Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Ahmet Koçak

Ahmet Koçak Ahmet Koçak'a ait makaleler ve bunlara ilşkin soru ve görüşlerin bulunduğu bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 01-15-2009, 16:20   #1
Ahmet Koçak
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 525
Mesajlar: 8
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 7 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Ahmet Koçak is on a distinguished road
İletişim
Standart Yasaklı Halk Ozanı Emekçi'yle Söyleştik

Yasaklı Halk Ozanı Emekçi ile Yirmi Sekiz Yıl Sonra Türkiye’ye Gelişi, Halk Ozanlığı Geleneği ve Alevi-Bektaşi İnancı, Kültürü, Siyaseti Üzerine Söyleştik


Türkü Söylemeye Yasak Koymak Demokrasinin Neresiyle Bağdaşır?


Ahmet Koçak

Emekçi kimdir?
Emekçi 1955 Maraş doğumlu, 28 yıldır Avrupa’da yaşayan, 25 civarında müzik albümü, 3 tane şiir kitabı olan bir halk ozanıdır. 27 yıldan sonra ilk defa geçen yıl bir haftalığına bu yıl da 2 haftalığına izinle Türkiye’ye geldim.



Öncelikle yurtdışında kalış nedeniniz anlatır mısınız? Özel izine tabi olmanızın nedeni nedir?


12 Eylül askeri darbesinden sonra mesleğimi icra etme imkânım kalmadığı için ülkemi terketmek zorunda kaldım. Binlerce devrimci gibi... Almanya’ya siyasal sığınma talebinde bulundum. Yirmi sekiz yıldır Almanya’da yaşıyorum. Bunun son on dört yılını Almanya vatandaşı olarak yaşama durumundayım. Türkiye’de askerlik yapmadığım için Türk vatandaşlığı hakkım kaybettirildi. Oradan yola çıkarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin emniyetini ve umumi nizamını tehlikeye koymak gerekçesiyle Türkiye’ye Bakanlık Kurulu kararıyla giriş yasağı olan birisiyim. Ancak İçişleri Bakanlığı’nın özel izniyle gelme imkânım olabiliyor. Bunu geçen yıl sekiz günlük bir izinle bu yıl da on beş günlük bir izinle devam ettiriyoruz. Temennimiz bu sürenin uzatılması veya bu yasağın toptan kaldırılması. Çünkü bu tür yasaklar bizim ülkemize yakışmıyor. İnsanlığa, demokrasiye, vicdana yakışmıyor. Bir insana türkü söylediği için böyle ağır yaptırımlar uygulanmamalı. Bunlar demokrasiyle çelişir. Türkü söylemeye yasak koymak demokrasinin neresiyle bağdaşır? Demokrasi bir farklılıklar toplamıdır. Başka bir deyişle muhalifi koruma sanatıdır. Bu sanatı başaramayanlar ceketini alıp evine gidip oturmalıdırlar. Ya da bir ülkenin ozanına tahammül etme becerisini göstermeliler. Eğer bunu yapamıyorsanız kendinize demokrat olursunuz. Sadece demokrasiden kendinize özgü bütün hakların serbest olması anlaşılır ki bunun adı diktatörlüktür, demokrasi değildir.


Türk vatandaşı olarak gelsen sana askerlik yaptıracaklar mıydı?


Yaptırırlardı. Sayın Süleyman Yağız benimle ilgili mecliste bir soru önergesi vermişti. İçişleri Bakanının Sayın Süleyman Yağız’a verdiği yanıtta en son cümle olarak yeniden Türk vatandaşlığına geçmem halinde bu yasağın kaldırılabileceği belirtiliyor. Şimdi çelişki şu, ben askerlik yapmadım diye beni vatandaşlıktan atıyorsunuz. Hâlâ askerlik yapmadığım halde bana yeniden vatandaşlığa geçme teklifinde bulunuyorsunuz. Var mı böyle saçma bir şey? O zaman niye attınız vatandaşlıktan? Madem askerlik yapmadığım halde vatandaş olma imkânım varsa o zaman niye atıyorsunuz beni vatandaşlıktan? Bu bir handikaptır, korkak bir çelişkidir.


Demek ki gerekçe aslında bakarsan askerlik değil.


Ben öyle tahmin ediyorum yani. Bu ülkede yarım milyon asker kaçağı var. Belki de daha fazla. Lütfen atın bunların hepsini Türk vatandaşlığından. Türkiye’nin sınırlarının dışına çıkarın. Biz demokrasiye bağlı olduğumuz için, demokratik değerlerin daha genişlemesini savunduğumuz için, devrimci olduğumuz için bu yasak bize uygulanıyor. Belki AKP hükümetinin binlerce üyesi, yöneticisi asker kaçağıdır. Tersini kim ispat edebilir yani? Ama bizim elimiz saf tuttuğu için bu tür yasaklar bize uygulanıyor.


Yıllar sonra Türkiye’ye özel izinle geldiniz. Geçen yıl ve bu yıl ki gelişlerinizde birer konser verdiniz. O iki konserden de biraz bahseder misiniz? Yıllar sonra Türkiye’deki izleyicilerle, dinleyicilerle kucaklaşmak nasıl bir duygu? Neler hissettiniz?

Kelimelerle anlatılır bir duygu değil. Siz yirmi sekiz yıldır doğduğunuz topraklardan uzaklardasınız. On sekiz–yirmi–yirmi beş yaşındaki gençler sizinle türkülerinizi koro olarak okuyor sahnede. Düşünün... Mersin’de otuz bin kişi, Hozat’ta yirmi bin kişi koro yapıyor. Ve o duyguyu kelimelerle anlatabilmek mümkün değildir. Hayal ile gerçeğin kesiştiği noktanın adıydı Hozat, benim açımdan. Son derece duygulandım. O anı kelimelerle anlatamıyorum ama inanıyorum ki o duyguları yaşamak insan hayatında herkese hem kısmet olmayacak hem de kısmet olmasın diyorum. Kimse sürgün yaşamasın. Kimse o tür duyguları yaşamasın.
Sanat böyle bir şey değil mi? Sanatın gücü de zaten oradan geliyor. Sen istediğin kadar insanlarla birebir o fiziksel teması koparmaya çalış, sanat öyle bir şey ki üreten kişiyle onun tüketicisi, onu sahiplenen kişiler bir biçimde buluşuyorlar. Egemen güçler işte o buluşmayı kesip atamıyor.


Şimdi müthiş bir şey yani, yirmi bin kişi ve büyük çoğunluğunu gençler oluşturuyor. Yirmi sekiz yıldır uzaktasınız bu ülkeden. Tabi bu arada şunu belirtmeliyim bu atmosferde, gençlerin beni tanımasında, orta yaşlıların beni unutmamasında beni taklit eden arkadaşlarımın da çok büyük emeği var. Buradan onlara da teşekkür ederim. Bunu belirtmeliyim.


İyi ki taklit ettiler diyorsunuz...


Evet. Aslında, onlar iyi olmayabilir ama bu yönüyle bana katkıları olmuştur. Sağ olsunlar. Yani türkülerimi, benim sesimi, saz tarzımı taklit ederek türkülerimi burada canlı tutuyor yani. Sonuçta sahnede ben yokum ama varım yani... Türküler orada. Bu ne oluyor? Bütün dinleyicilere sürekli olarak taze tutuyor. Onlar işte gençlere de geçiyor ve gençler de eski türkülerimizi koro olarak okuyor. Mersin de ve Hozat’ta olduğu gibi. Sağ olsunlar taklitçi arkadaşlarım, teşekkür ediyorum onlara.


Bu sıkıntılı günler nasıl çözülür belli değil.


Yani belli bir yumuşama hissediyorum. Belki birkaç ay sonra bu yasağın toptan kaldırılacağını veya daha uzun vadeli giriş izinlerinin verileceğini bekliyorum. Tahmin ediyorum. Zaten şimdi Almanya’ya döner dönmez yeniden müracaatta bulunacağım. Ya uzun vadeli izin ya da temelli kaldırılması... Çünkü yakışanı bunun temelli kaldırılmasıdır. Yani bunu kimse savunamaz. Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde yok.



Ben de onu soracağım. Çok ilginç değil mi? Türk vatandaşlığından çıkarılmışsın bir Alman vatandaşısın. Alman vatandaşının Türkiye’yle hukukunun farklı bir şekilde olması lazım...


Öyle olması lazım...


Vatandaşlıktan çıkarıldınız. Nasıl oluyor da size bu ülkeye girme yasağı uygulanıyor? Oysa siz şimdi Alman vatandaşısınız.


Ben şimdi Almanya vatandaşıyım. Almanya Devleti’yle Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki bir anlaşmaya göre Almanya kimliği taşıyan herkes istediği her an, vizesiz olmak koşuluyla Türkiye’ye seyahat edebilir. Ama bizi istenmeyen kişi statüsüne koymuşlar. Bunu son iki yıldır senede bir defa istenen ya da senede iki hafta istenen... Diyelim ki istenmeyen statü geçen yıl bir haftalığına bozuldu, bu yıl da iki haftalığına istenmeyen kişi olmaktan çıktık. Bu Almanların kabul edeceği bir şey de değil ama devletlerarasında böyle bir hukukun olduğu, herhangi bir devletin, herhangi bir kişiyi sınırları içerisine almamak gibi bir hakkı var ve gerekçe göstermek zorunda da değil. Yani böyle bir uygulamayı Almanya’da bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına pekâlâ uygulayabilir. Türkiye daha önce böyle bir uygulamayı İtalyan gazetecilere uyguladı. Fakat burada şimdi ben bir İtalyan gazetecisi gibi olamam. Ben bu topraklarda doğmuşum, burası benim ülkem. Kardeşlerim, eşim, dostum, akrabam burada, anılarım burada, benim çocukluğum, gençliğim burada, sen beni bir İtalyan’la aynı kefeye koyamazsın.


Sol görüşlerinizden, devrimci görüşlerinizden dolayı bir tepki hala devam ediyor izlenimi var mı sizde?

Olabilir yani, ben hala devrimciyim, bugün de devrimciyim, dün de devrimciydim. Devrimciliği bir erdem olarak görüyorum. Devrimcilik gibi şerefli bir katı taşımanın insanı güzelleştirdiğine inanıyorum. Dünyadaki insanlar bizim ülkemizdeki insanlar ne kadar kitlesel bir tavırla devrimcileşirlerse özgürlüğe o kadar yaklaşacaklarına inanıyorum. Devrimcilik bir güzelliktir, paylaşmaktır, kardeşliktir, dostluktur, barıştır, özgürlüktür. Devrimciliğe farklı misyonlar yükleyenler yanılıyorlar. Biz devrimci olmaktan daima onur duyduk. Çünkü devrimcilik bize insanı, doğayı, paylaşmayı sevmeyi öğretti. İnsan böyle bir erdemi nasıl reddedebilir? Ben hala gururlu bir tarzda devrimci olduğumu bağıra bağıra söylüyorum. Söylemeye de devam ederim. Bu bir suç değildir, devrimci olmak... Bu bir suç olmamalı. Hükümetin de bunu böyle kavraması lazım. Türkiye’de milyonlarca devrimci veya devrimci dostu insan var. Siz bunları ne yapacaksınız, hepsini camiye mi dolduracaksınız? Yahut da bunları kabul mü edeceksiniz?
Fikri üretim icra etmekten başka hiçbir eylemi olmayan bir insanım ben. Hem üretiyorum, hem yorumluyorum. Yüzde 99 da kendimi yorumlayan bir halk ozanıyım. Bunun son derece açık olması lazım. Bizim işlediğimiz temaları bundan bin yıl evvel Hallac-ı Mansur işlemiş.


Anayasanın 141 ve 142’nci maddelerinin kalktığı kişinin fikrini söylemenin suç olmaktan çıktığı bir dönemde; Emekçi’nin, hala fikrini söylemesinden dolayı yasaklılığı devam ediyor diyorsunuz.


Bence biraz öyle, bütünüyle öyle olmasa da önemli ölçüde öyledir. Muhalife tahammül etmeyen bir zihniyet muhalifini ezer, muhalifini yok eder. Şimdi ben Bakan Bey’in önerdiği “yeniden Türk vatandaşlığına geçerse yasağı kaldırabiliriz”... O zaman şimdi ben Türk vatandaşı olursam Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün hakları otomatik olarak devreye girmiş oluyor. O zaman bana “Askere gel” diyecek. Yol da yürümem bile hoşuna gitmeyebilir yani. Ayakkabımın rengi de hoşuna gitmeyebilir.


Şimdi ben bu yaştan sonra gidip askerlik yapabilir miyim? Yani mantıklı ve gerçekçi olması lazım AKP Hükümetinin... Yani 53 yaşında bir insanım ben. Bir halk ozanıyım. Kendime göre bir tirajım var, dinleyenlerim, sevenlerim var, eşim, dostum, arkadaşlarım var. Ben bu yaştan sonra... Ben Türkiye’ye askerlik yapanlara yapmasın demiyorum. Fakat ben yapamam. Ben bu yaştan sonra buna müsait değilim. Bu gerçeği görmeleri lazım... Avrupa Birliğine girmeye çalışıyorlar Avrupa’da yirmi beş yaşından sonra askerlik yoktur. Yasal olarak yoktur ama siz yetmiş altı yaşındaki insanı askerliğe davet ediyorsunuz. Bu korkunç bir çelişkidir.


Bir Halk Ozanının Kabul Edemeyeceği Şey Dalkavukluktur


Halk ozanlarının görevi nedir? Halk şiiri nedir? Diğer şiirlerden ayırt eden özellikler nelerdir? Bunun üzerine biraz konuşalım. Öncelikle Halk ozanlığından başlayalım. Nedir halk ozanlığı?


Ben halk ozanlığını halkın değer yargıları esas alınarak bir itiraz mekanizması olarak değerlendiriyorum. Bu itirazı halk ozanı yetenekleri ölçüsünde sözleriyle, sazıyla veya hem sazı hem sözle icra ederek tarafını belirler. Kesinlikle bazı arkadaşlarımızın dediği gibi halk ozanı tarafsız olmamalıdır, tam tersine taraf olmalıdır.


O zaman niye halk ozanı densin tarafsız olacaksa.


Evet, taraf olacaksınız. Mazlumdan, ezilenden, haklıdan yana taraf olacaksınız ve bunu mesleğiniz içinde yoğurarak yeniden, onu güzelleştirerek, o çelişkileri keskin bir biçimde sanatınızla ortaya koyarak halka götürüp halkla beraber yeniden itirazı büyüteceksiniz. Halkı da yanınıza alarak... Başka bir deyişle bu itirazın mikrofonu olmalıdır halk ozanları. Eğer o değilse halk ozanı da değildir. Yani halk ozanlığına çok çeşitli misyonlar yükleniyor. Bazen de bazı kanallarda sık sık izliyorum, bazı garibanların eline veriyorlar birer saz, oturtuyorlar stüdyoya, kim kime daha fazla küfür ederse ona birincilik ödülü veriyorlar. İşte halk ozanlığının geleneği falan diye... Böyle bir gelenek yok kardeşim. Nerede varsa çıkarın şu geleneği yani. Altmış yıl ötesine gidin yine razıyım. Konya Belediyesi’nin halk ozanlığını ayağa düşürmek için başlattığı bir olaydır bu. Şimdi bunu belediyelerden almışlar bazı dinci karakterleriyle öne çıkan televizyonlar bunu kullanıyorlar. Halk ozanlığı atışması... Getirin bakalım, şunu yüz yıl öteye götürebiliyor musunuz? Götüremiyorsunuz. Pir Sultan’ın çağında, Kaygusuz’un çağında...


Taşlama var ama...


Taşlama farklı bir şey. Taşlama seramoniktir. Çok affedersiniz hepsine de dalkavukluk yaptırılıyor. Bir halk ozanının kabul edemeyeceği en önemli şey dalkavukluktur. Zaten o zaman itiraz da edemezsiniz. İtiraz mekanizmasıdır dedik, itiraz kürsüsüdür halk ozanlığı. Bu kürsüyü Pir Sultan çok iyi kullanmıştır. Bu yolda kellesini vermiştir. Pir Sultan hangi ozanla atışmıştır? Pir Sultan Hızır Paşa’yla atışmıştır. Bunu şiirine yansıtarak ortaya koymuştur. Pir Sultan’ın takipçileri de öyle yapmıştır yani. O günden bugüne kadar, bin yıllık tarihi araştırıp gelelim, Seyit Nesimi’den bu yana alıp gelelim; herhalde tarihçilerin bir iki tanesi böyle bir olayı gözden kaçırabilirdi, bütünü mü kaçırır yani? Niye herhangi bir yerde bir halk ozanlığı atışması değil de küfürleşmesinden kimse söz etmiyor? Bu gelenek Karslı ve biraz da Erzurumlu, gerici karakterli insanlar tarafından yapılıyor. Sorun halk ozanlığından açıldı, böyle bir halk ozanlığı yoktur. Bu halk ozanlığını özellikle Pir Sultan’ı ve takipçilerini ayağa düşürüp halk ozanlığına farklı bir kıyafet giydirmek isteyenlerin uyguladığı bir politikadır.


Böyle bir şeyin olması da normaldir. Muhalif bir duruşu olanı, sistem kendisine entegre etmek için elinden gelen her şeyi yapar değil mi?


Evet.


İnançları ve kültürleri parçalamak için, kendisine hizmet edecek yandaş bulur. Onu alır dernek kurdurur, vakıf kurdurur, şunu yapar, bunu yapar. Yani bu normal bir şey... Ama önemli olan halk ozanının muhalif bir duruşunun olmasıdır.


Evet, aynen o dur.


Şiir bir sanat dalı... Halk şiirini diğer şiir tarzlarından farklı kılan özellikleri nelerdir?


Halk şiiri serbest şiirden karakter olarak çok farklı ve halk şiiri yazmak zordur. Serbest şiirde kaide kural yoktur. Halk şiirinin kriterleri vardır. Bir defa hece ölçüsü, kafiye, ayak yerli yerine işleyecek ve bu kurallara uyarak bir konuyu çok güzel anlatabileceksiniz. Ama serbest şiirde durum daha farklı! Ben serbest şiiri de çok severim. En çok Ahmet Arif’i, Nazım Hikmet’i, Enver Gökçe’yi severek okurum. Genç şairlerimizden de çok iyileri var.


Ama bazı arkadaşlarımızın bir kısmı da devrik cümleyi kurmayı serbest şiir yazmak olarak algılıyor. Bu o değil. Serbest şiirde de bir ritim olması lazım. Ahmet Arif’te bu mükemmel bir şekilde kendisini gösteriyor. Ahmet Arif’in şiiri ritimli bir şiirdir. Birçok yerde de uyaklıdır. Sadece hece olayı yoktur. Nazım’da da bu çok bariz bir şekilde görülür. Orada da ritim vardır. Ama bir dönem yaşandı ki, şimdi bilmiyorum, Türkiye’de hala bu tartışılıyor mu? Halk şiiri bazı kesimler tarafından dışlanmak, aşağılanmak istendi, hor görüldü.


Özellikle sanki aydınlar tarafından...


Yani olaya öyle bakanlara aydın denilip denilmeyeceği farklı bir tartışma. Kimileri bunu böyle yaptılar halk şiiriyle beraber sazı da aşağılamaya çalıştılar. Köylü sanatıdır, bırakın bu şeyi, üç telli sazla ne yapacaksınız diye halk şiirini aşağıladılar.


Ama burada farklı bir konu çıkıyor ortaya. Halk şiiri özellikle nitelikli halk şiiri, yani manileri dışarıda tutuyorum...

Alevilere hitap eden ya da Alevilerin ürettiği bir şiir türüdür. Veyahut da daha çok Alevilerin ürettiği bir şiir tarzı halk şiiri! Bizim Anadolu’daki karakteri budur halk şiirinin. Burada aşağılanan o zaman, Alevi kitlesidir, Aleviliktir. Sazın aşağılanmasının temelinde de bu var. Ve son derece de eminim bu konuda. Saz sonuçta bir enstrüman, yani bir müzik aletidir. Birçok müzik aleti var, ama hiçbirisi sazın görevini yapamaz. Saz bir inancın da icra edildiği kürsüdür. Gitarla semah edemezsiniz, meyle semah edemezsiniz. Ama sazın olduğu her yerde Pir Sultan dillenir, Hızır Paşa lanetlenir ve o ortamda, o anda çevrede yaşayan Hızır Paşa’lar tartışma konusu olarak orada bir örgütlenme meydana gelir. Bu örgütlenmeyi temin eder sazdır. Anadolu’da eskiden hangi evde (şimdi her evde saz var da) saz varsa ora toplanma merkezi olurdu. Akşam oldumu herkes giderdi oraya. Onları oraya çeken sazdır. Çünkü sazın olduğu yerde mutlaka sazı çalan biri vardır.


Sazın çalındığı yerde mutlaka Pir Sultan söylenir. Anılır Pir Sultan. Pir Sultan’ın anıldığı yerde Hızır anılmaz mı? Pir Sultan Hızır Paşa’yı bir it ölüsü gibi peşine takarak sürükleye sürükleye getiriyor. Şimdi Pir Sultan’ı anıp Hızır lanetlenirken bu sefer yaşayan Hızırlar konu edilerek onlara karşı dar kapsamlı bir oda da olsa bir örgütlenme meydana geliyor. Bunu başaran sazdır. Bu anlamda saz çok farklı bir misyon üstlenmiştir.


Halk şiiri de çok farklı bir misyon üstlenmiştir. Ben serbest şiire karşı değilim, çok da seviyorum. Fakat görev olarak halk şiirinin üstlendiği misyon serbest şiirden daha ilerdedir. Başka bir deyişle halk şiiri daha yaygındır Anadolu’da. Diyelim ki her köyde üç beş tane halk şiiri yazan ya da yazmak isteyen, yani meyli olan vardır. Kendisine orada bir misyon yükler ve bu işi yapmak ister. Bir de yaygınlaşmasının başka bir nedeni heceli olduğu için müziklendirmesi onu kalıplara koyarak müziklendirmek daha etkili oluyor. Yani müzikal anlamda da daha elverişli... Bu nedenle biz halk şiiriyle serbest şiiri karşı karşıya getirmek yerine ikisinin kardeş olduğunu söyleyelim. İkisinin de haksızlıklara karşı durması için kullanılmasını tavsiye edelim. Saza da saygı duyalım. Birilerinin bir zamanlar aşağıladığı saz bugün Türkiye’de her yıl bir milyon civarında tüketiliyor. En azından bu rakama saygı duymaları lazım! Sazı hor görenler, sazı neden hor görüyorsunuz? Saz üç telli de gitar elli telli mi? Sazın tellerinin sayısına bakmayacaksınız, tellerinin hangi görevi üstlendiğine bakacaksınız.


Oradaki çıkan nağmelerin ne anlattığına, ne ifade ettiğine...


Evet, ona bakacaksınız.


Avrupa’daki ve Türkiye’deki Alevi-Bektaşi hareketini yakından takip ediyorsunuz. Alevi hareketinin durumunu nasıl görüyorsunuz? Örgütlenmeye nasıl bakıyorsunuz?

Türkiye hakkında fazla bir şey söylemem doğru olmaz. Ama Avrupa ile ilgili konuşabilirim. Biz Türkiye’yi uzaktan izliyoruz. Alevi örgütlenmesi içerisindeki gelişmeleri de televizyonlardan, basından ya da gelip giden dostlardan dinleyerek öğreniyoruz.
Yirmi yıl önceki gibi değil, Alevilerin durumu. Şimdi Avrupa’da her şehirde, her ülkede Alevi dernekleri, kültür merkezleri görmek mümkün... Gençler ağızlarının dolusu kadar biz Alevi’yiz diyebiliyorlar. Bağıra bağıra bunu söylüyorlar. Yirmi yıl önce böyle değildi. Sanıyorum burada da bu önemli ölçüde aşılıyor.


Ama Alevilerin ve Alevi örgütlenmesinin önündeki en büyük engel Alevilerin bir tarih krizi yaşamasıdır. Bunun aşılması gerekiyor. Bu aşıldığı takdirde Alevi örgütlenmesi ayaklarını yere basacak, taşlar yerine oturacaktır. Şimdi gidin Washington’da yaşayan bir Müslüman’a İslam’ın şartlarını sorun size söyler. Aynı şeyi Unkapanı’nda bir Müslüman’a sorun ondan da duyarsınız. Bu bir örgütleme modelidir. Aleviler bundan yoksundur. Otuz Alevi bir araya gelse otuz tane Alevilik tarifi çıkar. Bu neyi gösteriyor? Herkesin evinde çocuklarına farklı bir Alevilik eğitimi verdiğini! Bu parçalanma bölünmedir, dağılmadır. Bunun aşılması için Alevi aydınlarının Alevi dostu olup Alevi olmayan aydınların Aleviliği nasıl yorumladıklarını, Alevilerin ne olduklarından çok ne olmadıklarını biraz da irdeleyerek bir perspektifler manzumesi çıkarabilirler. Buna büyük bir ihtiyaç vardır. Ben o zaman en azından siz İstanbul’da çocuklarınıza ne öğretiyorsanız ben de Almanya’da çocuklarıma onu öğretebilmeliyim yani. Birbirimizi tanımayız ama bu bir örgütlülüktür.


İnancın merkezi örgütlülüğünün olması gerekiyor. Söylediğinizden o çıkıyor. Demokratik Alevi hareketi herhalde bunu yapacak bir durumda değil. Bunu inançsal bir örgütlük yapabilir. Dedelerin, mürşitlerin, pirlerin bir araya geldiği bir kurulun belki bunu yapma şansı daha çok var.


Özellikle Avrupa da Aleviliğin tanımı federasyon, konfederasyon düzeyinde yapıldı. Alevilik budur, bundan sonra bunun tanımı değişmeyecek gibi şeyler söylendi. Yani bir dönem bu da tartışıldı. Bu anlamda Demokratik Alevi Hareketinin misyonu Aleviliği tanımlamak mıdır?


Şimdi mantıklı olacağız. Bizler bilime inanan insanlarız. Değilsek bile lütfen bilime inanalım. Bir Alevi bilime, modernizme, çağdaşlığa inanan kişidir. Mantığını esas alan kişidir. Aleviliğin ne olduğunu veya ne olmadığını tarif etmek o kadar zor bir olay değil. Nasıl yaşadığımızı yazıya dökelim yeter. Bizim ne olduğumuz çıkar ortaya yani. Ya da ne olmadığımız çıkar...


Son yirmi yıldır nasıl yaşadığımız yazılıyor.


Yani kendimize orada sansür uygulamayacağız. Basınımıza o tür sansür uygulamayacağız. Samimi olacağız, kendimizi aldatmayacağız. Her inancın, o inancın takipçilerine yüklediği bir yaşam tarzı var. Benim yaşam tarzım şimdi Yahudiliğe uyuyor mu? uymuyor. Ben ağlama duvarına gidip ağlamıyorum. Hıristiyanlığa da uymuyor. Kiliseye gidip haç çıkarmıyorum. Müslümanlığa hiç uymuyor. Alevilerin en büyük şanssızlığı bir İslam coğrafyasında bulunmalarıdır. Alevilik en az İslam’dan etkilenmiş en az da İslam’ı etkilemiştir. Bunu nasıl açıklarız. Kendisini hakiki Müslüman diye açıklayan en cahil Alevi’yi bile getirin, en küçük bir İslami karakteri olduğunu göremezsiniz. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez, İslam’ın Tanrı anlayışıyla alay eder. Öbür dünyaya dair en cahil dede bile bir dua vermemiştir bu güne kadar, vermez de. Hiçbir kimse bana gelip demedi ki yerin cennet olsun, Allah seni cennete götürsün, öbür dünyada şöyle olsun, böyle olsun diye. Hayır, burası da buraya dönüktür. İşin gücün rast gelsin, Allah seni çocuklarına bağışlasın gibi...


Bu fikri savunmaktan dolay Aleviler arasında o söylediğiniz o ortak tanım ortaya çıkmıyor. İslam içi İslam dışı tartışması da uzun süre yaşandı.


Alevilik İslam içi mi, dışı mı? Tartışmasından çok; İslam Aleviliğin içi mi dışı mı? İslam’ın neyi var Alevilikte? Meseleye buradan yaklaşılsa çok daha pratik sonuçlara ulaşmak mümkün! Aleviliğin Müslüman olduğunu söyleyen insan gelip diyecek ki “ya şu sende var, şu İslami öğedir, bunun için sen Müslümansın.” Öyle değil mi? Ben şimdi bir Müslüman’a gittiğim zaman “sen Müslümansın, neden?” “Namaz kılıyorsun bunun için Müslümansın, ramazan orucu tutuyorsun bunun için Müslümansın, Hac’a, umreye gidiyorsun bunun için Müslümansın.” Peki, ben ne için Müslüman’ım kardeşim? Birisinin bana bunu söylemesi lazım. Bir de biz Müslüman’sak, ben eğer Müslüman’sam, bunu söyleyen bazı dedeler var buradan onlara sesleniyorum: Ben eğer Müslüman’sam kardeşim sen ceketini al git evine otur. Ben gider müftüye biat ederim. İslam’ın din adamları müftülerdir, hocalardır, imamlardır. Sen kim oluyorsun? Bardakoğlu çok açık çıplak bir şekilde doğru konuşmuyor. Aleviliğin İslam’ın bir yorum şekli olduğunu söylüyor. Birbirine temelden zıt yorum şekli hangi dinde var? Sen insanı kul görüyorsun, ben insanı Tanrı görüyorum. Bunların ikisi nasıl aynı inancın yorumu olabilir? Sen cennete cehenneme inanıyorsun, biz cenneti de cehennemi de bu dünyada var sayıyoruz, görüyoruz. Nasıl aynı inancın temsilcisi olabiliriz? Senin Şeyhülislam’ın var, müftün var, hocan, imamın var; benim de mürşit, pir, rehber, dede, zâkirim var. Yani farklı bir din adamları silsilemiz var. Nasıl aynı inancın farklı yorumları olabiliyoruz? Hanefilikle şafilik arasındaki farklı yorumu anlayabilirim. Sonuçta bağıra bağıra hepsi aynı işi icra ediyorlar. Nüans farkları var. Bu Almanya’daki Hıristiyanlar arasında da var ama hepsi İsa’ya inanmakta birleşiyor. Hepsi kiliseye gidip haç çıkarıyor. İslam’ın şartları diyor. Yani tavsiyesi önerisi falan demiyor. Temennisi demiyor. İslam’ın şartı diyor, yani olmazsa olmazları var. Öyle bir inanç... Yahudilikte, Hıristiyanlıkta bu pek işlemez, yoktur yani olmazsa olmazları olan bir şey. Ama bu adını koymuş İslam’ın şartları. Ben bu şartların hiçbirinde yokum. Nasıl Müslüman oluyorum. Demek ki sen Alevileri kandırmak, Alevileri asimile etmek için Diyanet İşleri Başkanı olarak bu halka doğruları söylemiyorsun, Müslümanları da kandırıyorsun.
Ahmet Koçak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Ahmet Koçak For This Useful Post:
Tasarımcı (03-05-2011)

Alt 01-15-2009, 16:21   #2
Ahmet Koçak
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 525
Mesajlar: 8
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 19 Times in 7 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Ahmet Koçak is on a distinguished road
İletişim
Standart

Sizinde içinde bulunduğunuz Alevi-Bektaşi örgütlülüğü Avrupa Alevi-Bektaşi örgütlülüğü bir dönem bu görüşleri dile getirdi. Hala da yer yer bunu ifade ediyor. Ama daha sonra Alevilik İslam içi İslam dışı tartışmasından Türkiye’deki Alevi-Bektaşi örgütlülüğünün de bir şey kazandığını zannetmiyorum. Söz açılmışken bu konuda sizin de görüşleriniz basına çok yansıdığı için, yani bir anlamda Alevilik İslam dışılık görüşünün temsilcilerinden biri olarak sizi hazır yakalamışken bu konuyu biraz irdelemek istiyorum.


Alevilik İslam dışıdır anlayışı son on yıldır dile getiriliyor. Çok açık biçimde sizin söylediğinizden de o çıkıyor şimdi. Alevi örgütleri daha sonra bu görüşün arkasında durmadı ve açıklama yaptılar: “Biz yanlış yaptık, aslında öyle bir tartışmaya girmemek lazımdı” diye. Oysaki örgütler ve tabi ki siz konuşmanızda da anlaşıldığı gibi bu görüşlerinizden vazgeçmiş değil siniz. Öyleyse örgütler neden bu görüşün arkasında sürekli durmuyor? Bunu sorgulamak lazım...


Neden böyle oluyor? Sorun nedir?


Bu konuda bazı şeyleri göze almak lazım. Nedir o bazı şeyler? Kaybetmeyi göze almayanın kazanması mümkün değildir.


Yani ya öyle ya böyle olmaz. Alevilik İslam dışıdır, Alevilik ayrı bir dindir diyebiliyorsun... Açıklıyorsan bunun arkasında dur.


Ben on beş yıl, on altı yıl önce çıkarttığım bir albümde Ali’ler adlı bir eser koydum. Ben lise okumuş bir insanım. Sanatçının en büyük ihtiyacı dinleyicisini çoğaltmaktır veya çok dinleyicisi olmaktır. Ben bunu kasetime koyduğum zaman belli bir süre için de olsa dinleyici kaybedeceğimi çok iyi biliyordum.


Sizin Ali’niz başka benim Ali’m başka, o türküden bahsediyorsunuz değil mi?


Sizinki Arap, gönüllerde düştür bizim Ali’miz diye... Şimdi ben biliyordum dinleyici kaybedeceğimi ama yaptığım iş doğruydu. Ama on beş yıldan sonra bu gerçeği artık sesli olarak dillendirenlerin sayısının her gün arttığını görüyorum. Buna karşı çıkanlarda sıradan, bilinçsiz, Ali sevgisiyle ortaya çıkmış, gelmiş “ bu benim Ali’me küfrediyor, Ali’ye Arap diyor” gibi böyle sıradan karşı çıkışlar yani. Ali Arap’tır, İngiliz mi diyeyim, Rus mu diyeyim yani? Değil mi? Ben orada Arap’ı kastederken bizim çağırdığımız Ali ile ancak o Ali’nin Araplığını ortaya koyarak farkını ortaya koyabilirdim. En keskin farkı böyle tarif edebilirdim, onun için Araplığını söyledim. Arap olmasaydı Rum olsaydı Rumluğunu söylerdim. Şimdi yöneticilerimizin de, bu noktada Aleviliğin de önündeki en büyük handikap budur. Siz isteseniz de istemeseniz de dillendirseniz de dillendirmeseniz de herkesin kafasındaki sorun bu konunun netleşmesidir. Aleviler bu ayrımı yaşayacaktır. Ya camiye gideceksiniz, ya cemevlerimizin minaresiz cami konumundan çıkarılmasını sağlayacaksınız. Eğer Müslümansınız bir inancın birbirine temelden zıt iki tür ibadet şekli olmaz. Olmaz kardeşim. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir inancında da yok. Bardakoğlu bu konuda samimi davranmıyor. Asimile edilmeye hazır Alevilerin asimilasyonunu hızlandırmak için uğraşıyor. O da kendisi de çok iyi biliyor. Yani İslam’ın şartları var diyor. İslam’ın şartlarında var mı semah yürümek? Var mı dâr’a durmak? Var mı musahiplik? Müzik yasak zaten! Bunların hiçbiri sende yokken sen Diyanet İşleri Başkanı gibi bir pozisyonda bir bilim adamı gibi konuşması gereken biri iken; sen sadece bu insanları asimile etmek için doğruların üstünü bir kalemle çizebilip gerçek dışı beyanlarda bulunabiliyorsun. Tek kelimeyle ayıptır.


Diyelim ki Türkiye’nin yüzde yüz on’u Müslüman oldu ne kazanacaksın. Yetmiş küsur İslam ülkesi var, nasıl yaşadıklarını hepimiz görüyoruz. Neyine imreneceksin bunların söyler misin yani. Bizi niye bozmak istiyorlar? Müslüman’sam 1500 yıllık Müslümanlıkta bugüne kadar niye cami yapmamışım ben? 800 yıllık camiler var da niye bizimki bir senelik, iki senelik oluyor. Tunceli’deydim gösterdiler bana cami diye, saman doldurmuşlar içine giden insan yok, kimse yok. Niye bunu yaparsınız, neden bunu yaparsınız? Allah’a yakın mı oluyorsunuz? Namaz kılmadığımı bile bile benim köyüme niye cami yapıyorsun? Buna isyan etmek gerekiyor. İslam konusunda deminki söylediğimiz nokta can alıcı bir nokta. Neden bu dillendiriliyor sonradan vazgeçiliyor diyorsunuz. Yani demek ki burada bazı şeyleri bazı isimler dikkate almıyor bir, bazı riskler belki göze alınmıyor biliyor musun? Bazı kariyer sağlayıcı koltuklar elden çekilebilir.


Alevilik İslam içi İslam dışı diyenler karşısında üçüncü yolun olduğunu, Aleviliğin nasıl olduğunu, tanımının da açık, ortada olduğunu biliyoruz. Bunu da sürekli yazdık, dile getirdik. Bizim bir Alevilik-Bektaşilik tanımımız var.


Sizin ısrarla şu tutumunuzu gördüm: “ben böyle düşünüyorum, böyle de olması gerektiğini söylüyorum” diyorsunuz. Ama sizin gibi düşünüp belli bir zaman sonra kamuoyu karşısında “yok biz onu yanlış yaptık” deyip tekrar çark etmesine ne diyorsunuz?


Bugün Türkiye demokratların da mollalaştığı bir ortamı yaşıyor. Yani Alevi dedelerinin maaşa bağlanması, üç beş yüz Alevi dedesine maaş bağlanması, öbür Alevi dedelerinin ağzının sulandırılmasını sağlıyor. Bunu gören Alevi dedesi etkili olduğu ortamlara gidip Müslüman olduğunu söylemeye çalışıyor ve onlara onu söyletmeye çalışıyor. Acaba bir kırıntı da kendisine gelmez mi diye. Bu kişiliksizliktir. Dede ise dedeliğini doğru yapacak. Dede ise ve Müslüman’sa o zaman sana niye itibar veriyorum ki çekil git evine.


Türkiye Devleti Hiçbir Zaman Laik Olmamıştır


Laik bir ülkenin dini olur mu? Dedelerin devletten maaş talebi laiklikle bağdaşıyor mu?


Türkiye devleti hiçbir zaman laik olmamıştır. Bugün de laik değil. Biz laik olsun istiyoruz. Laik bir ülkede devlet din işlerine karışmaz. Türkiye’de dinin devleti yönettiği bir konuma adım adım gidiyoruz. Bu gerçekleşirse Türkiye’yi kaybederiz. Bu ülkede herhangi bir güzergâhta cumhuriyetin bir temsilcisi ile karşılaşabilir, sohbet de edebilirsiniz karşı fikirleri savunarak ama şeriat bir defa gelirse bir daha gitmez. Herkesin bu noktayı iyi kavraması lazım!


Yaşı ellinin üstünde olanlar çok iyi hatırlarlar. Birisinin çıkıp bana bugünkü İran’ın Şah zamanındaki İran’dan daha iyi olduğunu söylemesi lazım. Ben o zaman AKP’yi, Tayyip Bey’i destekleyelim.


Şah zamanında İran’da Komünist Partisi seçime gidiyor. İster seversin ister sevmezsin ayrı şey. Şah zamanında İranlı kadınlar şimdiki Avrupai kadınlar gibi giyinebiliyorlardı. Şah’ın hanımı mini etekle, açık başıyla, makyajlı yüzüyle televizyona çıktığı zaman İranlı kadına model teşkil edebiliyordu. Bunlar basit gelişmeler değildir. Şimdi İran’ı bir kara böcekler ülkesine çevirdiler. Biz Anadolu’nun öyle olmasını istemiyoruz. Herkesin aklını başına alması lazım! Bizim geleceğimiz çocuklarımızsa eğer, çocuklarımızı lütfen satmayalım. Biz eğer otuz yıl sonra yeğenimizin, kızımızın başını kapatarak sadece Ninja kıyafetiyle sokaklarda gezmesini istemiyor isek, modern dünya ya yakışır bir tarzda yaşamasını istiyorsak bu konuda sorumlu davranalım.


Dağıtılan üç beş ton kömüre kanarak inancımızı satmayalım. O işi yapanlar kömür kadar karadırlar. Bizi de kömür karasıyla kirletmek istiyorlar. Buna karşı durmak gerekiyor. Anadolu’nun ihtiyacı budur. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse burada en büyük zararı Aleviler görecektir. Bize sık sık söylenir: “Türkiye diğer Müslüman ülkelerinden farklıdır, çünkü Türkiye laiktir diye”. Hayır, böyle bir şey yok. Hangi yasası laik? Türkiye’de Aleviler laiktir. Türkiye’nin diğer İslam ülkelerinden farkı yirmi–yirmi beş milyon Alevi’nin var olduğu ve Alevi felsefesinin laikliğidir. Türkiye’nin farkı budur.


Türkiye’de ben iddia ediyorum, resmi daireler dışında, sokakta daima şeriat hâkim olmuştur. Bugün de şeriat hâkimdir. Ramazanda çıksın en büyük yetkili sokakta sigarayı içsin de göreyim bakalım şeriat var mı yok mu? Yani iki sistem yürüyor. Resmi dairelerde Cumhuriyet, öbür tarafta şeriat... Şimdi resmi daireleri de şeriatlaştırmak istiyorlar. Şimdiki verilen kavga bunun kavgasıdır. Resmi makamlarda şeriat işlesin mi işlemesin mi? Sokakta zaten işliyor. Burada en büyük zararı Aleviler görecektir. Alevileri kaybeden bir kitle insanlığı, demokrasiyi, özgürlüğü de kaybeder.


Bakın kısa bir örnek vereyim. Bundan yüz yıl kadar önce Şah Rıza Pehlevi’nin babası Şah iken. Amerika’dan bir ekonomist getiriyorlar, İran ekonomisine yön versin diye. Yanlış hatırlamıyorsam Safinaz adında o zamanki Şah’ın kız kardeşi de aydın bir kadın. Arada bu Amerika’dan getirilen Morgan adlı kişiyle sohbet ediyorlar. Aralarında bir dostluk ilişkisi gelişiyor. İran ekonomisine de çok iyi katkıları oluyor. Bir gün Morgan Safinaz’a soruyor: “bu İran’ın durumu ne olacak? Mollalar demokratlaşmaz”. Safinaz Hanım’ın cevabı son derece açık ve net. Bugün de Türkiye’ye çok uyuyor: “Mollaların demokratlaşmayacağını ben de biliyorum. Demokratları mollalaştırırlar olur biter” diyor. Ve İran bugün öyle olmuştur. Şimdi Türkiye’yi de o şekle getirmek istiyorlar.

Bizim bazı insanlarımız sırf Deniz Baykal’a inat olsun diye Tayyip Erdoğan’ı ve mevcut şeriatçı sistemi desteklemek veya sessiz kalmak gibi bir gaflete düşüyorlar. Bunun acısını çok ağır bir şekilde öderler. Böyle yapmasınlar. Özellikle de “ben Alevi dedesiyim” diyenler dedeliğinizi de kaybedersiniz. Tarihin tekerlerini geriye döndürmek mümkün değildir. Belli bir süre için geriye gidebilir İran’da olduğu gibi. Ama eninde sonunda onları çiğneyip aşacaktır insanlık. Şimdi Humeyni geldi şu noktada!
Humeyni konusu yarım kaldı tamamlamak istiyorum. Humeyni gelir gelmez sokaklarda yürümediğimiz, basmadığımız taş kalmadı, Şah’a karşı. Ben türkü de ürettim, halk konserlerinde söyledim. O zaman Tepebaşı Gazinosu vardı, şimdi yerinde yeller esiyor. Bu ne demektir? Humeyni’yi desteklemektir. Humeyni geldi demokratlığın D’sini söyleyemez oldu insanlar. Aynı Alman Papaz’ın anlattığı gibi, önce komünistler, sonra sosyalistler, sonra demokratlar, sonra ilericiler, aydınlar, yazarlar kellelerini verdiler. Doğradı Humeyni hepsini.


Şah zamanında diktatörlük yok muydu? Nasıl yoktu? Şah zamanında işkence yok muydu? Nasıl yoktu? Vardı. Ama Humeyni Şah’ı arattı. İran’ı beş yüz yıl geriye çekti. Bölgeyi üç yüz yıl Türkiye’yi iki yüz yıl geriye çekmiştir Humeyni. Bugün Tayyip’in yararlandığı rüzgâr, Tayyip Erdoğan’ın gemisini yürüten, kayığını yürüten rüzgâr Humeyni’nin rüzgârıdır. Ama o yelkenler delinmelidir. Ve o gemi batmalıdır. Yoksa insanlık Türkiye’de batar. Son derece açık ve net söylüyorum. Ben Şah zamanı İran’ı da iyi kötü takip ediyordum, Humeyni zamanındaki İran’ı da hala takip ediyoruz.


Emekçi, uzun yıllar şiir yazdı çaldı-söyledi, başka bir meslek icra etmedi, sadece sanatıyla geçindi. Türküleri başka sanatçılar tarafından okundu. Biraz da sanatçı yönünüzden konuşalım. Sanat adına neler yaptığınızı sizden dinleyelim.

Üç tane şiir kitabım var. Dört kitaplık da basılmamış şiirim var. Dört yüz civarında şiir yazdım. Avrupa’dan takip ettiğim kadarıyla seksen kişi ve grup benim eserlerimi seslendiriyor. Belki daha fazla ama bize orada yansıyan rakam bu... Onun dışında iki kitaplık da makalem ve röportajım vardır. Arada bir makale yazmaya devam ediyorum. Alevilik konusuyla da ilgileniyorum. Bu konuda da çok makale yazdım, hala yazıyorum. Alevilere büyük haksızlık yapıldığına inanıyorum. Bunu sanatımla, şiirlerimle anlatmaya çalışıyorum. Bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda, Alevilikle ilgili çok şiirim var. Buradan sanatçı arkadaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: “Alevilik en çok da türküler, deyişler aracılığıyla asimile ediliyor”. Yani biraz vicdanlı, merhametli olalım. Mümkünse kliplerimiz de semahı kullanmayalım. Bir inancın trans halinde yaşanması gereken bir ortamını ticari amaca araç ediyorsunuz, bunu yapmayalım. Rica ediyorum bunu arkadaşlardan. Hatta bir arkadaş, adı önemli değil, eline kılıç vererek, Kerbelâ canlandırması yaparak klip yapıyor. Ayıptır. Tek kelimeyle ayıp! Bundan uzak duralım, bırakalım bir inancı kalsın orada.
Anma günlerinde özellikle. Avrupa’da çok görüyorum: herhangi bir grubun bilmem kaçıncı yılının anması yapılıyor. Bir de bakıyorsunuz üç beş kişi bir arada semah yürüyor. Beş altı kişi de getirip üç beş rekât namaz kıldırsana göreyim seni başına ne geliyor. Benim inancımla çok rahat alay edebiliyorsunuz. Buyurun yapın. Getirin bir imam beş rekât namaz kılsın, kuruluş namazı. Yapamazsınız. Benimle niye uğraşıyorsunuz. Bunları da solcu arkadaşlar yani sosyalistler yapıyor. Önce şunu belirteyim; Alevilerin sosyalistlerle işbirliği yapmaktan, sosyalist olmaktan başka bir seçeneği yoktur. Hem Alevi, hem faşist olamazsınız. Alevilik bilinci bunu reddeder. Çünkü felsefe mazlumdan yana, zalime karşı olmayı temel ilke olarak ortaya koymuş. Bu faşizme karşı olmaktır. Alevilik aynı zamanda bir siyasal tercihtir, felsefi olarak. Birileri gibi Cemevi dediği minaresiz camide, namaz kılma provası yaptırarak Alevilik yapılmaz. Bu Alevilik değildir. Bu asimilasyon örgütlülüğüdür. Hala sosyalistler Alevi-Sünni ayrımı yapmadıklarını söylüyorlar. Yapmaları lazım. Sade yapmakla kalmayacaksınız Alevi’den taraf olduğunuzu da bağıracaksınız. Öyle yok. Ben bunu söylerken Alevilerin eline silah verin, Müslümanlara saldırtın, kurşun sıktırtın demiyorum. Bana uygulanan haksızlığı haykırın diyorum. Haksızlık nasıl haykırılıyorsa benim burada ayrım yapın dediğim zaman Sünnilere ayrım yapılıyorsa onu haykıralım. Öyle değil mi? Bana yapılan haksızlığı haykır, ben bunu bekliyorum senden.


Zaten demokrat olabilmenin gereği bu...


Ama bu yapılıyor mu bugün? Hayır. Alevi köylerine cami yapılıyor mu? Yapılıyor. Kimse karşı çıkıyor mu? Çıkmıyor. Kimse bunu yapmıyor. Benim paramla durmadan imamlar finanse ediliyor, kimse karşı çıkmıyor. Okullarda da geçtiğimiz yıl seyrettiniz yani, ortaokul, ilkokul, liselerden başlayarak Alevi çocukları alenen aşağılandı, horlandı, dövüldü, dışlandı. Kim yazdı bunu? Bu ülkede “İnsan Hakları Derneği” var, bu ülkede “Mazlum-Der” var niye sesini çıkarmıyor? Bu ülkede sosyalist, demokrat olduğunu söyleyen partiler var. Neden seslerini duymuyorum? Benim Alevi-Sünni ayrımı yapın dediğimde bunu haykırın diyorum. Dünyada bin küsur inançtan söz ediliyor. İki milyarlık Budizm’den tutun, Afrika’daki üç yüz beş yüz kişilik köy inançlarına kadar, bin civarında inançtan söz ediliyor. Yasaklı olan tek inanç Alevilik! Bu dünyada, yaşadığımız şu ortamda ineğe tapanlara bile saygı duyulurken halen Alevi kitlesine ders kitaplarında ana-bacı tanımayan yakıştırmasını yapanlar var. Buna kim karşı çıkıyor? Benim ayrım yapın demekteki kastım budur. Lütfen bana yapılan haksızlığı haykırın.


Bu anlamda belki şunu da bilmeliyiz. Sosyalistlerin kendi tarihlerini de bilmedikleri bir anlamda ortaya çıkıyor. Sosyalistler Anadolu’yu biraz incelemiş olsalar, Anadolu ve Alevi tarihine baksalar, Hallac’ın ve Nesimi’ni söylediği “enel-hak”, Şeyh Bedreddin’in söylediği “yârin yanağından gayri her şey ortaktır” söylemleri (biliyorsun Şeyh Bedreddin Sünni kökenlidir) Türkiye’deki emekçi halkın ortak söylemleri, ortak tarihidir. Bu anlamda tarihlerine de çok düzgün baktıklarını sanmıyorum.


Alevilik konuşulduğu zaman çok kolay bir yol bulunmuş. Herkes eline İzzettin Doğan’ı alıyor sopa gibi Alevilerin başına vuruyor. İzzettin Doğan Alevilerin ve Aleviliğin fotoğrafı değildir. Önce bunun altını çizelim. İzzettin Doğan bulunduğu her toplantıda Müslüman olduğunu söylemektedir. Eğer İzzettin Doğan bir yüz karasıysa Müslümanların yüz karasıdır, Alevilerin değil. Bunun altını kalın bir çizgiyle çizelim. Aleviler “Hamidiye Alayları”nda yer almamıştır. Aleviler on tane korucu vermemiştir. Aleviler hakkında İzzettin Doğan’ı kullananlar yüz bin korucu hakkında ne düşündüklerini açıklasınlar. Yüz bin şafi korucu var. Ve kendi ırkından insanlara kurşun sıkıyor. Genç yaşlı ihtiyar demeden öldürüyor. Bizim böyle bir yüz karamız yok. Sırtımızda böyle bir kamburumuz yok. Tarih boyu Aleviler Alevi olmadıkları için kimseye bir fiske vurmamış. Kötü Alevi olmamış mı? Mutlaka olmuştur, bugün de var. Yarın da olacaktır. Ama bu Aleviliğin tarifi değildir. Biz bunu reddediyoruz.


Müslümanlar da çıksın korucuların yaptığını reddetsin. Müslüman aydınlar yok mu hiç? Neden kalkıp bu korucuların insanlıkla alakasının olmadığını söyleyip, şafiliği eleştirmiyorlar? Ben size şafiler içinde İzzettin Doğan’ın tırnağı etmeyecek binlerce yobaz gösterebilirim. Eski Diyanet İşleri Başkanı, Mehmet Nuri Yılmaz çıktı dedi:“Bir AİDS’linin cenaze namazı kılınır, PKK’lının cenaze namazı kılınmaz” dedi. Kaç tane Sünni aydın eleştirdi Nuri Yılmaz’ı. Neden eleştirmiyorsunuz? Bizim böyle bir yüz karamız var mı? Ben kişi olarak İzzettin Bey’i Alevi olarak görmüyorum, Alevi değil. Değerleri Alevi değil. Pratiği, yaşam tarzı Alevi değil. Alevi ana babadan doğmuş olabilir veya Alevi bilinen ana babadan! Ama bugünkü yaşam tarzıyla Alevi değil. Alevi yaşamıyor. İnsan haklarına karşı bir duruşu yok. Bu ülkede işkenceler var, duruşu yok. Bu ülkede tarihini yoksulların, emekçilerin kanıyla sulandırmış olan partilerin etkinliklerine çağırmaya kalkıyor, Alevileri. İzzettin Doğan’ın Alevi olmadığını anlatacak kitaplar, dolusu değerler var elimizde ama lütfen İzzettin Doğan’ı Aleviliğin fotoğrafı olarak insanlığa takdim etmesinler. Beni Hallac olarak niye takdim etmiyorsun? Beni Seyit Nesimi olarak niye takdim etmiyorsun? Beni Sivas’ta yakılanlar olarak niye takdim etmiyorsun? Beni Yılmaz Güney olarak, Nazım Hikmet olarak niye takdim etmiyorsun? Biz aynı felsefeyiz onlarla. Benim fotoğrafım onlardır İzzettin Doğan değil.


Peki, çok teşekkür ediyorum.


Ben teşekkür ediyorum. Başarılar diliyorum.

Eyvallah sağ olasın. Ağzına sağlık.
Ahmet Koçak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Ahmet Koçak For This Useful Post:
Tasarımcı (03-05-2011)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
emekçiyle, halk, ozanı, söyleştik, yasaklı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Baslatan Forum Cevaplar Son Mesaj
çetin aktaş neden yasaklı üye oldu? KIZILBAŞ Üyelik Sorunları ve Öneriler 3 12-19-2008 13:04
Türk Halk çalgıları Devrim06 Genel Kültür 1 10-20-2008 15:35
Yasaklı belgesel Köşk’ün sitesinde Sedat Atatürk 1 08-30-2008 23:16
ücretsiz Halk şenliği ..... _MunzuR_ Genel Duyurular 5 08-20-2008 01:57
Atatürk ve Halk - Esengül - Atatürk 1 07-09-2008 00:31


Sponsored links
alevi haber duşakabin ankara efor efor efor efor
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 04:52.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts