![]() |
|
![]() |
|||||||
| Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları Aşiret / Ocak / Köken Araştırmalarını paylaşabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bizden Biri |
Üsküdarlı Haşim Baba, bu isimle meşhur olmakla birlikte künyesi, Eş-Şeyh Es-Seyyid Haşim Mustafayü'l- Üsküdarîyü'l- Celvetîdir.[1] 1130/1718 yılında İstanbul-Üsküdar'da doğmuştur.[2] Eş-Şeyh Es-Seyyid Yusuf-ı Pir-i Saniyyü'l-Bandırmavinin oğludur ve şeyhliği babasından tevarüs etmiştir. Tarikat ve soy silsilesi Şeyh Safiyüddin Erdebilî'ye ve İmam Musa Kazım'a kadar çıkmaktadır.(SK-HP-45/23)[3] Haşim Baba Celveti olduğu gibi aynı zamanda Melamidir de. Divanının önüne ve arkasına eklenen Haşim Baba'ya ait Melamilerin seyr ü sülukuyla ilgili yazılar mevcuttur. "Der Beyan-ı Hazerat-ı Hams Ala Meşreb-i Melamiyye ve Mesleki Sufiyye" (SK-HP-568/86) "Varidat-ı İlahiye Ala Meslek-i Melamiyye Der Beyan-ı Ufk-ı Selase" (SK-HP-568/90) "Varidat-ı İlahiye li's-seyyidati'l-İmami'l-Melamiyye" (SK-HP-568/91) onun yolunu belirten yazılarından bazılarıdır.
Tarikat silsilesi Divan'ının girişinde şöyle verilmektedir: Üsküdarlı Mahmud Efendi// Mehmed Fenaî Efendi// Şeyh Veliyüddiü'l-Mücahidü'l-Tophanevî// Şeyh Hamidü'l- Moraviyyü'l- Bandırmavî// Eş-Şeyh Es-Seyyid Yusuf-ı Pir-i Saniyyü'l-Bandırmavi//, Eş-Şeyh Es-Seyyid Haşim Mustafayü'l- Üsküdarîyü'l- Celvetî şeklindedir. (SK-HP-568/2.a) Bektaşilere ait bir yazma defterde de Haşim Baba'nın şeceresi ve halifelerinin doğum ölüm tarihleri verilmektedir: Tarih-i vefat-ı Şeyh Hamid Efendiyyü'l-Moravî: 1139/1726 Tarih-i intikal-i Yusuf Efendiyyü'l-Bandırmavî: 1165, 18 rebiyyülevvel, Cuma gecesi saat 9/ 2 Şubat 1752 Tarih-i vefat-i Haşim Efendiyyü'l-Üsküdarî: 1197, 19 şevval, yevm-i Salı/ 9 eylül 1783 Tarih-i vefat-ı Mehmed Efendi b. Haşim Efendi: 1188, 20 rebiyyülahir, yevm-i Salı (Büyük pirleri Yusuf Efendi hazretlerinin türbesinde medfundur) 6 haziran 1774 Safiyyüddin b. Mehmed Efendi: tarih-i veladet: 1173, 17 cemaziye'l-ahir, leyl-i Salı saat 7/ 12 kasım 1759; tarih-i vefat: 1233/1817 (Manisa'da medfundur) (Biatleri Haşim Efendimizden) Üsküdarlı Hâşim Baba El-Hac Galib Efendi b. Mehmed Efendi: tarih-i veladet: 1175/1817; tarih-i vefat: 1247/1831 (Biatleri Haşim Efendimizden) Mehmed Muhsin Efendi b. Mehmed Efendi: veladet ve vefatları na malum Hüseyin Cevad Efendi b. Mehmed Efendi: vefat: 19 ramazan 1197/8 ağustos 1783, pazartesi saat 9 Eş-Şeyh Abdurrahim Selamet Efendi bin Safüyiddin Efendi: Tarih-i veladet 1196/1781; postnişin oldukları tarih: 1247/1831; tarih-i vefatlerı 21 ramazan 1266, yevm-i Salı saat 8/ 7 temmuz 1858 (Biatleri Haşim Efendimizden) (İBŞBAK-K-415/6.a)[4] Üsküdarlı Haşim Baba'nın Celvetî-Melâmî yolunun bir müddet daha yürüdüğü bilinmektedir. Bektaşî yolu da oğlu Mehmed Asım Efendi ile yürümüştür. Baş tarafında Üsküdarlı Haşim Baba'nın şiirlerinin bulunduğu bir yazma eserin son birkaç sayfasında Mehmed Asım Efendi'nin şiirleri de bulunmaktadır. Şiirlerin ilkinin son kısmında ise "Mesnevî der zuhûr-ı Vidin Es-seyyid Mehmed Asım Baba Bektaşiyy'ül-Hüseynîyü'l-Üsküdârî Bandırmalızâde" ibâresi kayıtlıdır. Şiirin sonunda 1197/1783 tarihi bulunmaktadır. (SK-HP-45/20.a) Haşim Baba yukarıdaki Bektaşi defterindeki (İBŞBAK-K-415) kayıttan ve bugün Üsküdar'da bulunan kabrinin mezar taşından da anlaşılacağı üzere Bektaşilerce de mürşid olarak görülmektedir. Cumhuriyet döneminde yeniden yaptırılan ve günümüz Türk Alfabesiyle Fafir Baba tarafından yazılan mezar taşında şu ifadeler bulunmaktadır: "Hü Dost, Nazenin Canlarının aziz büyüğü, derman arayanların muini, Kutb-ı Alem, Hadimü'l-Fukara, sahib-i divan, evlad-ı Peygamber, nesl-i Al-i Aba Hazret-i Seyyid Haşim Baba" denilmektedir. Alt kısımda Fahir Baba'ya ait yazım hatalarıyla dolu bir kitabe mevcuttur. Ancak Bedri Noyan Dedebaba, Haşim Baba'nın Bektaşî babalığı icâzetinin teberrüken olduğunu belirtmektedir.[5] Anka-i Maşrık Haşim Baba'nın yaşamış olduğu 18. yüzyıl sonlarının toplumsal ilişkiler ve kognitif (bilgisel) olarak iyi bir yansımasıdır. Ama Haşim Baba bizzat kendisi bir tarikat şeyhi olarak bu durumu en güzel bir biçimde yansıtmaktadır. Haşim Baba bir Celvetidir. Aynı zamanda Melami ve Bektaşidir. Belli bir açıdan bakıldığında toplumun üç kısmına (Celveti, Melami ve Bektaşilere) şeyhlik, kutupluk etmiş bir birleştirici toplum adamıyla karşı karşıya bulunulmaktadır. Ancak, karşı açıdan bakıldığında durum değişmektedir. Kendilerini yanı sıra Melami ve Bektaşilerin de şeyhi olmuş olan Haşim Baba, bir kısım Celvetilerce dışlanmıştır. Hatta, vefatında cenazesi Celveti Asitanesine sokulmamıştır.[6] Bu da toplumsal ayrılıkların ortaya çıkışı şeklinde değerlendirilebilir. İnanç temelli her yeniden bir başka biçimde birleşme, yeni ayrılışlar ve dağılmaları da başlatabilmektedir. Diğer bir toplumsal birleşme ve ayrılma ise Mevlana Celaleddin Rumi'ye karşı yaptığı "meczub" nitelendirmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nitelendirme bir çok Mevlevi'yi gücendirmiştir.[7] Üsküdarlı Haşim Baba Anka-i Maşrık isimli eserini Muhyiddin İbn Arabi'nin Anka-i Muğrib isimli eserinden etkilenerek yazmıştır. Muğrib kelimesini yanlışlıkla Mağrib okuyarak bu kitabı yazdığına dair görüşler vardır.[8] Bunun yanı sıra Anka-i Maşrık olarak değerlendirerek bir nazire şeklinde yazdığını söyleyenler de mevcuttur.[9] Kanaatimiz ikinci görüşün doğru olabileceğidir. Çünkü İbn Arabi'nin eserlerini Arapça aslından okuyup anlayan birisinin böyle bir hatayı yapmış olması ihtimal dışı gibi görünmektedir. Gerek Haşim Baba bizzat, gerekse özelde onun Anka-i Maşrık adlı eseri, bir bilgi anlayışı türünü temsil etmektedir. Bu bilgi türü "tanrının bilgisidir" ehlullah değimiz insanlara ehl-i beyt kanalıyla aktarılmıştır. Yani bu tasavvufi bilgidir. Burada vurgu "tanrı bilgisi"ne olduğu kadar "ehli beyt silsilesi"nedir de. "Sır" olarak da söz edilen bu bilgi ancak seyyid ve şerifler tarafından "aktarılabilir", fakat daha önemlisi ancak seyyid ve şerifler tarafından "açıklanabilir". O kanaldan beslenmemiş olanlar bu "bilgi"yi anlayamazlar. Osmanlı Devletinin gücü de "Tanrı bilgisi"ne sahip "seyyid" padişahların mevcudiyetinden gelmektedir. Haşim Baba'ya göre, Ehl-i Beyt kanalıyla ehlullaha aktarılan "Tanrısal bilgi" "simgesel harfler"le ifade edilmektedir. Harflerle kişiler ve olaylar arasında bir bağlantı mevcuttur. Haşim Baba bu anlayışında Hurufiliğin kurucusu Fazlullah Hurufi'nin (800/1398) değil Muhyiddin Arabi'nin (vefat: 638/1240) izindedir. Bu durumu da zaten Anka-i Maşrık'da belirtmektedir. Haşim Baba'nın simgeciliği Hz. Ali'ye izafe edilen "cifr ilmi"[10] nin etkisindedir. Anka-i Maşrık'daki simgesel öğeler, Cavidanname, İlahiname ve Dürr-i Yetim isimleriyle kütüphanelerimizde bulunan Fazlullah Hurufi'nin eserleri ve tercümelerinin etkilerini taşımaz. Muhyiddin Arabi'nin Şecere-i Numaniyye isimli eseri bu "cifr" konusunu açıklamaktadır. Konuyla ilgili şerhler de mevcuttur.[11] Haşim Baba bu ilmin temelini Hz. Ali'ye dayandırmaktadır. Osmanlı Toplumu da tıpkı Haşim Baba gibi "cifr" in etkisinde kalmıştır ama Hurufilik ancak dar, kapalı ve "sır cemiyeti" türünden topluluklarda yaşayabilmiştir. Anka-i Maşrık Haşim Baba gerek Celveti, gerek Melami, gerekse Bektaşi, her ne olursa olsun, bir muhibb-i al-i Resul/(Peygamber âilesinin seveni) ve bir bende-i al-i abadır/(Peygamber ailesinin kölesi). Kendisinde görülen en önemli özellik işte bu ehl-i beyt[12] sevgisidir. Bu durum Anka-i Maşrık'ta kuvvetle hissedilmektedir. Haşim Baba'nın gerek, Divanında, gerek makalelerinde ve gerekse ele alınmakta olan Anka-i Maşrık'ında ortaya çıkan ikinci özelliği ise simgeciliğidir. Haşim Baba, Anka-i Maşrık'ın baş kısmında bütün nesnelerin (eşya) tanrı var olduğu için var olduğunu, ve bu bütün var olanların sırf (mahza) nur olan Mustafa'nın varlığıyla var olduklarını belirtmektedir. Ona göre, bütün resuller, nebiler hakikat nurundan hissedardır. Ashab-ı safa yani veliler ve Hz. Muhammedin soyundan gelenler hakikatten hissedardırlar. Nebilerin nurunun, Aliyyü'l-Murtaza'nın ilminin varisi olanlar "ve rabbinin nimetlerini an (Kuran/93/11)" ayeti gereğince dil den dile nakl olan ilimlerin sağlamlanması, ve Kuran'nın sırrının açılması için nice nice ilahi hükümlerin sırlarını ve kozmik (kevni) olayları, ilahi ilhamlar, sembollerle (remz ü ima) açıklamışlardır. Hicri 1130 miladi 1717'de ise bu sırları açıklamak için Haşim Baba zuhur etmiştir. Haşim baba bu sırları Hanedan-ı Nübüvvetten geldiği şekilde Anka-i Maşrık ismiyle açıklamıştır. Hak üzerindeki şüphe ve inkar karanlığını gidermek, bazı eksik idrakli cahillerin taklitçilerinin yalanlarını düzeltmek için bu kitabı yazmıştır. (SK-HM-ANKMA/1-2)[13] Haşim Baba bu sırların açıklanmasının hanedan-ı nübüvvet kanalıyla olabileceğini belirtmektedir. O, ibn Abbas (ra)'ın "İmam Ali'ye 19 ilim verildi. Bu ilimlerin son onunu en iyi bilen oydu. Bir gün Hazret-i Ali elimden tuttu, ‘Ey İbn Abbas oku dedi' ben de bismillahirrahmanirrahim dedim. Besmelenin ‘be' sini bana sabaha kadar anlattı. Rum meliki Herakil, Hz. Ömer'e fatiha'nın sırlarını sormak için bir elçi gönderdi. Ali Ömer'e fatihanın sırlarıyla ilgili gerçekleri anlattı. Bu ortamda melikin elçisi bir sarhoşluk ve hüzün oluştu." (SK-HM-ANKMA/4) Haşim Baba Anka-i Maşrık'ta harf simgeciliğinin sırlarından da bahsetmektedir. Hz. Ömer'in Hz. Ali'den öğrendiği harf sırlarını elçiye anlattığını belirtmekte ve "Duyduğu harf sırları onda haset husule getirdi Bu harfler: se(peltek), cim, hı, zel, şın, zı ve kaftır. Bil ki bu harflerin sırrını daha önce kimse bilmiyordu." dediğini yazmaktadır. Haşim Baba, Anka-i Maşrık'da Arapça olarak yazdığı bir kısımda Hz. Ebubekir'in "Her kitabın bir sırrı vardır. Kur'andaki sır da surelerin başlarındaki harflerdir" şeklindeki bir sözüyle, Hz.Ali'nin "Her kitabın bir özü vardır. Kuran'ın özü de huruf-ı mukataalardır" biçimindeki sözü aktarılmaktadır. Devam eden satırlarda ise "Kuranın başındaki bu harflerin sırrını akl-ı selîm sahibi, kuvvetli dini ve imanı olan hiç kimse inkar edemez" cümlesini nakletmektedir. Haşim Baba bu ilmin Fatıma ve Ali evladına ve onların soyundan gelenlere verildiğini, bunun nesilden nesile aktarıldığını, ve ehl-i beyt soyundan gelenlerin dışındakilerin bu sırrı açıklayamayacaklarını söylemektedir. Ehl-i beyt kanalıyla gelen bu sır ilim şimdi -Haşim Baba'ya göre- kendisi de bir seyyid olan Muhyiddin İbn Arabi aracılığıyla Rum'a yani Anadolu topraklarına aktarılmıştır. Burada İbn Arabi'nin "Anka-i Muğrib"ine telmih vardır. Haşim Baba, Anka-i Maşrık'ın özü olan simgelerden birini şöyle belirtmektedir: Osmanlı Devleti'ni ayakta tutan padişah, vezir ve görevlilerin isimleri, "kelime-i tevhid ve nur-ı nübüvvet ve sırr-ı velayet üzere on iki harfe bina ve zâhir olmuştur". Çünkü la ilahe illallah 12 harftir, Muhammed resulullah 12 harftir. Haşim Baba 12 harfin ne denli derin sırlara sahip olduğunu belirtmek için örnekleri çoğaltmaktadır. "Ebu Bekirü's-Sıddık 12 harftir// ve Ömer ibn Hattab 12 harftir". Bektaşi geleneğinden gelenlerin pek sıcak bakmadıkları bilinen bu iki isim, Bektaşiliğinin yanı sıra Celveti-Melami de olan Haşim Babada –tıpkı divanında methedildikleri gibi- 12 harf sırrının kanıtlanması gibi bir hususta da karşımıza çıkmaktadır. Baba, 12 harfin sırlarını çoğaltmak için Osmanlı padişahlarının isimlerine müracaat etmekte ve 12 harf kuralının isimlere uygulanış biçimini ise biraz zorlamaktadır. Mesela "Osman Han Gazi// Sultan Selim Han// Sultan Murad Han// Sultan Ahmed Han// Sultan Mustafa" örneklerinde Bazılarına "han" sıfatını kullanmakta, bazılarında kullanmamaktadır. Sonra Osmanlı Vezirlerinden, ulemasından ve devlet adamlarından başarılı olanların başarı sebeplerini isimlerinin 12 harf olmasına bağlamaktadır.(SK-HM-ANKMA/8) Haşim Baba, büyük Selçuklu ve Osmanlı hükümdarlarının başarılı oluşunu isimlerinin 12 harf oluşlarının yanında ehl-i beytten ilahi sırları tevarüs etmiş bir veliyle olan ilişkilerinde görmektedir. Osman Han Gazi'nin başarısını Seyyid el-Hac Bektaş Veli'nin müjdeleriyle oluştuğunu belirtmektedir(16/a). Selçuklu Sultanı Alaadin'in ise kendisine Hazreti Molla Celaleddin Rumi'yi kendisine ata edinmiş olduğunu söyler. Sultanı Alaadin saltanat işlerini görüşmek için için de Karaman eyaletinde bulunan ehlullahtan olan şeyhleri davet etmiştir. O aynı zamanda kendisine Turan'ın pirlerini ve pir-i fani bir papayı ata edinmiştir. Haşim Baba, bu durum Celaleddin Rumi'ye aksettirilince onun, Selçuklu Devleti'nin cahillere bırakılmasına rıza gösterdiğini ifade etmektedir. Celaleddin Rumi'nin bu davranışını tasvip etmeyen Haşim Baba, bu Karaman eyaleti ehlullahı, Turan pirleri ve bir papayı ata edinme durumun, nübüvvet nûrunun vârisi, velayet sırrının mazharı olan Seyyid Hacı Bektaş, Seyyid Ahi Muhammed Nimetullah Evran ve Şeyh Edebali'ye aksetiğini ve onların da bir yerde toplanarak olayı görüştüklerini belirtir. Seyyid Hacı Bektaş Veli şu cevabı verir: "Molla Celaleddin Rumi celal tecellisinde olduğundan yanında dost ile düşman beraberdir. Fakat düşman tarafına meyl edip dostlarına celali muhakkaktır. Bu meczup taifesine yakın olmakta alemin bir yararı yoktur. Bu durum yakıcı bir ateşe yakın olmak gibidir. Bunlarla uzaktan görüşülmeli, yakın ilişkiden kaçınılmalıdır. Çünkü padişahlar meczup olanları kendilerine yakın eylerlerse onlardan nice celal zuhur edip zarar görmeleri mukadderdir." (SK-HM-ANKMA/16.b) "Meczuplardan yardım talep etmek doğru değildir. Mestlerle aşinalık eyleyenler suçları olmasa da helaklik içindedirler" İşte bu yüzden Selçuklu saltanatı yıkılmıştır. Haşim Baba'ya göre bu üç merd ise gayret-i nur-ı nübüvvet ve himmet-i sırr-ı velayet sahibidirler ve ilahi ilmin levhalarını görmekte ve bilmektedirler. Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Han Gazi de, bu üç merde seccade-i saltanat etmek üzere bunlara yönelmiştir. Haşim Baba Osmanlı'nın gücünü bunlara bağlamaktadır. Bu üç merd-i merdan-ı Huda/Allah dostu erler, "cenab-ı vacibü'l-vacid/Allah"den rica ve niyaz eylemişler, bunun üzerine İslam saltanatını koruma, "alem-i misalde[14]"de Osman Han Gazi hazretlerine ihale ve mukadder (SK-HM-ANKMA/17.a) kılınmıştır. Sonra bu merdan-ı Hudalar, Osman Han Gazi hazretlerini erenler mahalline taşıyıp bu mahalli kullandırmışlardır. Osman Han Gazi Allah'a niyaz ve erkan-ı ehlullah ile bunu kullanmış ve alem-i misal-i mukayyedede seyr eylemişlerdir. Seyyid Hac Bektaş Veli kudret eli ile Osman Han Gazi'nin çevresine bir kudret kuşağı kuşatmıştır ki zahiri "adil ol, sebatkar ol, kararlı ol", batını "Eğer adaletli olmazsan düşmanların güçlenir." şeklindedir. Haşim baba, metnin devamında Muhyiddin ibn Arabi'nin, Sultan Selim Han'ın Şam'a gireceği şeklinde yorumlanan sözüne atıfta bulunarak "Sin mime galib gelmiştir" "Bunu al bununla (kudret kuşağı) güzel nimetlere nail olacaksın. Ve elden ele bunu kuşanırsan herşey senin tasarrufunda olur. Allah onunla sana, düşmanlarına karşı yardım eder. Ama aksi olursa da suçu kendinde bul onlara suizanda bulunma" demektedir. Ve yine mânâda Seyyid Ahi Evran, Osman Han Gazi'ye bir kılıç kuşatmıştır. Bu kılıcın kabzasına iki bin yedi yüz altı adet lafza-i celal nakş olmuştur ve ağzında yüz doksan dokuz lafz-ı zulm işlenmiş ve yüzünde hatt-ı celî ile Arapça "al bu kılıcı, iyiliği emret kötülükten nehyet. Bu seni kötülükten korur. Saltanatın da dünyanın sonuna kadar devam eder." yazısı kazınmıştır. Diğer yüzünde ise yine Arapça: "eğer kötülüğü emreder iyilikten nehyedersen itibarın kalmaz. Bu Allah'ın ve resulullahın bizden sana emanetidir" yazılıdır. Haşim Baba, eserin devamında, pek çol menakıbnamede rastlanılan Osman Gazi'nin göbeğinden ağaç çıkması motifini tekrarlamaktadır: "Mânâda Şeyh Edebali'nin koynundan güneş doğdu ve Osman Han Gazi'nin koynuna girip Osman Han Gazi Hazretleri'nin göbeğinden bir ağaç bitti. Bu ağaç maşrık ile mağrib arasını kapladı. O ağacın gölgesinde bütün varlıklar (18/a) gizlenirler. Orada yirmi dokuz ırmak vardır. Halkın bir kısmı tarımla, bir kısmı hayvancılıkla uğraşmakta ve bir kısmı da cenk etmektedir. Bütün esnaf kendi hizmetleri eda etmektedir. Sonra "Ya Osman otur" dedi. Kıble tarafından bir seccade vardı. Mihrabının doksan beş yerinde salavat ile zikurat yazılmıştı. İçinde : "Ey kişi, otur ve iki denizin yolunu al ve ondan gaflette olma. Onun emr ettiği istikamette ol." Sonra heybet ve şiddet ile hitap geldi: "Ya Osman kalk ve bak" Bu mânâdan gelen hitap sonucu Osman Han Gazî Hazretleri uyandı ve kalktı. O üç merdan-ı Huda'nın gelerek beklediklerini gördü. Onlar çadırdan içeri girdiler, selam verip erkan-ı ehl-i ilahiyi yerine getirdiler.Şöyle hitap etiler: "Ya sırr-ı Affan Osman Gazi rüyadayken bizden korkup uyanıkken korkmamana şaşıyoruz. Onun dünya ve ahiret işlerinde sana itimadı var. (SK-HM-ANKMA/18.b) Seni benzersiz bir müjdeyle müjdeliyoruz" Haşim Baba bu üç er kişinin Osman Han Gazi hazretlerine adab-ı nur-i nübüvvet ve erkan-ı sırr-ı velayet üzere kemer ve seyfi kuşattılarını belirtmektedir. Bu kemer ve kılıç kuşatma esnasında Hacı Bektaş Veli "Ya sırr-ı Affan Osman Gazi senden gelecekolan nesiller bize (SK-HM-ANKMA/19.b) ırk-ı tahir, nesl-i betüldür."demiştir. Haşim Baba eserin devamında bu olayın ne anlama geldiğini açıklamaktadır: "Ehlullahın âdâb ve erkanı ile Osmanlı hanedanından gelen her sultana, bir merd-i Huda ve Hz Muhammed'in sırrının varisi aziz şeyhler himmet kemeri ve manevi kılıç kuşattılar. Bayazıd Veli hazretleri ceddimiz Seyyid Baba Yusuf Efendi'den himmet kemeri ve manevi kılıç kuşandı. Onun oğlu, Şeyh Ali Efendi ile Mora seferine gitti. Mısır fatihi Sultan Selim Han ceddimiz Şeyh Abdullah Efendi'den himmet kemeri ve manevi kılıç kuşandı. Sultan I. Ahmed tarikatimizin piri Seyyid Mahmud Efendi hazretlerinden himmet kemeri ve manevi kılıç kuşandı. Sultan Mehmed Han tarikatimizin şeyhinden kuşandı." (SK-HM-ANKMA/20.a) Haşim Baba'nın Tanrı sırlarının aktarıldığı yöntem olarak seyislik ve şerifliği görüşü burada da ortaya çıkmaktadır. İnsanları iyi idare etmek için de bu ilahi sırlara vâkıf olmak gerekmektedir. Osmanlı hanedanı da bu sırlara vakıftır. Çünkü Osmanlı hanedanının nesilleri tertemizdir, tamamı seyyid ve şeriftir. Çünkü, Sultan Orhan Gazi Seyyid Şeyh Edebali hazretlerinin şerife-i kerimelerinden/ şerefli kızlarından olmuştur. Seyyidlik ve şeriflik kan yoluyla anne vasıtasıyla da yürümektedir. Anka-i Maşrık isimli eserin sonunda remil ve ebcedin çoklukla kullanıldığı "haşiye"ler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi oldukça ilginçtir. 3 numaralı haşiyede Haşim Baba Her 132 senede bir müebbid-i dinin (dini ebedileştiren) zuhur edeceğini söylemektedir. Fakat daha sonra "zikr olunacak sinîn-i âtiye ashab-ı zuhurun ve erbab-ı yakînin veladetleri tarihleridir/ aşağıdaki tarihler zuhur edecek imamların doğum tarihleridir" diyerek 90, 89, 93 ve 89 sene aralıklı tarihler vermektedir: 1196/1781 1288/1871 1380/1960 1476/2053 1568/2142 ………… ………… Bu şekilde tarihlerin devamında şu yazı dikkati çekmektedir "1444/2022 senesinde ahlâf-ı mezâhib ref, ilm-i ledün[15] zuhûr ve tecdid-i şeriat-i mazhara olmak mukadderdir/ Mezhep temsilcileri ortadan kalkacak, ledün ilmi ortaya çıkacak, şeriat kuralları yenilenecek. Namı Ebu'l-Kasımdır. Veled-i manevimiz olacaktır" Notlar [1] Üsküdarlı Haşim Baba, Divan-ı Haşim Baba, (Yazma), Süleymaniye Kütüphanesi, Husrev Paşa Bölümü, nu:568, istinsah tarihi:1218 v:2 [2] H.Kamil Yılmaz, Haşim Baba maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi(TDVİA), İstanbul: 1996 [3] Haşim Baba, Kaside-i Mutasavvıfane, Süleymaniye Kütüphanesi, Haşim Paşa Bölümü, nu:45, t.1304/(1886) [4] Bektaşî Tarikatı (yazma) İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı (İBŞBAK), nu:K.415, t. 1261, varak::6 [5] Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve Alevîlik, Ardıç Yayınları, Ankara:2001, C.4, s.164 [6] "Nitekim hayatının yarısına yakın kısmını irşad ve tarikat hizmetiyle geçirmesine rağmen Celvetiyyenin merkezi Hüdayî Dergahı'na getirilen cenazesi o sırada postnişin olan Büyük Ruşen Efendi tarafından içeri alınmamış, cenaze namazı dergahın alt kapısında Cennet Efendi haziresi önünde kılınabilmiştir." Bkz. H.Kamil Yılmaz, a.g.madde, TDVİA, [7] H.Kamil Yılmaz, a.g.madde, TDVİA [8] Ekrem Işın, Haşim Efendi Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih vakfı Ortak Yayını, İstanbul:1994 [9] H.Kamil Yılmaz, a.g.madde [10] Bkz. Ali ibn. Ebu Talib, el-Cifrü'l-Cami', (yazma), Süleymaniye Kütüphanesi, Carullah bölümü, nu:1547; Ali ibn. Ebu Talib, el-Cifrü'l-Cami', (yazma) Süleymaniye Kütüphanesi, Lala İsmail bölümü nu:280 [11] Bkz.Sadreddin Konevi, el-Lum'atü'n-Nuraniyye fi Halli Müşkilati'ş-Şecereti'n-Numaniyye, (yazma) Milli Kütüphane, nu 2279 [12] Hz.Muhammed, Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyinden meydana gelen, Hz.Peygamberin ailesidir. [13] Haşim Baba, Anka-i Maşrık, (yazma), Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi Bölümü, nu: 3094 [14] Alem-i Misal: Arapça misal âlemi demektir. Bu mertebe sûfiler tarafından kabul edilen bir mertebedir. Bu mertebe, zatın parçalanma ve bölünme kabul etmeyen şekiller ile hariçte zuhûrudur. Bu mertebeye misal denilmesinden maksat; ruhlar âleminde bulunan her bir ferdin, cisimler âleminde bürüneceği bir şeklin benzerinin bu âlemde ortaya çıkmasından dolayıdır. Alem-i Berzah da denilir. Bu mertebe gayb ve şehadet arasını ayıran bir sınırdır. Cebecioğlu, a.g.e. [15] İlm-i ledün: gayb ilmi, sırlara vâkıf olma anlamında kullanılan tâbir. Tahsil yapmadan, çaba göstermeden, Allah tarafından vâsıta olmaksızın kula öğretilen bu ilme "ilm-i ledünnî", İlahî bilgi denilir. Cebecioğlu, a.g.e. A. Yılmaz Soyyer |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Ahmet Haşim | EyLem | Edebiyat | 8 | 01-30-2010 15:04 |
| Haşim Kutlu: Yol ve Sürek ya da İki Zıt Uygarlık Çizgisi | Devrim06 | Alevilik Araştırmaları | 2 | 01-12-2009 23:56 |
| Filibeli Küçük İbrahim Fevzî Baba “ Tatar İbrahim Baba | Kul Nesimi | Alevilik Araştırmaları | 0 | 12-31-2008 15:46 |
| anayasa mahkemesi ve haşim kılıç - akp | Solino | Siyaset | 0 | 11-15-2008 14:08 |
| Haşim Kılıç isyan etti | cetin aktas | Türkiye Gündemi | 0 | 06-05-2008 20:38 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||