı inandığın ilk yanılgı budur.İdda eden Sayın Çınar degildir ,Yukarıdaki Bilim adamlarıdır. 2-Erdoğan Çınar Türk düşmanı degildir ve şunu söylemektedir,eger Sümerler Türklerle Akraba ise Anadoluya geldiklerinde asıl Kadim inançlarının bozulmamış halini buldular ve buna sıkıca sarıldılar.Bu arada eger arkeolojik veya farklı bilgiler bize Türkler'le igili veriler sunarsa bunu neden ihmal edelim biz Türk düşmanı degiliz .Dünyanın saygın kabul ettigi Sümerolog S. M. KRAMER ve Türk Sümerolog MUAZEZ İLMİYE ÇIĞ, kanıtları ile bize bunu sunuyorlar bizim yapacağımız bu kanıtlar ışıgında tarihi inceleyip bizimle ilgili kısımlarını gün yüzüne çıkarmaktır.Boş laflarla bu tartışmaya katkı sunulmaz,olsa olsa sulandırılır oda kimsenin işine yaramaz. 3-Bu arada bir not alalım ve Sevgili işcanbabaya soralım ,oda isterse Sayın Öztürk'e sorsun .Bu makalede adı geçen UYGURLAR TÜRK'MÜDÜR . 4-Sevgili İşcanbaba ,Sayın Hamza Aksüt ve Sayın Ünsal Öztürk'ün kitaplarını okuduğunu söylüyorsun.O zaman lütfen bize Sayın Aksüt'ün Alevilige nasıl baktığını anlatırmısın?bende yaptığım eleştirileri gözden geçirme fırsatı bulurum. Ben Aleviligin İslamın içindemi dışındamı tartışmasına girmem,Alevilik Aleviliktir.Diyen sayın Hamza Aksüt Aleviligin İslam dışımı içimi oldugunu bize anlatmadan, hangi Aleviligi anlatacak ?bundan neden kaçıyor? Alevilik ,Aleviliktir diye birşey olurmu ?Alevilikle ilgili yapılan tartışmalardan haberi yokmudur ?sayın Aksüt'ün .Sayın Çınar Alevilik İslam dışıdır ve kökleride şuraya dayanır diyor ve tezlerini ortaya koyuyor. Ayrıca Sümerler Türk'lerle akraba olsada? olmsada ? Sayın Erdoğan Çınar'ın tezlerini nasıl etkiliyor anlamadım? sevgili işcanbaba,Sayın Çınar ne diyor ?Türkler ve Müslümanlar Anadoluda yokken Aleviler vardı.Sümerler Türklerle akraba olsada Anadoluya sonradan geldikleri ortada .Hal böyle iken yazının başında neden bahsettigin anlaşılır degil. Luviler,Sümerler ,Türkler'le ilgili nasıl bir açıklama bekliyorsun? Ya Sayın Aksüt?Aleviligi İslam içi görüyorsa bunun kanıtlarını ortaya koysun. İslam Dışı degil diyorsa ,Köklerini nereye dayandırdığını açıklasın,sen kitaplarını okudun ise sen açıkla.Ama bu Alevilik ,Aleviliktir olmasın lütfen. Sayın Ünsal Öztürk'ün Aleviligi İslamdışı olarak gördügünü biliyorum .Ama oda Köklerini nereye dayandırıyor ?onada bir açıklık getirilmeli. Sevgili İşcanbaba bunları açıklıga kavuşturabilirsek tartışmanın anlamı olacak ,ama şu kadarını söyleyeyim bu aralar Sayın Çınar karşıtı ne yazılsa üzerine atlıyorsun dikkat et sonra açıklayamayacagın laflar etme .Sorduğun soruları cevapladım ve benim sorularım var .Lütfen lafı fazla dolaştırmadan soruları cevaplandır. Saygılar Konu Ali karul tarafindan (02-22-2009 Saat 04:38 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Ali karul For This Useful Post: | İşcanbaba (02-22-2009) |
|
|
#4 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.064
Thanks: 12592
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Ali Karul,
Yine aynı yola geliyoruz, yani sen tarafından, Konu başlığı, ille Aleviler bir yere bağlanmalı mı? Bu yazı neye istinaden yazılmış, erdoğan ÇINAR ın, Hamza Aksüt, Ün Erdoğan Çınar Sıkandalı, yazısı sonrasında, Sn.Aksüt ün, yazısında olmamasına Rağmen, Sn.Çınar tarafından, TURANCI VE İSLAMcı ilan edilmesi üzerine yazılan bir yazı, Eğer ki, Türklerden bahsetmek, TURANCILIKsa, bu yazı gösteriyro ki, Sn.Çınarda TURANCI, Bu iddaları ilk önce kimin idda ettiği önemli değil, bunu tekrar edende, o fikri benimsiyor ki, yazısına alıyor, hatta kaynak göstermeden değil mi? Madem bu Alıntı, Sn. Çınar ı, TURANCI yapmıyor, Yazısında, TÜRK, KÜRK, İSLAM dan bahsetmeyen, sN.hAMZA aksüt Ü nasıl TURANCI YAPIYOR, sN.çINAR HANGİ NEDENLERLE, BU BEYANI YAPTI, Önce bunu acıklığa kavuşturalım, sonra, Alevilik Alevilik tir e geliriz, bende ALEVİLİĞİ, BR İNANCIN İÇİNE SIKIŞTIRILMASINA VE DIŞINDANDIR denmesine karşıyım, Böyle anlamsız, gereksiz TRTIŞMAYA karşıyım, Aleviliin IRKSAL kökeni yoktur, Pisagor hangi IRKDANDI, HERMES, BABİLLİLER, İSİs ler, Eflatuncular, Mansur, Aristo, vs. ler hangi ırktandır, Biz bunu EZOTERİK/BATIN ÖĞRETİ OLARAK ALGILARSAK , DAHA İYİ YOL ALACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM, buda bu yönde olmalı, amacımız ALEVİLERE köken aramak olmamalı,Alevilik öğretisi içindeki, değerleri aramk olursa, Buda dan, tutalım,Hid den gelelim,Uygur da, Mısırdean, Eski yunandan,Anadoludan, İran dan, vs. de, birikimlerle oluşan Aleviliği,öğretisine nerye bağlıyacağız, hangi IRKA mal edeceğiz, Bunları doğru bulmuyorum, Diğer konu ben burda yazılarımı, Sn.Aksüt ve Sn.Ünsal ın (Sn.Ünsal ı da tanımam.) adına yazmıyorum, Kendi adıma yazıyorum, Sahibinin SESİ değilim, Bir bilenin SÖZCÜSÜ değilim, Sn.Çınar ın, tezlerini etkilemesi ,bence şöyle ki; Kendisi söylem içinde TUTARLI değil, Alevilik TÜRKLÜKLE bağdaşmıyorsa, ve Luvü,Sümerlerle bağdaşıyorsa i, etki olabilir, bağdaşma olmaz, ve Onları TÜRK ilan etmesi ÇELİŞKİ, Yok değilse, söylenmediği halde, NİYE İNSANLARI YAFTaLIYOR. Evet, ALEVİLLİK ALEVİLİKTİR, Alevilik öğretisi bir IRKIN ürünü değildir, onun fikri değildir, Bence olur, Sence olmazsa, Delillendir derim, Mesela, Musahiplik HİTİLERDE , LÜVİLERDE VARMIDIR, Peki, eski Mısır da, TAPINKLAR DA, İBADET EDENLERDE, 1-IŞIKCI 2-SÜPÜRGESİ 3-LOKMACI 4-SUCU 5-BAŞ DİN ADAMI (PİR) 6-GÖZETMENCİSİ Vs. Vs. ler yokmuydu, ahha Hitilerde var, Hadin, Yok, Bizasnlarda var hadirn Konu şu Sevgili Ali can, Bilerek veya iyi niyetle, kaynaklarda TAHRİBAT yapıldımı yapılmadımı, Rahip lere PİR dendimi, Öğretmenlere Pir dendimi, Kiliseler CEMECİ diye değiştirildimi, Ve Ben Başkasının ALEVİLİK anlayışını da anlatmam, Alırsın kitaplarını okursun, anlarsın ki, Sn.Hamza Aksüt, Tarihcdir, İNANC ÖĞRETİSİ üzerine kitabı yoktur, Düşünclerini sohbet ortamında belki anlatır, Ankara ya geldiğinde gel seni tanıştıryım, konuşursunuz, Sn.Hamza Aksüt ün 4 kitabı var, ben sadece 1. tanesini okudum, Erenlerin ilk savaşı 1240 ismi ile olanı, yeni çıkan, ALEVİLİK isimli ve mahyeti, Alevi ocaklarının göç yollarını anlatan kitap, onu okumadım, Sanıyorum, o Kitapta da, Alevilik üzerine yazısı yoktur, Sn.Çınar, Türk düşmanı değilse, Niye TÜRKLÜK terimine ve onu yaznlara, Bir Suçmuş gibi olmadık SUÇLAMA getirdi. Okurlara bunu demek zorunda, Bir AYDIN olmanın ETİKLİĞİ bunu gerektirir bırak kendisi, YAZSIN, Sevili Ali Babasultan. bu YAZILARDA ki MUHATAP SN.çINARDIR. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.553
Thanks: 7745
Thanked 12735 Times in 5996 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ünsal Öztürk , Erdoğan Çınar'dan yanıt alamadığı yazısı için çağrı da bulunuyor: Gectiğimiz günlerde Erdoğan Çınar’a Eleştirilerini kendi kitabından kesitleriyle dile getiren Öztürk, “Ya Aleviler yanıtlasın, ya da erdoğan çınar”. “Erdoğan çınar'ın çalışmaları Aleviler için yıkımdır.” Diyerek Aynı eleştiri ve soruları tekrardan Çınar’a yöneltti
“M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Anadolu’ya gelen Hititler, yazışmalarında ve kayıtlarında çivi yazısı kullanıyorlardı. Ancak Hititler’den günümüze kalan kimi tabletlerin üzerinde, çivi yazısından başka bir yazı kullanılmıştı. Resimli işaretler biçimindeki bu kutsal sembollere ‘Hiyeroglif’ deniyordu. Hiyerogliflerin bir kısmı Hitit Dili’nde yazılmış iken bir kısmı Anadolu’da Hititlerle birlikte yaşamış ve derin izler bırakmış bir başka Anadolu halkının dilinde yazılmıştı. Hititler bu halka, Luviler diyorlardı. Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.”205 Alıntıyı dikkatle incelediğimizde, Anadolu’da Hititler ile birlikte yaşayan Luvi isimli bir halkın var olduğunu öğreniyoruz. Hititler Anadolu’ya M.Ö. 2000 yıllarından itibaren geliyorlar, ancak nereden geldikleri belli değil. Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Ancak, Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var! Erdoğan Çınar kitabının ileriki sayfalarında aynı konuya bir daha dönüyor. Bu kez başka bilgiler veriyor. Kitabının 180. sayfasından itibaren Sumerlerin yaradılış mitlerini tartışıyor. Sumerlerin tanrılarına “tengri” dediklerini söylüyor. Tengri Sumer dilinde gökyüzü anlamına geliyormuş. Tengri Sumer dilinde iki anlamda kullanılıyormuş: Gökyüzü ve Yaradan. Nihayet, Erdoğan Çınar, Tengri sözcüğüne Orhun Yazıtları’nda da rastlanıldığını anlatıyor.206 Tengri sözcüğü burada da aynen Sumerlerde olduğu gibi Gökyüzü ve Tanrı anlamında kullanılıyormuş. Türkleri ve Sumerleri karşılaştırdıktan sonra şunları söylüyor: “Asya kökenli Sümerlilerin, ana yurtlarında aynı inanışın aynı kelimelerle ifade edilmesi Sümerliler’in bu inanış kalıplarına ana yurtlarında sahip olduklarını ve bu inanışlarını Aşağı Mezopotamya’ya M.Ö. 4000’lerden önce Asya’dan taşıdıklarına delil sayılabilir. Sümerliler’in Aşağı Mezopotamya’nın yerlisi olmadıkları ve buraya sonradan geldikleri bilinmektedir.”207 Erdoğan Çınar’ın anlatımından Sumerlerin Mezopotamya’ya Orta Asya’dan geldikleri, Türk oldukları, inanış kalıplarını ve tengri sözcüğünü de gelirken beraberlerinde getirdikleri anlaşılmaktadır. “James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.”208 Demek ki Aşağı Mezopotamya, tufandan az etkilenmiş. En çok etkilenen ise “Asya içleri” imiş. Sumerler suların, hem de Tufan sularının önünden kaçarak, inanış kalıplarını ve tengri sözcüğünü Aşağı Mezopotamya’ya taşımışlar. Anlatım Tufan Söylencesi’ne de terstir. Tufan Söylencesi’nde Nuh’un gemisine binenler kurtulmakta, diğerleri bütün Dünya’yı basan sular tarafından yutulmaktadır. Bilindiği gibi bu da sadece söylencedir, hikâyedir. Tabii, tahmin edebileceğiniz gibi anlatım bitmedi. Yukarıdaki anlatımdan sizler Orta Asya’da adam kalmadığını, her yerin sular tarafından basıldığını sanabilirsiniz. Öyle değilmiş. “Tufan’dan sonra Orta Asya’da kalarak yurtlarını terk etmeyen Türkler de muhtemelen o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerliler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuş olmalılar.”209 Evet konu anlaşıldı. Uygur toprakları Tufan’da sular altında kalmış, Uygurlar suların önünden kaçmış, Tufan’dan az etkilenen Aşağı Mezopotamya’ya gitmişler. Herhalde orada Sumer adını almışlardır. Ancak, her ne kadar her yer sular altında kalmış olsa da Orta Asya’yı terk etmeyen Türkler de varmış. Onlar da aynen Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Türk Sumerler gibi tengri inanışlarını binlerce yıl boyunca korumuşlar. Şimdi de Luvilere bakalım. Bakalım Erdoğan Çınar olayı nasıl anlatıyor. “Anadolu’nun bilinen en eski halkı olan Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.”210 Siz de anlamışsınızdır, Erdoğan Çınar, kitabının 31. sayfasında “Luviler’in kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var” diyordu. Hem Luvilerin kim olduklarının bilinmediğini, hem de Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair izlerin kesin olmadığını söylüyordu. Ancak yukarıdaki alıntıda kuşkusu gitmiştir. “Bilinmeyen kadim bir tarihte” Luvilerin Anadolu’ya Asya’nın içlerinden geldiğini kesin bir dille söylüyor. Bilmediği kadim bir tarihi ben söyleyebilirim ona. Tufan’da Orta Asya’yı sular bastığında, suların önünden kaçan Uygurlar’ın bir kolu Aşağı Mezopotamya’ya inerken, bir kolu da Anadolu’ya yerleşmiştir! Sumerler nasıl Türk’se, Luviler de aynen Türk’tür! Zaten Erdoğan Çınar son sözünü söylemekte gecikmiyor: “Bütün bu bilgiler ve ihtimaller göz önüne alındığında, Onuncu Yüzyıl’dan başlayarak Asya’dan Anadolu’ya gelip yerleşen Türkmenlerin neden birden bire tutku ile Alevi oldukları daha da anlaşılır olmaktadır. Olasıdır ki Türkmenler Anadolu’da kendi inanışlarının asıl ve bozulmamış kaynakları ile karşılaştılar ve coşku içinde bu inanışa yeniden bağlandılar.”211 Her ne kadar Erdoğan Çınar “Bütün bu bilgiler ve ihtimaller” dese de söyledikleri ciddiye alınamaz. Söylence bile kabul edilemez. Onuncu yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenlerin kendi inançları ile karşılaştıkları doğru değildir. Erdoğan Çınar’a şunu söylemek istiyorum: Onuncu Yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenler hiç şaşırmamışlar mıydı? Genişçe anlattığım gibi Orta Asya Türklüğünün inanışı gökyüzünün Kutup Yıldızı ekseninde döndüğüydü. Bütün sistem Kutup Yıldızı’nın etrafında saat istikametinde dönüyordu. Oysa Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’nın Alevileri saat istikametinin tersine semah dönerler. Kutup Yıldızı Merkezli düşünmezler. Erdoğan Çınar’ın anlattıklarını bizzat kendisi yalanlamaktadır: “Modern insan, Polonyalı gökbilimci Kopernik’le birlikte ancak On Altıncı Yüzyıl’da Güneş sistemi ve gezegenler hakkında bilgi sahibi olurken, Alevi uygarlığı insanlığın Kopernik’le birlikte ulaştığı bilgilerden çok daha fazlasına yaratılıştan itibaren sahipti.”212Tabii bu anlatım sübjektif bir anlatımdır, duygusal bir anlatımdır. Doğru bir anlatım da değildir. Eğer Aleviler “yaratılış”tan itibaren bugünkü sistemden daha fazlasını biliyorlarsa, herhalde Plüton’u da biliyorlardır. Peki, acaba neden, Orta Asya Türklüğü Dünya’nın masa gibi olduğunu, altlarına dört öküzün girdiğini, Dünya’yı Kutup Yıldızı’nın etrafında çektiklerini sanıyorlardı? Acaba neden bugün Güneş sisteminin bir öğesi olmayan Kutup Yıldızı’nın etrafında gezegenler de dahil tüm gök argümanları dönüyordu?Hazar’ın öte tarafındaki insanların yaradılış anlayışı ile Anadolu’daki halkın doğuş anlayışı neydi, fark var mıydı?..Çalışma yapılırken duygu ve arzuları bir tarafa koymak gerekiyor. Ayrıca Erdoğan Çınar kavramları yerli yerinde de kullanmıyor. Örneğin Arş sözcüğünü gelişi güzel, her yerde kullanıyor. “Arş’ta toplanan Kırklar Meclisi...”213 diyor. Bu hatayı çok kez tekrarlıyor. Kırklar Meclis’i Arş’ta toplanmamıştır. Söylenceye göre arşın feleğinde, yani göğünde toplanmıştır. Oraya ise Arş-ı Âlâ denir. Arş sözcüğü gerçekten çok yanlış kullanılıyor. “Alevi inanışında yaratılış, kudretten kopan ve Arş’ta asılı duran bir kandilden (Güneş) gelen ışığın yeryüzüne ulaşması ile başlamıştır...”214 Aleviler eğer Kopernik’ten önce her şeyi biliyorlar ise Arş diye bir şeyin olmadığını da biliyor olmalıdırlar. Güneşin Arş’ta asılı durduğunun iddia edilmesi ise Arş’ın, Ferş’in, bu kavramların ne olduğunun hiç bilinmediğini göstermektedir. Ya da sırrı saklamak için kullanıldığını söylemek gerekir. Güneş, Kopernik’te ve zamanımızdaki bilgilere göre göğün dokuzuncu dairesinde değil, merkezinde bulunmaktadır. Oysa Kopernik’ten önce göğün yedi dairesel yörüngesi vardı ve her yörüngede bir gezegen bulunuyordu. Dünya’nın uydusu olan Ay gezegen olarak, sistemin merkezinde bulunması gereken Güneş de gezegen olarak kabul ediliyordu. İnanç sistemlerinde ise yedinci yörüngeden sonra yıldızlar, daha sonra da Arş geliyordu. Arş’ın feleği bütün felekleri çevreleyen felek demekti. Oysa Erdoğan Çınar Güneş’i merkezden alıp Arş’a yerleştirmektedir. Yine Erdoğan Çınar Arş’ın Dünya’nın göğü olduğunu sanmaktadır. Çok yanlış bir önerme. “Batıni” olduğunu iddia edenler, bazı kişiler, Alevilerin çok şey bildiklerini, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü bildiklerini söylemektedirler. Örneğin Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi adlı kitabında Alevilerin “Yaradılış”tan itibaren her şeyi bildiklerini söylüyor. Alevilerin göksel sisteme dair, “yaradılıştan” itibaren bildikleri hiçbir şey yok. Güneş sistemini de bilmiyorlar. Bildikleri Platon-Aristo-Batlamyus sistemidir ve o da çoktan tarihin çöplüğüne atılmıştır. Gökyüzünü nereden bilecekler? Gökyüzündeki sistemleri bilebilmeleri için önce en yakın sistem olan Güneş sistemini ve etrafındaki gezegenleri, gezegenlerin elips yörüngeler üzerinde dolaştığını bilmeleri gerekir. Yakın zamana kadar Uranüs, Neptün ve Plüton bilinmiyordu. Plüton 1930 yılında saptandı. Madem Aleviler Kopernik’ten çok önce, hem de “yaradılış”tan beri gökyüzünü, her şeyin döndüğünü biliyorlar, neden Uranüs, Neptün ve Plüton’u bilmiyorlardı? Alevilerin Dünya’nın döndüğüne dair, Güneş’in etrafında döndüğüne dair tek bir şiirleri var mı? Bilim dışı, akıl dışı söylemleri Alevilerin üzerine yüklemeye gerek yoktur. “Yaradılış” sırasında ellerinde hiçbir aleti edevatı olmayan ilk insanların, sanki ellerinde teleskop varmış gibi pek çok şeyi bildiklerini söylemek bilim dışıdır, akıl dışıdır, mantık dışıdır. Aleviler dogmayı reddederler. Bilimin gelişmesini dikkatle izlerler. Bilim insanla başlamıştır, insanla devam etmektedir. Deneyerek, sınayarak, yanlış yaparak, doğrusunu bularak, test ederek insanlık bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür. Hiçbir insan ne şimdi ne de “yaradılış”ta mutlak bilgiye sahip değildir. Alevilik tarihi insanlık tarihidir. 205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 31206 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 181207 Erdoğan Çınar, age., s. 182208 Erdoğan Çınar, age., s. 182209 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182210 Erdoğan Çınar, age., s. 182211 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182-183212 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 121213 Erdoğan Çınar, age., s. 129214 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 54 Ünsal ÖZTÜRKaleviliğin sırrı kitabından 2007 [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 1217
Mesajlar: 170
Thanks: 359
Thanked 380 Times in 146 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 184) Hiç sağa sola sapmadan, Erdoğan Çınar'ın kitabından olduğu gibi yukarıdaki düşüncelerin, Sümerlerin Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullandığı söyleminin kime ait olduğunu yazınız. |
|
|
|
|
|
|
#7 | |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sayın Aliimren buradaki asıl konu şudur ,Sümerlerin Türklerle akraba olması veya olmaması Sayın Erdoğan Çınar'ın tezlerini etkilermi? Etkilemeyecegi ortadadır sebebi ise ,Sayın Çınar Türkler ve Müslümanlar Anadoluda yokken Aleviler vardı diyor.Sümerler türk olsa ne yazar olmasa ne? Genede bilgi olsun diye aktarıyorum Sümerlerle ilgili iddaları. Saygılar. Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler ![]() Sümerce, Sümerlerin Güney Mezopotamya’da M.Ö. 4. binyıldan itibaren konuştukları dildir. Bilinen ilk yazılı dildir. M.Ö. 2000 yıllarında Akadca bölgede konuşma dili olarak Sümercenin yerini almış, Sümerce ise bilimsel ve dinsel bir dil olarak M.S. 1.yy’a kadar varlığını sürdürmüştür. Osman Nedim Tuna Sümerce ile Türki diller arasında tarihi bir ilgi bulunduğu iddiasını 168 kelime ve gerekli açıklamalarla destekleyen Osman Nedim Tuna 1962’de doktora için gittiği Amerika’da, bu konudaki çalışmalarını yoğunlaştırmış ve 1982’de çalışmalarını topladığı Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Meselesi adlı eseri, altı başlık altında toplanmıştır: 1. Giriş; 2. Sümerce Türkçe Ses Denklikleri ‘Kurallar’; 3. Malzemenin Tartışılması, Metod ve Yorum; 4. Sonuç; 5. Son Söz; 6. Kaynakça ve Kısaltmalar. Bilim adamlarının Sümerce ile ilgili düşünceleri Hartmut Schmokel, Sümer dili konusunda şöyle demektedir: Kelime yapısı bakımından Sümerce,heceli bir dildir.Bu tip bir dil Avrupa’da Fin-Uygur ve Asya’da da Türk dilleri tarafından temsil edilir.Genellikle tek heceli ve değişmez bir kökün,kendi başına anlamı olmayan eklerle kullanımından oluşur.Bu dilin bir diğer ayırt edici karakteri,aynı kelimenin çok anlamlı olmasıdır ki,örneğin Çin dilinde olduğu gibi,inişli-çıkışlı,ince ve kalın sonlama biçiminde vurgulama gerektirir. Leonard Woolley ise Sümer dili konusunda şöyle der: (Mezopotamyaya) gelen sonuncu göçmenler Sümerler oldular.Bunlar yazılara ‘kara kafalar” diye aktarılan siyah saçlı bir halktı ve etimolojik bakımdan değilse bile,yapısı bakımından eski Turan türkçesine benzeyen heceli bir dil konuşuyorlardı. Louis Huot: Bizim yazıları anlamaya başladığımızdan beri, MÖ. 2500 yılları boyunca yazılan Sümercenin dil kökeni belirsizliğini korumaktadır. Daha 1869’ da, Fransız Jules Oppert, ne assurca ve ne de Babilce olan bu tablet diline Sümerce demişti. Fakat bu dilin bilimsel bakımdan varlığını temellendirmek ancak 1923 yılında Arno Poebel’in Sümer Gramerini yayınlamasıyla olmuştur. Bu dil,heceli bir dildir ve yapısal olarak diğer bir çoğuna (bu arada örneğin Türkçeye ) benzemektedir. Fakat [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] bakımdan,ölü veya yaşayan hiçbir benzeri yoktur. Sümerce ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler Sümerler,’yer’e ‘ki’,göğe ‘an’,rüzgara da ‘yil’ ;yer ve gökten oluşan evrene An-ki demişlerdir. Türkçe ve Moğolcada, yer, yir, kır, tan, yel, yil , tengri, tengere sözcükleri, Sümerlerle benzeş ses ve anlamda olmak üzere,günümüzde de yaşamaktadır. Sümerlerin çivi yazılı metinleri birçok bilim adamı tarafından incelenmiştir. Bu incelemelerin sonucunda ortaya çıkan şudur ki: Sümer sözcükleri, genel olarak Türk lehçelerinde kullanılan sözcüklere benzemektedir. Hatta bazı deyimler aynen tekrarlanmaktadır. Örnek olarak çibin, Sümercede “sinek” anlamına gelen bir kelimedir. Günümüz Türkçesinde unutulmaya başlayan cibindirik, cibinlik kelimesi sineklerden koruyucu perde anlamına gelmektedir. Sümerce Karaçay Türkçesi Türkiye Türkçesi az az Az baba ata Baba (ata) gaba gabara Yünlü yelek daim dayım Doyum, doyma me men Ben mu Bu, ol Bu, o ne ne Ne Ru ur Vur Er er Er, asker Tu Tuv- Doğ- Tud tuvdu doğdu Ed öt geç Çar çarh çark guruvaş karavaş Kadın köle uş üç üç üd ot Od, ateş Uzuk uzun uzun Tuş tüş- in-, aşağı inmek Eşik Eşik Eşik ,kapı Aur avur ağır Jau Jav/cav Yağ Jen Jer/cer Yer Egeç egeç kızkardeş Or or Orak çalmak Kal kal- Kal- Kız kız Kız Kuş kuş Kuş Uat uvat- Ufala-, kır- Jarık Jarık/carık Aydınlık, ışık Jaz Jaz/caz- Yaz- Jün Jün/cün Yün Jol Jol/col Yol Jır Jır/cır Türkü, şarkı (Ir) Jarım Jarım/carım Yarım Çolpan çolpan Sabah yıldızı Çibin çibin Sinek (cibin-lik) İrik İrk/irik 5 yaşındaki koç Kur kur Kur- koru koru Koru- küre küre Küre- Kadau kadav Sürme kilit Kan kan Kan San san Sayı ikki eki İki Buz buz Boz Üz üz Kopar Süz süz Süz Ez öz Öz, kendi Ör öl Öl ul ul Oğul Konu Ali karul tarafindan (02-24-2009 Saat 04:00 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Devrim06 (02-24-2009) |
|
|
#8 | |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 1217
Mesajlar: 170
Thanks: 359
Thanked 380 Times in 146 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Sorularıma cevap veriniz: 1. “Luvilerin kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 31) a) Luvilerin kim oldukları biliniyor mu? b) Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var mı? 2. “Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.” (age., s. 182) a) Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler midir? b) Luvilerin ayak izleri bizleri Asya’nın içlerine götürüyor mu? c) Bilinmeyen kadim bir tarihte onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden mi gelmişlerdi? 3. “James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.” (205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182) a) Uygur İmparatorluğu Tufan’da sular altında kalmış mıdır? b) Naakal Yazıtları Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğundan Batı Tibet’e taşınmış mıdır? c) Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişler midir? 4. “Sümerler uygarlıklarını taşıdıkları Aşağı Mezopotamya’daki ilk yerleşim yerine ‘Pek çok uzakta kurulan ev’ anlamına gelen ERİDU ismini verdiler. Belli ki çok uzak bir yerden gelmişlerdi. Yeterli kanıt olmamakla birlikte Hazar denizinin ötesinden, Asya’nın içlerinden geldiklerine dair önemli ipuçları vardır. Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlardı. … Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 184) a) Sümerler Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlar mıydı? b) Sümerlerin ana yurdu Orta Asya mıydı? c) Sümer inanışının asıl kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu muydu? 5. “Tufan’dan sonra Orta Asya’da kalarak yurtlarını terk etmeyen Türkler de muhtemelen o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerliler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuş olmalılar.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 182) a) Tufan’dan sonra Orta Asya’da Türkler kalmış mıydı? b) O Türkler de o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuşlar mıydı? c) Orta Asya’da kalan Türkler de Büyük Uygur İmparatorluğu’na mı aittiler? Sayın Karul Bu sorulara başka sözde bilim adamlarının, ırkçıların alıntılarıyla değil, Erdoğan Çınar’ın yazdıklarıyla cevap veriniz. Sizin görüşünüz nedir? Sorulara tek tek lütfen cevap veriniz. “Ne yazar ne yazmaz” gibi değil, doğru dürüst cevaplayınız. Son yapılan tetkiklere göre Luviler Orta Asya’nın neresinden gelmişlerdi? |
|
|
|
|
|
|
#9 | ||
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili İşcanbaba Anlaşılan bu konuyu seninle tartışmanın anlamı kalmadı Şunu belirtmeden geçemeyecegim ,bu sahibini sesi veya bir bilenin sözcüsü muhabeti sana hiç yakışmamış ve çok çirkin bir üslup. Bu tavrını esefle kınıyorum Alinti:
Bak eger ortada bir sahiplik varsa ,sahibini sesi olmak budur işte.Hiç okumadığın ve bilmedigin bir konuda sadece tanıdığın ve köyünün yemekli gecesine gelen bir yazarı cansiperhane savunmandır. Bu anlamadığın veya bilmedigin iddası kendi yazından belki okumadan cevaplarsın bilgin olsun diye hatırlatıyorum benim iddam degil. Bilmedigin konularda yazmaya ,birilerini savunmaya kalkar ,sözcülügüne soyunur,arkasındanda sözcüsü degil gibi davranırsan,söz biryerde biter. Ve konu senin yaptığın gibi sahibi,sesi,birbilen vs gibi saldırılara başlar. Ve son yazdığım yazıya yazdığın ,laf kalabalığına döner. Bu konuyla ilgili sana son mesajımdır.Kendin yazmışsın zaten, ne yazılan kaynaklardan haberin var,nede konu hakkında bilgin. Biz neyi tartışıyoruz o zaman ? Saygılar Ali Karul. Konu Ali karul tarafindan (02-25-2009 Saat 05:17 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
|
|
#10 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Sevgili Aliimren
Şu konuya bir açıklık getirimisin? Sümerlerin Türk'lerle akraba olması ,Sayın Erdoğan Çınar'ın tezlerini nasıl çürütür? Sadece Sayın Aksüt'ü ve Sayın Ünsal Öztürkü savunma pisikolojisi ile degil,Aleviligi tartışma ve katkı sunma derdinde iseniz?tartışmayı doğru yapalım. Bu imla avcılığını bırakıp işin özünü tartışalım. Siz Silvanusu, Carbeas,Chrysocheir'i,tartışacaksanız ?önce Pavlikanlardan başlamanız gerekir.Pavlikanlar Alevi degilse zaten digerlerini tartışmanın anlamı kalmaz. Tabi bu tartışmaya başlamadan önce,Aleviligin tanımını yapmanız gerekir. 1-Alevilik İslamın İçindemi dışındamı?hz Ali ve oniki imamların ,Alevilikle ilgileri varmıdır. a)İslam dışında ise kökleri nereye dayanır?Serçeşme kimdir? b)İslam içinde ise kiminle başlamıştır? c)İslam dışı ise pavlikanlarla ve Türklerle ilişkisi nedir? 2-Pir Sultan Abdal kimdir ?hangi tarihte yaşamıştır? 3-Hüseyingazi ve Battalgazi kimdir ve nezaman yaşamışlardır? 4-Şah İsmail Alevimidir? 5-Erdebil Dergahının Alevilerle ilgisi varmıdır? 6-H.Bektaş-i Veli kimdir ve ne zaman yaşamıştır?kimden el almıştır? 7-Alevilikte Pir olmanın koşulları nelerdir? 8-Aleviligi günümüze taşıyan nelerdir? 9-Ocakların kurucuları arasında on iki imamlardan kimse varmıdır?ve ocakların işlevi nedir? Sevgili Aliimren bu tartışmanın verimli olmasını istiyorsanız lütfen bu soruları cevaplayıp ,kendi sorularınızı sorun ben cevaplayayım. Sizin Alevilige bakışınızı bilmeden sizinle detay tartışması yapmanın anlamsız oldugunu düşünüyorum. Saygılar Ali Karul |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bir, gelmeliler, mutlaka, yerden, ünsal, öztürkaleviler |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||