![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik İnancı Alevilik inancına dair paylaşımların yapılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bizden Biri |
YUNUS EMRE’NİN DİLİNDEN ALEVİLİK
( ALEVİLİK VE SEMAVİ DİNLER ARASINDAKİ AYRILIK) Hele biz iş bu yola, gelmedik riya ile Bu melâmetlik donunu bizimle giyen gelsin Gözüyle gördüğünü, örte eteğiyle Bu yol pek ince yoldur yüreği çarpan gelsin İş bu sözü edenden bize nişan gerektir Sözün özeti budur, canına kıyan gelsin Yunus Emre Alevi tarihinin ve inanışının izlerini sürmek, üzerlerini örten yanıltıcı katmanların gerisine saklanmış Alevi gerçeklerine ulaşmak, büyük çaba gerektiren, çetrefil ve zahmetli bir iştir. Bu cümleden olarak, Aleviliğin bulanık izlerini sürecek olanların öncelikle yapmaları gereken şey, belleklerinde Alevilik adına topladıkları geçmişin kirletilmiş bilgilerinden bir an önce kurtulmaktır. Alevilik, kadimden beri sırrını dışarı vermeyen, kendini ehil olmayan ellere emanet etmeyen, ancak uzun bir eğitim döneminden geçtikten sonra olgunlaşıp hak edenlere kendini açan, gizliliği esas alan bir kurumsal yapıya sahipti. İki bin yıl önce Hıristiyanlığın Anadolu’da ortaya çıkışı ve Alevileri şiddet kullanarak yok etmeye kalkışması ile birlikte bu gizli inanış, güvenmeyen, paylaşmayan, saklanan ve takıyye yapan, daha katı bir içe kapanma dönemine girdi. Aleviler, binlerce yıldan beri kendilerine ağır düşmanlık besleyen, varlıklarına tahammül göstermeyen ve canlarına kasteden dinlerin ve mezheplerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda, çaresizlikten doğan en doğal haklarını kullandılar, kimliklerini ve asıl inanışlarını sakladılar. Zamana, zemine ve etrafını çevreleyen koşullara göre, değişik dış görünüşlere büründüler. Sürekli isim değiştirdiler. Alevi inanışı, Alevilerin kendileri için çağlar boyunca en dayanılmaz koşullarda bile vazgeçilmez bir tutku ve sonsuz vefa ile bağlandıkları bir yol oldu. Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Alevileri sarsılmaz bağlarla kavrayan bu inanışa asla tahammül gösteremediler. Aleviliği mutlaka yok edilmesi gereken, kendi inanışlarının en büyük tehdidi saydılar. Ortodokslarla başlayan, Katoliklerle devam eden, Aleviliğe karşı işlenmiş insanlık suçlarının ve sonu gelmez Alevi düşmanlığının sebebini, Alevilerin, semavi dinlerin kabullerinin çok dışındaki inanç sisteminde aramak gerekir. Gayrıdır her milletten Şu bizim milletimiz Hiçbir dinde bulunmaz Din ve dinayetimiz. Yunus Emre Bu inanç sistemlerinin içindeki en büyük ayrılık, semavi dinlerin Tanrı tanımlaması ile Aleviliğin Tanrı anlayışı arasındaki derin uçurumdur. Alevilerin Tanrı’yı tanımlayışı ve ifadesi, Hıristiyan ve Müslüman ruhban sınıfını çağlar boyunca çılgına çevirdi. Aleviler de binlerce yılın meşakkatine katlanmak pahasına, bu inançlarından vazgeçmediler. yaratılmış olan da yaratanın ayrılmaz parçası ve kendisidir. Yaratılışın kendisi mutlak varlıktır. Alevi inanışı içinde yaratılışı, yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölmek, varlıkta ikilik yaratmaktır. Varlıkta ikilik yaratmak münkirliktir ve Alevilikte hakir görülür. Esas olan varlığın birliğidir. Ünlü Alevi bilgesi ve ozanı Yunus Emre’nin dizelerinde Alevi inancının mihenk taşları, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek berraklıkta, en sade ve en duru hali ile ortaya konur. Alevi inanışındaki Tanrı kavrayışı, Yunus’un dizelerinde çok sık ifade bulmuştur. İkiliği terk et, birlik makamını tut Canlar canın bulasın iş bu dirlik içinde Oruç, namaz, zekât, haç, suç ve cinayettir Fakir bundan uzaktır, gerçeğe erenler içinde Yunus Emre Birlik makamına gelmeyenler, yaratılışı yaratan ve yaratılan olarak ikiye bölenler, Yunus Emre’nin dizelerinde makbul sayılmazlar. Nice yıldan beri bu nimeti yer İkilikten geçip te demedi bir Yunus Emre Bunların birliğe ikrarı yoktur Bunlarda her ne olsa güzeli yoktur Yunus Emre Alevilikte inanılır ki, yaratılışı dengede tutan yaratan ve yaratılanın birliğidir. Yaratılışın uyum içindeki birlikteliği, yaratılışın varlığının devam etmesinin sebebi ve temelidir. Bu, yaratılışa dair ilahi Alevi yasasıdır. Bu yasa Alevilikte kısaca “tevhid” olarak adlandırılır. “Tevhid makamı” Alevi inanışı içinde yaratılmış olanın kendisini yaratan olarak hissetmesi ve yaratanla birleşmesi halidir. Varlığın birliği inanışının bütünleyicisi olan tevhid, Yunus Emre’nin dizelerinde şöyle ifade edilir: Tevhidimiş cümle âlem Tevhidi bilendir âdem Bu tevhidi inkâr eden Öz canına düşman imiş Yunus Emre Yunus bu tevhide gark oldu gitti Geri gelmekliğe aklı dirilmez Yunus Emre Bu tevhid donunu giyen Varlığını yoğa sayan İş bu yola sağlam duran Mutlak bilin o er durur Yunus Emre Alevi inancını semavi dinlerden ayıran ve sonu gelmez düşmanlıklara altyapı oluşturan bir diğer önemli farklılık da, Alevilikte ölümden sonra öteki dünya inanışının olmayışıdır. Kendisine inananların bağlılığını ve kendi kurdukları dünya düzeninin emniyetini, ölümden sonra bir başka dünyada vaat edilen ödül ve ceza sistemi üzerine inşa eden semavi dinler, Alevilikte öbür dünya inancının olmayışını hiç kabullenemediler. Alevi inanışına göre insan, sürekli beden-biçim değiştiren ilahi ruhun parçasıdır. Vücut bulmuş enerjidir ‘Işık’tır. Asla ölmez… Ko ölmek endişesin Işık ölmez bakidir Ölmek senin nen ola Çünkü canın ilahidir Yunus Emre Aleviler “devriye”ye inanırlar. Devriye inanışına göre yaşam, vücud-u mutlak’tan (mutlak varlık) kopan bir nur (ışık) ile başlamıştır. Bu büyük nur kendi heybeti ile genişlemiş, dağılmış ve toprak, hava, su, ateş ile temsil edilen dört kuvvete inmiştir. İnsan, babanın beline ve ananın rahmine düşmeden önce, dört kuvvetin kontrolünde önce cansızlar (hareketsizler), sonra bitkiler ve hayvanlar âleminden geçer. Cansız nesne, bitki ve hayvan bedenlerinden geçtikten sonra insan bedenine ulaşan insan canı (insan ruhu), İnsan-ı Kâmil (olgun insan) oluncaya kadar dünyaya gelip gider. Olgunlaşan insan, geldiği kaynağa geri döner ve devriye tamamlanmış olur. İnsan devriyesini tamamlayıncaya kadar çok çeşitli bedenler alır, Alevi tabiri ile “bin bir donda baş gösterir.” Alevilikte her şeyin aslına rücû edeceğine inanılır. Bu, ilahi yasadır. “Devriye”, gerçek varlıktan kopan ruhun, çeşitli aşamalar geçirip türlü bedenlerde dolaştıktan sonra olgunlaşıp kendi kaynağına dönme sürecidir. Yunus Emre bu ilahi çemberi şu dizelerle aktarıyor: Dünyaya çok gelip gittim Erenler eteğin tuttum Kudret nidasın işittim Kaynayıp ta coşa geldim Âşık oldum şu ay yüze Nisar oldum bal ağıza Nazar kıldım kara göze Siyah olup kaşa geldim Deniz kenarında ova Kuyuda işleyen kova İsa ağzındaki dua Olup ta ben işe geldim Ay oldum âleme doğdum Bulut oldum göğe ağdım Yağmur oldum yere yağdım Nur olup güneşe geldim Yolum sana oldu durak Sabahın söyleyenidir hak Yunus Emre dilinde Hakk Olup dile düşe geldim Yunus Emre Semavi dinlerle Aleviliğin arasındaki asıl uçurumlardan biri de yaratılışın nasıl ortaya çıktığına ilişkin inanış ayrılığıdır. Semavi dinlere göre evren, yeryüzü ve yeryüzündeki yaşam, her şeyin üzerinde ve her şeye kadir bir ulu varlık tarafından yaratılmıştır. Semavi dinlerin ilk kutsal kitabı Tevrat’ta anlatılır ki; “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu yeryüzü şekilleri yoktu…”(1) Tanrı, birinci gün ışığı, ikinci gün gök kubbeyi, üçüncü gün denizleri, karaları, kara üzerindeki türlü otları ve meyve ağaçlarını, dördüncü gün mevsimleri, günleri, yılları ve yıldızları, beşinci gün kuşları ve deniz canlılarını, altıncı gün yeryüzünde evcil ve yabanıl hayvanları ve nihayetinde insanı yaratmıştır. Yaratılış altı günde tamamlanmış ve her şey Tanrı’nın “olsun” diye buyurması ile vücuda gelmiştir. “Tanrı ‘Işık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu.” “Tanrı ‘Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın’ diye buyurdu ve öyle oldu.” “Tanrı ‘Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün’ diye buyurdu ve öyle oldu.” Tevrat Yaratılış Kitabı I. Bab Alevi inanışı içinde her şeyin üzerinde evreni yaratan bir ulu yaratıcının varlığı kabul görmez. Alevilikte inanılır ki evren, kendi heybetini taşıyamayan parlak bir nurun (ışığın) gürültüyle genişlemesiyle ortaya çıkmıştır. Bu inanışın aslına uygun ve en anlaşılır ifadeleri Yunus Emre’nin dizelerinde görülür. Yer gök yaratılmadan Hakk bir gevher eyledi Nazar kıldı gevhere eritti inci eyledi Yunus Emre Başka bir nefesinde Yunus, âdeta, evrenin ortaya çıkış anını anlatıyor: Yedi gök yaratıldı ışık ile bünyad oldu Toprağa nazar kıldı aksırıp duru geldim Yunus Emre (Yedi gök yaratıldı ışık ile yapıldı Toprağa himmet etti gürültü ile fışkırarak geldim) Aleviler Hakk’ı gerçek, gerçeği Hakk bilirler. Yunus’un dizelerindeki Hakk ifadesi, gerçek anlamında yorumlanmalıdır. Yunus Emre, parlak ışığın gürültüyle genişlemesi sonucu başlayan evrenin oluşum evrelerini bir başka nefesinde şu dizelerle tamamlıyor: Hakk bir gevher yarattı kendinin kudretinden Nazar kıldı gevhere eridi heybetinden Gevherden buğ(u) çıkardı buğudan gök yarattı Gökyüzünün ziyneti çok yıldızlar eyledi Göğe haydi dön dedi ay-gün yürüsün dedi Suyu havada kodu üstünde yer eyledi Yunus Emre Semavi dinlerin savundukları, evrenin ve yeryüzünün, ulu bir varlığın (Tanrı’nın) “olsun” diye buyurması ile ortaya çıktığı inancı, Alevi ozanı ve mürşidi Yunus Emre’nin evrenin ve yeryüzünün ortaya çıkışını anlattığı dizelerle hiçbir noktada kesişmemektedir. Bilim çevreleri, evreni doğuran mucize olarak niteledikleri, günümüzden 12–15 milyar yıl önce meydana gelen büyük patlamayı (big-bang), maddeyi anında yok eden olağanüstü yoğunluktaki bir ışığın genişleyerek yayılması olarak tarif ediyorlar. Bu tanım, Yunus Emre’nin dizelerindeki anlatım ile şaşkınlık verecek şekilde örtüşmektedir. Tevrat’ın Yaratılış Kitabı’nda Tanrı’nın önce göğü ve yeri var ettiği, sonra sırasıyla ışığı, gök kubbeyi, denizleri ve yıldızları yarattığı anlatılır. Yunus’un dizelerinde var oluşun başlangıcı farklı ortaya konduğu gibi, yaratılışın ortaya çıkış sırası da farklıdır. Yunus Emre’nin anlatımlarında önce parlak yoğun bir ışık vardır. Bu ışık kendi heybetinden dağılır, ortaya gökyüzü ve yıldızlar çıkar. Gökyüzünde her şey dönmeye başlar. Güneş, ay ve yeryüzü bundan sonra şekillenir. Günümüz gökbilimcileri, Tevrat’ta anlatıldığı gibi önce gökyüzünün ve yeryüzünün sonra ışığın, sonra karaların ve denizlerin, sonra yıldızların ortaya çıktığı fikrine iştirak etmiyorlar. Bu sürecin altı günde tamamlanabileceğine ihtimal bile vermiyorlar. Bilim adamları evreni doğuran nesnenin çok parlak, çok ışıltılı ve çok yoğun bir yapı olduğunu, bu yapının kendi yoğunluğunu taşıyamayarak genişlemesi ile evreni oluşturan gökyüzü ve yıldızların meydana geldiğini düşünüyorlar. Gökyüzündeki her nesnenin, yıldızların, gezegenlerin, güneş sistemlerinin ve gökadaların, dünyanın da içinde bulunduğu güneş sistemi daha var olmadan (4.7 milyar yıl önce) dönmeye başladığını tartışmasız kabul ediyorlar. Yunus, on üçüncü yüzyılda yaşadı. O çağda dünya, bu bilgileri bilmeye, taşımaya ve tartışmaya henüz hazır değildi. Dört kapı kırk makamla ifade edilen “seçmeci” bir kurumsal yapı içinde itina ile yetiştirilmiş küçük bir azınlık bu bilgilere sahip olabiliyor ve bu sırlar aynı titizlikle bir sonraki kuşağın ehil olanlarına aktarılıyordu. Yunus Emre’nin ifadesine göre bu sözler, O’na ait değildi; daha uzak bir geçmişten O’na ulaştırılmışlardı. Yunus Emre, sözlerin aslını bilenlerin bunu anlayacaklarını umut etmişti. Ey bu sözlerin aslın bilen Gel de bu söz nerden gelir Söz aslını anlamayan Sanır bu söz benden gelir Yunus Emre Yirminci yüzyılın dâhisi Albert Einstein, inandığı Tanrı’yı şu cümlelerle tanımlıyor: “Var olan her şeyin uyumlu birlikteliğiyle ortaya çıkan Tanrı’ya evet, ama insanların günlük işleriyle ilgilenen cezalandırıcı ve mükâfatlandırıcı Tanrı’ya hayır.” Ünlü fizikçinin Tanrı algılaması, Alevi inanışı içindeki “varlığın birliği” inancının tam karşılığıdır. Bugünün bile ötesinde, akıl dolu inanışları nedeniyle Aleviler, hangi dinin egemenliğinde yaşamışlarsa o dinin kesintisiz ve amansız düşmanlığının hedefi haline geldiler. Onlara yönelik düşmanlık, her dönemde, tahammül sınırlarının ötesinde oldu. Aleviler, başka dinlerin hükümranlık alanlarında kendilerini olduklarından farklı göstermeyi, varlıklarını koruyabilmek için son bir sığınma noktası olarak benimsediler. Son bin yılda, İslam coğrafyasında, katliamlardan olabildiğince kurtulabilmek için olduklarından başka kisvelere bürünen Aleviler, önceki bin yılda da aynı korunma gerekçesi ile Hıristiyanlığa karşı takıyye içinde olmuşlardı. İslam egemenliği altında yaşamaya mecbur kaldıklarında “asıl Müslümanlar biziz”deyip sudan sebeplerle camiye gitmeyenler, oruç tutmayanlar, namaz kılmayanlar, haccı reddedenler, geçmişte aynı coğrafyada Hıristiyan mezalimi ile kuşatıldıklarında gerçek Hıristiyanlar bizleriz deyip, kiliseye gitmemişler, vaftiz olmamışlar, haça tapmamışlar, Hz. İsa’nın ve Hz. Meryem’in kutsallıklarını reddetmişlerdir. Aslında bu insanlar ne geçmişlerinde Hıristiyan oldular ne de İslam ikliminde yaşamaya başladıklarında Müslümanlığı seçtiler. Onlar sadece kendilerine yönelen ölümcül tehlikeleri savuşturmak için geliştirdikleri güvenlik söylemlerini hâkim dini rüzgârlara göre yeniden düzenlediler. Onlar geçmişlerinde ne kadar Hıristiyan oldularsa bugün de o kadar Müslümandırlar. Alevilerin kendilerini düşman çevrelerde olduklarından farklı şekilde ifade etmeleri, onlar için bir güvenlik çemberi oluşturmakla birlikte, geçmişte ve günümüzde Alevilerin üzerlerine aldıkları korunma örtüsü, asıl olanı ortadan kaldıracak kadar iyi işlev görmüş, zaman zaman da asıl olanın yerini almıştır. Alevilerin yaptıkları takıyyenin, Alevilik üzerindeki en büyük tahribatı ve onarılmaz yıkıcı etkisi, Hıristiyan ve Müslüman egemenliğinde yaşayan aynı inanışın, birbirleriyle ilişkilendirilmesini imkânsız hale getirmiş olmasıdır. Bu inanışın tarihi ikiye bölünmüş ve iki parçayı birbirine bağlayan halkaları neredeyse kaybolmuştur. Geçmişte Aleviler, Hıristiyanlığın sapkın bir kolu sayıldılar. Bugünün Alevileri de Müslümanlığın sapkın bir mezhebi olarak niteleniyorlar. Aynı inanışın zamana ve zemine göre farklı dış görünümler sergilemesi, onun niteliğini ve tanımını değiştirmez. Bu insanların tarihini, yaşamsal zorunluluktan dolayı büründükleri dış görünüşlerini doğru kabul ederek, birbirinden bağımsız iki ayrı parçaya bölmek, kasıt da olsa, bilgisizlik de olsa onarılması gereken büyük bir hatadır. Alevilik yakın tarihlerde ortaya çıkmış, ana gövdesi İslamiyet olan bir inanış veya mezhep değildir. O, kökleri kendisine giden asıl gövdesinden koparıldıktan sonra tarumar edilmiş, binlerce yıllık bağımsız bir inanış ve kadim bir yol, bir ulu erkândır. Kopmuş iki parçanın bir araya gelmesi, Aleviliğin geçmişine kavuşması, kaybolmuş hafızasını kazanması gerekmektedir. Alevilik, kendi geçmişini hatırladığında, tarihin bir kesitinde, suyu iyice bulandırarak Aleviliğin geçmişi ile bağlarını koparıp onu başka geçmişlere ve belirsizliklere bağlamak üzere kurgulanmış savların hiçbirinin tarihsel gerçekler üzerine oturmadığı anlaşılacaktır. “Serçeşme” Alevi terminolojisi içinde, erkânı kuran kişi ve “yol”un başlangıcı demektir. Yaygın olarak kabul edilmiş, temeli olmayan yapay tarih tezine göre Aleviliğin başlangıcı ve tarihsel altyapısını oluşturan olay, 1240 yılında Orta Anadolu’da meydana çıkan Büyük Babai Hareketi’dir. Bu hareketin önderi, Baba İlyas olarak da bilinen Baba Resûl’ün halifelerinden Hacı Bektâş Veli de Aleviliğin kurucusu yani “serçeşme”sidir. Hacı Bektâş Veli’ye edilen bu iltifatın hoşluğu içindeki Aleviler, bu iltifatın gerisinde Aleviliğin 1240 yılından önceki tarihinin inkârının gizli olduğunu sezemediler. Hacı Bektâş Veli, Alevi yoluna üstün hizmetlerde bulunmuş bir Veli’dir ancak Hünkâr’dan önce uzun bir Alevi geçmişi vardır. Alevi tarihinin derinliği bugün algılayabildiklerimizin çok ötesindedir. Bu inanışın bütününü aynı fotoğraf karesinin içinde görebilmek bizleri tarifsiz duygulara ve sonsuz ufuklara sürükleyecektir. Önümüzde bir derya, gözlerimizde kalın bir perde var. Gözümüzün perdesi ummana dalmamıza engeldir Erdoğan Çınar alevizyon |
|
|
|
| 3 üye bu mesaj için esonto58 kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#2 | |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Aman Tanrım,
Yazıyı ciddi, ciddi okuyordum, Tam Alıntı:
Burya gelince durdum, ne oluyor dedim, Bu sözler yabancı gelmedi, Yazı kime ait diye yazının sonua baktım, Evet, o Kişiye aitmiş E.Çınar, ve Devam etmedim, HıriStiyanların kaltettiği kişileri artık biliyoruz, Pavlukenler, bir Hırıstiyan MEZHEBİ sahipleri, Esas orjinal metne ihanet edilerek ve katledilerek yapılan ceviriler ile, ALEVİ yapılan PAVLUKENLER, Yazının devamını okumayı kendime ZUL sadım, yİNEDE SAĞ OL, sEVGİLİ ESONTO 58
Aşk,
Tanrı ile insan arasındaki temas noktasıdır, kalbin içinde sırdır. Esat Korkmaz. " REFARANDUM TERCİHİM HAYIR" Dinimiz sevgi Kabemiz insan Sağı solu önü arkası yok kalmadı ömrümün belki bu son hasretleri son özlemleri bir aşkın ardından son gözyaşları döküşleri yok kalmadı farkı altı, üstü yer ile gökyüzünün yaşamla,ölümün |
|
|
|
|
| 4 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#3 |
|
Bizden Biri Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 817
Yaptığı teşekkür sayısı: 829
656 konuda 1468 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 15
REP Puanı : 552
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
bülent abi erdoğan çınar'dan haz etmediğini biliyorum
ama sonuçta onun da kendince tezleri var ben özellikle yazının son paragrafını beğendim şuna da değinmek gerekirse islamdan kaçıp hristiyanlığa tutulmamak gerekir tabi saygılar... |
|
|
|
| 3 üye bu mesaj için esonto58 kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#4 | |
|
Gönül Dostu
Üye No: 39
Mesajlar: 413
Yaptığı teşekkür sayısı: 1930
195 konuda 546 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 7
REP Puanı : 252
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
Saygıdeğer İşcanbaba; Keşke yazının tamamını okuyup ondan sonra bu eleştirileri yapsaydınız, endişelerinizi anlayışla karşılıyorum, zira pek bilgimin olmadığı bir konuda yani sürekli tartışılan çeviriler konusunda fikir beyan edemiyorum... fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim, ben Sn.ÇINAR-ın Aleviliği illede Hıristiyanlığa bağlamaya çalıştığına inanmıyorum, olaki çevirilerde bir hata olmuş olsun, olaki yorumlarda fazla heyecanlı davranılmış olsun, yani masumane olduğu sürece bunlara kızıp bir dostu mahkum etmek veya afaroz etmek bana doğru gelmiyor. benimde kendime göre kriterlerim var, bu yolda uğraş verenlerin ne olduklarını ve nereye hizmet ettiklerini anlamam için hep şuna bakarım, kişi yönetici, yazar veya sanatçı ise, belirli bir eğitimden geçmişse, yani birden fazla özelliğe sahipse vede Aleviliği İslam içi görüyorsa bilirimki bu kişi iyi niyetli değil, yine benzer özelliklere sahip olan bir kişi Aleviliği yorumlamaktan kaçıyorsa yani " ne içidir ne de dışıdır demem, veya hem içidir hem dışıdır derim " diyen bu kişi de iyi niyetli değildir, fakat Sn.ÇINAR-a baktığımda bu iki olumsuzluğu göremiyorum, düşüncelerini yiğitçe savunuyor, olaki bazı hatalar yapmış olsun, o kadarcık hata kadı kızında da bulunur. Saygılarımla Kral çıplak. |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Bizden Biri Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 817
Yaptığı teşekkür sayısı: 829
656 konuda 1468 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 15
REP Puanı : 552
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ben şu an alevilik üzerine kafa yoruyorsam . şimdi olduğu gibi internetteki alevi forumlarına üye olup görüşlerimi belirtiyorsam , islamiyeti araştırıp kuran okuyup aleviliğin islamla alakası bulunmayan bir inanış olduğuna inanıyorsam , alevi inanışının özünün ne olduğunu merak ediyorsam bunların hepsi erdoğan çınarın ezber bozan söylemleri sayesindedir sırf bu yüzden kendisine saygı ve şükran duyarım... ha tezleri sağlam mı değil mi nerelerde hatalı onlar araştırılır karşı fikirler okunur ona göre yeni fikirlere yol alınır...
|
|
|
|
| 4 üye bu mesaj için esonto58 kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#6 |
|
Üyemiz
Üye No: 1622
Mesajlar: 75
Yaptığı teşekkür sayısı: 9
49 konuda 120 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi :
![]() |
bu forumda devrimin ve işcanbabanın yazılarını saygıyla okurum. kendisine saygı duyarım yanlız işcanbabanın bu yazısı bana göre hoş degil. çinarın görüşünü benimsemesin. o başka konu çinarın ismini duyupda ona karşı alerji duyman hoş görüş degil. çinarın bu çesaretli atakları alevilige çok şey kazandırdı .en önemlisi alevigi bitirmekte olan islamı alevilikden arındırdı. çinarın sayesinde alevi yazarlar çinarın yanlişlarını bulmak için harekete geçtiler .kısaca alevilik araştırması bir yariş haline geldi. çinar ortaya cıkmadan önce .alevilik de böyle ateşlenme varmıydı .hareksiz ve duruktu.egerki alevilik kensisini bu kadar yargılıyıp sorguluyorsa bunun baş kahramanı çinar oldugunun kanatındayım
Konu toprak_1903 tarafından (02-20-2010 Saat 23:59 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| 5 üye bu mesaj için toprak_1903 kullanıcısına teşekkür etti. | Devrim06 (02-21-2010), DoğAcAn (02-22-2010), esonto58 (02-21-2010), kral çıplak (02-21-2010), İşcanbaba (02-21-2010) |
|
|
#7 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yaş: 28
Üye No: 14
Mesajlar: 6.819
Yaptığı teşekkür sayısı: 5435
4173 konuda 8628 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 10
REP Puanı : 1289
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
erdoğan cınarın bilgi olumlu veya olumsuz etkisini bir kenara bırakırsak, tartısmaya acması, arastırmaya itmesi (daha öncede yazmıstım bunu) tasları oynatması anlamında çok faydalı oldugu inkar edilemez bir gerçek. esonto cnın söylediği gibi bendede arastırma hissiyatını uyandıran,forumalarla tanısmama vesile olan kişilerden birisidir..
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
| 4 üye bu mesaj için Devrim06 kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#8 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 156
Mesajlar: 416
Yaptığı teşekkür sayısı: 483
373 konuda 1117 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 13
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Arkasindan gelecek olan yazi umarim beni yaniltir.
Eger bunun arkasindan Yunus Emre türbesinden yakalanip, Eskisehir'deki Battal Gazi gibi pavlikan yapilmak isteniliyorsa. Bu defa Sayin Cinar'i elestirilerden kimse kurtaramaz.. Yunus Emre ile ilgili link; Yalnızca kayıtlı üyüyeler ve giriş yapan üyeler linkleri görebilir. Gençaleviler sitesine üye olmak için tıklayınız...
Varalım dedik,
görelim dedik, yapışıp sabanın sapına şol kardeş toprağını biz de bir yol sürelim dedik. Konu Onurcan tarafından (02-21-2010 Saat 01:37 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: mersin
Üye No: 1368
Mesajlar: 21
Yaptığı teşekkür sayısı: 27
19 konuda 41 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 1
REP Puanı : 32
REP Seviyesi :
![]() |
Değerli Dostlar
E.Çınar'ın araştırmalarındaki en önemli atlatması ,konulara eklektik yaklaşmasıdır. Tarafsız bir araştırmacının illaki bir tezi olacaktır.Ancak bu duruş gördüğü gerçeklere gözünü kapatıp geçmek olarak yapıldığında bu bilimsel araştırma olmaz subjektif araştırma olur.İşte Çınar'ın yaptığıda budur. Şimdiye kadar Alevilikle alakala savunduğu hiç bir tezi doğrulanmayan bu araştırmacıyı ciddiye alamıyorum. Zira Alevilik iki türlü değerlendirilir; 1-Yaşayan Alevi halkın geleneği. 2-Ozan ve erenlerin nefesleri ve şiirleri. Bunun dışındaki değerlendirmeler subjektiftir,kurgulamadan öteye gidemez. Zaten E.Çınar'ın bakışı "dağı istediği taraftan görmek" şeklindedir. Yani o bir Alevi erenini alır söylediği şeylerin bütününü değil ,küçük bir kısmını öne çıkararak sonuç almaya çalışır ! Yunus Emre konusundaki değerlendirmeside bu şekildedir. Tarihsel determinizm Çınar'ın yanına uğramaz.O zaman ve mekan kavramlarını es geçer.İllaki Alevi geleneğini ters yüz edecektir.Bunu kafasına koymuştur. Ne varki Aleviler canlı-yaşamsal bir yolun erleridirler. Çok zülüm ve kırımlar yaşamalarına rağmen Abdal Musa yı unutmamışlardır. Birlik cemi onun adına yapılır. Peki neden inanç ve yaşam biçimlerinde bir hafıza kaybına uğramış olsunlarki ?
NE KADAR YAŞADIM DEME..NASIL YAŞADIM DE..
Konu kanlıbey tarafından (02-21-2010 Saat 02:24 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Canlar;
Alevi dünyasında, farklı bir görüş sunan ve Alevlerin farklıığını savunan İLK ÇINAR değildir, BUnu efsalendirmeyelim, Belki bu adamın reklemı cok oldu, çok tartşıldı ondandır, alevi öğretisini, Jırıstiyan mezheplere bulaştırmadan, Ve Deyişeri ile, Aleviliğin farklı bir inanc olduğunu savuan, kitaplar yazan, NEJDET BİRDOĞAN vardır, IŞIKLARDA YAKSIN, Demek ki, sizler onun kitaplarına ulaşmadınız, ve benimde ulaşamadığım başka yazarlar olmuştur. Sevgili Kral Çıkplak, SnÇınar'ın gerçek düşüncesi nedir, onu bilmem ancak benim,gördüğüm, naladığım kadar, MASUM olmadığıdır, Şebinkarahiar'a yıldız dağını çıkarırsa, ve Papazı pir yaparsa, o inanışdakleri ALEVİ yaparsa , bunda bir PİT yeniği vardır, Ve Onun Alıntı aptığı BİZANS kaynağı, TÜRKCELEŞTİRİLMİŞ , yayınlanmıştır, ve pavlukenler hakkında, Sanırım Mine KIRIKKANAT'IN "Gülün diğer adı" isimli kitabında, bu mezhep'in, İnanışı/yaşam anlayışı, vs. si yazmaktadır, İslam dışı densinde, gerisinde ne denirse densin anlayışına karşıyım, Ve sizin iyi niyetli saymadığınız, anlayışında sahibiyim sayılır, Bende " Aleviliği bir dinin içine veya dışına sokma anlayışını, RET edenlerdenim." Nasıl ki, diğer inanları, bir inancın içine sokup çıkarmıyorsak, ALEVİLİĞİDE bir inancın içinde dışına diye tanımlamak ABSURUT bir durumdur, Alevilk, Binlerce yıllık oluşumu cercevesinde geldiği noktada, KURSALLAŞMIŞ, İnancı,FElsefesi,Öğretisi, yaşam biçimi ile kendine ÖZGÜ bir hal almış, Kendi Hukukunu,İbadetini, Yolunu oluşturmuş, Şerita,Tarikat,Marifet ve Hakikat yol süreneği ile, insan-ı Kamil İnsan ve TOPLUM yaratma peşinde giden, Mürşit,Pir,Rehber,Ralip silsilesi ile RIZALIK üstüne yol alan bir inanış, sN.çINAR'IN YANLIŞI ıspatlanmış, DELİLLENDİRİLMİŞTR, bU KONUDA SİTEMİZDE, HAMZA AKSÜT,ÜNSAL ÖZTÜRK VE ERDOĞAN çINAR'IN KONU İLE İLGİLİ YAZILARI VARDIR, Dediğim gibi, ilgili kitapda, Türkceleştirilmiştir, Onun Ma Tapınağı dediği, Tapınk asıl kaynakta, FAHİŞELERİN bulunduğu bir tapınak, Yakında bu konuda KAMUOYUNU daha da aydınlatacak gelişmeler olacaktır, Evet, Her insan kendi heyacanı ile istameden, coşkuya kağılıp vs ile yanlış yapa bilir, Ancak bu konuda tekrar düşünüp, Evet burda yanlışım var, deyip, düzeltme yapamsı, Alevi DÜNYASINDAN ÖZÜR dielemsi gerekmez mi? Henüz bunu yapmış değil, ve bu ISRARINDA devam etmekte, En sonra yabacı bir kitabın cevirisinde, (SAnırım KATHAR'lar hakkında) ,Aynı hatasında ısrar etmekte ve kitabın üst balığına, "ALEVİLER" ismini koyarak Alevileri Rencide etmektedir,(Kitabın Tan ismini hatırlamadım) BU ısrar halen İYİ NİYET le bakma biraz "SAFLIK" olur. Ben o nedenle bu yazıya, ÖNYARGILI baktım, KLİ, O kişi, Alevi dünyasından ÖZÜR dilemezse yine ÖNYARGILI BAKACAĞIM. |
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. | DoğAcAn (02-22-2010), kral çıplak (02-21-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsor Linkler - (Link Takası)
|
|||||||||
|
|||||||||