![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ünsal Öztürk Ünsal Öztürk Makalelerinin Okudugu ve makalelere soru ve yorumların yapılacağı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
“İnsandan doğanlar insan olurlar
Hayvandan doğanlar hayvan olurlar Hepisi de bu dünyaya gelirler Ana Hakk’tır sen bu sırra erdin mi” Neşet Ertaş’tan Dönüp dolaşıp aynı şeyi söylüyoruz. Ancak sorunumuzu bir türlü anlatamıyoruz. Alevilikte yaratılış yoktur. Yaratılış ilkel ve semavi dinlere aittir. Alevilikte doğum vardır. Bitki de, hayvan da, insan da, kömür de, demir de doğar. Bütün düalist gruplar ve semavi dinler Aleviliğin reddi üzerine kuruludur. Alevilikte ışık gölge düşürür. Gölge rahimdir, iyidir. Evren gölgedir ve rahimdir. Her şey orada doğar. Alevilikte evlilik Hakk’tır, Hakk’ın emri rızasıdır. Bir topluluğun Alevi olup olmadığına bazı ölçütleri göz önünde bulundurarak karar veririz. Dede-talip var mı, dede ve talip aynı yaşamı sürüyor mu, cem yapıyorlar mı, sorgu-görgü var mı, çerağ uyandırıyorlar mı, kurban tığlıyorlar mı, musahip tutuyorlar mı, dem alıyorlar mı, kirvelik var mı, on iki hizmet var mı gibi kıstaslar Aleviliğin olmazsa olmazlarıdır. Alevilikte canlı cansız her şey Hakk’ın bir parçasıdır, Hakk’tan ayrı değildir. Alevilikte dünyayı ve insan vücudunu bir tanrı, ruhu başka bir tanrı oluşturmamıştır, yapmamıştır. Tarihte çok yapılan tartışmalar maalesef günümüz okumuş-yazmış Alevileri tarafından bilinmemektedir. Bilinmediği için de Maniheistleri, Bogomilleri, Paulikienleri, Katharları Alevi olarak gösterme, kabul etme yanılgısına düşülmüştür. Oysa bu sayılan gruplar sapkın gruplardır. Büyük Ezdan’a karşı çıkan, dünyaya ve yaşama sırtını dönen gruplardır. Maniheistler, Bogomiller, Katharlar, Paulikienler düalisttir. Düalizm ikicilik sistemine dayanır. Hayatı (ruhu) veren, gönderen, düşüren başka tanrıdır; yeri göğü, dünyayı, insan vücudunu yapan başka tanrıdır. Yani temel olarak iki tanrı vardır. Onlara göre dünya da ve evren de iyi olan ruhtur. Geriye kalan kötüdür. Bu anlayış Demiurg anlayışıdır. Demiurg bazen karşımıza Ptahil olarak, bazen de Satanel olarak çıkmaktadır. Onların anlayışına göre, yer gök yok iken iki derya vardı. Biri ışık deryasıydı. Diğeri karanlık zulmet deryasıydı. Karanlık zulmet deryasında bir kara nehir akardı. Bu yüzden karanlık zulmet deryasına Kara Su da denirdi. Henüz ay, güneş, yıldızlar, dünya yoktu. Bu iki âlem var olarak kabul edilirdi. Işık ve karanlık âlemleri birbirlerini yaratmamıştı. Kendi kendilerini yaratmışlardı. Yer gök yok iken ışık ve karanlık âlemleri birbirleriyle savaşırlardı. Orduları vardı. Bazen ışık âleminden gelen bir ışık varlığı karanlık âleme iner, karanlık kralıyla savaşırdı. Bazen de karanlık kralının orduları ışık âleminin kapılarına dayanırdı. Ama hiçbir zaman ne ışık karanlığı, ne de karanlık ışığı yenememiştir. Bu durum kıyamete kadar böyle gidecektir. Kıyamet koptuğunda ışık güçleri karanlık güçlerini bağlayacak ve hapsedecektir. Işık, karanlığı hiçbir zaman yok etmeyecektir. Demiurg anlayışında ruhlar bazen karanlık zulmet âlemini kendileri merak eder, ışık perdesini açarak karanlık âleme bakarlardı. Bazen de ışık kralı tarafından kovulur, atılırlardı. Işık âlemi mutlak iyilik âlemiydi. Kaos yoktu. Sakin bir yaşam sürerdi ruhlar. Karanlık zulmet âlemi ise mutlak kötülük âlemiydi. Yılanlar, çıyanlar goblenler bu âlemdeydi. Sürekli kaos vardı. Işık âleminden karanlık zulmet âleme düşen ışık varlıklarının ikili özellikleri vardı. Onlar hem iyi, hem de kötü varlıklardı. Ki günü geldiğinde ışık kralı dünyaya gelecek, düşen ışık varlıklarını denizinde yıkayıp temizleyecek ve tekrar ışık âlemine alacaktı. Demiurg anlayışında insan karanlık zulmet âlemindeki, yani Kara Su’daki kara çamurdan, pislikten yapılmıştır. Dünya da aynı zulmetten yapılmıştır. Bu yüzden dünya olsun insan vücudu olsun mutlak kötülükten oluşmuştur. Yani dünya ve insan vücudu karanlık zulmet âlemine aittir. Ruh, yani hayat ise ya ışık kralı tarafından verilmiş ve vücuda konmuş, ya da çalınarak insan vücuduna konmuştur. Düalizmde mücadele karanlık zulmet âlemine ait karanlığın güçleri olan dünya ve insan vücudu ile ışık âlemine ait olan ruh arasındaki mücadeleden ibarettir. Düalistlerin bazı istisnalar dışındaki çoğunluğu vücudun cehennem olduğunu, yedi başlı bir ejderha olduğunu, habis bir ur olduğunu kabul eder. Vücut ruhun hapishanesidir. Ruh karanlık zulmet âlemine ait olan bu vücuttan kurtulmak için mücadele eder. Bu konular günümüz okumuş-yazmış Aleviler tarafından bilinmemektedir. Bilinmediği için de Maniheistler, Katharlar, Bogomiller gibi hasta gruplar Alevi olarak gösterilebiliyor. Bazı kişiler hem Yunus Emre’yi, hem de örneğin Katharları Alevi olarak gösterebiliyor. Şurası açık bir gerçektir ki Katharlar gibi gruplar şizofren gruplardır. Onların önderlerinin tedaviye, hem de çok ciddi bir tedaviye ihtiyaçları vardır. Bu grup önderleri beyinlerini ikiye ayırmışlardır, bir bölümü iyi, diğer bölümü kötüdür. İşleri güçleri vücut ve ruh arasında uzlaşmaz çelişki yaratmak, vücutlarını kötülemek, vücuttan kurtulmaya çalışmak, ruhu özgür bırakmaktır. Ölüm onlar için bir kurtuluştur. Ölüm kutsanmakta, ölümün aslında yaşam olduğu vurgulanmaktadır. Aleviler vücudu Hakk’ın evi olarak kabul eder. Alevilerde her şey Hakk’ın bir parçasıdır. Hayat vücut içindeyse hikâyesi vardır. Vücutsuzların hikâyesi yoktur. Oysa düalistlerde dünya karanlık zulmet âleminin bir parçasıdır. Vücut karanlık zulmetten yapıldığı için kötüdür. Düalizmde 7 gezegen ve 12 burç bazı gruplarda Demiurg/Satan tarafından karanlık zulmet âlemine düşen ışık varlıkları temizlenerek yapılır. Bazı gruplarda ise karanlık zulmet âlemine düşen Ruha adlı bir ışık varlığının karanlık kralı Urla yatması sonucu yapılır. Alevilerdeki durumu ise Yunus Emre anlatsın: Yer gök yaratılmadan Hakk bir gevher eyledi. Nazar kıldı gevhere, Sığmadı devr eyledi. Gevherden buğ çıkardı. Ol buğdan gök yarattı. Gökyüzünün bezeğin Çok ilduzlar eyledi. Göğe eyitti, dön dedi. Ay ü gün yürüsün, dedi. Suyu muallâk dutup Üstünü yer eyledi. Yer çalkalandı, durmadı; Bir dem karar kılmadı. Yüce yüce dağları, Hak çöksiler eyledi. Bu söz Yunus’a kandan, Haberi verse candan. Lûtf ıssı kereminden, Ana nazar eyledi. Yunus Emre her şeyi Hakk’ın yaptığını, her şeyin onun bir parçası olduğunu söylemektedir. Hakk’ın her şeyin aslını, cevherini, mayasını yani gevherini yaptığını söylemekte, ona bakış attırmakta ve yıldızlarla gökyüzünü bezetmektedir. Göğün dönmesi, ayın, günün yürümesi, suyun sabit kılınıp üstünün yer eylemesi eylemini yapan Hakk’tır. Yerin, dağların durumunu belirleyen Hakk’tır. Yunus Emre’yi ve düalistleri aynı anda Alevi göstermeye çalışanların öncelikle Yunus Emre’nin düalist olduğunu ispat etmeleri gerekiyor ki bu mümkün değildir. (Aynı zamanda okumuş-yazmış Alevilerin “ayın ve günün yürümesi” eylemini irdelemelerinde de büyük yarar var.) Benzer görüşler Derviş Ali’de de vardır: Yeri göğü arşı kürsü yaradan Men Ali'den başka Tanrı görmedim Yaradub kulunun kısmetin veren Men Ali'den başka Tanrı görmedim … Derviş Ali'm bu ikrara belidir Dilim söyler ama kendim delidir Allah bir Muhammed Tanrı Ali'dir Men Ali'den başka Tann görmedim IŞIK ÂLEMİNİN GÖLGE DÜŞÜRMESİ-GEVHER EYLEMESİ Işık ve karanlık âlemlerini ayrı maddi âlemler olarak kabul etmekle, ışık âleminin gölge düşürmesi, yani gevher eylemesini söyleyenler arasında hiçbir benzerlik yoktur. Vücudun ruhu sınırlaması ile vücudun karanlık zulmetin malı olduğunu söylemek arasında hiçbir benzerlik yoktur. İkisi ayrı dünya görüşleridir. Düalist gruplar inkârcıdır. İnsan vücudunu mutlak kötü, karanlık zulmetin malı olduğunu kabul ettikleri, insan vücudunun ruhun hapishanesi olduğunu kabul ettikleri için evliliğe zina olarak bakarlar. İnanırlarına çocuk önermezler. Çünkü her çocuk ruh için yeni bir hapishane demektir. Aleviler ise evliliğe kutsal üreme olarak, Hakk’ın emri rızası olarak bakar. Hermes’in de düşüncesi böyledir. Işık âleminin sahibi kutsal üreme işlevini insanlığa bağışlamıştır. Evlenmeyen, çocuk yapmayan kişi Alevi değildir. Evliliği kötü gösterenler, şeytan işi gösterenler Hermes düşüncesini çoktan terk etmişlerdir. Alevilikte eğer bir kadının rahim torbası yoksa Yol durmuş demektir. Eğer bir Alevi ailenin çocuğu olmazsa ocağı sönmüş, Yol’u kapanmış demektir. Eğer Hakk’ın emri rızası ile evlenmiş kadın ve erkek sır bölgelerini başkalarının önünde açarlarsa tanrısallık kaybolmuş demektir. Bu sebeplerden dolayıdır ki musahiplik Aleviliğin en temel kurumudur. Aleviler arasındaki birkaç evliliği reddeden derviş işaret edilerek bu temel kurumun reddedilmesi de mümkün değildir. Kaldı ki o birkaç derviş de çok güzel içki içer ve et yer. O birkaç derviş kendilerince Yol’a kendilerini tamamen adamak düşüncesi ile evlenmemişlerdir. İnsan vücudunun ve dünyanın kötü olduğuna dair düşünceleri yoktur. Mücerretlik en çok Bektaşiler için dile getiriliyor. Ancak içki konusundaki en çok öykü de Bektaşi Babaları için anlatılmaktadır. Bir örnek verelim: “Bektaşi’nin biri her nasılsa camiye gitmiş, yani başında namaz kılan adam, ‘Allah’ım! Beni dinden, imandan eksik etme’ diye dua ediyormuş. Bektaşi’de başlamış duaya. ‘Allah'ım bana bir şişe rakı parası ihsan eyle...’ diye. Bunu duyan adam: ‘Bre dinsiz imansız herif, hiç Allah’tan rakı parası istenir mi?’ demiş. Bektaşi şöyle cevap vermiş: ‘Kızma be imanım, herkes kendinde olmayanı ister. Sen biraz daha din, iman istiyorsun. Benim dinim, imanım tamamdır, onun için bende rakı parası istiyorum…” “Bektaşi otu”nun ne anlama geldiğinin araştırılmasını da okura hatırlatırım. Ayrıca Hacı Bektaş dergâhında kurban kesilip, et yenilip yenilmediği, ya da Abdal Musa cemlerinde dem içilip içilmediği de irdelenmelidir. Bu konuda araştırmacılar, Elmalı’daki Abdal Musa dergâhına kadar uzanabilir, Abdal Musa Postnişini Baba Hüseyin Eriş’le bu konu konuşulabilir. Ceme gelenler dem (rakı) getirirler. Dem dede tarafından dualanır. Cemde aşk ile içilir! Bütün bunlar gösteriyor ki: Et yemeyen, içki içmeyen, evliliği zina olarak görerek cinsel ilişkiye bile girmeyen, kendi vücutlarının ve dünyanın düşmanlarını, ruh hastalarını Alevi olarak göstermek, onlara sempati beslemek, sempatiyi körüklemek hastalıklı bir durumdur. Vücuda aşağılayıcı, iğrenç bir şeymiş gibi yaklaşan, kadın düşmanı, üreme düşmanı grupları Alevi olarak, Aleviliğe yakın olarak göstermek Alevilikten hiçbir şey anlamamak demektir. Alevilikte vücudun pis yeri yoktur. İnsanın üç yüz altmış altı azasının cümlesi de nurdur! Düalist gruplarda teori kusursuz/papazlar üzerine, Alevilikte talip üzerine kuruludur. Alevilikte talip mürşide, mürşid talibe, tüm Aleviler Yol’a taliptir. Alevilik talip üzerine kurulu bir yoldur. Şunu da belirtmek gerekiyor: Aleviler örneğin Mani’den hiçbir şey almamışlardır. Aksine Mani, Aleviliğe karşı çıkmış, temel ritüelleri bozmuştur. Doğduğu yerleri terk etmiş bir kişidir. Alevi olmak çok zor bir iştir. Ancak Mani, Kathar ve Bogomil kusursuzu/papazı olabilmek için eyleme geçmek yeterlidir. Evli olanlar karılarını-kocalarını boşayacak. Çocuğu olanlar çocuklarını reddedecek. Bir daha cinsel ilişkiye girmeyecek. Kesinlikle et yemeyecek, içki içmeyecek. Doğadan hiçbir şey koparıp yemeyecek. Kendilerine birkaç aptal mürid bulacaklar. Yiyecekleri papazların ağızlarına onlar verecek. Yiyecekleri yediklerinde geğirip ışık ögelerini dışarı çıkardıktan sonra günahları yiyeceği yedirenlerin üzerine yıkacaklar. Evlerini terk edecek, sürekli dolaşarak ışık âleminin iyiliklerini değişik dinlerden insanlara anlatacaklar. Rahat yataklarda yatmak onların için haramdır. Ağaç diplerinde, köprü altlarında yatacaklar… Bu eylemleri yapanlar kesinlikle ceme giremez. Çünkü cem musahipli olanların girdiği, kurban tığlanan, dem alınan sosyal bir organizasyondur aynı zamanda. Alevilikte ay ve güneş nurdur ve sırdır. Ay ve Güneş Hakk’ın sevgilileridir. Gün gelecek Ulu Divan kurulacak! Ulu Divan’da sorgu sual olacak. Sorgu sual Aleviler için değildir. Çağırılınca gelmeyenler, bir yüzü melek bir yüzü şeytan olanlar, evrene ve dünyaya kötülüğü dayatanlar sorguya ve cezaya hazır olsunlar! Hakk sevgililerini alacak, dünya zulumat olacak! Düalistlere en iyi cevap Yunus’tan geliyor: Suret topraktır diyeni Gönlüm kabul etmez anı Bu toprağın cevherini Hazrete erdirdim ahi Sonuç olarak, Aleviliği başka gruplara, dinlere bağlamaya çalışanlar Aleviliğin özgün bir yapı olduğunu düşünmeyenlerdir. Onlarda özgüven eksikliği vardır. Bazı kişiler Aleviliğin biraz Şaman’dan, biraz Zerdüşt’ten, Biraz Mani’den, biraz Paulikienlerden, biraz Hıristiyanlardan, Müslümanlardan, Hindulardan vs. parçalar alarak oluştuğunu düşünmektedirler. Bütün bunlar doğru değildir. Alevilik kendisine has, hiçbir dinde ve inançta bulunmayan bağımsız bir yapıdır. Konu Ünsal Öztürk tarafindan (09-04-2010 Saat 13:29 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.064
Thanks: 12592
Thanked 8568 Times in 4034 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Ünsal Öztürk abi,
elinize yürenize sağlık, Alevi tarihine yönelik spekülasyonları tekrar açıklıyarak, insanlara yol açtınız,Sağ olun emeğinizi HAKK kabul ede, Bence, Hamza Aksüt, veHasan harmancı ile,birdönemi kapattınız, herIŞIĞIN HAKK IŞIĞI olmadığınıbizlere anlatarak, DUALİSTlerden,Şamanlarda, vs.lerden yakamızı kurtardınız, bu konuda yaptığınızı çok önemsiyorum, Sn.Öztürk; "Büyük Ezdan" dediğimiz nedir, bildiğimiz YEZİDİLİK mi? Yada farklı bir inançmı? Bilindiği gibi, anadoluda Alevi gruplar içinde de, Haydariler ve kalenderiler vardır, Bu dervişler, sefl,israf baoyunlarında, davul,kemik, Derviş tabakası, def vs ilegezen dervişlerdir, bunlarevlenmezlerde,Melamidirler birazda , bunlar alevideğilmidir. BU tip dervişlere bizler ne diyeceğiz, Yada bunlarda alevidiramma,istisnadır, CEM'e girmezler mi? Veya Tekke dervişleri olduklarından tekkelerdeki, muhabbetleremi katılır, bilgiyi ve öğretiyi nerden alırlar,nerde ibadetederler. bunlar, Saygılarımla.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sn. Ünsal Öztürk,
Büyük Yezdan diye tutturmuşsun, sanki yeni bir şey keşfetmişsin gibi anlatıyorsun. Büyük Yezdan dediğin Zerdüştlük yani ateşperestliğin ne olduğunu bu güne kadar Aleviler bilmiyormuydu? Sicilyalı Peterin dualistlere yaptığı hakaretin aynısını reva görmüşsün, bu davranışın Alevi felsefesine uygunmudur? Yunus’un sözleri senin anlattıklarınla ne ilgisi var? Yunus seni doğruladığına göre Kul Himmet de seni doğruluyordur. Oku bakalım Alevilikte Dualizim var mı yok mu? h-alibaba ALİ İLE DEV DESTANI Yerde insan gökte melek yogiken Kudretinden bir nur indi süzüldü İki isim bir kandilde nur iken Ayin Ali mim Muhammed yazildi Ol dem yaratıldı dev ile peri Kaftan kafa hükmederdi herbiri Anların var idi bir sultanları Gayetten pehlivan pek zorba idi Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi Vuruncağız Kaf'ı Küf’ü yıkardı Cümle devler anın havfin çekerdi Yedi iklim çar köşede az idi Üçyüz altmış arşın idi kameti Yetmiş yedi arşın idi sıfatı Hiçbir kula benzemezdi heybeti Bakınca mağripten meşrık düz idi Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan O zaman yoğidi dünyada insan Gördü bağ içinde bir taze civan Şad ü hurrem oldu güldü sevindi Nigar mısın deyip sundu elini Benliğinden geçti sıydı halini Özge bilemedi hiç ahvalini Tezden hemen yüzüstüne yıkıldı Yedi günden sonra buldu özünü Eli bağlı kan doldurmuş gözünü Sultan Süleymana vurdu yüzünü “Süleymansın şu bendimi çözündü” Süleyman der: “Kim bağlamış elini Kaddin hilal olmuş bükmüş belini Kimler kıldı sana bunca zulümü Hakk’ın emri yoksa böyle yazıldı?” Dev de der ki: “Ahirinde n’olacak Bu dert bize kıyamete kalacak” Süleyman der: “Muhammed var gelecek Ahir zaman yakın derler, sezindi” Bir zaman söylendi dillerde bu ad Nice bin yıl geçti nice bin saat Zahir oldu Ali ile Muhammed Devler geldi karşısınde dizildi Mekke medine’nin halkı dirişdi Devi görenlerin tebdili şaştı Mekke’nin üstüne zulümat düştü Kimisi korktu da benzi bozuldu Yedi iklim padişahı geldiler Alay alay taraf taraf durdular Tezden Muhammed’e haber verdiler Arafa’a ulu divan kuruldu Muhammed der deve: “Nedir ahvalin? Sinende yaran var baglıdır elin Vatanın neredir nereden gelin? Eğlen de bir haber ver tezindi” Dev de der ki: “Kaf dağıdır mekânım Dünyada yoğidi eşim nökerim Nice bin yıl ben bu derdi çekerim Kuşça canım kafesinden üzüldü” Muhammed der deve: “Nerde bağlandın? Adın nedir bunca eğlenlendin? Süleyman Nebi'ye Nuh'a varmadın Elin baglı bin yıl daha gezindi'' Dev de der ki: “Rezputeş’tir adım Kaf'tan Kaf'a kadar hüküm ederdim Süleyman Nebi’ye Nuh'a uğradım Ne yaram onuldu ne bend çözüldü” “Yüz yigirmi dörde verilmez adet Bunca peygamberden bulmadım medet Sana geldim düştüm el aman mürvet Muhammed’sin şu bendimi çözündü” “–Süleyman’dan haberini alın mı Kaf’tan ırak yollarından gelin mi Elini bağlayanı görsen bilin mi? Eğlenme de şu orduyu gezindi” Küçük büyük bu haberi duydular Dellal koyup çarşı çarşı sordular Cümlesi de derildiler geldiler Hepsi devin karşısına dizildi Nice günler nice saatler geçdi Dert ehli de dermanına kavuşdu Bunca insan tek tek oldu savuşdu Gümanı kalmadı umum üzüldü Dev de der ki: “Beni aldı bir firak Gelemem bir dahi menzilim ırak Derc etdim orduyu oğlan burda yok Yana yana şu vücudum köz oldu” Muhammed der: “Dava etdin Bunca halkı biraraya derledin Oğlan burda sen oğlanı görmedin Elin bağlı bin yıl daha gez indi” Dev de der ki: “Sanma beni deliyim Kaf’dan da ırak yollardan gelirim Görünceğiz ben oğlanı bilirim” Kaşlarında mim duası yazılı Hak emriyle gökten Cebrail indi Okudu nameyi sultana sundu Tanrı Muhammed’e selam gönderdi “Devin ilacını görsün tezindi Muhammed Selman'a gel dedi geldi Aleme bir nurdur balkıdı doğdu Selman'ın çiğninde Ali'yi gördü Dev Muhammed hırkasına dolundu Dev de Muhammed'e söyler pusudan: “İşte bu oglandı bana iş eden Yerde insan gökde melek yoğiken Duyar idim çok dev başın keserdi” Ali'm der “Deve olmaz irağbet Dev adam eti yer bu nasıl adet?” Muhammed Ali'ye eyledi minnet İşaret eyledi bendi çözüldü Ali devin kususruna kalmadı Kimi inandı kimi inanmadı Ta elest’ten ikrar veren dönmedi Yezid’in gönlüne lanet yazıldı Büyük küçük bu haberi işitdi Sevdası serimden ayrılmaz her dem Ruh aşinasıydık Elest gününden İsm–i Ali kalb evine yazıldı Kul Himmet’im eydür dediğim neden Sevdası serimden ayrılmaz her dem Ruh aşinasıydık Elest gününden İsm–i Ali kalb evine yazıldı
Doğru duvar yıkılmaz!
Sen doğru dur eğri belasını bulur. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Hakka Yürüdü
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Ünsal ÖZTÜRK;
Bizleri bilgilendirmek amacıyla yaptıınız çalışmalara ve harcadığınız yoğun emeğe teşeküer ederim... Yazınızda belirttiğiniz " Aleviliğin ne olmadığı " yönündeki örnekler bana mantıklı geldi... Başka bir yazınızda çok haklı şekilde değindiğiniz " Alevilik İslam-ın içinde mi dışında mı? " tartışmasının bazı yanlış anlaşılmalara ve dolayısıyla yanlış yönlendirmelere neden olacağı yönündeki uyarınızla bağlantılı gördüğüm buradaki yazınızın da çok önemli olduğuna inanmaktayım... Aleviliği yalnızca İslam dışı görmenin sorunu çözmediği ve hatta bir beladan kurtulurken farkında olmadan başka bir belanın veya belaların kucağına düşürülmek istendiğimizi görmemiz gerekiyor.... Alevilik-in İslamın içinde olmadığı çıplak gerçeğini söylediğimiz gibi, diğer dinlerin de içinde olmadığı ve kendine özgü bir inanç olduğu gerçeğini de belirtmemiz gerekmektedir... Biz Kızılbaş-Aleviler bir yandan şeriatçı asimilatörlere ve bunların biatçı uşağı olan içimizdeki uzantılarına karşı mücadele ederken elbette karşımıza başka dinlerden asimilatörlerin de çıkacağını bilmek ve beklemek zorundayız... Alevilere karşı topyekün girişilmiş olan avcılığı değerlendirirken bazı yaklaşımları da dikkatle ayıklamak zorundayız... Çoğunlukla asimile etmek için girişilen bu çaba vardır, fakat bazende yanlış bilgilenme nedeniyle tamamen safiyane bir şekilde bu tür söylemlere katılanların ve bunları savunanların olduğunu da görmekteyiz... Bunu söylerken aynı zamanda sizin bu seçiciliği yaptığınıza inandığımıda eklemek isterim... Vermekte olduğunuz mücadelenin hangi tür kişilere karşı olduğunu çoğu insanın gördüğüne inanmaktayım... Biz Kızılbaş-Alevilerin tarih bilgisi yönündeki eksikliğimizi fırsat bilerek uyduruk Alevi tarihi yazanları ve bunların reklamını yapanları da herkesin gördüğüne inanmaktayım... Buradaki yazınızın özellikle adı geçen bazı dinler ve uzantıları anlamında Alevilikle ne kadar ilgisiz olduğuna yönelik yaptığınız çarpıcı açıklamalara katılıyorum... Bu konularda edindiğim bilgiler çok fazla olmasa da bir fikir oluşturmak ve beyanda bulunmak açısından yeterli olduğuna inanmaktayım... Buradaki güzel çalışmanızda size katılmadığım bazı önemli noktalarında olduğunu açıkça söylemeliyim... Daha önceki benzer tartışmalarda da bazı itirazlarım olmuştu... Özellikle sufizm ve doğal bağlantısı olan Yunus EMRE konusunda derin çelişkiler olduğu kanısındayım... Bence sufizm üzerinden gidilerek ondan Alevilik çıkarmak çok zor... Emeğiniz için tekrar teşekkürler... Kral çıplak. Konu kral çıplak tarafindan (09-04-2010 Saat 16:33 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to kral çıplak For This Useful Post: | esonto58 (09-04-2010) |
|
|
#5 |
|
GençALEVİLER YAZARI
Üye No: 1262
Mesajlar: 105
Thanks: 709
Thanked 596 Times in 104 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
DÜALİZM
“Gizli Bilgilerin Sahipleri” ve Aleviler kitabı Düalizm üzerinedir. Özellikle en eski olan ve Ginza adlı bir kutsal kitaba sahip olan Sabiilerin incelenmesini içermektedir. Sabiiler incelendiğinde önümüze üç kategori çıkar: A) Işık B) Karanlık C) Işık aleminden karanlık aleme düşen ışık varlıkları Demek ki düalizmden söz etmek için öncelikle iki kategori lazımdır. Yer gök yok iken, 7 gezegen ve 12 burç yok iken iki maddi alem olması gerekiyor. Bu alemlerden ışık alemi yukarda, karanlık alemin de aşağıda bulunması gerekiyor. D) Sabiilerde dört devir vardır. Dünya, 7 gezegen ve 12 burç, insanın maddi yapısı bu devirde ortaya çıkar. Buna göre Işık Kralı’nın bir görevlisi olan Manda d Hiia birinci devirde karanlık aleme iner. Karanlık güçleri ile savaşır ve karanlık kralını yener. Ancak onu yok etmez. İkincide Yuşamin ışık perdesini açar ve karanlık aleme bakar, Abatur oluşur. Üçüncü devirde Abatur kendi ışık perdesini açar ve karanlık aleme bakar. Karanlık aleme düşer, Ptahil oluşur. İşte artık 4. devre gelinmiştir ve bu dönemde dünya karanlık zulmet alemindeki kara suyun içinde bulunan ve hiçbir işe yaramayan kara çamurdan yapılmıştır. Kara çamurdan dünyanın yapılışı da detaylıdır. E) 7 gezegen ve 12 burç Ptahil tarafından yapılmamıştır. Ginza’nın anlatımı muhteşemdir. Son derece detaylı ve zengindir. Şöyle ki: Karanlık Zulmet alemine ne zaman düştüğü belli olmayan Ruha adlı bir ışık varlığı sürekli söylenmektedir. Işık kralına kızmaktadır. Ptahil’in zulmete düştüğünü görünce hemen karanlık kralının yanına koşar. Karanlık alemin ışık güçlerince ele geçirileceğini söyler. Sonuçta karanlık kralı ile yatar. 7 gezegen ve 12 burcu doğurur. Demek ki 7 gezegen ve 12 burç karanlık kralı Ur ile ışık aleminden karanlık zulmete düşen Ruha adlı bir ışık varlığının çocuklarıdır ve hepsi de erkektir. Aynı zamanda hepsi de kötü, ışıkları da sahte varlıklardır. F) Ptahil dünyayı yaptıktan sonra Adem’i yapmak ister. Bu sırada 7 gezegen Ptahil’in yanına gelir. Kendilerinin iyi olduğunu ve Adem’i birlikte yapmalarını söylerler. Ptahil onlara inanır. Adem’in vücudunu tam 21 kişi yaparlar. Tevrat’ın alıp bozduğu Sabiilerin anlatımıdır. Güya Tevrat’a göre tanrılar toplanmış ve Adem’i yapmıştır. Gelgelelim Adem’in vücudunu yaparlar ancak onu yürütemezler. 7 gezegen okyanusların ve bataklıkların pis kokularını çağırır ama yine de Adem kalkıp yürümez. G) Ptahil, Abatur’a yalvarır. Sonuçta Abatur ile Ptahil’in yalvarmalarını duyan ışık kralı ruhu bir ışığa sarar ve Ptahil’in cebine koyar. Ancak Manda d Hiia’ya Ptahil’e inanmadığını, Ptahil’e görünmeden, ondan gizli olarak Dünyaya inip ruhu Adem’in vücuduna onun koymasını ister. Manda yanına Hibil, Şitil ve Anuş’u alarak gizlice dünyaya iner. Sonuçta Adem’in vücuduna ruhu Ptahil değil Manda d Hiia koyar. Bu anlatımların detaylarına yukarıda adını yazdığım ve naçizane benim imzamın bulunduğu kitabı okuyarak ulaşabilirsiniz. Kısa bir özet şöyle verilebilir: 1. IŞIK VE KARANLIK ALEMLERİNİ KABUL EDER 2. DÜNYAYI VE İNSAN VÜCUDUNU, IŞIK VE KARANLIK ALEMLERİNDEN BAĞIMSIZ, IŞIK ALEMİNDEN KARANLIK ALEME ATILMIŞ BİR VARLIK YAPMIŞTIR. YANİ MADDİ ALEM VE İNSANIN MADDİ YAPISI IŞIK KRALINA AİT DEĞİLDİR! DÜALİZM BUDUR! ALEVİLERİ ANLATACAK OLURSAK: 3. ALEVİLER IŞIK ALEMİNİ KABUL EDER 4. DÜNYA IŞIK ALEMİ TARAFINDAN YAPILMIŞTIR 5. ALLAH VE ANLATILANLAR YALANA DAYANMAKTADIR 6. ALEVİLİKTE BAĞIMSIZ KİŞİ YOKTUR 7. SORGU GÖRGÜDEN GEÇMEYENLERİN DARI ÇEKİLMEZ 8. DAR DÜNYADADIR 9. MAHŞER SORGUSU CEMLERDE YAPILIR 10. CEME GİRMEYEN DERVİŞ, DERVİŞTİR ALEVİ DEĞİLDİR 11. ALEVİ AİLEDEN GELEN KİŞİ DE ALEVİ DEĞİLDİR 12. ALEVİ OLABİLMEK İÇİN MUSAHİP TUTMAK VE YOLA ALINMAK ŞARTTIR 13. HACI BEKTAŞI VELİ’NİN MÜCERRETLİĞİ YALANA DAYANMAKTADIR. OSMANLININ UYDURDUĞU, BEKDEŞ SÜLALESİNİN KÖKÜNÜ KARARTMAK İÇİN SÖYLENEN YALANDIR. ÖĞRENMEK İSTEYENLER VELİYETTİN EFENDİ’YE SORSUNLAR BÜYÜK EZDAN Alevilik Yukarı Mezopotamya’nın temel kültüdür. 1230 yılında ilk kez Dede Garkın süreğinden Baba İlyas Amasya’ya geldi. Daha sonra İshak Obası giriş yaptı. 1260 yılı ise Yukarı Mezopotamya’dan dağılışının miladıdır. Büyük gruplar Anadolu’ya giriş yapmıştır. Bu grupları geriye doğru çekersek, halklarımızı Urfa, Mardin, Diyarbakır, Halep, Musul taraflarına toplarız. Halen İran’da, Irak’ta, Suriye’de cem yapan, sorgu görgüden geçen Aleviler vardır. Yakın grupları da toparlarsak Yukarı Mezopotamya pırıl pırıl ortaya çıkmaktadır. Ezdan demek kendi kendini doğuran demektir. Ezdan’da dünyadaki ve uzaydaki her şey Hakk’ın bir parçasıdır, canlı olsun cansız olsun… Harran Sabiileri olarak anılan grupları incelemek Alevilerin boyunlarının borcudur. Evren makro kozmos, insan ise evrenin ve Hakk’ın bir parçası olarak mikro kozmostur. Düalistlerde bu böyle değildir. Düalistlerde vücudu ayrı bir tanrı yapmıştır, ruh ise ışık kralına aittir. Bütün bu açıklamaları çok değerli, Yol’un değerli evlatları için yaptım, Farsların dini olan Zerdüştlüğü, et yemeyen, içki içmeyen, evliliği zina olarak gören grupları savunmaya çalışanlar için değil. Zira Zerdüştlük İran’da halen yaşıyor, kaybolmuş gitmiş bir din değildir. Şu kesinlikle bilinmelidir ki Alevilik tarihin derinliklerinde kaybolmuş bir yapı değildir. Üzerinde spekülasyon yapılacak bir durum da yoktur. Aleviliğin en önemli kurumu Ocak yapısıdır. Alevi ya dededir, ya taliptir. Cem Aleviliğin en temel kurumudur. Evlilik ve musahiplik Aleviliğin en temel yapısıdır. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Ünsal Öztürk For This Useful Post: |
|
|
#6 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Alevi Kimdir, Alevilik Kriterleri
Türkiye'de Alevilik üzerine kafa yoranların ve yazı üretenlerin unuttuğu ya da değinmediği bir nokta vardır: Alevi kimdir, ya da bir kişiye Alevi demek için hangi kriterler kullanılmalıdır? Bir yazının bilimsel nitelik taşıması için o yazıda geçen kavram ve terimlerin giriş bölümünde açıklanması şarttır. Konu Alevilik olunca da aynı durum geçerlidir. Oysa Türkiye'de Alevilik üzerine yazı yazanların neredeyse tümünün herhangi bir tanımlamada bulunmadığı görülmektedir. Bu durum, anlaşılmazlığa, manipülasyona, istismara açık kapı bırakan önemli bir etkendir. Hatta bazı görüş sahipleri "Alevilik tanımlanamaz, yaşanır" gibi bir şehir efsanesi de yaratmıştır. Türkiye'deki Alevilerde gözlenen kafa karışıklığında ve fraksiyonlaşmada bu etkenin büyük payı vardır. Düşünsenize, son yirmi yılda yazılanlarda Aleviliğin, Çin'den Fransa'ya, hatta Kuzey Amerika'ya kadar olan coğrafyadaki inançlarla köken bağlantısı olduğuna dair birçok görüş dile getirildi. Şamanizm, Brahmanizm, Budizm, Yesevilik, Haydarilik, Kalenderilik, Sünnilik, Şiilik, Maniheizm, Zerdüştizm, Paulikienizm, Bogomolizm, Katharizm tezleri havada uçuşuyor. Hatta bunlardan Paulikienizm, Bogomolizm ve Katharizm, doğrudan Alevilik olarak tercüme edilerek Dünya tarihinde görülmemiş bir skandala imza atıldı ve ne yazık ki, Alevilerin bir bölümü bu skandalı farkedemeyerek onun çekiciliğine kapıldı ve kiliselere eğilim duymaya başladı. Bu durumun baş nedeni, okula giden ve kente göçen ilk kuşağın özgüven eksikliğidir. Oysa çok değil bir kuşak öncesindeki atalarından başlamak üzere Aleviler, tüm dünyaya meydan okurcasına zengin bir edebiyat, müzik ve mizah yaratmış bir topluluktu. Ayrıca, bu topluluk, öteki inançlardan daha fazla yazılı ve sözlü kaynak yaratmıştı. Aleviliğin yazılı kaynağının olmadığı tezinin inandırıcı bir yanı yoktur. Bu tezi üretenler, kendi kafasına göre Alevilik yorumu yapmanın ortamını hazırlama çabasında olanlardır. Bunlar, Alevi deyişlerini sözlü kaynak olarak sunmaktadır ki, kesinlikle yanlıştır. Deyişler, divanlarda ve cönklerde yüzlerce yıl önceden yazılmış ürünlerdir. Nesimi Divanı, Hatayi Divanı gibi. Cönkler de Aşıkların yaşadığı dönemde yazılmış ürünlerdir. Bunların dışında, Buyruk, Kitab-ı Serencam gibi yolun kurallarını ve yapısını anlatan çok önemli kitaplar vardır. Makalatnameler, menakıbnameler, vilayetnameler, erkannameler de işin cabası. Üstelik, Alevilik tarihe karışmış bir yapı değildir. Bulgaristan'dan Basra körfezine kadar geniş bir coğrafyada Alevi topluluklar vardır ve günümüzde bunların büyük bölümü (Türkiye bir istisnadır) Aleviliğin gereklerini yerine getirmektedir. Bu durumda yapılması gereken şey gayet basittir. Bu geniş coğrafyada yaşayan Alevileri gözlemek, onları sorgulamak, ayrıca yazılı kaynaklara başvurmak. Oysa araştırmacılar bunları yapmak yerine, özgüven eksikliğinin getirdiği kompleksle Aleviliği oradan buradan gelmiş bir yapı gibi sunmaktadır. Bu yazılı kaynaklara ve günümüzdeki Alevi topluluklara baktığımızda Alevilik kriterleri kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşte benim kullandığım kriterler: 1- Bir dede (ya da pir, şeyh) grubundan olan, ya da bu gruba talip olarak bağlı olan 2-Cem yapan. Buna bağlı olarak yıllık görgü ve sorgudan geçen 3- Ahiret kardeşi (musahip) olan 4-Hızır orucu tutan (üç ya da yedi günlük) 5-Muharrem orucu tutan. (Muharrem orucu yalnızca Alevilerin tuttuğu bir oruçtur. Yaygın kanının tersine Şiiler Muharrem orucu tutmaz, Muharrem yası tutar. 1324 yılında Güneydoğu Anadolu'daki Fırat boylarını gezen bir Arap yazar, buradaki halkın bir bölümünün Muharrem orucu tuttuğunu yazmıştır. Bu halk, Kuran'ın tahrif edildiğine de inanmaktadır. Sözü edilen topluluk Alevilerdir.) Bu kriterlerin yanında: 6-Evliliğin şart olduğu, tek eşliliğin esas olduğu, çok özel durumlar dışında boşanmanın yasak olduğu 7- Kurbanlı ibadetin temel olduğu, (tavşan yemenin yasak olduğu) 8-Turna, güvercin gibi kuşların, nergis gibi çiçeklerin kutsal olduğu 9-Kirvelik kurumunun çok önemli olduğu 10-İçki yasağının olmadığı, tam tersine 12 Hizmetten birinin dem olduğu 11-Erkeklerin özel bıyığı 12-Dede ile talibin evlenmesinin yasak olduğu 13-Kadının sosyal konumunun öteki inançlara göre çok yüksek olduğu gibi kriterleri sayabiliriz. Bu kriterlere kuşkusuz birkaç kriter daha ekleyebilirim. Ben bir topluluğu Alevi olarak yazıyorsam, bu kriterleri kullanarak yazıyorum. (Bazı kriterler farklı formlar gösterebilir. Örneğin, Arapça konuşan, daha doğrusu Arap olan Alevilerdeki din amcalığı kurumu tam anlamıyla bir musahiplik olduğu halde form farklılığı vardır.) Bu durumda Aleviliğin Maniheizm, Zerdüştizm, Şamanizm, Kalenderilik, Budizm, Paulikienizm, Bogomolizm, Katharizm vb. inançlardan geldiğini iddia edenler kendi kriterlerlerini koyarak konuyu anlatmalıdır. Aksi halde, kendi fantezilerini anlatmış olacaklardır. Ortaya koydukları iddiaların da gerçeklik değeri olmayacaktır. Benim sıraladığım kritelere göre bu yapılarla Alevilik arasında bir bağlantı yoktur. Alevilerde et yememe, içki içmeme, evlenmeme gibi kurallar yoktur. Bunlar Maniheizm, Bogomolizm, Katharizm, Kalenderilik gibi yapılarda vardır. Örnek olarak bunlardan Kalenderiler, asosyal kişiler olup görgü ve sorgudan geçemeyecek olan insanlardır. Bunların Alevi olmasına imkan yoktur. Oysa bazı yazarlar, (örneğin Fuad Köprülü, A. Yaşar Ocak gibi) sokakta serseriyane gezen bu kişileri neredeyse Alevi dedeleri ile özdeşleştirmektedir. Şamanizm, Zerdüştizm, Budizm gibi yapılar günümüzde varlığını sürdürmektedir. Örneğin, Alevilik ile Zerdüştizm arasında bağlantı kuranlar, İran'a gidip Tahran'daki Zerdüşt tapınağındaki ayinleri incelemeli, onların kutsal kitabı olan Avesta'yı da inceleyerek somut örnekler sunmalıdır. Ayrıca, Ankara'da dahi bulunan bir şamanı çağırarak onun gösterisini izlemeli ve ona göre iddia geliştirmelidir. Bunlar yapılmayıp da eften püften bazı benzerlikler yakalayarak Aleviliği bu yapılara bağlamak, ciddiyetten uzaktır ve özgüven eksikliğinin ya da ideolojik yamamanın bir sonucudur. Yukarıda sunulan kriterler kullanıldığında Aleviliğe an yakın yapının Yezidilik olduğu apaçık ortadadır. Ahiret kardeşliği (musahiplik), kirvelik, Hızır orucu, pir-talip ilişkisi, tavşan yemezlik gibi birçok öge her iki yapıda ortaktır. Kadının konumu da her iki yapıda aynıdır. Alevilik ve Yezidilik arasındaki bu büyük benzerlik gayet doğaldır. Çünkü her iki yapı Mezopotamya'da ortaya çıkmıştır. Alevi topluluklar İran, Irak, Azerbaycan, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan'a Mezopotamya'dan dağılmıştır, Aleviliğin temel kurumu olan dede ocakları da bu coğrafyada ortaya çıkmıştır. Bugün bu toplulukların ve dede ocaklarının Mezopotamya'daki yerlerini nokta nokta sunma olanağımız vardır. Sonuç olarak, Aleviliği ve Aleviliğin kökenini bir başka inanca bağlayanlar, kriterlerini ortaya koyarak iddialarını savunmalıdır. Aksi halde bu iddialar, fantezilerden ve ideolojiye malzeme hazırlamaktan öteye gidemeyecektir. |
|
|
|
|
|
#7 | ||||||
|
Gönül Dostu
Üye No: 2031
Mesajlar: 317
Thanks: 62
Thanked 676 Times in 250 Posts REP Gücü : 4
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Zerdüşt inancı içindeki dualistliği ne yapacaksın? Birileri gibi yok onlar sonradan girmiş diyebilirsin. Hani bu inanç kendini korumuştu? Alevilerin dar'ına durduklari Fazl (Fadlullah Astrabadi veya Naimi), Nesimi, Mansur'da mısenin Büyük Ezdan inancının mensuplarımıydı? Biz yanlış öğrendik? Erdoğan Çınar'ın yaptığı yanlışlar sana başka inançları hakaret etme hakkını vermiyor. Birileri de bizi sapik bir inanç olmakla suçluyor. Senin onlardan farkın ne? Konu Yilmaz Demir tarafindan (09-06-2010 Saat 23:59 ) değistirilmistir.. |
||||||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Yilmaz Demir For This Useful Post: | herdem (09-07-2010), Seyhlerli1970 (09-08-2010) |
|
|
#8 |
|
Hakka Yürüdü
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili yazarımız Ünsal ÖZTÜRK-ü eleştirmek!!! adına uzunca bir yazı yazan vatandaşın,
kendi çelişkilerini ve birilerine yaranma, yandaşlaşma, koruma kollama hallerini gözlerden kaçırma gayretlerine tanık olmaktayız... Sevgili Ünsal Öztürk-ün yazmış olduğu makalede kullandığı bazı ifadeleri bahane ederek, kendinde, karşısındakine saldırma hakkı!!! bulmasının altında yatan gerçek nedenin aslında bambaşka şeyler olduğunu kimsenin göremeyeceğini zanneden bir şark kurnazlığı ile karşı karşıyayız... Sevgili Ünsal ÖZTÜRK-ün yazısından yola çıkarak " kendi kitabının reklamını yapıyor " iddiasına sarılan bu sayın şark kurnazının, başkalarının seri halde yazdığı YALANLAR-a sessiz kalmasının cevabını veremeyecek durumda olduğuna tanık olmaktayız... Üç değerli yazarın uzun uğraşlar sonucunda belgeleriyle ortaya koyduğu Erdoğan ÇINAR SKANDALI tartışmalarında küçücük bir açıklama ile yetinip, " yaramazlık yapan oğlunun kulağını çeken " müşvik baba gibi davranarak SKANDAL-cının sırtını sıvazlamayı ihmal etmeyen bir ikiyüzlünün hezeyanına tanık olmaktayız... Erdoğan ÇINAR-ın kitaplarında ve makalelerinde ki SERİ YALANLARI görmezden gelerek, bırakalım Alevice eleştirmeyi " Erdoğan ÇINAR tezlerinde revizeye giderse yoluna sağlam bir şekilde devam edebilir " tarzında bir açıklama ile Erdoğan ÇINAR-I YANINA YANİ MANİCİLİĞE ÇEKMEYE ÇALIŞAN BİR SANAL KURNAZLIKLA KARŞI KARŞIYAYIZ... Yazdığı yazıda bol miktarda Alevi ahlak kuarlarından, Pir ve Mürşitten bahsederken, başkalarını kitap reklamı yapmakla suçlarken, yıllardır forumlarda SERİ YALANLARIN reklamını ve biatlı savunmanlığını yapanlara tek kelime söyleyemeyen böylesine bir zavalıyı dinlemeye devam ediyoruz... Hemen hemen her seferinde başkalarını ahlaklı olmaya davet ederken, mahkeme belgeleriyle SAHTEKAR VE DOLADIRICI olduğu meydana çıkmış kişiye tek bir kelam etmeyen BÖYLESİNE BİR SANAL AHLAKÇIYA tanık oluyoruz... Ahlaksızlıkları, yalancılıkları, skandalları, simsarlıkları, iftiracılıkları, çıkarcılıkları vs. vs. vs. ortaya çıkmış kişileri eleştirmekten bile kaçınan böyle bir aymazlığa kendini adapte etmeyi başarmış bir SAHTE BABA figürüyle karşı karşıyayız... Alevilik üzerine ortaya atılan görüş veya tezleri tartışmanın dışında hiçbir olumsuzluğa bakmamayı, kendine Aleviyim diyen birinin herşeyden önce Alevi ahlakına sahip olması gerektiğine önem vermemeyi. ortaya çıkan belgeli suçlara tek bir kelam dahi etmemeyi, etmemek bir yana, bu tür iğrençliklere tepki gösterenlere akla hayale gelmeyecek iftiralarla karşı çıkan biri veya birilerinin sözüne hiçbir şekilde güven olmayacağını anlayamayacak duyarsızlıktaki kişiler boşuna kendilerini yormasınlar... Bu utanç sizlerin boynunda olduğu sürece ağzınızla kuş tutsanız, Aleviliğin gerçek köklerini de bulsanız bunun hiçbir kıymeti harbiyesi olmaz...OLMAYACAKTIR.... BOŞUNA KİMSE KENDİNİ CIRMASIN... Kral çıplak. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.553
Thanks: 7745
Thanked 12738 Times in 5996 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sevgili sinan abi eleştiri/cevap biçimini beğenmediğinin farkındayım ancak (devamında) konunun kişiselleşerek özünden çıkmaması , içeriğinin önüne kişisel tartısmaların geçmemesine özen göstermenizi rica ediyorum.
lütfen konuyla ilgili yazılar yazalım canlar.
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Hüseyin Erdem Bulunduğu yer: Rıza Şehri
Üye No: 3031
Mesajlar: 245
Thanks: 526
Thanked 1139 Times in 235 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 140
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Ünsal Öztürk ne yapmak istiyor?
Bilimsel temelde araştırma yapabilirsiniz. Yaptığınız araştırmaların yanılgıları, saplantıları hatta doğrularıda olabilir. Ancak bu size diğer inançları sapkın görme hakkı vermez. Aleviliğin hoşgörüsünü bilmem size hatırlatmaya gerek var mıdır? Hatırladığım kadarıyla siz kendinizi aynı zamanda bir Marksist olarak değerlendiriyordunuz. Bu kimliğe de sahip olmanıza karşılık sınıf mücadelesinin ve köylü savaşlarının bir parçası olan Bogomilizmi nasıl bir çırpıda sapkın ilan edebildiniz. Bu derebeylerin ve toprak ağalarının onlar hakkındaki değerlendirmesidir. Oysa Marx sizin gibi düşünmüyor. Ama siz yine de kendinize Marksistim diyebiliyorsanız, varın diyin. Eğer teoriyle pratik arasında bir uyumsuzluk varsa, ortada bir çelişki var demektir. Çünkü bir hareket hem sapkın, hemde saygın olamaz. Aynı şey Katharizm içinde geçerlidir. Tarih yazılırken yaşanmışlıklara hepimizin dikkat etmesi gerekir. Yaşanmışlıklardan koparak başka bir tarih yazılmaması konusunda bütün araştırmacıların hassasiyeti olmalıdır. Bu eksende öznel niyet nesnel tarihin önüne geçmemelidir. Mümkündür ki, yapılan araştırmalarda yanlış çıkarsamalar ve tespitler olabilir. Önemlisi bunu dostça eleştirip daha üst boyuta çıkarabilmektir. Bir gerçekliği belirtmek gerekir. Aleviliğin tarihi dümdüz bir bulvar gibi değildir. Bu nedenle böylesi bir tarihi araştırırken yanlış yönlere ve istikametlere girmeler olabilir. Önemlisi bunun fark edildiği veya uyarıldığı andan o hatadan arınmaktır, özeleştiri verebilmektir. Bu nedenledir ki, bu sapkın belirlemeniz ağır itham olduğu kanaati taşıyorum. Bilirsiniz ki, Ortadoks islam sürekli alevileri sapkın inanç olarak görüyordu. Şimdi siz Katharizmi ve Bogomilzimi ve Pavlikancıları sapkın görürken, onların Sicilyalı Peter yada Anna Komenna'nın iddia ettiği gibi ahlaksızlık yaptıklarını mı düşünüyorsunuz? Bunu mutlaka aydınlığa kavuşturmalısınız. Belki heteredoksi anlamında bir kelime kullansaydınız veya tırnak içinde sapkınlığı ele alsaydınız konu bu temelde değerlendirilmezdi. Ancak bu şekilde 72 millete bir nazardan bakan alevilerin, marksist tabirle halkların kardeşliğine zarar verecek talihsiz bir açıklama olarak değerlendiriyorum. Çünkü Marks köylü savaşlarını ve eksende bazı dini mücadelelerin sınıf mücadelesi ve mazlumun kavgası olarak görür. Sakın birileri Erdoğan Çınar'ın tezlerini savunduğumu ileri sürmesin. Çünkü onu en çok eleştirenlerin başında gelen biriyim. Alevi yoldaş imzasıyla, Rıza Şehirli olarak açıkça muhalefet olarak sıcağı sıcağına yapmıştım. Onu eleştirdiğimde birileri bana öğretmenlik edasıyla ders vermeye çalışırken, şimdi görüyorum ki, dün 'esnaf' gördüklerine bugün övgü diziyorlar. Buda gerçekten beni şaşırtıyor. Kirve Can (alevi yoldaş) Konu herdem tarafindan (09-07-2010 Saat 02:58 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to herdem For This Useful Post: | ...baskoylu... (09-16-2010), nazımhikmet (10-04-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alevilik, gruplar, gök, iken, sapkin, sapkın, yer, yok |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||