![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Kontrollü Üye |
YEDİ MÜRŞİT,YEDİ OCAK İnkar Zamanı Çankırı’da toplanan Ekümenik Hıristiyan Konsilinin üzerinden iki yüz elli yıl geçmiş olmasına rağmen .Hıristiyan Kilisesi Anadolu’da Işık inanışının önünü bir türlü alamıyordu Işıklar kendi topraklarında olmanın avantajlarından yararlanarak Hıristiyanlık için ‘’yüksek seviyede problem kaynağı’’ olmaya devam ediyorlardı Kendi vatanlarında onlarla baş etmek adeta imkansızdı. Altıncı yüzyılda Pers-Bizans sınırı Anadolu’da Işık insanlarının yaşadığı coğrafyayı kuzeyden güneye ikiye ayırmıştı.Işıklar sınırın her iki tarafında da geniş topluluklar halinde yaşıyorlardı. Bizans İmparatoru doğudaki komşularına bir mektup yazdı.Perslilere Işık tehdidi karşısında birlikte eylem önerdiği yazısında İmparator Maurice şöyle diyordu;’’Onlar sizinle bizim aramızda yaşıyorlar ve devamlı problem kaynağı oluyorlar.Ben benim tarafımdakileri toparlayıp Trakya’ya göndereceğim. Sen de seninkileri doğu’ya gönder.Eğer orada ölürlerse çok sayıda düşmanınız ölmüş olacak.Eğer tersi olur da sınır boylarındaki diğer düşmanlarımızı öldürürlerse pek çok sayıda düşmanınız öldürülmüş olacak.Bizlere gelince bizler birbirimizle barış içinde yaşayacağız.Eğer onlar kendi ülkelerinde kalırlarsa bundan sonra sizin için ve bizim için artık huzur olmayacak’’ Işık insanlarının Anadolu’dan ilk zorunlu tahliyesi İmparator Maurice (582-602) zamanında Kıbrıs’a yapıldı.Anayurdu prangalar altında terk etmek zorunda kalan bu ilk kafilede on binden fazla Işık insanı vardı.Anadolu’dan deniz aşırı ülkelere ikinci zorunlu göç dalgası 648 yılında yaşandı.İmparator II.Konstans (642-668) o yıl ani baskınlarla orta Anadolu köylerinden topladığı savunmasız Işık topluluklarını gemilerle Sicilya’ya ve Kuzey İtalya’ya nakletti. Alevi coğrafyasından uzak ülkelere doğru asıl büyük sürgün İmparator IV.Konstantin (678-685) zamanında yaşandı.Bizans İmparatoluğu Ortodoks kilisesi ile tek vücut oldu.Önce ilk yıkımdan sonra gözden uzak yerlerde yeniden yavaş yavaş filizlenmeye başlayan gizli mabetleri yıktılar,ele geçirdikler kutsal yazmaları yaktılar. Sonra büyük bir insan avı başladı.Anadolu boşaltılıyordu.Halk hazırlıksız ,sahipsiz,silahsız,savunmasız ve çaresizdi.Kaçanlar kurtuldular,direnenler öldürüldüler.Evinden ,köyünden ,bağından,bahçesinden,yaylasından,ovasından,suyund an,güneşinden zorla koparılmış insan kafileleri aç,susuz,yorgun ,şaşkın ve ürkek yollara sürüldüler.Yollar çok can aldı.Sürgün yerlerine ulaşanlar,.Batı Anadolu’da Manisa,Alaşehir civarında,ve Trakya’da Rodop dağlarının eteklerine Filibe havalisinde zorunlu iskana tabii tutuldular. Ortodoks kilisesi,Anadolu’nun başına gelmiş bu en büyük felaket,Anadolu tarihinin en barbar kurumu,Anadolu’yu ateşe vermiş boydan boya yakıyordu.Hıristiyanlık kendisini kanla,kinle ve zorla dayatıyordu.Mabetler yıkılmış,Işık misyonları,dergahlar boşaltılmıştı. Kilise dışında ibadet yasaklanmıştı.İncil ve havarilerin mektupları dışında el yazmalarını çoğaltmak.taşımak ve evlerde bulundurmak ölüm cezası gerektiren en ağır suçlardan sayılıyordu. Hıristiyanlar Anadolu’da emekleme dönemlerini geride bırakmışlar ,kurumlaşmalarını tamamlamışlar,güçlerinin doruğuna ulaşmışlardı.Güçlü olmanın getirdiği ‘’kendisinden başkasına tahammül edememe sarhoşluğu ve kıyıcılığı’’sendromunu yaşıyorlardı. Işıklar Hıristiyan’lara karşı açık ve pervasız bir biçimde muhalefet etmenin kendilerini hızlı bir yok oluşa sürüklediğini fark ettiler.Açık muhalefeti terk ederek,yeni bir savunma anlayışı geliştirdiler. Soykırım tehdidi altında ve yok olmanın eşiğindeki Anadolu insanları,son derece güçlenmiş kilise karşısında inançlarından vazgeçmeden yeni oluşan şartlara uygun nefsi müdafaa mekanizmaları geliştirdiler. Işıkların zulümden kaçış stratejisinin iki temeli vardı.; 1.İnkar:Bizans işgalindeki Anadolu’da Hıristiyan olmayanlara yaşam hakkı verilmiyordu Bu sebeple onlar takiyye yaptılar,Hıristiyan’mış gibi göründüler.Daha da ileri giderek dışarıya karşı asıl Hıristiyanların kendileri olduklarını iddia ettiler.Kendi doğrularını ancak kendilerinin duyabileceği kısık seslerle dile getirdiler. 2.Sözlü Gelenek:Kutsal el yazmalarını yanlarında bulunduranlar ,taşıyanlar sorgusuz,sualsiz katlediliyorlardı inançlarını yazılı olmaktan çıkarıp söze dayandırmaları.tek çareydi .Öyle de yaptılar. Onlar kutsal yazmalarını gözlerden kaçırmışlar,ibadetlerini ezberlerine almışlar,dışarıya karşı da ‘asıl Hıristiyan biziz’ diyerek hile yapıyorlardı ancak,görüntü inandırıcı değildi. Ortodoks kilisesi onların ‘’güneşe İsa adını vererek’’ Hz. İsa’nın adını anarken aslında ışığı kast ettiklerini ve Hz. İsa’ya saygı gösteriyormuş gibi yapıp aslında ışığa hürmet ettiklerini düşünüyordu.( Bin yıl sonra aynı coğrafyada yaşayan Aleviler de aynı aldatmacayı küçük bir değişiklikle sürdürdüler.İslam ikliminde Aleviler,doğal olarak Hz İsa’nın adının arkasına değil Hz.Ali isminin gerisine sığındılar. Ali nurdur,Ali,nur Muhammed nur,Ali nur Bunca yıldır,bunca yıl. Muhammed nur Ali nur. Uyanır mı halkımız, Böyle dur ha böyle dur Ali nur semahı (Anonim) Hey bacılar bacılar Görmen argı acılar Salman gelmiş pars eder Boş göndermen bacılar Ali nurdur ,Ali nur Yeşil nur ,Ali nur Alim sen gel otur Yaradanım gel otur Ela gözlü de gözlü Şahım gel sen otur. Bacılar semahı (Elazığ yöresi) Ayrıca onların samimi Hıristiyanlar olmadıkları her hallerinden belliydi,çünkü onlar sudan sebeplerle ,inandırıcı olmaktan çok uzak gerekçelerle; ‘’-Kiliseyi,kilisenin doğmalarını,kurumları,kilise hiyerarşisini ve ruhban sınıfını kabul etmiyorlardı. -Hıristiyan azizlerine,kutsal ekmeğe ve ikonlara yapılan kutsal ibadete karşı çıkıyorlardı. -Onlara göre Hz. İsa düpedüz bir insandı,onun babası dünyanın yaratısı olamazdı. -Kiliseye gitmiyorlardı,ibadetlerini ‘proseuchai’ denilen evlerde (dua evi/cem evi) yapıyorlardı.’’ Kilisenin kurumlarına ve hiyerarşisine karşı olmak Hz İsa’yı ve Hz Meryem’i küçümsemek kendilerine kusursuz itaat edilmesini bekleyen kilise ruhban sınıfının tahammül sınırının ötesindeydi ve kilise dışında toplanmak Ortodoks kilisesinin asla kabul edemeyeceği bir durumdu.Ortodoks kilisesi,kilise dışında yapılan bu türden ibadetleri (Ayin-i Cem’leri) sapkın cinsellik iftirası ile lanetledi. ‘’Kız kardeşleri,kayınvalideleri veya görümceleriyle kirlenmiş olanlara,ziyafet için toplanıp içki içtikten sonra ışıkları kapayan ve akrabalığa,yaşa ve cinsiyete bakmadan alem yapanlara lanet olsun’’ Aleviligin kökleri Erdogan Çınar Sevgiler Saygılar ali karul Işıkla kalın Konu Ali karul tarafindan (10-15-2008 Saat 18:00 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 7 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), |
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Yedi Mürşit Hıristiyanlık Anadolu’da eli silahlı bir din olarak ortaya çıktı.İktidarını bağnazlık ,eşitsizlik,sınıf ve cins ayırımı üzerinde inşa etti.Hıristiyanlığın kılıçlı,kalkanlı ve zırhlı askerleri tarifsiz derecede vahşi,acımasız ve hoşgörüden yoksundular Anadolu’yu köşe-bucak tarayarak,hiçbir dayanma gücünün katlanamayacağı ağır mezalimlerle koca ülkeyi baştan başa sonu gelmeyen büyük acılara boğdular. Zalim zulmünü öyle arttırdı ki,Aleviler için sürekli köşe bucak kaçmaktan ve gizlenmekten başka çare kalmadı..Anadolu’da yedinci yüzyıldan başlayıp dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar uzanan zaman diliminde ortaya çıkan mürşitler yedi ulu mürşit döneminde Alevi Ocak merkezi sürekli yer değiştirmek zorunda kaldı.Alevi ocak merkezi taşındığı her yerde dışarıya karşı Hıristiyan kilisesinin bir parçası olduğu izlenimini verdi.Sırrı ortaya çıkınca da başka yerlere göçerek izini kaybettirdi.Var olmak ile kaybolup gitmenin bir birine çok yakınlaştığı sıkıntılı yüzyıllarda Alevi ocak sistemi ve Alevi inanışı varlığını ancak böyle koruyabildi. Yedi Alevi mürşidi bu sancılı zamanlarda sırasıyla Alevi ocağının başında bulundular. Silvanus Tunceli,Erzincan ve Sivas illerinin Kuzey Doğusunu içine alan geniş bölge eski çağda Mananalis olarak adlandırılıyordu. Silvanus yedinci yüzyılın başlarında (yaklaşık bir tahminle MS. 610 yılında) Ortodoks kilisesi tarafından nifak ve sapkınlığın asıl yuvası olarak tanımlanan bu bölgede Tunceli- Pülümür’ün kuzeyinde küçük bir köyde dünyaya geldi.Silvanus,her yıl artarak tekrarlanan Bizans saldırılarında büyük kayıplar veren,kanlı eylemlerin değişmez hedefi haline gelen Pülümür’deki köyünden 653 yılında ayrıldı.Bu bölgeden daha Batıya doğru giderek Sivas’ın kuzeyinde Yıldız dağının yamaçlarına yerleşti 653 yılından başlayarak Yıldız Dağı ve bu heybetli dağın alçağında uzanan Bedohtun ovası Aleviliğin merkezi oldu. Pir Silvanus etrafına topladığı bölge halkına, Roma devletinin Anadolu’da işgalci olduğunu kendilerinin Roma’lı olmadıklarını -Mananalis’li anlamına gelen- Mananalakian’lar olduklarını söylüyordu.Kurduğu dergah halk arasında ‘Mananalakian ocağı’ olarak ünlendi.Manalikan ocağının talipleri ,müritleri ocaklarını Ortodoks kilisesinden ve Bizans’lı yöneticilerden gizliyorlar , sorulduğunda da ;’’Bizler Makedonian’ız (Makedonya’lı) ‘’diyerek soruyu bir ses benzerliğinin arkasına saklanarak savuşturuyorlardı.Bu sebeple Pir Silvanus’un Yıldız dağında kurduğu ocak Bizans kayıtlarına ve Ortodoks metinlerine’’Makedonya ocağı’ olarak geçti. Yol’un yeniden biçimlendirilmesi ve erkanın zulüm vaktinin koşullarına göre yeniden inşası Sivas merkezli bu dergahtan yürütüldü. Silvanus Bedehton ovasının ucunda Yıldız Dağı’nın yamaçlarında kurduğu dergahında Anadolu’nun kadim inancını,yazılı olmaktan çıkarıp, sözlü olarak yaymaya başladı.Bulunduranın katli için yeterli kanıt sayılan kutsal el yazmaları ortadan kaldırıldı.’’İlahi kelam’’yada başka bir deyişle ‘Hakk’ın nidası’ bağlama eşliğinde çalınıp söylenen kafiyeli,duraklı sözler ve hoş ezgilerle halkın arasında kulaktan kulağa dolaşmaya başladı.Daha sonraki bin yıllarda kurumlaşacak olan bu sözlü geleneği başlatan Silvanus ,Alevi erkanı içinde ozanlık geleneğinin en büyük ustası ve tüm ozanların piri sayıldı. Kadim erkan hafızalara kazınarak koruma altına alındı .Yazı ,imha edilebildiği gibi tahrif de edilebiliyordu.Sözlü aktarım geleneğin korunmasında ve sonraki kuşaklara aktarılmasında son derece etkili oldu.Kadim erkan toplumsal belleğe kazınarak emniyet altına alınmıştı.Üstelik inancın takipçileri de soruşturulmalarının ve katledilmelerine sebep teşkil eden yazmaları yanlarında bulundurarak güvenliklerini tehlikeye atmıyorlardı.Zorda kaldıklarında kutsal yazmaları inkar dahi ediyorlardı.Pek çok olayın tanığı olmuşBizanslı üst düzeyde bir görevli Silvanus’un sözlü geleneği kurumlaştırmasını ve Alevilerin zorda kaldıklarında sığındıkları inkarı şu cümlelerle naklediyor. ‘’O (Silvanus) sapkın inançlarını yazıyla değil sözle aktardı,böylece sözlerinin ve yazılarının hiç değişmeden kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağladı’’ ‘’Tanrıya edilmiş küfürlerini gönülsüzce reddettiler ve prensiplerini nesilden nesile gelenekler aracılığı ile aktardılar.’’ Pir Silvanus Yıldız dağında yirmi yedi boyunca Mananakian ocağının başında bulundu ve erkanın dağılmasının önüne geçti.680 yılına gelindiğinde İmparator IV. Konstantin (668-685) geniş yetkilerle donattığı Symeon adındaki bir İmparatorluk görevlisini Sıvas’a gönderdi. Symeon,Sivas’ta Piri tutukladı.Onu takipçilerinin gözünden düşürmek için ,müritlerinin önünde inancından vazgeçtiğini açıklamasını istedi .Karşılığında canını bağışlayacağı sözünü verdi.O bu teklifi reddetti çok.Pir Silvanus Yıldız dağının eteklerinde önce Symeon’un emri ile ,kendisine ‘’yol oğlu’’ olarak aldığı,en sevdiği müridi tarafından başlatılan taş yağmurunun altında kaldı .Sonra da asılarak idam edildi. ‘’Sivas’ta herkesi toparladı ve Şebinkarahisar kalesinin güneyine götürdü ve onlara önlerinde bağlanmış halde bulunan biçareyi taşlamalarını emretti.herkes eline bir taş aldı ama kendilerine Hakk’tan yollandığını düşündükleri pirlerine atmamak için,ellerindeki taşı arkalarına fırlattılar.’’ ‘’Şimdi evlatlığına verdiği eğitimin ve öğrettiklerinin ödülünü alıyordu.İmparatorluk görevlisinin verdiği emir üzerine Justus eline bir taş aldı ve ikinci bir Goliath gibi taşı ona fırlatıp onu öldürdü’’ En sevdiği müridinin attığı taş ile Hakk’a yürüyen Mananalis’li Pir Silvanus ,Alevi’lerin ünlü mürşidi ve Alevi sözlü geleneğinin kurucusu ve büyük ustası Pir Sultan Abdal’dır Onun onurlu ve mahzun hikayesi, bir unutulmaz efsane oldu ,bin üç yüzyıldır Anadolu’nun her köşesinde anlatılır. Saygılar ali karul ışıkla kalın Konu Ali karul tarafindan (10-15-2008 Saat 21:08 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), NervouS! (10-16-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009), İşcanbaba (06-30-2008) |
|
|
#3 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Titus Mananakian ocağında,Pir Silvanus’un içinde ihanet de bulunan acıklı öyküsünün ardından pişmanlıkla bezeli bir başka hüzün hikayesi yaşandı.Bizans İmparatorluk görevlisi Symeon Pir Silvanus’u katlettikten sonra İstanbul’a döndü.Ancak içi rahat değildi,üç yıl boyunca sınırsız bir pişmanlık içinde kıvrandı durdu.Sonra kalktı Sivas’a,Yıldız dağına döndü. ‘’Üç yıl boyunca İstanbul’da kaldı.Şeytan tarafından bütünüyle ele geçirilmiş olarak yalnız bir yaşam sürdü.Ardından her şeyi terk edip gizlice kaçtı .Sivas’a geri döndü.’’ Symeon Sivas’a döndükten sonra Titus adını aldı ve Mananakian ocağının başına geçti.Üç yıl ocağa hizmet etti .Dağılan erkanı yeniden toparladı.Durumdan haberdar edilen İmparator II.Justinyen (685-695) Sivas’a ordu çıkardı.Titus ve yandaşları tutuklandılar.Pir Silvanus’un taşa tutulduğu yerde yakıldılar.Ortodoks kilisesi kendi korkunç vahşetinin mağdurları olmuş masumları lanetleyecek kadar utanmasızdı. ‘’Kendisine Titus diyen,İmparator’un emriyle Silvanus’u taşlatan ve onun ardından Sivas’taki ikinci ‘Pir’ olan ve Justus tarafından Şebinkarahisar piskoposuna ihbar edilenve İmparatorun emriyle Silvanus’a atılan taşların oluşturduğu kümenin hemen yanında yakılan Symeon’a lanet olsun’’ saygılar ali karul ışıkla kalın Konu Ali karul tarafindan (10-15-2008 Saat 21:08 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), |
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Paul,Timothy,Epaphroditus, ve Zekeriya Titus’un katledilmesinden sonra topluluğun başına Paul geçti.Paul önderliğinde ocağın yeri daha batıya taşındı.Paul’den sonra yerine geçen oğlu Timothy olarak bilinen oğlu Genesis Ocağın merkezini daha güvenli saydığı Arapların egemenliğindeki Samsat’a taşıdı.Timothy otuz yıl süren hizmetinden sonra (718-748) 748 yılında Samsat’ta Hakk’a yürüdü. Timothy’den sonra topluluk ikiye ayrıldı.Birinci kolu önderleri Epaphroditus Samsat’tan ,Pisidya’ya taşıdı.Timothy’nin oğlu Zekeriya’ya bağlı ikinci İkinci kol Arap askerleri tarafından toplu olarak katledildiler.Epaphroditus sekizinci yüzyılın sonuna kadar’ Pir’lik makamında bulundu. Saygılar ali Işıkla kalın |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), NervouS! (10-16-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009) |
|
|
#5 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Tahtacı Sergius ve Yol Ayırımı Epaphroditus’tan sonra Tahtacı Sergius ‘Pir ‘ oldu, otuz dört yıl postta kaldı.(800-834) Sergius Alevi tarihinin en büyük mürşitlerinden biri oldu.Kutuplar kutbu ve bilgeler bilgesiydi.Sürgünlerle birbirinden zorla koparılmış oraya buraya savrulmuş toplulukların birbirleri ile yeniden irtibat kurmalarını sağladı.Toroslar’da ve Batı Anadolu’da yaşayan toplulukların Orta ve Doğu Anadolu da yaşayanlar ile aralarında kopmuş eski bağlarını yeniden kurdu.. Sergius zamanında yüzyıllardır kesintisiz bir biçimde süregelen Hıristiyan kıyıcılığına karşı ‘’intikam mangaları’’ Anadolu dağlarında görülmeye başladılar.Sergius barış yanlısı bir kamil insandı, çatışma istemiyordu.Sergius ömrü boyunca eline silah almadı.Yandaşlarına da erkana girerken ettikleri yemine sıkı sıkıya bağlı kalmalarını asla insana kıymamalarını öğütledi. …Alevi/Işık toplumuna giriş bir törenle olur.Alevi/Işık erkanına giriş törenine ikrar cemi adı verilir .Kendi kararlarını kendi verebilecek yaşa gelen kişi önce bir yol kardeşi (müsahip) seçer. Yol kardeşleri eşleri ile birlikte bir rehber eşliğinde düzenlenen törende yemin edip ikrar verdikten sonra yola kabul edilirler. Yemin ederek bu topluluğu katılan kişi yolun gereklerini yerine getirmek ve erkanın disiplinlerine uymak zorundadır.Yemin töreninde erkanı yürüten Pir (Dede) yola girmek arzusunda bulunan isteklilerin (taliplerin) üzerine ‚’’üç mühür’’ koyar. Dedenin birinci mührü talibin dudakları üzerinedir.Bu mühürle dede isteklinin ağzını bağlar - Bundan sonra talip , topluluğun sırlarını saklar konuşamaz,ağzını kirletecek hiçbir nesneyi dudaklarını arasından geçiremez, ,yalan ve kötü söz söylemez,iftira edemez,yargılayamaz,isnatta dahi bulunamaz ve haram yiyemez. Dede,ikrar ceminde ikinci mührü talibin elleri üzerine kor.Elleri mühürlü olan, talip/istekli; -Öldüremez,hiç bir canlıya bilerek zarar veremez,bir çiçeği dahi sebepsiz koparamaz ve başkasının malına el uzatamaz,,çalamaz. İnsanın tohumu onun tüm duygusal tutkularını simgeler.Dede üçüncü mührü tohum(bel) üzerine kor.Beli bağlı istekli/talip: -Eşine sadık olur,yuva yıkamaz,yıktığı yuvanın kadını ve erkeği ile evlenemez Alevi/Işık erkanında topluluğun tüm fertlerinin önünde ve mürşit huzurunda üç mührün sınırlarını ihlal etmemek üzere söz verenler,topluluğun önceden belirlenmiş kurallarına uymak üzere toplumun diğer fertleri ile,çok şahitli, bir sözlü akit yapmış olurlar.İkrar verip yemin ettiği halde , toplum sözleşmesine uymayanlar,toplumun sosyal yaşamını düzenleyen bu üç mühürden herhangi birini fekkedenler (kıranlar) için iki tür ceza öngörülmüştür. -Düşkün -Müşkül Cana kıymak,çalmak,birden fazla evlenmek ve benzeri ağır suçlar ‚’’düşkünlük’’ sebebidir. Yalan söylemek, kavga etmek gibi hafif suçlar ‚’müşkül hal’’ sayılır. ’’Müşkül hallolur, düşkün hallolmaz’’. Müşkül olan, Alevi yol kurallarına uygun olarak verilen cezayı yerine getirdikten sonra bağışlanırlar, düşkün olan kimse‚ ’’yolu, yolumuzdan ,malı malımızdan, davarı davarımızdan ayrı olsun’’ denilerek, sonsuza dek Alevi toplumunun dışına itilir. Alevi erkanı içinde,bir talibin işlediği suçtan musahibi de sorumlu tutulur. Aynı ceza suçu işleyenin yol kardeşine de uygulanır. Bu nedenle tüm talipler yol kardeşlerini karşılıklı olarak yaşam boyu denetlerler gerektiğinde birbirlerini uyararak doğru yoldan ayrılmalarının önüne geçerler… Sergius müritlerinden ellerinin üzerine konulmuş olan mührü ‘hal ne kadar kötü olursa olsun’ kırmamalarını istedi.Ona göre koşullar ne olursa olsun bir insanı öldürmek,erkana sığmaz çok ağır bir suçtu.Çünkü diyordu -’’Hakk’ insanda insan da Hakk’tadır insanı öldürmek Hakk’ı ortadan kaldırmak olur. Dünya üstünüze de kalksa ,siz Hakk’a kıymayın. Sizler yemininizden dönüp de,can almayın. Bu erkanda düşkün olmayın’’ Sergius eziyetten iyice bunalmış,eşini dostunu ,toprağa vermiş yada sürgüne göndermiş,çaresizleri; -‘’Elinizi okla yayla kirletmeyin kimsenin ah’ı kimsede kalmaz yol kılıcı gelir zulmü keser birgün’’diyerek teselli ediyor.Kötülükten kaçmalarını ,beladan saklanmalarını öğütlüyordu. Sergius gizlenmeyi yolun asli kurallarından biri olarak erkana dahil etti.Saklanmanın teatral bir ifadesi olarak Sergius döneminden başlayarak yola giriş töreninde (ikrar cemi) bir erkek hizmetli kadın bir kadın hizmetli de erkek kılığına girdikten sonra,dede tarafından usulen sorgudan geçirilmeye başlandı.(İkrar verme ceminde iki hizmetlinin kılık değiştirerek dede huzuruna çıkması Tahtacı Alevi’leri arasında ’’ tebdil erkanı’’adı altında, yakın zamana kadar yaşatılmaktaydı.) Sergius çatışma istemiyordu.Bizans’ın bitmek bilmeyen baskılarından bunalan kendi taraftarlarını Emevilerin Malatya’da kurduğu Arap emirliğin sınırları içinde toplamaya başladı .Kendisi de Malatya yakınında Arguvan’a çekildi Sergius’un postta kaldığı otuz dört yıl boyunca ‘’intikam mangaları’’ ile Sergius’un sadık gelenekçi talipleri arasında yaşanan tartışma ve ayrılık giderek büyüdü.Dağlardaki intikam mangalarının sayıları hızla arttı. Sergius tıpkı piri Silvanus gibi tahtacılık yaparak mütevazi bir yaşam sürüyordu.Sergius 834 yılında Arguvan dağlarında tahta keserken İznikli bir fanatik Ortodoks tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü. Ortodoks kilisesi bu barışçı mürşidi vaazlarında ağır bir dille lanetlemekten geri durmadı ; ‘’Pek çok kuzuyu kurda çeviren ve bunların vasıtasıyla İsa’nın sürüsünü dağıtan Serğius;koyun postuna bürünmüş bir kurt olan,erdemli bir insan gibi görünmeyi ustalıkla beceren ve pek çok kişiyi kandıran,İsa’nın düşmanı ,kötülüğün temsilcisi,Tanrı’nın anasına ve bütün azizlere küfreden Sergius’’ Sergius’un katledilmesi Alevi dünyasında iki önemli sonuç doğurdu. -Savaşmaktan başka çıkar yol olmadığını,‘İntikam mangaları’’nın haklı olduklarını savunanların önü açıldı.’’İntikam mangaları’’na katılım çığ gibi büyüdü -Sergius’tan sonra bir pire bağlı tek ocak sistemi terk edildi.Çok sayıda ocak birbirlerine üstünlüğü olmayan bağımsız kutsal güç odakları olarak parçalara ayrıldı.Bu bölünme ekanın devamlılığını güvence getirdi..Böylece bir veya birkaç ocak saldırıya uğrayıp ortadan kaldırılsa bile geride kalanların yolu kesintiye uğratmadan devam ettirebilmeleri emniyet altına alınmış oldu. saygılar ali karul ışıkla kalın |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | ArdaBaran (05-30-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), NervouS! (10-16-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009), İşcanbaba (06-30-2008) |
|
|
#6 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Yedi Ulu Ocak
Bizans ve Ortodoks kilisesi arşiv kayıtlarında altısı Anadolu’da bir tanesi de Balkanlarda olmak üzere yedi Alevi ocağından bahsolunmaktadır.Bizans belgelerinde ve Ortodoks kayıtlarında sapkın Hıristiyan cemaatleri olarak sayılan bu ocaklar hakkında verilen bilgilerin yetersiz ve sağlıksız oldukları kolayca tahmin edilebilir.Aşağıda dökümünü yapacağımız Alevi ocakların dışında Hıristiyanlar tarafından hiç tespit edilememiş ocaklar olabileceği gibi,anılan Alevi ocakları hakkında onlara karşı amansız düşmanlık beslemiş kaynaklardan derlenmiş bu bilgilerin bazılarının gerçek olmayıp,sürekli gizlenen bu ocakların dışarıya karşı yaptıkları takkiyeler olması ihtimali de vardır. Tahtacı Sergius’un Hakk’a yürümesinden sonra ,sekiz yüz kırklı yıllarda Anadolu ‘da altı büyük Alevi ocağının varlığını tespit edebiliyoruz.Ortodoks Kilisesi tarafından her fırsatta lanetlenen bu ocakların bulunduğu topraklar bin yıllar boyunca Anadolu’nun en çileli yerleri oldular.Katliamlar,acılar,sürgünler,saklanmalar,ka çmalar-ğöçmeler bu coğrafyaların ayrılmaz bir parçası oldu.Bizanslılar zamanında başlayan, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da devam eden büyük halk ayaklanmaları direnme ğüçlerini bu sancılı ocak merkezlerinden aldılar. Mananakian Ocağı Gangra (Çankırı) Konsilinde Sivas ve çevresinde Hıristiyanlığa karşı ilk karşı çıkışın başladığı yer olarak tanımlanan Sivas ve çevresinde varlığı dördüncü yüzyıldan beri bilinen bir dergah vardı.Ortodoks kayıtlarında Eustathias adlı bir bilge ocağın ruhani lideri olarak gösterilmiş ve lanetlenmişti.Eustathias önderliğinde Hıristiyanlık karşıtı ilk direnişini gerçekleştiren bu topluluğa ne olduğu bilinmiyor.Yedinci yüzyılda Sivas’a giderek ,Banaz’a yerleşen Pir Silvanus Bedohtun ovasının ucunda ,Yıldız dağında bu dergahın bulunduğu coğrafyada yeni bir ocak açtı.Onun ölümünden sonra ani bir çöküntü yaşayan ocak.Kısa süre sonra Titus eli ile yeniden canlandırıldı.Titus’un ölümünden sonra yer altına çekildi.Mananakian Ocağı günümüzde Pir Sultan Abdal Ocağı olarak bilinmektedir. Biri Yıldız Dağı yakınında Banaz köyünde diğeri Pir Silvanus’un doğduğu bölgede Mananalis’te,Pülümür’e bağlı Haculiye köyünde olmak üzere iki merkezi vardır. Mananakian ocağı adından da kolayca anlaşılacağı üzere ‘Ma/Kadın Ana’ya atfedilmişti. Achean Ocağı Achean Ocağı bilinen ilk merkezi Palu (Şimşatkale) yakınında bir köydeydi.Ortodoks kaynaklarında bu Alevi ocağının Timothy tarafından Mananalis’te Samosata’nın (Şimşatkale – Palu) bir köyünde kurulduğu ifade edilmiştir.Achean Ocağı , Ağuçen Ocağı olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Ağuçen Ocağının dedeleri ocağın merkezin olarak Elazığ – Palu arasında ki Sün köyü olduğunu söylemektedirler ki verdikleri bu coğrafi aidiyet bilgisi geçmişteki Achean Ocağının merkezi ile bire bir örtüşmektedir.Acean Ocağının bugüne ulaşabilen bir başka kolu da Kurachean (Kureyşan ) ocağıdır.Palu’nun Seydilli köyünde ki Seyit Sabu Ocağı Acean Ocağının bu güne ulaşmış bir başka koludur.Aynı şekilde Acheanlar’dan koparak zaman içinde ayrı ocaklar halinde örgütlenen Derviş Cemal, Baba Mansur,Şah İbrahimli ve Şah Ahmetli Alevi ocakları da bu ocağın ardıllarıdırlar.Achean – Ağuçen Ocağı ve bu ocaktan kopan ocak mensupları mensupları Palu ,Elazığ Tunceli ve Mazgirt köylerinde ,kendi ana yurtlarında, halen yaşamaya devam ediyorlar. Epaphroditus Ocağı Ortodoks kilisesi tarafından lanetlenen bir başka ocak da Epaphroditus Ocağıdır.Bu ocağın yeri Ortodoks kilisesi ve Bizans askerleri tarafından hiçbir zaman tespit edilemedi.Epaphroditus ocağının merkezini uzun yıllar boyunca Bizans’ın egemenlik sınırları dışında tuttu .Pek çok defa güvenlik nedeni ile yer değiştiren Epaphroditius’un son durağı Orta Toros’larda’da bügünkü Abdal Musa Ocağının yakınlarında ,.Antalya’nın Kuzeyinde Burdur’un Bucak ilçesi Ürkütlü beldesindeki Komama antik şehri oldu. Bu ocak günümüzde Abdal Musa Ocağı olarak biliniyor.Abdal Musa Ocağı Alevi erkanının yeniden dizayn edildiği son büyük Alevi Ocağıdır. saygılar ali karul ışıkla kalın |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | ArdaBaran (05-30-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), NervouS! (10-16-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009), İşcanbaba (06-30-2008) |
|
|
#7 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Laodikian/Ladik Ocağı
Bazı kaynaklarda bu ocağın merkezinin Likya’da Laodicia yakınında Argais adlı bölge olduğu ifade edilmiştir.Amasya’nın kuzeyinde de aynı adı taşıyan büyük bir yerleşim vardır (Ladik).Ancak bu ocak Sergius’un taliplerini Arguvan’a davet etmesi ile Arguvan’da vucut bulmuştur.Sergius’un davetine ilk uyanlar Laodikian’lar oldular.Bu nedenle bu ocak Laodician ocağı olarak ünlendi.Bu ocağın merkezi Malatya-Arguvan olup talipleri ağırlıklı olarak Laodikian’lar ve Achean’lardır.Achean ocağından Sergius’un daveti üzerine yurtlarını terk ederek Arguvan’ yerleşen Achean’lıların merkezi Arguvan’ın Mezirme köyüdür.Achean’ların bu kolu günümüzde Şah İbrahimli’ler olarak bilinmektdirler. Arguvan Bizans döneminde ortaya çıkan Hıristiyanlık karşıtı ilk silahlı hareketin merkezi oldu Efes Ocağı Efes Ocağı’nın talipleri Bizans-Ortodoks kaynaklarında Mopsuestia halkı olarak tanımlanırlar.Ortodoks vaazlarında ocağın kurucusu olarak Sergius’un adı geçer.Bu Alevi Ocağının asıl merkezi bugün halen aynı yerde Efes’in yanı başında İzmir-Narlıdere’dedir Yanyatır Ocağı olarak bilinir.Yanyatır Ocağının talipleriBalıkesir,Çanakkale,Manisa,İzmir,Aydın,An talya,Burdur,Antalya ve Adana’da dağınık halde yaşayan Tahtacı Alevileridir.Tahtacı Alevilerinin küçük bir bölümü de yine Efes yakınında Aydın Reşadiye’de bulunan Emirbeyli Alevi Ocağına bağlıdırlar.Emirbeyli Ocağıda Efes Ocağının bir uzantısıdır. 1419 yılında Şeyh Bedrettin müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal tarafından başlatılan Alevi İsyanına katılanlar Efes Ocağı talipleriydiler.Büyuk savaşın olduğu ve ağır bir katliamın yaşandığı Ortaklar Efes’e kuş uçuşu yirmi km mesafededir. Niksar Ocağı Ortodoks kilisesi Tokat Niksar Amasya civarında yaşayan ve Ortodokslar tarafından Kolossianlar olarak adlandırılan halkın bağlı bulunduğu ocağın merkezi Niksar’daydı (Neoceesarea ) Bu ocak Strabon’un birinci yüzyılda bahsettiği .Kadın Ana’ya adanmış ‘’dergah-devlet’’ in toprakları üzerinde Sergius tarafından kuruldu.Komana ‘’dergah-devlet’’inin yayıldığı coğrafyada etkili oldu. Niksar Ocağı soyluları on birinci yüzyılda eski ‘dergah-devlet’in toprakları ve manevi temelleri üzeride kendi devletini yeniden kurdu ve Anadolu’nun büyük bölümünde yüzyılı aşkın bir süre hüküm sürdü.Niksar merkezli bu devlet tarihe Danişmentliler Devleti olarak geçti. Danişmentli Devletinin Anadolu’da ki egemenliği 1178 yılında sona erdi.1240 yılında Selçuklu Devletine ve ‘Arap dini’ne karşı girişilen Büyük Babai başkaldırısının merkezi de eski Niksar Ocağıydı.Büyük Babai Başkaldırısının önderi Baba İlyas Niksar Alevi ocağı Mürşidi idi. Dimetoka Ocağı Dimetoka ocağı zorunlu göçlerle Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Balkanlara taşınan Alevi topluluklarının mürşit ocağı olarak on birinci yüzyılda ortaya çıktı.Ocağın merkezi Edirne yakınlarında-Türkiye sınırına 12 km mesafede Batı Trakya’da- Dimetoka şehrindeydi. Bu ocak Balkanlar’da, Bosna’da, Mora’da,Romanya’da, ve Sırbistan’da Bizans Devleti tarafından mecburi iskana tabii tutulmuş Aleviler arasında büyük etkinliğe sahip oldu. Dimetoka’nın 1363 yılında Osmanlılar tarafından ele ğeçirilmesinden sonra Osmanlı Sultanı I. Murat karargahını ve Osmanlı Devletinin başkentini Dimetoka’ya taşıdı.Osmanlı orduları Dimetoka Alevi ocağının büyük desteği ve rehberliği ile kısa zamanda Balkanlara yayıldılar.Dimetoka Ocağı Osmanlı Devletine beş yıl başkentlik etti. saygılar ali karul ışıkla kalın |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (08-24-2008), NervouS! (10-16-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009), İşcanbaba (06-30-2008) |
|
|
#8 | |
|
Hakka Yürüdü
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Nasil alevi islam olmus acaba bu ocak? |
|
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Onurcan For This Useful Post: | Ali karul (06-30-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), ...baskoylu... (11-25-2009), Kul Seyyid (06-30-2008), Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009) |
|
|
#9 | ||
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
[quote] Alinti:
Sevgili onurcan Pirlik makamı yüce bir makamdır.Alevi erkanı uyarınca ‘Pir’ ünvanının bir kişi tarafından kullanılabilmesi için o kişide iki şart aranır. -Ocak soylu olmak -Dört kapının sırlarına vakıf olmak gerekir. Sevgili onurcan Son dönem degişmeyen kural, Mürşit ve Pir'lik Babadan oğula geçiyor yani ocak soyludur ama dört kapının sırlarına vakıf olup olmadıgı soru işaretidir ?. Diyelimki Mürşit'in 4 oğlu var. Mürşit en uygun hangisini görürse ona yerini veriyor. Diğer 3 oğlu doğası gereği pir sayılıyor onların da 4. kapının sırlarına vakıf olup olmadıgı belli degil .!!! Yukarıdaki kazım balabana ait alıntıya dikkat.!!!! Burada yapılan şudur önce Hüseyin Doğan'ı Mürşit seçiyor. Daha sonrada İzzettin doğan'ın Mürşit olması kaçınılmaz oluyor, Sormak Gerekmezmi Hüseyin doğan Mürşit seçilmeden önce Mürşit'i Kimdi? Mürşit'li olmayan biri Talip bile olamazken hüseyin doğan mürşit oluyor, izzettin doğanında durduğu yere bakarsanız bu yapılanlar bir anlam kazanıyor .Son islam mucahidi prof.Dr .İzzettin doğan olarak tarihteki yerini almış oluyor.Burada bir tesbit yapmak gerekliligi doğuyor ,bu yaşananlar Aguçen ocağının tarihini yok saymamızı engellemiyor.Sn İzzettin Doğan'da Alevi tarihinde Hızır paşaların yanında yerini alıyor. Saygılar sevgiler Ali karul. Konu Ali karul tarafindan (06-30-2008 Saat 14:17 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post: | Arjin Efruz (10-30-2008), Kul Seyyid (06-30-2008), |
|
|
#10 | |
|
Can Bulunduğu yer: Bajarî Sînemil
Üye No: 17
Mesajlar: 4.031
Thanks: 2990
Thanked 6016 Times in 2689 Posts REP Gücü : 27
REP Puanı : 542
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
[quote=Ali karul;14563]
Alinti:
Hızır Paşaların yanında yer alması ise zaten kaçınılmaz bu durumda... ama unutuyorlar ki Hınzır yenildi Pir Sultan kazandı... İzzettin Hoca Efendi de Hınzıra okunan lanetlere uğrayacak ve düşkün ilan edilecek.... Sevgiler...
ELİNE BELİNE DİLİNE SAHİP OL!!!
DERSİME SEFER OLUR; ZAFER OLMAZ (Seyit Rıza) |
|
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to Kul Seyyid For This Useful Post: | Ali karul (06-30-2008), Arjin Efruz (10-30-2008), ...baskoylu... (11-25-2009), |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yedi Ulular | Derman | Alevi Ozanları, Deyişler | 16 | 04-05-2009 19:08 |
| timsah insanları bögle yedi | bjkceto06 | Dünya Gündemi | 1 | 08-11-2008 20:41 |
| yedi yaş altı forum | Devrim06 | Mizah | 2 | 06-10-2008 22:13 |
| Yemek isteyen çocuklar dayak yedi ! | cetin aktas | Türkiye Gündemi | 0 | 06-06-2008 19:23 |
| Microsoft'ta yedi açık var | cetin aktas | İnternet | 0 | 06-06-2008 18:51 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||