![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ünsal Öztürk Ünsal Öztürk Makalelerinin Okudugu ve makalelere soru ve yorumların yapılacağı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
Alevi Tarih Yazımında Skandal –Erdoğan Çınar Örneği- kitabının ilk baskısı bitti. İkinci baskı matbaaya verildi. Yalana dayalı tarih yazımı ve tahrifat deşifre edilmiştir. Erdoğan Çınar’ın kiliseleri Alevi ocağı, papaz yardımcısını ise “ulu mürşit” olarak yazdığı gösterilmiştir. Erdoğan Çınar’ın yaptığı gibi coğrafyada değişiklik yapmak, kaynaklar üzerinde oynamak, kaynak saklamak bilimin yöntemi değildir. Şebinkarahisar’da yaşamış olan Hıristiyan Ermeni Constantine, Sivas Banaz’da yaşamış olan Alevi Türkmen Pir Sultan Abdal’la aynı kişi olarak sunulamaz. Alevi’nin yolu ikrar iman üzerinedir. İkrar ise doğruluk üzerinedir. Yani, yalan yanlış olmayacak. Bilerek, isteyerek, tasarlayarak yapılan yalanı yanlışı bu ulu yol kabul etmez. Konuyu fark eden arkadaşların yazıları ve yaklaşımları genel olarak Alevi Yol’una uygundur. Ağırbaşlı, sorgulayıcı, çözümleyici yaklaşımları olmuştur. Erdoğan Çınar ve etrafındaki birkaç kişinin üslubu ve konuya yaklaşımı, yazılardaki kullandıkları kavramlar bilimden, siyasetten ve diplomasiden uzaktır. HER ŞEY SIRASIYLA… Erdoğan Çınar, yaptığı işi fark ettiğimizde paniğe kapıldı, Alevi Yol’unun değerli evladı Hamza Aksüt’e “Son Alevi esnafı”; Ünsal Öztürk’e “Yarım aydın”; Yurt Kitap-Yayın’a “Yalan dükkânı” dedi. “Üçünüz beşiniz birlikte gelin” diyerek bizlere meydan okudu. Erdoğan Çınar somut, açık eleştirilere, doğru eleştirilere hiç cevap veremedi. Onun yerine kendisini görevli atayan Ali Karul adlı kişinin yazılarını gördük internette. Ali Karul yazılarında tarafımıza, konuyla ilgisi olmayan alanlarda hakaretlerde bulunmuştur. Bu hakaretler ancak ilgili mahkeme karşısında hesabı sorulacak eylemlerdir. Avukatlarımıza Ali Karul hakkında dava yürütülmesi talimatı verilmiştir. Alevi Tarih Yazımında Skandal –Erdoğan Çınar Örneği- kitabında çok ciddi iddia ve ispat var. Erdoğan Çınar taraftarı olan ve kendisini görevli hisseden birkaç kişi hiç gereği yokken, yalan ve tahrifatları irdeleme yerine Ünsal Öztürk’ün yazdığı Alevilerin Büyük Sırrı kitabındaki bilgilerle ilgili ahlak sınırlarını ve sabrı zorlayan yazılar yazdı. Bu kişilere özellikle cevap verilmemiştir. Alevilerin Büyük Sırrı kitabındaki konuyla ilgili bölümün özeti şu şekildedir: Alevilerin ve bütün insanların geliş yolu çamur, zulmet âlemi değil, ana rahmidir. Doğumdan başka yol yoktur. Mikro Kozmos olan insan, şeklini ana rahminde alır. Ana rahmine düşmesi ise maya ile ilgilidir. Hakk Erenleri’nin işaret ve ispat ettiği maya ile süttür. Hakk, varoluştan itibaren geliştirilen bilgiyi yine ana rahminde insanın alt beynine yerleştirir. Alevi Yol ve erkânı için çok önemli olan altı içgüdü, ana rahminde oluşur. Sırrı Hakikat doğumdadır. İnsanı tanımaya çalışmayan, bilmeyen Makro Kozmos’u anlayamaz. Aleviler için iki doğum vardır. Birisi anadan doğup gelmektir. İkincisi mürşitten doğup gelmektir. Alevi ana babadan doğup gelenler Yol’a alındığında ölürler, mürşitten, yani kendi özlerinden, Hakk’tan doğmak için Yol’a ikrar verirler. Dünya ise ispat yeridir. İspat vücuttur. Vücudu olmayan, yoktur. Mürşitten doğup gelmek için gerekli olan ilk şart anadan doğup gelmek, bu muhteşem bilginin farkına varmaktır. Doğru olan, gerçek olan budur. Tabii ki Hakk’ın kapısı anakapısıdır. Hakk Kapısı’nı haklamak, Aleviliğin temel anlatımıdır. Üstelik bu görüşler büyük bir Alevi mürşidine aittir. Erdoğan Çınar’ın sözcülüğüne soyunan Ali Karul’un anası ve babası bellidir ve anasından doğup gelmiş, yani Hakk Kapısı’nı haklamıştır. Ama Ali Karul, çocuğun ana rahmine düşüşünü, oluşumunu anlatan bu bölümleri ilkel bir anlayışla, erotik bakış açısıyla yorumlayarak, son derece müstehcen sözlerle ifade etmiştir. Üzüntüyle karşıladığımız anlatımları o kadar kaba ve müstehcendir ki, Ali Karul’un sözlerini buraya almaktan imtina ediyoruz. Hakk’ın varlık deryası insana, özellikle analara bu kadar kaba ve müstehcen ifadelerle yaklaşımda bulunan Ali Karul’un halen, bir Alevi kanalı olan Yol televizyonunda her hafta program yapması ayrıca düşündürücü bir durumdur. Ali Karul yazısının birinde, bizlerin Avrupa’ya gittiğimizi, oradan paralar aldığımızı, bu paralarla geçimimizi sağladığımızı söyledi. Arkadaşı Erdoğan Çınar ise kâğıt ve matbaa borcumuzun olduğunu, kendisine karşı çıkanların arkasında Yurt Kitap-Yayın’ın olduğunu, işimizin gücümün de para olduğunu söyledi. Hem kişisel itibarımızı, hem de ticari itibarımızı zedelemeye yönelik yalana dayalı söylemlerdir bunlar. Onları iddialarını ispat etmeye davet edeceğiz. Kâğıt, matbaa borçlarımızın dökümünü, Avrupa’ya ne zaman, ne için gittiğimizi, aldığımız paraların belgelerini şimdiden hazırlamalarını öneriyoruz. “BİZANSLI HERETİKLERİN TARİHİ” ADINDA BİR KİTAP YAYIMLAYAN KALKEDON YAYINLARI VE KİTABIN ÇEVİRMENİ BARIŞ BAYSAL İÇİN HESAP ZAMANI… Erdoğan Çınar, yazdığı üç kitabı ve kendisini telif yasasından kurtarabilmek amacıyla; içindeki bilgileri çarpıttığı, alt üst ve tersyüz ettiği, 4-5 yıldır sır gibi sakladığı İngilizce bir kitabı, biz deşifre ettikten sonra alelacele yayımlatmak zorunda kaldı. Bu kitap, Türkçe yayın hakları Yurt Kitap-Yayın’a ait olan, Janet Hamilton-Bernard Hamilton’ın yayıma hazırladığı ve Yuri Stoyanov’un hem onların asistanlığını yaptığı, hem de bazı bölümlerin çevirisini yaptığı “CHRISTIAN DUALIST HERESIES IN THE BYZANTINE WORLD c. 650– c. 1450” kitabıdır. 1. İç kapağında Barış Baysal tarafından çevrildiği belirtilen “Bizanslı Heretiklerin Tarihi” başlıklı kitap Kalkedon Yayınları’ndan yayımlanarak Mart 2010 tarihinde piyasaya verildi. Kitabın orijinal adı “Bizanslı Heretiklerin Tarihi” değildir. Orijinal adı “Christian Dualist Heresies In The Byzantine World c. 650– c. 1450”dir. Kitap, Kalkedon Yayınları tarafından telifi alınmadan yayımlanmıştır. Söz konusu kitabın Türkçe yayın hakları Yurt Kitap-Yayın’a aittir. 2. Kalkedon Yayınları ve kitabı çeviren Barış Baysal, yayımladıkları kitabın dış kapağına “Yayına Hazırlayanlar Janet Hamilton-Bernard Hamilton-Barış Baysal” yazmışlardır. Sanki Barış Baysal ile yazarlarımız Janet Hamilton ve Bernard Hamilton bir araya gelerek kitabı Türkçe’de özel olarak yayımlamışlar gibi bir hava verilmiştir. Bu kitabın yayımlanması da başlı başına bir skandaldır. Konuyu fark ettiğimizi bilmelerine rağmen, telifi alınmayan bir kitabın Kalkedon Yayınları tarafından yayımlanması akıllıca bir iş değildir. Ayrıca Janet Hamilton artık dünyada değildir, dolayısıyla Barış Baysal ile kitabı yayına hazırlayamaz! 3. Yakından tanıdığımız fakat ikili oynayan çeşitli kişiler bu süreçte Kalkedon Yayınları’nı bilgilendirmiş, kitabın telif haklarının yayınevimizde bulunduğunu söylemiştir, ancak Kalkedon Yayınları durmamıştır. Barış Baysal ve Kalkedon Yayınları, telif hakları Yurt Kitap-Yayın’a ait olan bir kitabı nasıl yayımladıklarının, Kültür Bakanlığı’na başvururken hangi belgeleri sunduklarının hesabını ilgili mahkemelere vereceklerdir. 4. Kalkedon Yayınları ve çevirmen Barış Baysal, Ağustos 2009 tarihinde Sean Martin’in yazdığı, orijinal adı “The Cathars” olan kitabını çevirerek yayımladı. Bu kitabın üst başlığını, kitabın orijinalinde bulunmamasına rağmen “Ortaçağ’da Avrupa’da Alevi Hareketi” koydu. Üstelik kitabın içeriğinin Alevilikle uzaktan yakından bir ilgisi de yoktur. Eğer Alevi Tarih Yazımında Skandal –Erdoğan Çınar Örneği- kitabı yazarları müdahale etmeseydi ve planlarını açığa vurmasaydı, Hamiltonların kitabını yayımlamazlardı. (Çünkü Erdoğan Çınar bu kitabı saklıyordu. Söz konusu kitabın yayımıyla birlikte Erdoğan Çınar’ın yaptığı tahrifatlar ortaya çıkmıştır.) Yayımlasalar bile, kitabın adını büyük bir olasılıkla “Bizanslı Heretiklerin Tarihi” değil, “Bizanslı Alevilerin Tarihi” koyarlardı. Çünkü onlara göre Manici-Hıristiyan düalist Paulikienler, Bogomiller, Katharlar Alevi’dir! Erdoğan Çınar telifi alınmayan kitapları yayımlatarak, Kalkedon Yayınları’nın ve çevirmen Barış Baysal’ın telif hakları yasasına muhalefet etmelerine ve sorunlar yaşamalarına neden olmuştur. Kendisini kurtarıp kurtaramadığı ise belli değildir… Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz. 26 Mayıs 2010 Ünsal Öztürk Yurt Kitap-Yayın Konu Ünsal Öztürk tarafindan (05-26-2010 Saat 16:38 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#2 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.919
Thanks: 12396
Thanked 8353 Times in 3929 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Pes bu kadar olmaz demek abartılı olmasa gerek, Alevilik adına yapılan bu etiksizlik, öncelikle aleviliği yaraladığı unutulmamalıdır.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez Konu İşcanbaba tarafindan (05-27-2010 Saat 17:38 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Uzun soluklu cümleler kurgulamaya gerek yok.
Şu sürece tanıklık etmekten dolayı UTANIYORUM... Sayın Öztürk'ün kalemine ve yüreğine sağlık.
Ben ömrümce muhalif yaşadım. Devletçe de menfi bi "tip" sayıldım. Onun için kan gurubum rh negatif
Kanayan, özlemdir, kabuk tutmayan. Kanayan, inattır. Bir içim sigara dumanında asılı, soluksuz inattır. Kanayan, kanattır. Doruklarda, alıcı kuşunda gergef olmuş kanattır. Ve dahi kavlimiz, kavlimiz duman mavisinde, kavlimiz kanat gergefinde nakışlıdır. Ki söylenen henüz söylenmemiştir. Ki dinlenen henüz dinlenmemiştir. Söylenmelidir. Dinlenmelidir. Dillenmelidir Melih PEKDEMİR Anne Bak Kral Çıplak
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Çopur For This Useful Post: |
|
|
#4 |
|
Üyemiz
Üye No: 2680
Mesajlar: 56
Thanks: 26
Thanked 131 Times in 51 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 71
REP Seviyesi :
![]() |
Yoruma ihtiyaç duyulmayan tartışmaya izninizle kısa bir ek yorum katmak istiyorum.
Aşağıdaki telif hakları sorununun”The Cathars” kitabında da yaşandığını görüyorum. Türkçe başlığının çarpıtma amaçlı olarak değiştirilmesi bunun birinci nederidir. Diğer nedenleri bu çalışma kaynakları dışında olduğu için dikkat çekmek istemiyorum. Kalkedon Yayınları, Barış Baysal ve hiziplerine; Faust’un 329 Nolu yazısı; “B. Baysal çevirmen olduğu bir kitabın “hazırlayan”ı nasıl olmuş. Orijinalinde böyle bir bilgi yok. Üstelik yazarlar üzerine araştırma yaptım, Sayın Hamilton yaşamıyor! Beraber nerede buluşmuşlar da Türkçe yayınını ortak hazırlamaya karar vermişler. Bu koşullarda bu kitabın telif sorunun nasıl çözüldüğünü de merak etmekteyim. Kültür Bakanlığı’na sundukları ortak sözleşmeyi yayınlayabilirler mi rica etsek.” Faust’un 367 Nolu yazısı; Sayın Tanıttıran, bir yayıncı olarak taraf olmanız hem sevindirici, hem de üzücü. Sizin sorularımızın ve çelişkilerini ilgi ve sayfalarını belirterek sunacak en son kişisiniz. Sonuçta yayıncısınız. Sevindirici yanınız size bir “iftira” olarak değerlendirdiğiniz konuya incelik gösterip yanıt vermeye yönelmeniz. Haklısınız, matbaanız konusunda istemeden yargılı davrandım. Bunun “Ali İmren” nickli şahısla ilgisi yok. Onun bu yönlü bir yazısını okumadım. Ancak siz de farkındaysanız TÜRDAV gibi bir matbaa ve yayınevi eğer matbaanız olarak, bir gazeteci tarafından iddia ediliyorsa önemsenmelidir. Yanıtını bize ve ve iddia sahibi olarak ilgili kişi üzerinden yapmalısınız. Boşverin Sosyalist yayıncıları, hiç bir yayıncının, ne onların ne de başka bir matbaanın onların ellerine düşmesini asla dilemem. Ünsal Öztürk’ün hayat hikayesini Alevi Gündem Sitesi’nde okudum, Adnan Yücel’in kitaplarından dolayı bir faşist matbaa ile yaşadığı sorun herkese örnektir. Benimde bu yönlü epey tecrübelerim olmuştur. Yayıncılık dünyasının sorunlarını yakından bilmekteyim. Özellikle sol yayıncılık açısından epey dramı içermektedir. Kalkedon yayınlarının TÜRDAV ile çalışmaması sevindiricidir. Ancak bu yönlü bir “iftirayı” dile getiren ben değilim, Aksiyon Dergisi adına sizlerle görüşen İbrahim Doğan’dır. Hemen açıklama yapıp, konuya dikkat çekmeliydiniz. İsmimi nick olarak kullansamda, özürümü borç bilirim... Ancak bu kadar dikkatli olduğumu farkettiyseniz, görüşlerimi ve dikkatlerimi önemsemenizi de öneririm. “İslamcıların hakkımızda yaydığı yalanlara ortak olup karalamalara girişenler yüzyıllardır Alevilere yönelik iftiraları kullanarak çıkar sağlayanlarla aynı yöntemi izlemektedir.” diyorsunuz. İslamcılar ve diğer karalama kampanyasına katılanların kimler olduğunu bilememekle birlikte, sizin ödediğiniz bedellerin -sadece E. Çınar örneğinde- kimlere hizmet edeceğini çok merak edeyorum. Yoksa yayıncılığınız konusunda bizim bir takdir veya teşekkür ilgimiz bulunmamakta. Bu konuda demogoji ve popülist davranıyorsunuz. “Skandal2 kitabı tahrifat, karalama, oynama, kafa karıştırma, terim yanılma, kaynakları yerli yerinde vermeme, kaynak adlarını yanlış ve eksik verme gibi konular açısından yazarınızı, çevirmenlerinizi ve yayıncı olarak sizi de kapsayacak bir eleştiriye imza atmışlardır. Cesaret ve dikkatlerini kutlamalı ve –bilmiyorum gerçekleştirdiniz mi- en kısa sürede onlarla dialoğa geçip, daha ayrıntılı görüşmeler gerçekleştirmelisiniz. Siz bir yayıncısınız. Bu sizden çıksın,çıkmasın Alevilik alanında yer alan yayıncı ve yazarların, insanların etik ve hoşgörüsü açısından önemlidir. Alevilik kentleşme ve kamusal sürecinde asimilasyon ve misyonerlik süreciyle karşı karşıyadır. Siz ve ilgili yazarlar Aleviliğe hizmeti amaç ve sorumluluk olarak görüyorsanız bu kaçınılmaması gereken bir durumdur. “İkinci olarak benim bir yayıncı olarak, Editörüm Barış Baysal'ın da çevirmen olarak orijinal metinleri tahrif ettiğimize yönelik iddiaları, üzülerek ve nefretle okudum.” diyorsunuz. Doğrusu ben kendi adıma sizin E. Çınar kitaplarını okumadığınızı düşünüyorum. Yerinizde olsam “Skandal” olarak değerlendirilen ve size sunulan çalışmayı eleştiri olarak değerlendirir, yazarlara, E. Çınar’ın ve eğer ilgili tahrifat ve kavram oyunların dile getiren çevirmeniniz B. Baysal ise, yanıtlar hazırlamalarını ve orijinal kaynakları tam ve hiç bir açığa gerekçe olamayacak biçimde bir bilim “juri”si önünde ispata davet ederdim. Bu kitapları üstelik 100 bin üzerinde satmışsanız, sizin bir Sosyalist olarak göreviniz bulunmaktadır. Bu çağrımız Marksist literatüre katkıyı amaçlayan çevirileriniz boyutunda konuşmak hakkım değildir. Çünkü onların çevirileri konu dışıdır. “Bizanslı Heretiklerin Tarihi” kitabınıza daha dikkatli bakarsanız, E. Çınar’ın tahrifat ve yaratmaya çaalıştığı simgesel hataları daha iyi göreceksiniz. Çünkü alıntılar, anlamlar çeviri kitabında sorunsuz iken Çınar kitaplarında sistematik olarak bozulmuş bulunmaktadır. Sanırım E. Çınar çevirilerindeki anlam kaymaları ile “Heretikler” kitabınızdaki nitelik ve çeviriler bütünselolarak aynı anlamları içermemektedir. “Faust nicli arkadaş Bizanslı Heretiklerin Tarihi Kitabımızın telifini alıp almadığımızı merak etmişve daha çok korkacaklar buyurmuş. Senden mi korkacağız. Yüzyılların karanlığından korkmayan, devletten korkmayan eli kanlı faşitlerden çetecilerden korkmayan bizler senin neyinden korkalım. Cevap vereceğim ama bende merak ettim sen basın polisi, savcısı falan mısın? Ya da Kültür Bakanlığı için mi çalışıyorsun. Bu merak nereden. Bu kitabı çevirip yayımlamış olmamızdan dolayı teşekkür beklerken hani senin iznin diye İngiliz çıkarlarını savunan arkadaş "bizden" biri olmasa gerek. Halbuki şöyle demeliydi. Hakan arkadaş bu metinlerin tamamı Anadolu tarihi ile ilgili ve telifi yoktur, bin yıllık metinlerdir.” biçimindeki cümleniz hiçbirşeye delil değildir. Korku kısmı ise benimle ilgili olmasa gerek. Yaptıklarınızı daha eleştirel gözle baktığınızdan kendinizden korkacaksınız öncelikle. Sonra da Alevileri nasıl bu kadar kandırabildiğinizden. Alevilerin bir kısmının da o kadar sol-sosyalist ve eğitimli olmasına karşın kanmasından, sorgulamamasından. Ne yazık ki bundan önceki bir yanıtımda telif hakları ile ilgili gereken sorunları dile getirdim. Bu nedenle benim bu olaydaki konumumla ilgilinmek yerine, kendinize bir Telif Hakları Yasası kitabı almanız veya bu alanda çalışan bir avukat tutmanız gerek. E. Çınar’dan kazandığınızdan daha fazlasını, yazar çevirmen ve editör olarak benim ajanı olduğumu düşündüğünüz ajans ve yayıncılara ödemek zorunda kalabilirsiniz. Üstelik bu hakların bazılarını ihlal etmenizın önemli ölçü de cezası da bulunmaktadır. Siz “Sakın ha ki paramızı oralara yollama daha iyi işlere harca.” mantığı ile hukuk ve emek karşısında kendinizi haklı çıkaramazsınız. Paralarınızı değil, emeklerinin karşılığı olan paralarını göndereceğiniz yazar ve yayıncılar solcu veya sizin üzerinde çalıştığınız gibi gizli bir Kathar, Bogomil veya sadece yazdıkları veya emeği ile geçinenler olabilir. Bence bu durumu önemseyiniz. Çünkü tartışmalarınız bir kısmının başka dillere taşınması ve ilgili ajansların Türkiye sorumlularının bilgilenmeleri artık o kadar da zor değil. Bu konuda Fransa ve İngiltere’de şahit olduğum -Türk yayıncıların taraf olduğu- davalar bulunmaktadır. Üstelik onların telif hakları ajanslarının işinin önemli bölümü sizin düştügünüz durumu takiptir. “Belki merak edenler vardır diye söylüyorum Kalkedon Yayınları Anadolu tarihinin gizlenmiş, sırlanmış tarihinin peşindedir ve bu bağlamda yeni çalışmalarından biri de Hollanda biliminsanları/antropologları tarafından hazırlanan ve akademik bir eser olan "Anadolu'nun En Eski Halkı LUWİLER" kitabıdır. Yeni dönemde bu kitap da raflardaki yerini alacak bilginize.” Bu kitabı E. Çınar’ın çalışmalarına alet olarak kullanmamak kaydıyla yayınlamanızı bende dilerim. Ancak bilmelisiniz ki,bakış açınız açısından çok iyi bir çalışma sayılmaz. Çünkü sizin beklediğiniz Luvi, Hitit ve Alevi ilişkisini içermemektedir. “Ancak mutlaka ki Alevi hoşgörüsü içinde yalana dolana kaçmayaN, iftiraya dönüşmeyen bir dost tartışması içinde olmalıyız.” Dileğinize katılarak, daha açık ve dürüst yayıncılık ilkelerine sahip çıkmaya davet ediyorim. Not: Eğer ki telif hakları konusunda yazdıklarım ve yayın hakları, maddi ve manevi haklar konusunda daha fazla bilgi ve dökümana ihtiyacınız varsa copyright.gov başta olmak üzere çok sayıda linkte belğe ve bilgi bulabilirsiniz. Türkçe yasalara benden daha kolay ulaşacağınızı tahmin ediyorum. Bu konudaki uyarıyı buradan yapmak istemezdim.daha fazlası benim işim olmasa gerek. Çünkü ajanlık ve ajanslık bizim işimiz değil. Diğer kitaplarınıza bu yönlü bakmamakla birlikte adını verdiğim kitaplarınızın telif hakları konusunda acemilikleri çarpıcı. Üstelik iyi kazanan bir yayınevi olduğunuzu söylemenize karşılık. Kalkedon’un 368 Nolu yanıtı; Bak sevgili Faust Adımı yazdım çünkü tüm hayatım ortadadır saklayacak bir şeyim yok. Seninle yayıncılık meslek etiği üzerinden bir tartışma yapacaksam kim olduğunu ve yayıncılık yapıp yapmadığını, benim yayınladığım kitaplara hangi ölçüde eleştiri getirebileceğini bilmem lazım. Bu tartışma buradan sürmez. Bir kalkedon kitabının içini aç telefonlarımız var. Öyle aksiyon muhabirinin söylediği gibi ulaşılmaz değiliz. Tüm yeni kitaplarımızda 1.5 yıl önce taşındığımız adresimiz, telefonlarımız ve mail adreslerimiz var. İnanma onlara dost tavsiyesi. Gel bir çayımızı iç. Olmadı adresini ver ben Ankara'ya geldiğim zaman ben seni ziyaret edeyim. Öyle tehditkar ifadeler yazıp durma. Bukadarı ayıp oluyor. Öyle ajans dava falan..... bırak bu üslubu. Ben kendimi her alanda savunmayı bilirim dert etme. Gel sana tüm kitaplarımız için izin yazılarını ve telif yazışmalarını göstereyim. İncele. Sonra haklarını ihlal ettiğimi düşündüğün yabancı yayınevleri varsa dava açtır bana. Söz tüm bilgileri sana açacağım. Ama tüm bunları göz göze konuşarak yapalım. Bu arada pazartesi günü Telif Hakları konusuyla ilgili Ankara'dan bir akademisyenin "Fikirlerimizin sahibi kim?" adında bir kitabımız çıkıyor. Konuyla çok yakından ve eleştirel bir mesafeden ilgilendiğimizi göreceksin. Yine pazartesi günü "Postmodern Cihad- Tarikat Siyaset Adalet üçgeninde Erzincan Davası" adıyla bir kitabımız daha çıkıyor. Yayınevimizin duruşunu anlamak için sen ona da bir göz at. Ayrıca merak ediyorsan Erdoğan Çınar'a Ankara'dan mail atıp kitaplarına talip olan yayıncı var mı yakınlarında bir sor. Bu tartışma can sıkıcı olmaya başladı. Ben önümüzdeki günlerde buraya tüm yazışmalarını okuyarak sana bir cevap yazayım sonra benim de dahil olacağım Anadolu tartışmaları yapalım can sıkıcı olmaktan çıksın bu iş. Elbetteki uzmanların da görüşlerini alalım. kolay gelsin Faust’un 370 Nolu yazısı; Sayın Kalkedon, H. Tanıttıran, Asla sizi tehdit etmiyorum. Nacizane tavsiye de bulundum. Bir daha söylemeyi yayıncılıktan geçmiş biri olarak “gönül borcu” sayıyorum. Yayıncılık haklarının nasıl alındığını iyi bilirim. Sizin de tüm yayınlarınız göz önüne alındığında tecrübeli olmanız gerek. Sayın H. Harmancı ile aynı konuyu dile getirmiş olmamız tesadüf olmuş. Onun burada böylesi bir açıklaması var mı diye baktım, bulamadım. Ancak varsa da bana değil size yararı olacaktır. "Bizans Heretikleri" kitabınız hakkında, “metinlerin tamamı Anadolu tarihi ile ilgili ve telifi yoktur, bin yıllık metinlerdir.” diyerek telif hakkı olmadığını söylüyorsunuz. Bence yanılıyorsunuz kitap yeni bir kitaptır. Siz metinleri ayrı yerlerden almamışsınız ki. Orijinal bir kitabı çevirmişsiniz. Bir daha uyarıyorum, tehdit değil, benim görüşlerimi “kandil”le arayacaksınız. Kitabın orijinalinde önce fark edemedim, sizin yayınınızla da uyanmadım başta. Negüzel Klasik Diller çalışan bir uzmanımız, bu alanın ustası kişilerle çalışmış diye düşünürken, Türkçe çevirisinde B.Baysal’ın çevirmen olduğunu öğreniverdim. Sanırım bu tür bir davranış “Türk işi” uyanıklık olmalı. Ancak doğru yapmamışsınız. Bu metinler klasik metinler olsa da siz çevirinizi İngiilzcesi üzerinden yapmışsınız. E. Çınar kaynaklarını verirken, Latinceden çeviri yapılmış hissi veriyor, ancak bunun kandırmaca olduğunu sizde biliyorsunuz. Çünkü alıntı yaptığı kitabın içindeki ikinci kaynağı, görmeden, okumadan birinci kaynak olarak sunma cesaretini gösteriyor. Künye kullanma ilkelerini bilmediğini varsayıyorum. Ancak her koşulda etik olmuyor. Kaynak nasıl gösterilir kitapçıkları bizim zamanımızda Türkiye’de pek yoktu. Artık vardır eminim. Okullarda da okutuluyor. Bu nedenle aynı zamanda hak ihlallerine E. Çınar’ın çevirilerde yaptığı tahrifatlar da giriyor, belirtmek isterim. Bildiğim kadarıyla intihale yakın bir suçtur. Benim için gelecekseniz Paris’e beklerim.Türkiye'den yeni döndüm. Sanırım karıştırdınız yaşadığım yeri. Kısa bir süre sonra tatilim olacak, ancak Antalya-Alanya olacak tercihim. Size uğramam sözkonusu olamayacak. Buna da gerek olduğunu sanmıyorum. Akademisyen telifçinize! kitabı orijinalini ve Türkçe baskısını gönderin aradaki “manevi hakları” ve “maddi hakları” size belirtecektir. “tüm kitaplarımız için izin yazılarını ve telif yazışmalarını göstereyim. İncele. Sonra haklarını ihlal ettiğimi düşündüğün yabancı yayınevleri varsa dava açtır bana.” Benim işim değil bu. Ancak telif haklarını bilmek bir uygarlık işidir. Copyright haklarına sadece kitap açısından değil, daha çok dijital haklar açısından ilgiliyim. Kitap yayıncılarının sorunlarını matbaalar açısından bilmekle beraber, bazı noktalarda unuttum sayılır. Ancak mali ve manevi haklar aynı olduğu için, dijital haklar ilgi ve takip alanımdır. Kim olduğum o kadar önemli değil diyorum yeniden. İsimsiz yazmak sizin için tehdit oluşturmamalı, telif ajanslarıyla sizin kadar olmasa da işim olmaktadır. Ancak “Heretikler” kitabınızla bu hak ihlalini yapmış olduğunuzu kendiniz belirtiyorsunuz. Türkiye’de telif haklarının kalkma sınırı yeni yasalarla değişmediyse hala ömün artı 70, benim yaşadığım ülkede ömür artı 50. Kitabınız daha çok yeni. Bu nedenle nacizane ben değil,, yasaları “tehdit” saymalısınız. Durumumu entelektüel ilgi olarak alınız. Ancak asıl ilgim Alevilik tartışmaları. Benim bu sitedeki tartışma konum, birden bire taraf olma konumuna çekilmiştir. Ancak E. Çınar tartışmaları gerçekten çok ilginç ve kitaplarının bir kısmını okurken, tümüü yeniden getirtip okumak durumunda kaldım. Tahrifatları “Skandal” olacak ölçüde dikkatimi çekmemişti. Öncelikle şu ocaklar işi kafamı karıştırmıştı. Pir Silviyanus kitabını ancak yeni okuyabildim. Böylelikle yazarların iddia ettiği kurguları ancak yeni okuyabildim. Ancka müthiş. Size de yeniden tavsiye ederim. Ancak muhakkak eleştirileri de okuyunuz. “Skandal” az kalır, “Kullanılan Alevilik” demek daha doğru olurdu. Ancak “Skandal” Türk gazeteciliğini ve yayıncılığının sevdiği bir kavramdır. Tercih ediliyor bu nedenle. Şu konuda haklısınız ki, internet sayfalarında başlığın “Skandal” olması değil, E. Çınar olması benim ilgimi çekmiştir. “Tarih avcısı” yakalanmış olmalı diye düşündüm öncelikle. Ancak onun tahrifatları ile karşılaşmak, yayınevinizin diğer kitapları açısıdan prestij kaybı ve üzüntü yaratmış olmalı. Saygılarımla Sayın okuyucular, konu içinde geçen sözümüzün adımızın önünde gittiğini dair düşüncemizi bir kez daha paylaşmak istedim. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to faust For This Useful Post: |
|
|
#5 |
|
Yasaklı
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1631 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alevi forumlarına katıldığım günden beri çok önemli bir şeyin farkına varmıştım...
Bu çok önemli olan şey ise aslında çok sıradan bir uygulamaydı... Çok önemli olması da zaten çok sıradan ve basit bir şey olmasından geliyordu... Hiç kimseye hissettirilmeden uygulanan, şikayetçisinin de olmadığı bir şey... İnsanların hassasiyetlerini iyi biliyorlar, gündemin de o yönde akmasını sağlıyorlar, forma girenler çoğunlukla güncel yazılara bakıp onlara takılıyorlar... Forumu yönetenler, eğer hoşlarına gitmeyen bir konu varsa, çoğunlukla görmezden geliyorlar, yorum yazmadıkları gibi, hatta teşekkür etmekten bile kaçıyorlar... Forum akışı hızlı olan yerlerde çok iyi uygulanan bu yöntem sayesinde, gündemi istedikleri gibi ayarlamış oluyorlar... Yorum yazmaktan kaçtıkları, ve konuşulmasını istemedikleri konular çoğunlukla çetrefilli ve ucu kendilerine dokunacak olan konular olduğundan, ne yapıp edip o konuyu gözlerden kaçırmayı mutlaka beceriyorlar... Yaklaşık olarak üç senelik forum deneyimimle edindiğim bu tecrübe sayesinde, çoğu zaman bende kendimce taktikler geliştirip demek istediklerimi birçok konunun içine sokmayı başarmışımdır... Her seferinde mutlaka fırça yiyerek azarlanmışımdır... GEREKÇELERİ DE HEP AYNIDIR " KONU DIŞILIK " Halbuki hiç alakası yok, bence ve ısrarla, sözkonusu Alevilik ve Aleviler olunca bu çerçevede yaşanan her şey mutlaka konu içidir... Tabi bu arada da hep şunu düşünmüşümdür, ve kendi kendime demişimdir ki " Bu uygulamanın bir adı ve ızahı olmalı " Izahını çözmüştüm ama buna ne ad verildiğini bilmiyordum... En sonunda adınıda öğrendim... Bundan kısa bir süre önce öğrendim ki buna SESSİZLİK SANSÜRÜ diyorlarmış... Sanırım tv-deki bir proğram esnasında duymuştum, kimin söylediğini hatırlamıyorum... Geçenlerde bu sözü kendi açtığım bir topikte birkaç kez yazdım, sonunda bende merak ettim, acaba bunu ilk söyleyeni bulabilirmiyim diye, tabiiki herkes gibi bende GEOOGLE AMCAYA müracaat ettim, arama motoruna SESSİZLİK SANSÜRÜ diye yazdım, açılan sayfalara baktım, aaaa ne göreyim, bu sözü internette yazan ilk kişi benmişim... Sevgili ilgililer; Geçenlerde malum vatandaşla aramızda geçen özel yazışmalarda çok sert tartışmalar yaşadık, baktım laftan anlamıyor, dedimki " Ben senin bildiklerine benzemem, birbirinizin suçlarını örttüklerinize hiç benzemem, bence sen çok büyük yalancısın, ben seni daha çok rezil edeceğim " DEDİ Kİ " Ne yaparsan yap, hiç umurumda değil, zaten seni kaç kişi dinliyor ki, forumlarda yazan birkaç kişiye mi güveniyon??? " Sevgili ilgililer; Çok üzgünüm, malesef geç kaldınız, atı alan üsküdarı geçti, kim ki bu güne kadar bazı gerçekleri gözlerden kaçırdıysa, yalnızca kendi hassasiyetleri kadarıyla buralara takıldıysa, yani nasılki herkes kafasına göre SESSİZLİK SANSÜRÜ uyguladıysa, bundan payına düşeni mutlaka alcaktır... Adamların umurunda bile değil, onların cevap vermesini hiç beklemeyin, onlar büyük işler koşturuyorlar, ufak işlere bakmıyorlar, küçücük forumlar ne ki, onlar koskoca YOL,a gidiyorlar... Artık bende taktik değiştireceğim, kim güçlüyse onun yanında olacağım, hiçbir Alevi simsarının adını vermeyeceğim, ne yaptığını söylemeyeceğim, çok sıkışırsam kenarından köşesinden şöyle bir değinip, ne şiş ne kebap misali geçinip gideceğim... Ve hatta biraz daha taktik değiştirip, küçüklere hiç dokanmayacağım, ve hatta biraz daha kurnazlaşacağım, kimki büyük simsarları görmezden gelip, küçüklerle uğraşırsa, küçüklerden yana olup, bunlara saldıranlara saldıracağım... Saygılarımla Kral çıplak. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.101
Thanks: 7482
Thanked 12214 Times in 5715 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
daha çok uzun sürecek bu konu sinan abi merak etme duymayan kalmaz. buralarda cevap vermesi dönemi sanırım ikinci planda artık. cevaplar gerekli mercilerde mecburiyetten verilecek, bunuda bir şekilde öğreniriz. cevapları almış oluruz.
üç yazarımıza ve yurt kitap evine bu konunun üzerine sıkılmadan, bıkmadan hakaretlere aldırış etmeden gittiği için bir alevi genci oalrak teşekkürlerimi sunuyorum. bu olay bir çok konuda örnek teşkil edecek durumdadır. forumlar her türlü hakaretlerin kabul gördüğü ortamlar olmaktan çıkacak. yayın evleri telif haklarına dikkat edecekler , özellikle alevi yazarlar olmak züere tüm yazarlar ,yazdıklarına daha fazla dikkat edecekler.
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Devrim06 For This Useful Post: |
|
|
#7 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sayın Kral Çıplak;
Yazılar hiçbir içeriğine müdahale edilmeden forum sayfalarında duruyor. Yalan yanlış bilgilerden, hakaret içeriklerine kadar. Foruma yorum ve tartışmaların ne kadarı yansıyor tartışılır ama dışarıda da önemli tartışmalar yapılıyor. Rastladığım, görüştüğüm kurum yöneticileri ve alevi çevreler arasında içten içe ciddi bir tartışma ve tepkisellik var. Şuada yer alan tartışmaları görüp edilgen kalan yöneticiler ve YOL'cularımız da bunun özeleştirisini vereceklerdir. Vermek zorundadırlar. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Çopur For This Useful Post: |
|
|
#8 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.919
Thanks: 12396
Thanked 8353 Times in 3929 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sinan aga
sen ilklerin adamısın, o kadar fakın olacak, yazılmamışı yazmak ,söylenmemişi söylemek Alinti:
[quote]Çok üzgünüm, malesef geç kaldınız, atı alan üsküdarı geçti,/QUOTE] Kim nereyi gecdi abi, Bu sersenişt kime, Taktik değişikliğiniz hayırlı olsun, Ne diyelim, Varmak istediğin amaca varırsın, Başın Pınar ,ayağın gür olsun abi. |
|
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | aliimren (05-28-2010), |
|
|
#9 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
Değerli Sinan Işık,
“Sessizlik sansürü” yeni bir uygulama değil. Artık böyle yöntemler medyanın olduğu kadar, Alevi kurumlarının da öne çıkardıkları bir psikolojik harekattır. Bu daha önce sosyal bir harekat olarak tüm Aleviler ve “öteki”lere uygulanan bir yöntemdi. Yeniçağın iktidarında olanlar bu uygulamalardan vazgeçtiler. Obama Amerika’da, Chavez kendi ülkesinde, az-buçukta Tayyip Erdoğan Türkiye’de uygulamaya başladı. Fransa’da bu anlamda gözlem altına alınabilecek ülkelerden birisi. Kanada ve Avustralya’da ise çok önemli bir uygulama alanı bularak artık toplumların tüm kesimlerin sorunları üzerinden olumlu düşünülerek dikkat çekiliyor. CHP’nin yeni dönem başarısı da bunun üzerine kuruluyor. Böylesi bir “sessiz sansür” uygulaması epey bir dönem biliyorsun ki kapitalistler ve sosyalistler diye her iki kampta uygulandı ve herkes kendi sesini duyup diğerlerini silmeye çalıştı. Şimdi dünya değişiyor. İnsanlık bir adım daha kendi adaletini aramakta, kendi açlığının gerekçesinin kim olduğunu, nasıl olduğunu biliyor. İşsizliğin ne olduğunu, maden ocağında ölümün gerekçesinin ne olduğunu, hangi maliyetle olduğunu biliyor. Alevilerin kendi yapısı açısından bu “sessizlik sansürü”nün öncelikle içerden yapıldığını görüyoruz. Zamanla yönetimlerin “öteki”leştirdiğinden güç ve amaç aramaya başlaması ile yeni bir sürece girecektir. Bu nedenle Aleviler kendi kimliklerine sahiplendikçe bu sansürün dişlilerini kıracaktır. Bunun nasıl geliştiğini görmeye önce kendimizden başlayacağız. Sizin veya benim kendi korkularımızı yenmemiz bunun önemli bir göstergesidir. İnternetin gücü ile kolay iletişim sağlanması ve sanal- alt örgütlenmelerin gücünün belirleyici olmasa da uyarıcı ve sorgulayıcı olmasını tecrübelerinizle iyi gördüğünüzü birçok yazınızda okumuş durumdayım. Bu nedenle bize değil, kendilerine “sessizlik sansürü” uygulamaya çalışanların büyük bir korku yaşayarak dışlanmaktan çekiniyorlar. Planlarının bozulmasının getirdiği hezimeti önemsemek ve konuşamamanın, bazı şeylerin karanlığını açıklayamayacak olmanın getirdiği bir huzursuzluk ve zorunluluk var. Bunu takdir edecek durumdasınız. Artık ilkesizlikler Alevilikte ilke olarak kullanılamıyor. Aleviliğin büyüyen gücü bazı tartışmaları ve görüşleri ikinci sınıf konuma itiyor. Tarih tezi olarak sunulan, ancak büyük bir tarih ve bilgi çarpıtması olan düşünceler bu nedenle eleştirilmekle kalabiliyor. Bunu şöyle de okumak gerek, söz bitmiştir. Bu nedenle kaçış ve saklanma, zamana bırakarak unutturmanın güç ve sabrı deneniyor. Sizin çalışmalarınızın ve bakış açılarınızı forumlara taşımanız, görünmeyen bir güç olarak hiç ummadığınız kesimlere etki ediyor. Bu nedenle hiçbir şekilde sansüre uğraması veya duyulmaması anlamına getirilemez. Bu etkisizlik veya “sessizlik sansürü” olarak görülmemelidir. Daha çok örgütsel olarak kimin sorumlu olarak bakış açınızla ilgileneceği ile ilgilidir. Özellikle AİHM kaynaklı çalışmalarınızın nasıl bir ilgi gördüğü değil, nasıl bir yeniden değerlenmeyi oluşturduğunuzu görmelisiniz. Etkinizi küçümsenmiş, daraltılmış, sıkıştırılmış olarak kimse ele alamayacağı gibi, her kim bir doğru söz ve gerçekle Alevilik veya başka bir toplumsal duyarlılık üzerinden hareket ediyorsa hemen önemli bir güç oluşmasına hizmet etmektedir. Bu nedenle sanal dünyanın bu varlığını, etkisini özellikle “sessiz sansür”ün yenilmesi ve böyle bakmaya çalışanların, kafasını kuma gömenlerin çöküşü olarak görmelisiniz. Çoklukla da çökmüşlerdir. Bu nedenle kimseden yanıt beklenmemelidir. Yanıtın beklendiği yerde tecrübe ettiğimiz gibi basitleştirme öne çıkmaktadır. Ancak Aleviliğin gücü, tüm eski tarz uygulamalara karşın önemli bir ölçüde hem güçlenmekte, hem de öne çıkmaktadır. Aleviliğin yeni kuşakları, sorgulamayı ve kimliğini hayatın her kulvarında ve koşulunda savunmaya başladıkça öğrenmekten, bilgi ve belge kirliliğinden, taraf olmaktan çıkacaktır. İnanmak öncelikle düşüncede öne çıkmaktır. Taraflılık yapılan alanlarda önemsenmek bu nedenle gecikebiliyor. Bir Alevi yaptığı her şeyde bir hırkasının, yani felsefi değerinin, insan olma değerinin, onurunun elinden alınmasını istemez. Bu nedenle yaptığımız her çaba, çalışma ve insanlığa hizmet, yanlışı bozma, kördüğümü kesme, kirliliği aşma, hukuksal ve adaletimiz olacaktır. En büyük övüncümüz Alevi etiği ve vicdanıdır. Kültürümüzün yüce değerleri ve bizi biçimlendiren değeridir. Bu yolda yürüyenler huzurlu ve güçlüdür. Yolu kirletenler divanda kendi özlerini dara çekmelidir. Hiç kimsenin kimseye atacağı bir” taş” veya “gül” yoktur. “Artık bende taktik değiştireceğim, kim güçlüyse onun yanında olacağım, hiçbir Alevi simsarının adını vermeyeceğim, ne yaptığını söylemeyeceğim, çok sıkışırsam kenarından köşesinden şöyle bir değinip, ne şiş ne kebap misali geçinip gideceğim... Ve hatta biraz daha taktik değiştirip, küçüklere hiç dokunmayacağım, ve hatta biraz daha kurnazlaşacağım, kim ki büyük simsarları görmezden gelip, küçüklerle uğraşırsa, küçüklerden yana olup, bunlara saldıranlara saldıracağım...” biçiminden ifade ettiğin sözlerin ancak bir anın handikabı olarak ele alınabilir. Bizim özümüz kaçmaya, çekilmeye, taraflılığımızı haklı ve güçsüz olandan çekmeye müsait ve ayarlı değildir. Yalanı üretebilmek, bunu çıkara ve çareye dönüştürebilecek gelenek ve kurnazlığa canımız ve felsefemiz izin vermez. Sözlerinin karşılığını bir süre sonra kendin çoğalarak vereceksin, eminim. Sevgilerimle. Aşk ile… Konu Hasan Harmancı tarafindan (05-28-2010 Saat 21:57 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post: |
|
|
#10 |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 511
Thanks: 396
Thanked 1056 Times in 399 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sn. Ünsal Öztürk, Bana cevap vermek zorunda değilsin, bir cevapta beklemiyorum. Ama doğru bildiğimi ve bir yanlışı vurgulamak zorunda kendimi hissettiğimdendir yazdıklarım. Bu tartışmaların başladığı günden bu yana Aleviler ve Alevilik kullanılarak bir rant çatışması sergilenmekte olduğunu söylüyorum ve halende bu fikrimi muhafaza etmekteyim. Bu rant çatışması bu makalenle tam anlamıyla kendisini göstermiş oldu. Önce bir yazarın yazdıklarıyla ilgili başlayan tartışma, devamında iki yayınevinin rant çatışmasına dönüştü. Burada amaçlanan Alevilik ve değerlerinin doğru anlaşılması değil. Burada Alevilere çıkarlarına destek olma mesajı verilmektedir. Sayın Öztürk bu makalesinde tekil olarak Alevi, çoğul olarak da Alevilerden söz etmektedir. Alevilik diye bir cümlesi yoktur. Çünkü kendisine Alevilik değil, Aleviler lazım. Hep Aleviler nereden geldi sorusunun etrafında dönülmektedir. Oysa doğrusu Alevilik nereden ve kim tarafında yapılandırıldı olmalıdır. Aleviliğin olmadığı bir yerden Alevi bulmak ve onların geçmişiyle ilgili doğru sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Beni bu tartışmanın içine çeken ise Sn. Öztürkün “Çünkü onlara göre Manici-Hıristiyan düalist Paulikienler, Bogomiller, Katharlar Alevi’dir!” cümlesidir. Erdoğan Çınarın en büyük hatası tezlerini Manicilikten koparmaya çalışmasıdır. Kullandığı bütün kaynaklar Maniciliği anlatan kaynaklar olmasına rağmen Manicilik diye bir şey yokmuş gibi davranması ve Manici olan toplulukları da Manici değilmiş gibi göstermesi ve özel bir çaba içine girmesi. Erdoğan Çınarın kendi tezlerini kendisi tarafından çürütüldüğü açıktır. Erdoğan çınarın en büyük açmazı yeni bir Alevilik icat etmeye kalkışmasıdır. Hal böyle iken sizinde Alevilik Aleviliktir. Alevilik, Alevilik olarak kalsın şeklindeki ifadeleriniz de bir çözüm değildir. Çünkü Aleviliğin ne olduğunu merek eden insanlar vardır. Sn. Öztürk, “Çünkü onlara göre Manici-Hıristiyan düalist Paulikienler, Bogomiller, Katharlar Alevi’dir!” demekle Alevilikle bir bağının olduğunu kabul etmediğinizi açık bir şekilde ifade etmektesiniz. Manicilerin, dolaysı ile Bogomiller, Pavlakiler ve Katharların Hıristiyan olmadıklarını çok iyi biliyorsun. Bütün dünya bu toplulukların Hıristiyan olmadıklarını söylemesi ve bu topluluklar da kendisine Hıristiyanız dememesi Sn. Ünsal Öztürke yeterli gelmiyor. Ona göre Hıristiyandır ve doğru bir tespit yaptığının ısrarındadır. Ama bu konuda bir fikirde öne sürdüğü yoktur. Bir ispata da gerek duymamaktadır. Kusura bakmayın bu konuda Erdoğan Çınardan geri kalır yanınız yoktur. Yine Erdoğan Çınardan bir umut var. Var olan tezlerini revize ederek Maniclikle bağını kurarak emeğini çöpe atmaktan kurtarabilir. En azında benin böyle bir beklentim vardır. Ama sizin için böyle bir şans da göremiyorum. Kendinizle çelişki içinde yaşama devam ediyorsunuz. Makalende şöyle diyorsunuz: “Alevilerin Büyük Sırrı kitabındaki konuyla ilgili bölümün özeti şu şekildedir: Alevilerin ve bütün insanların geliş yolu çamur, zulmet âlemi değil, ana rahmidir. Doğumdan başka yol yoktur. Mikro Kozmos olan insan, şeklini ana rahminde alır. Ana rahmine düşmesi ise maya ile ilgilidir. Hakk Erenleri’nin işaret ve ispat ettiği maya ile süttür. Hakk, varoluştan itibaren geliştirilen bilgiyi yine ana rahminde insanın alt beynine yerleştirir. Alevi Yol ve erkânı için çok önemli olan altı içgüdü, ana rahminde oluşur. Sırrı Hakikat doğumdadır. İnsanı tanımaya çalışmayan, bilmeyen Makro Kozmos’u anlayamaz.” Bu dediğinle Hıristiyan olarak gördüğün Mani’yi karşılaştıralım bakalım Mani ne derece Hıristiyanmış? Naki Bakırın çevrisini yaptığı ingilizce paragrafı birlikte aşağıya aktarıyorum. “This food of various kinds that people gather in, as they eat it, it goes into the body; it is scattered to five births. The first birth is this that comes out of a person in the trance (rapture), and it rises up in the mind, and it comes out in all of ones limbs without measure. The second is this that comes out of the person in their voice and the word. The third is this that vibrates in power and vigor. The fourth is that which is born in the pleasure of lust in men and women. The fifth is this that is formed, and is constructed in the flesh, and is born and comes out, which is this physical birth." – Mani Mani, şöyle diyor: “İnsanların topladığı (hasat ettiği) bu çeşitli türdeki meyveler, yediklerinde, bunlar vücutlarına gider ve beş doğum ortaya çıkarır. Birinci doğum, vecd (esrime) halindeki kişinin ortaya çıkışıdır ve bu (doğum) akılda (gelişir) yükselir ve hadsiz biçimde uzuvların her birinde ortaya çıkar. İkinci doğum kişinin sesi ve sözcüklerinde ortaya çıkar. Üçüncü doğum güç ve zindelik titremesidir. Dördüncü, erkekler ve kadınların şehvet hazlarında doğandır. Beşinci, bir beden içinde şekillenmiş, inşa edilmiş, doğmuş ve ortaya çıkmış fiziksel doğumdur.” – Mani Çevri: Naki Bakır Sn. Öztürk görüldüğü gibi senin anlatmaya çalıştığın ve Aleviliğin büyük sırrı olarak ifade ettiğini Mani, beşinci Maddede özetlemiştir. Ama sen bu maddenin içeriğiyle kocaman bir kitap yazdıktan sonra da Manicilik Hıristiyanlıktır diyebiliyorsun. Manicilik, Hakikatın Yolu olduğunu herkese hatırlatırım. Emeğinin heba olmasını istemeyenler özel olarak Manicilikle ilgilenmelidir. h-alibaba
Doğru duvar yıkılmaz!
Sen doğru dur eğri belasını bulur. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post: |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alevi, çarpiticilari, duyuru, hesap, için, kitapyayinand#8217dan, tarihi, yurt, zamaniand#8230 |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||