![]() |
|
![]() |
|||||||
| Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları Aşiret / Ocak / Köken Araştırmalarını paylaşabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Ayın Şairi |
Onlar günesten ates yontarlardi
ZAZA ULUSAL SORUNU 1. Zaza ulusal bilincinin doğuşu 1.1 Zaza ulusal bilincinin gelişme süreci Ülkemizde, daha doğrusu anavatanımızda varolan çok yönlü ve katmerli bir baskı rejimini yöneten güçler ile bu baskıya karşı koyan muhalefet güçleri, birbirine karşı iki kutup oluşturuyor. Ancak, zulme ve baskıya karşı olup ta, şimdiye kadar ortaya atılan politik tavırların hepsi, yakın tarihte görüldüğü gibi, yanlış olduğunu hayat pratiği ortaya koydu. Asıl politik sorunumuzu, yani Ulusal Sorununu ele alacağına, toplumumuzun sorunlarıyla alakası olmayan konular, mesela Çin, Sovyet ve Arnavutluk komünist partilerinin rekabet ve propogandasını, bıkıp usanmadan geti-rip baş sorunmuş gibi göstermesi, halkımızdan kopuk olduğu gibi, çıkar-larına da karşıydı. Çünkü milli baskıya ve sömürüye karşı önceleri birlik halinde olan (mesela 60’ların sonundaki Pir Sultan tiyatrosunun ya-saklanma olayı döneminde) bu geniş direnç ve dinamik potansiyel, hal-kımızın ulusal çıkarlarına ters düşen yabancı siyasi ideolojiler vasıtasıy-la tamamen yanlış bir yöne sevk edilererek bölünmeye, dağınıklığa ve asıl düşmanı görmekten alıkonarak içdüşmanlığa itildi. yabancı güçlerin hizmetine girmiş olan bu siyasi gurupçuklar sonuçta kendi halkına ters düştükleri gibi, 1981 de büyük yenilgiye uğradıktan sonra, geriye toplumsal bir enkaz bırakarak dağıldılar. Politikalarının bir boyutu tamamen yanlış bir hedefe itilerek iflasla son bulurken, hiç unutulmaması gereken diğer önemli bir boyutu da o dö-nemin genç nesillerinin, kendi ulusal ve kültürel kimliğinden koparılıp bunun yerine sunî bir yedek kimlik empoze edilmesidir. Nazmiye’de Dersimli bir dostumla bir ilkokul öğrencisi arasında geçen şu konuşma buna canlı bir örnektir: - Tu Tırka, Kırmanca? ‘Sen Türk müsün, Kırmanc mısın?’ Öğrenci: - Ez ne Tırko, ne Kırmanco! ‘Ben ne Türküm, ne de Kırmanc’ım.’ - Ma çıka? ‘Ya nesin?’ Öğrenci: - Ez qoministo! ‘Ben komünistim!’ Binbir çeşit türden ‘halkın’ bilmem ‘necisi’ dervişliğini yapan öğret-menlerinden aldığı kimlik gıdasına bakın! Kulakları çınlasın bu ‘dev-rimci’ asimilasyoncu Dersimli öğretmenlerin. Kendi Zaza dilinde konuşmayı ve bu dilde bir türkü söylemeyi bile, eski dönemlerde olduğu gibi, halen de milliyetçilik sanan bazı ‘devrimci’ dervişlere rastlıyoruz. Bunları da devrimcilik kurbanlarından saymak gerekir. Kendi halkının dilini, kültürünü, pozitif değerler sistemini içeren hüma-nist ve diğer değer yargılarını yıkıp bunun yerine, benimsemiş oldukları yabancı siyasi ideolojilerin sunî ve yapmacı kuralları yerleştirildi. Kısa-cası yıkıcı devlet asimilasyonculuğunun üstüne bir de bu ‘solcu’ ve ‘devrimci’ asimilasyonculuğun binmesiyle, büyük tahribatlar yaratılarak toplumumuzdaki ulusal ve kültürel kimlik krizi daha da büyütüldü. Son zamanlarda yaşanan acı durumlar, toplumumuzu anavatanından doğrudan veya dolaylı olarak yurt içine ve dışına sürgün edilerek dağılıp parçalanmasına sebep oldu. 1960-1981 döneminin politik muhalefetinde Türklere ve Kürtlere, önce-ki nesillerinden kendilerine kalma bir siyasi mirası var iken, Zaza kö-kenli aydınlar maalesef bundan mahrum bulunuyordu. Onun için Zaza kökenli aydın ve ilerici kesim, ne Türk örgütlerinde, ne de Kürt örgütle-rinde, kendini hiç bir zaman rahat hisetmedi. Kısacası, kabul edilmeyen, fakat aynı zamanda açıkça politik olarak ifade edilemeyen bir kimlik sorunu bulunmaktaydı. Dili, dini, kültürü ve kökeni bakımından diğer etnik guruplardan farklı, fakat henüz formüle edilerek açıklanmamış bir kimliğe sahip olan Zaza kökenliler, ne Türkler, ne de Kürtler tarafından kabul edilemiyordu ve halen de öyledir. onun içindir ki Zaza kökenliler, kendilerini politik saflarda kabul ettirebilmek için, ya Türklerin yanında Türkten çok Türk görünmüş (Ziya Gökalp, Mehmet Şerif Fırat vd.), ya da Kürtler arasında Kürtten çok Kürt kesilmiştir (Nuri Dersimi, Sait Kırmızıtoprak, Sait Elçi vd.) Son 20 yıllık politik tecrübeden çıkan sonuç şu ki, siyasi sahada ortaya çıkan türkleşmiş Zaza ve kürtleşmiş Zaza gurupları dışında, kendi ulusal kimliğinin bilincine varan üçünçü bir tip olarak, yeni ve yurtsever bir bağımsız Zaza aydın tabakası filizlenmeye başladı. Özellikle 1980’den sonra, şimdiye kadar özünde Zaza bağımsızlığını savunarak yayınlanan siyasi ve kültürel mecmua sayısı onbire ulaştı ve bazıları halen yayına devam ediyor. Bunlar tarih sırasıyla 1. Kızıl Yol Fransa, 5 sayı 2. Ayre İsveç, 14 s. 3. Piya İsveç, 15 s. 4. Raa Zazaistani 2 s. 5. Waxt Darmstadt, 4 s. 6. Raştiye Fransa, 8 s. 7. Desmala Sure Londra, 16 s. 8. Ware Frankfurt, 13 s. 9. Tija Sodıri Frankfurt, 6 s. 10. Vengê Zazaistani Fransa, 3 s. 11. ZazaPress Stockholm, 15 s. (Şubat 2004) yayınlarıdır (ayrıntılı bilgi için bkz. Selcan, 1998a, s. 108 f.; 1998b). Öteden beri var olan Zaza Ulusal Sorunu’nu, tabuları daha da yıkarak, politik tartışmaya koymak kaçınılmaz ve zorunludur. Katmerli baskılar altında ezilen ve birkaç soykırımına rağmen zulme boyun eğmeyen, kulluğu, köleliği rededen mazlum Zaza halkının ulusal ve demokratik hakkını talep etmesi ve bu yönde faaliyet göstermesi hayati bir öneneme sahiptir. Zaza yurtseverliğinin destek ve ilgi görmesinin en önemli nedeni, Zaza halkının yok edilmeye çalışılan ulusal ve kültürel kimliğinin korunması-na sahip çıkmasıdır. Geçmişte anavatanımızda Zaza halkının ulusal ve kültürel kimliğini inkâr ve red eden, halka yabancı olan sapma ve mace-racı siyasi akımlardan farklı olarak, tarihimizde derin köklü olan ulusalcı, özgürlükçü ve anti-sömürgeci siyasi misyona sahip çıkmak tüm yurtseverlere düşen zorunlu bir görevdir. Zaza Ulusal Sorununu savunduğunu iddia eden çevreler şayet bunu, tarihî ve siyasî bir misyon olarak baş meselesi şeklinde üstlenirse ve benimsediği komünizm veya sosyalizm ideolojisine sadece bir malzeme veya deneme tahtası olarak kulanmazsa, mutlaka daimî bir güç halini alıp, gelişecektir, çünkü tarihi ve toplumsal bir zorunluluk vardır. Bu çevrelerin biraz olumlu yanının olmasıyla beraber endişeli tarafı da vardır. Zaza halkının ulusal ve demokratik haklarına kavuşması için takip edilecek politika soyut değil, gayet net, somut toplumsal şartlara dayanmalı ve sürekli olmalıdır. Öyle inanıyorum ki, Zaza Ulusal Soru-nu’nun yanında komünizmin de şimdiden bir hedef olarak konması, geçmiş dönemlerde bu ideoloji adı altında yapılan büyük tahribatlarda olduğu gibi, bu iki hedefli görüş halk arasında beklenen sempati yerine, güvensizlik ve şaşkınlıkla karşılanacaktır. Elbette çok az bir kesim bu her iki amacı da benimseyebilir. Fakat bunun küçük bir azınlıkla sınırlı kalacacağını ve yaygınlık kazanamıyacağını kesinlikle söyleyebilirim. Ulusal hedef Zaza halkı tarafından benimsenmekle beraber, komünizm hedefi, ister Stalinci, ister Maocu, isterse başkacı olsun, bence bu deste-ği önemli ölçüde zayıflatıyor. Yani bir elin yaptığını diğer el istemeden bozuyor. Bazıları şahıs olarak komünizmi bir ideoloji olarak benimseyebilirler. Bu gayet normaldir. Fakat bunu Zaza halkının hepsine empoze etmek veya mutlaka desteklenmesini beklemek realist değildir. Çünkü kesin-likle, hatta diyebilirim ki katiyen kitlesel destek göremez. Onun için Zaza Ulusal Sorunu’nun ortaya konmasında tayin edilecek politikanın hedefi ve takibedilecek yolu, uygun biçimde net ve berrak olmalıdır. Bir yandan siyasi başarı isterken, diğer yandan önüne, teoride parlak görünüp te, pratikte gerçekleşemeyen en aşırı idealist engeller koymak yanlıştır. Çünkü davamız büyük bir tarihi dava olup, hayal ve arzu dünyasından oldukça daha ciddi ve daha büyüktür. Temennim odur ki, siyasi faaliyette Zaza Ulusal Sorunu’nda sunî engel-ler yaratılmaz ve farkına vararak, bunlar zamanla düzeltilir. 1.2 Bölgecilik, mezhepçilik ve aşiretçilik ulusal inkârcılığa götürür Bazı çevrelerde belirtilen görüşe göre, Kırmanc ile alevi Zazalar, Zaza ile de sünni Zazaları kastedilerek, sanki iki ayrı ulusmuş gibi tartışmalar yürütüldü. Şimdi de aynı kasıtlı ayırım Dersim-Zaza çift kelime oyunuyla sürdürülerek aslında bir bölgecilik ve kapalı mezhepçilik yapılmaktadır ki, bunun sonu da ulusal inkârcılıktır. Dini aşiret mensuplarında ise eskiden olduğu gibi şimdi de tekrar kabaran bir ’üstün dedeler ya da pirler aşireti’ ve ’köle talibler’ zihniyeti gelişmektedir. Bilindiği gibi Dersim, Sivas, Erzincan ve Varto ile Hınıs bölgelerinde, yani kuzey Zaza yöresindeki başlıca dini aşiretler şunlardır: Kureyşan, Bamasuran, Seydan, Ağuçan, Derviş Cemalan vd. Dini aşiret mensupları, bazı istisnalar hariç, büyük çoğunlukla dini yolunu terketmiş, Türkçülüğe teslim olmuş ve ırkçı-faşist Kemalizme hayranlık duymaktadır. Diğer bir kesim ise açıkça kemalist görünmese bile, Türkçü ve dolayısıyla kemalist olan Bektaşiliğe sarılmaktadır. Özellikle Dersimli dini aşiret mensupları öteden beri bir Seyyit’lik propagandası yürüterek Arap Muhammet ile Ali’nin soyundan (Ehl-i Beyt’ten) geldiklerini iddia ederek kendilerini ve dolaylı olarak halkımızı kendi çıkarları için Arap göstermeye çalışmaktadır. Pirlik iddiasında bulunan aşiretçi çevreler sürekli olarak bu propagandayı yürüttüğünden halkımızı bir çıralık uğruna ulusal kimliğinden asırlardan beri mahrum bırakmışlardır. Hıristiyanlıkta, sünni islamda ve diğer dinlerde toplanan bağışlar fakirlere yardım olarak verildiği halde, Dersim pirleri veya dini aşiretleri ise tam tersine, fakirlerden aldıkları çıralığı kendi cebine koymuş ve hiçbir sosyal hizmete yatırmamıştır. Ermeni kilisesini, Martin-Luther’i Dersimli dini liderlerle mukayese edersek arada ne kadar büyük bir fark olduğu görülür. Ermeni dini liderler ve Martin Luther kendi halkına büyük yurtsever hizmetler yapmasına karşın Dersimli dini liderlerde böylesi bir sosyal hizmet ve yurtseverlik, küçük bireysel istisnalar hariç, kurumsal bir sosyal hizmet, ne eskiden ne de şimdi maalesef yoktur. Onun için Dersim’deki dini sistem halkımızı ileriye değil, geriye götürmüş, sahipsiz bırakmış ve görüldüğü gibi sonunda düşmana teslim etmiştir. Özellikle 38 jenosidinden buyana Dersimli dini aşiret mensupları çoğunlukla Türkçülükle bütünleşmiş, kendi Zaza ulusal kimliğine karşı çıkmakta ve ulusal inkârcılığı savunmaktadırlar. Zazaca dilini konuşan 3-5 milyonluk toplumun yaklaşık olarak yarısı alevi ve yarısı da sünni inanca sahiptir. Bilindiği gibi Anadolu genelinde bir alevi-sünni eşitsizliği bulunmaktadır. Yani sünnilerin dini inancı egemen kılınırken, alevilerin dini kimliği ve kültürü baskı altında tutuluyor, hor görülüyor ve misyonerce hem Türkleştirme hem de sünnileştirilmeye çalışılıyor. Bu genel çelişki Türk ve Kürt toplumuna yansıdığı gibi Zaza toplumuna da yansımaktadır. Bu eşitsizlik ve haksızlık eski Osmanlı-Türk yönetim-lerinden günümüze kadar sürdürülüyor. Devlet yöneticileri ile dini siya-si amaçlarına alet eden fanatik çevreler, sünnileri alevilere karşı kışkırt-mayı, onların inançlarına düşmanca bakmaya sürekli olarak teşvik etme-si, Türkleri ve Kürtleri nasıl iki kısıma ayırmışsa, Zazaları da öylesine ayırmıştır. Fakat buna rağmen bugün ne Türkler iki ayrı halk olduğunu iddia ediyor, ne de Kürtler. Dini sorun ve bunun çözümü, çok halklı Anadolu toplumunda, halklar üstü genel bir toplumsal sorun çerçevesin-de de ele alınmalıdır. Onun için bu din farkı, ayrı diller konuşan farklı halklarla karıştırılma-malıdır. Bu görüş stratejik anlamda başarısızlığa uğrayabileceği gibi, düşman güçler tarafından da tüm Zazaların alehine kolayca kulanılabile-ceği için, buna fırsat vermemek gerekir. Onun için, aralarında bir dil birliğinin varolduğu alevi ve sünni Zazaları iki ayrı millet, halk veya ulus olarak göstermek pek inandırıcı bir görüş değildir. Öte yandan hoşgörüyü benimsemiş Zaza aydınları ve yurtse- verleri arasında olmasa bile, halk arasında bir alevi-sünni çelişkisi ve güvensizliğinin olduğu ise inkâr edilmez bir gerçektir. Fakat buna rağ-men, hakim güçler tarafından asırlar boyunca derinleştirilen bu çelişki, Zazaların bir halk veya ulus olmasına kesin bir engel de değildir. Şayet Zaza aydınları ve siyasi güçleri alevi-sünni eşitsizliğini beraberce kaldırıp, hoşgörüye ve karşılıklı saygıya dayalı bir ortam yaratabilirse, bu birlik pekiştirilebilir. Zaza halkının hem alevi, hem de sünni kesimi olsun, baş sorunu ulusal sorun olduğu gibi, ulusal çıkarları da ortaktır. Diğer bir ifadeyle, ya hepsi beraber baskılar ve asimilasyonlar sonucu yok olacaklar, ya da dayanışma içinde yürütücekleri akıllı bir politika ile ortak hedefleri doğrultusunda haklarını mücadeleyle elde edecekler. Bu açıdan bakılır-sa, Zaza halkının alevi ve sünni kesimi siyasi olarak ister ayrı, isterse beraber örgütlense bile, tek bir ortak ulusal hedefi ve buna varmak için gerekli olan ulusal dayanışmayı, temel ve dokunulmaz bir prensip olarak benimsemelidir. Zaza halkının şimdiki sorunu öncelikle bir ulusal sorundur. Ulusal ve demokratik haklarını elde ettikten sonra ise halka dayalı bağımsız ve demokratik bir toplum inşa etmek gündeme gelecektir. Zaza halkı bu döneme kadar şayet başarılı bir mücadele verirse, bağımsızlık şekline de, zamanı gelince kendi iradesiyle karar verecektir. Böylesi bir durum-da ileride şimdiden nasıl olacağını bilemiyeceğimiz politik ortam tayin edecektir. Ancak şu söylenebilir: Mevcut siyasi şartlara göre Türk, Kürt ve diğer halklarla beraber, gerçek eşitlik temeli üzerinde kurulabilecek bir Demokratik Devletler Federasyonu gerek bölgesel, gerekse enterna-syonal güçler dengesi bakımından yakın veya orta dönemde gerçekleş-mesi mümkün olabilecek realist bir hedeftir. Zazaların kuracakları bu federe devletinde, her türlü sömürgecilerin dilleri yerine, ulusal dil Zazaca olacaktır. Hoşgörü, gerçek laiklik, de-mokrasi ve eşitlik temeline dayanan bir toplum düzeni yaratılmalıdır. Diğer ulusal devlet modellerine karşı, Zazaların arasında dini eşitlik ve hoşgörü temel ve tabii bir anlayış halini almalıdır. Halkımızın alevi ve sünni kesimleri şayet isterlerse, iki eyalet sistemine dayalı bir demokra-tik devlet biçimini, örnek model olarak seçebilirler. Bence Zaza halkının din, lehçe ve tarih bakımından farklı olan toplumsal yapısını gözınünde bulundurarak uygun görebileceğimiz en iyi devlet şekli, bu farklara tatmin edici bir şekilde çözüm getiren ve halkımızın her iki kesimini de bu temel üzerinde razı edebileceği böylesi, iki otonom bölgeden oluşan bir devlet modelidir. Alevi Zazalar kendi eyalet hükümetini kurarken, sünni Zazalar da kendi eyalet yönetimini tayin etmiş olur. Birlik ve bü- tünlüğü sağlamak, dışa karşı etkin bir politika takibetmek amacıyla, bu iki eyalet ortak bir merkezi hükümet kurabilir. Devletler arası ilişkiler için de, ortak bir temsilcilik tayin edebilirler. . Zazaların bölgesel halk adları Almanlar nasıl kendilerine bölgesel adlarla Preuße, Sachse, Bayer, Westfale vs. diyorsa, Zazalar da aynı şekilde kendi adlandırması için birkaç yöresel halk adını kullanırlar: Zaza, Kırmanc, Dımıli, Gini. Hem bölgeler üstü, hem de enternasyonal düzeyde ençok yaygın olan etnik ad Zaza’dır. Dil adı, halk adına -ki takısını eklemekle oluşur; mesela: Zaza > Zaza-ki ‘Zaza-ca, Zaza dili’, vs. Zaza etnik adı Bingöl, Hani, Dicle (Piran), Elazığ (Xarpêt) ve Sarızda yaygındır; Türkçede Zazaca konuşan kesimin tümü için kullanılır. Kırmanc, Zaza ve Dımli isimlerinin hepsi, yurdumuzun farklı yerlerinde Zaza dilini konuşan toplum için kullanılan birer bölgesel halk adıdır. Kürt ismi ise Kürt dilini veya yerli biçimiyle Kurmanc / Kırmanc veya Kırdas dilini konuşan toplum için ifade edilen bir halk adıdır. 2.1 Zaza adı Ptolemaeus (takriben ms. 127-161) Geographia adlı eserinde ve bunda çizdiği Asya haritasında, Hazar Denizi’nin güneyinde (enlem/boylam: 83°/40°) Latince Zazaca (Yunanca Ζαζακα) [zazaka] diye bir yer kaydediyor (Book VI, III, s. 135 Stev.). Bir başka benzer ad ise Zazata’dır: Başka kaynaklarda Zaza terimine rastlanılınca, tarihi bakımdan bugünkü Zazalar’la bir ilgisinin olup olmadığı sorusu akla gelir. Bu tür soruların cevabı ise ancak zaman ve mekân dahilinde yapılacak tarihi bir değer-lendirme ile verilebilir. Bazılarına göre, ‘Zaza dilinde çok z’nin bulunmasından dolayı (kim saymıştır ki?), bu dili konuşan halka böyle deniliyor’ izahı, bilgi ek-sikliğinden kaynaklanan bir yakıştırmadır. Halbuki Zaza bir aşiret adıdır ve aynı dili konuşan diğer aşiretler topluluğu veya halk için etnik bir isim olarak Türkler’le Kürtler tarafından kulanılıp, günümüzde Zazala-rın belli bir kesimince benimsenmiştir. Zaza aşireti, bugüne veya yakın döneme kadar Sivasta yerleşik olup ta, Dersimin Şix Hesenan aşiret gurubunun (10 aşiret) bir kolu olan Koçkiri aşiretler gurubundan (12 aşiret) bir tanesidir (bkz. N. Dersimi, Dersim Tarihi, s. 61 ve dipnot 2). Şix Hesenan aşiretleri tamamiyle Zaza dilini konuştuğuna göre (N. Dersimi, s. 46), bugün kısmen Kürtçe konuşan Koçkiri aşiretleri, demekki Dersimden ayrıldıktan sonra zamanla kürt-leşmişlerdir. Evliya Çelebi 1650 civarında Doğu Anadolu’da gördükle-rini Seyhatnâme adlı eserinde anlatırken, sürülerini Bingöl yaylasında otlatan Zaza Aşireti’nden, ve Zaza lisanından defalarca bahsetmektedir (c. IV, s. 74, 145; yeni basım: c. 6, 164 f., 231): Zāzā ازاز , Ẓāẓā ﺎﻇﺎﻇ Diğer yandan 13. yüzyıldan kalma ve Dersimin Turısmege köyündeki bir ailede bulunan ve yerlilerin bir kesimi tarafından Secerê Kurêşi ‘Ku-reyş Şeceresi’ denilen meşhur deri dökümandaki bir kayıtta, talip (mü-rit) olarak bahsedilen diğer birçok aşiretlerden bir tanesi de Zaza adlı bir aşirettir. Kopyası bende olan bu şeceredeki Arapça metinde aynen şöyle yazılı: Ṭālib Mollā Banī min qabila Zāzā ازاز ﺔﻠﺒﻗ ﻦﻣ ﻰﻨﺑ ﻼﻣ ﺐﻟﺎﻃ Zāzā kabilesinden Mollā Banī Zaza aşiretinin adı, Osmanlı belgelerinde de kayıtlıdır ki, o zamanlar Dersimin de dahil olduğu Diyarbekir Eyaletinde yaşadığı belirtiliyor (bkz. C. Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ve Aşiretler, s. 168). Bu sebeple olmalıdır ki, yaptığım tespitlere göre, Zazalar veya benzer şekildeki adları taşıyan köylerin hepsinin Kuzey Zaza Bölgesi’nde, yani bugünkü alevi Zazalar yöresinde bulunması, demekki bir tesadüf olmay-ıp, tarihi bir temele dayanmaktadır. Bu bilgiler birbirini tarihi, coğrafi ve dilbilimi bakımından tamamlamaktadır. Yurdumuzun Bingöl, Elazığ ve Diyarbakır’ın Dicle (Piran), Hani gibi yörelerindeki halkı, kendisine Zaza diyor. Bu etnik terim aynı zamanda Türkler ve Kürtler tarafından da Zazalar için halkımızın genel bir adı olarak kulanılmaktadır. Mesela 1900’lardan çok önce Dersim ve Erzin-can’dan göçedip Sarız’a (Kayseri) yerleşenlerin bana anlattığına göre, komşu Türkler kendilerini baştan beri olduğu gibi şimdi de Zaza olarak adlandırıyorlar. Halen Dortmund’da yaşayan bir Sarızlının bana anlattı-ğına göre, Erzincan’dan buraya göçeden ve Çarekan aşiretine mensup olan dedesine burada Zaza Mahmut deniliyormuş .2 Dımıli adı Bu isim, Zazaca konuşan toplum için kulanılan diğer bir etnik veya halk adıdır. Başta Siverek Zazaları olmak üzere Çermik Zazaları da kendile-rine öncelikle Dımli demekle beraber, Zaza adını da benimsiyorlar. Kürtler genellikle, Dersim, Sarız, Kuzey Diyarbakır ve diğer yörelerde Zazaca konuşan halkı Dımıli diye adlandırıyorlar. Mesela Mazgirt ve Muhundu Kürtleri, yönelttiğim soru üzerine Dersim Zazalarının hangi dil konuştuğunu şöyle ifade ederler: Ew dımıli qese dıke. ‘O Dımılice konuşuyor.’ Bingöl ve Elazığ Zazalarıyla yapmış olduğum konuşmalarda, kendileri için bu halk adını kullandığına şimdiye kadar rastlamadım. Alevi Zazalar Dımli terimini kendileri için kullanmazlar. Kürtler ise komşuları olan bütün Zazalar için, yani hem alevi, hem de sünni kesim için genel olarak Dımıli adını kullanmaktadırlar. Tarihçi ve dilibilimcilere göre Dımli ﻰﻠﻣد adı, eski dönemlerde Hazar Denizinin güney bölgesi ile Horasan’ın güney batısında yaşamış olan ve Dêlemî diye anılıp, özellikle ms. 5.-11. yüzyılları arasında büyük rol oynamış olan meşhur halkın adından kaynaklanıyor. Oskar Mann’ın bu halk adını 1906 da Siverek Zazaları arasında tespit etmesi üzerine, ta-rihçi ve dilbilimci F. A. Andreas bunun Dēlemī ﻰﻤﻠﻳد (arapçası Daylamī) teriminden geldiğini ileri sürdü (bkz. A. Christensen, Les Dialectes …, 1921, s. 8). Daha sonralare ise dilbilimci Karl Hadank (1930, s. 19; Mundarten der Zâzâ, 1932, s. 2-6) ve tarihçi Vladimir Minorsky bu hi-potezi devr aldılar ve tasdik ederek savundular (bkz. Enzykl. des Islam, Daylam mad.; türkçe: İ.A., A. Ateş, Deylem mad.). Kürt milliyetçisi Celadet Bedirxan bir çok konuda olduğu gibi Dım(ı)li adını da değiştirip Dumıli şeklinde uydurmuştur. Bedirxan ve halefleri *Dumıli 3. Kırmanc adı Bilindiği gibi bu terimi sadece alevi Zazaların bir kesimi kendileri için bir etnik ad olarak kullanıyor. Dersim ve Erzincan’da kulanılmakla be-raber, Varto, Hınıs, Tekman, Sarız ve Karlıova kazalarındaki alevi Zaza-lar tarafından rededilmektedir, Çünkü bunu Kürtler için kullanıyorlar |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to EyLem For This Useful Post: | Ruzgar (07-14-2008) |
|
|
#2 |
|
Can Ayın Şairi Bulunduğu yer: İstanbul // Kocaeli
Yas: 24
Üye No: 54
Mesajlar: 3.361
Thanks: 5360
Thanked 4418 Times in 2129 Posts REP Gücü : 30
REP Puanı : 838
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kürtler de kendilerine Kurmanc dedikleri için, bu yörelerin alevi Zaza-ları kendilerini sünni Kürtlerle karıştırmamak amacıyla farklı terimlerle adlandırıyorlar. Bununla ilgili olarak bahs ettiğim yörelerden gelen Za-zalara yönelttiğim sorulara göre Sarız Zazaları kendi etnik adı olarak Zaza terimini benimserken (çünkü burada sünni Kürt yok), Varto, Hınıs, Tekman ile Kars’ın Selim kazasındaki Zazalar, kendileri için Alevi teri-mini öncelikle tercih ediyorlar. Zaza terimini redetmemekle beraber, bu yörelerdeki alevi-sünni çelişkisinin başta ve güncel olmasından dolayı kendilerini etnik düzeyde değil de, dini düzeyde çevre toplumundan ayırdediyorlar.
Şayet etnik düzeydeki çelişki öncelik kazanırsa, bu sefer ona göre, yani etnik bakımından ayırdedici bir belirtme terminolojisini kullanırlar. Zaza halkının alevi kesimi Kırmanc terimini kendileri için etnik bir ad olarak kullandığı gibi, Gûrânlar hariç (bkz. E. B. Soane, To Mesopota-mia ..., 1912, s. 171), Kürtler ve Soranlar da değişik şekilleriyle Kır-manc, Kermanc ve Kurmanc adını kendileri için kullanıyorlar. Bunu son bir kaç yüzyıldan beri belgeleyen yeteri kadar yazılı metin vardır (Kur-manc’lar için bkz. Şerefnāme (1596): Farsça orijinal, Petersburg 1880, T. 1, s. 12: K.rmāncī ﻰﺠﻥﺎﻣﺮﮐ ; P. Lerch, Forschungen ..., I: s. XVIII, ıı: 1856, s. 105; Soranlar için bkz. cl. J. Rich, Narrative ..., 1836, Vol.1, 270). Durum böyleyken, akla şu soru geliyor. Nasıl olur da, dilleri birbirinden tamamen farklı olan bu toplumlarda, kendilerini adlandırmak için Kır-manc veya değişik biçimiyle Kurmanc adı kullanılıyor? Bu soru bazı dilci ve tarihçileri düşündürmüştür. Celadet Bedirhan da bu halk adlandırmasıyla ilgilenirken şu yaklaşımda bulunuyor: Kürt veya Kurd adının *Kurd-manc dan geldiğini ve bununla Kurmanc < *Kurd-manc iddiasını kurup, yazılarında Kurmanc yerine ‘Qurdmanc’ diye yazmıştır (bkz. Hāwār, 1932), fakat bunu ispatlayabilecek herhangi bir tarihi belge ve dil örneği yoktur. İddianın ise, ispatı olmadığından dolayı hiçbir kıymeti yoktur. Gerçek, ancak ispatı temel esas alan bilimle elde edilir. Bu konuyla kendim de ilgilendim. Bazı tahminler ileri sürülebilir elbet-te. Fakat bu tahminleri belgeylebilecek tarihi bir bilgiye veya eski dö-nemlerden kalıp ta, Zazalar veya aynı ad altında başka halklar için kul-lanıldığını belirten böylesi bir isme, kontrol ettiğim eski dönem kay-naklarında rastlamadım. Eski Arap, Fars, Yunan yazılı kaynaklarının hiçbirinde Kırmanc / Kurmanc adına rastlanılmıyor. Ancak Ermeni kaynaklarında benzer bir mevcuttur. Fakat bunun çok yönlü ve köklü olarak incelenmesi gerekir. Şimdilik Kurmanc veya bunun bir varyantı olan Kırmanc adının kökeni ve ne anlam taşıdığı kesin olarak bilinmemektedir. 2.4 Kürt adı Eski Yunan, Latin, Fars ve Ermeni kaynaklarında çeşitli yazılış biçimle-riyle bulunmaktadır. Tabii Kürt kavramı bu dillerin kendi fonetiğine ve telâfuz biçimine göre farklı şeklinde görülüyor: Yunancada Kurtiri, Latincede Curtaei, (Yeni) Farsçada Kord , دﺮﮐ A-rapçada Kurd دﺮﮐ (çoğul şekli Akrād, داﺮﮐﻻا ,داﺮﮐا), Ermenicede Kortik’, Kurmancide (‘Kürtçe’de) Kurd, Zazacada Kırd, Türkçede Kürt. Şunu daima gözönünde bulundurmak gerekir ki, Ortadoğuda Kürt terimi eski tarihte sadece belli bir etnik halk topluluğu için değil de, genellikle şehir dışında, yani köylerde ve dağlık yörelerde yaşayan birçok halk için kullanılmıştır. Mesela Dilemliler veya Dêlemliler için olduğu gibi, A-raplar için de kullanılmıştır (bkz. V. Minorsky, Kürtler mad., İslam Ansikl.). Tarihçiler bunu çoğu zaman vurgulayarak belirtmektedirler. onun için tarihi kaynaklarda rastlanılan Kurt, Kurtiri ve benzer terimler her zaman kesin olarak bugünkü ‘Kürt’ler (Kurmanclar) için geçerli olmayıp, başka etnik bir halk gurubu için de olabilir, hatta Zazaları da veya Zaza-ların bir aşiretini de kastedebilir. Onun içindir ki Ortadoğu ülkelerinde ve bununla Türkçede de eskiden beri devam eden bir dil alışkanlığıyla birbirinin dillerini anlamayan halklar, kısaca Kürt deyip geçerek birbirine karıştırılıyor. Zazalar, So-ranlar, Kurmanclar ve Guranlar, elma ile armut misali birbirine karıştı-rılıp, hepsine Kürt denilip geçilmiştir. Bugün Almanya’da Ausländer ‘yabancı(lar)’ terimi nasılki yeri, yurdu dili ayırdedilmeden, genellikle saçı siyah olanların tümü için kullanılıy-orsa, eski dönemlerde de, Asur, Fars, Roma, Arap, Türk istilacılarına karşı direnip te boyun eğmeyen, dağlarına sığınarak bağımsızlığını ko-ruyan halk topluluklarına genellikle eski şekliyle Kurt denilmiştir. An-cak daha sonra dildeki tarihi gelişim sonucu, yani eski ve orta dil kade-mesindeki /-t-/ > yeni /-d-/ dönüşümüyle, Kurd ve benzer varyantlara girmiştir. 19. yüzyılda milliyetçiliğin ortaya çıkışı, bu döneme kadar egemen dev-let ideolojisinin yerine ulusal ideolojinin öne geçmesiyle Osmanlı-Türk Devletinde de, halklar arasında bir ulusal bilinçlenme doğdu. Sultan Selim I’in Bitlisli Kürt İdris’le kurmuş olduğu (1514) sömürgeci-lik temelindeki Türk-Kürt ittifakı asırlar boyunca sürmüş; 1889-1923 yılları arasında ise baskı ve terör estiren Kürt Hamidiye Alaylarının kurulmasıyla bu ittifak tekrar pekiştirilmiştir. Bütün bu dönemlerde Kürt kimliği ve yöredeki siyasi otoritesi öteki halklarınkinden öne geçmişti. Bu Hamidiye Alaylarına ne alevi ne de sünni Zazaların alınmayışı, Os-manlı-Türk yönetiminin sünni Kürtlerin sadık hizmetine ne kadar gü-vendiğini belirtiyor. Diğer yandan sünni Kürt yöneticileri de kendi nü-fuz yöresinde Zaza’ların (ne alevi, ne sünni) siyasi olarak güçlenmesine çıkarları icabı karşı çıkmışlardır. Bu siyasal-toplumsal ittifak temelinde, Kürt unsurunun tarihi süreç boyunca güçlenmesi, Zazaların ulusal bi-linçlenmesinin ise geri planda kalmasının önemli faktörlerinden birisi, şüphesiz bu ikili Türk-Kürt egemenlik ittifakıdır. Bu sebepledir ki, ulu-sal bilincine ulaşmış bir Kürt aydın tabakasının oluşmasına karşı, Zaza-lar arasında (ne alevi, ne de sünni) bağımsızlıkçı bir aydın kesim ortaya çıkamamıştır. Kısaca belirttiğim bu ifadeler sonucu Kürt terimi nihahi olarak ve gü-nümüzde sıyasi ve etnik bakımdan sünni Kürtlere, daha doğrusu Kur-manc’lara malolmuştur. Alevi Kurmanclar sünni Kurmanclarla karıştı-rılmamak için, alevi kimliğini ulusal kimliğinden daha üstün tutmasıyla beraber, son yıllarda bu durum genç nesillerin etkin olmasıyla, sıra de-ğiştirmeye başlamıştır ve ulusal kimlik öncelik kazanmıştır. 2.5 Dersim adı Nuri Dersimi’nin kitabının ilk sayfasında ve ilk satırında, keyfi olarak *Der-sim şeklinde ayırıp Kurmanci’de der ‘kapı’ ile sim ‘gümüş’ keli-melerine benzeterek iddiada ettiği *Der-sim < Kürtçe *Derê Sim ‘gümüş kapı’ bağıntısı, hiçbir belgeye dayanmadığı için, hayal gücüyle yapılan bir yakıştırmadır. Bu asılsız yakıştırma basın yoluyla çok yaygınlaşıp birhayli kafa karışıklığına yolaçtı. Dil tarihi uydurmaya bırakılırsa, Kurmanci der yerine Zazaca dere ‘dere’ kelimesi de uydurulabilir. Fakat böylesi uydurma ve yakıştırmaları ispatlayacak bir belge olmadığından asılsız bir iddia olarak kalır. Doğrusunu bulmak için tarihi belgelere başvurmak gerekir: Klasik Yunan, Latin ve Ermeni yazılı kaynaklarında geçen Tercan’ın eski adı, Dersim ile bir benzerlik göstermesi dikkat çekicidir: Amasyalı (Pontuslu) yazar Strabo (mö. 64 - ms. 19: XI, 14.5) ile Stephanos von Byzanz (5.yy.: Ethnika, s. 480 Meineke) Yunanca Ξερξηνη olarak ve Romalı tarihçi Plinius (ms. 24 – 79: NH. V, 83) ise Latince Derzene diye yazarlar. Yunan yazarların yazdığı Ξερξηνη (Xer-xene) adınının doğru okunuş şekli, Plinius’un Latince Derzene, Derxene yazma şekline dayanarak Eski Yunanca’da ∆ερξηνη (Derxene) olmalıdır (bkz. Hübschmann, 213; Strabo, çevirici Winkler’in izahatı: s. 199). Ermeni tarihçileri Agathangelos (5. yy.: s. 593), Koriun (5. yy.: s. 27) ve Moses Xorenaci (6. yy.: s. 523) ise Dercan bölgesinden bahsederler (Hübschmann, Die altarmenischen Ortsnamen, s. 213, 287). Var olan en eski uygun tarihi bilgiler, bundan ibarettir. Derxene [d‰rks‰nƒ] adının, [-ks- > -s-] gelişmesinde k’nin zayıflayarak kaybolmasıyla *Dersen şekli-ne dönüştüğü farzedilirse, o zaman *Dersin olması gerekirdi. ∆ερξηνη kelimesindeki <η> harfinin telâfuzu Eski Yunancada [ɛ] ve Yeni Yu-nancada [i] olduğu dikkate alınınca, Dersin < *Derksini < ∆ερξηνη bağı kesinlik kazanıyor. Hakikaten bunu doğrulayan tarihi bir belge mevcut-tur: Daha evvel bahsettiğim Turısmege Şeceresinde kayıtlı olan 12 talip alevi aşiretlerden birisi de Dêsin-ler ﺮﻠﻨﻴﺴﻳد diye yazılmaktadır. Bu belgeyle zaz. Dêrsım : tür. Dersim < *Dersin < *Derksini gelişimi, yani kelime sonundaki m’nin, daha evvelki n’den türediği kesinleşiyor. Şu halde sondaki -n > -m dönüşümü ikinci bir fonem değişikliğidir. Bu duruma göre aynı yer için kullanılan iki coğrafi kavram mevcuttur. Birisi Yunanca ve Latince kaynaklı Derzene, diğeri ise Ermenice kay-naklı Dercan’dır: Yeni Ermenice Tercan < Eski Ermenice Dercan. Ter-can ise Erzincan’ın kuzey doğusunda bulunan bir kazadır. Cevdet Tür-kay’ın Osmanlı arşiv dökümanlarından derlediği aşiretler listesinde de, Dersim ve buna benzer adı taşıyan iki aşiret adı bulunuyor ki, Dīrsimlī ﻰﻠﻤﻴﺱرد ve Dīsimlīﻰﻠﻤﻴﺴﻳد olarak geçen bu isimlerin aynı aşirete ait olduğu görülüyor. (bkz. C. Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymaklar, Aşiretler ..., s. 76). Başbakanlık Arşivinden toparlanan bu bilgilere göre Dīrsimlī aşiretinin yerleşik olduğu yöreler şunlardır: Erzincan, Kiği, Erzurum, Kuruçay (Dersim Sancağı), Kemah, Çemişge-zek, Xarpırt (Harput), Malatya, -, Kilis, Antakya. Dīsimlī aşiretinin yerleşik olduğu bölgeler ise şunlardır: Erzincan, Kiği, Erzurum, Kuruçay (Dersim Sancağı), Kemah, Çemişge-zek, Xarpırt (Harput), -, Çarsancak, Kilis, Antakya. karşılaştırılrsa her ikisinin de yerleşim bölgesinin aynı olduğu görülür ve bundan dolayı, Dīrsimlī ve Dīsimlī demekki bir ve aynı ‘aşiret’in adıdır. Dersim ise, coğrafi bir kavram olup, gerçek bir aşiret adı olmadığına göre anlaşılan, söz konusu toplulukları ya yerleşik bulundukları veya terketmiş oldukları yerlere göre adlandırıldıklarından, veya böylece adlandırmanın pratik olmasından dolayı, Osmanlı yönetimi mensupları bu isim altında kaydetmişlerdir. Burada ‘aşiret adı’ olarak gösterilen isim, bu topluluğun mensup olduğu bölgedir: Dīrsimlī, Dīsimlī < Dīr-sim-lī. Diğer önemli bir bilgi ise Dīsmānlı (< Dīrsimānlı) aşiretinin Siverek, Gerger ve Kâhta’da da yerleşik olmasıdır (C. Türkay, s. 331). Şayet belgelerdeki Osmanlıca yazılış biçimi ﻰﻠﻤﺱﺮﻳد ve ﻰﻠﻤﺴﻳد şeklinde ise, bugünkü yerli Zaza şekli Dêrsım (Türkçe Dersim) olduğundan, bu kayıtların doğru okunuş biçimi Dêrsimlī ve Dêsimlī olmalıdır. C. Türkay bu kayıtlara ait olan tarihi bildirmediği için, bu adın osmanlı dönemindeki dil-tarihi bakımından gelişmesi ve kökeni hakkındaki bil-giler eksik kalıyor. Yerli Dersimliler nereye Dersim derler? Uşên (Selcan), 80 yaşında: ’Ma hetê Heyder Demeni rê Dêsım vame, hetê Xozati rê ki Şix Se(n) vame’. 2.6 Kırmanc ve Zaza adları üzerine Belirsiz ve değişik anlamlı Kırmanc terimiyle birçok kelime oyunu ve siyasi suistimal yapılmaktadır. Bilindiği gibi Kırmanc adı, hem Kürtler ve hem de alevi Zazaların bir kesimi tarafından etnik isim olarak kullanıldığından, net olmayıp çelişkilidir. Bu nedenle çeşitli tartışmalara, isim kargaşasına ve bununla beraber kasıtlı siyasi suistimallere sebep olmaktadır. Kürtçü Zazalar bir zamanlar Kırd ’Kürt’ adını propağanda ederken, bundan bir çıkar elde edemeyince son dönemde Kırmanc ismine sarıldılar. Çünkü Kürtler de kendilerine Kırmanc dediği için, (ez Kırmanc’ım ’Ben Kırmanc’ım’) akıllarınca güya Zazaların da Kürt olduğunu göstermeye çalışıyorlar. 2002 de Berlin’de kurulan bir derneğe bu amaçla Kırmanc Enstitüsi adı verildi. Her iki isim de, Zazaca konuşan toplum için kullanıldığından, bunları birbirine ters düşen kavramlar olarak görmüyorum. Bu toplum gerek Türkiyede, gerekse dünyada olsun, bir kere Zaza adı altında tanındığı için, ve biz de şimdiki aşamada bölgesellikten ulusallığa geçmek zorun-da olduğumuzdan, bunu genel ulusal adımız olarak uygun görüyor ve öteki yaygınlaşmamış bölgesel etnik adlara nazaran daha tercih ediyo-rum. Mesela halk edebiyatında Kırmanc kelimesini rahatlıkla kullan-mamla beraber, sanat edebiyatında, siyasi ve bilimsel yazılarımda deği- şik bölgesel adlardan Zaza halk ismini ortak ulusal ad olarak kullanıp seçmemdeki amaç şudur: Birincisi, tehdit altında olan bu halkın siyasi ve ulusal birliğinin gelişmesini sağlamak, ikincisi ise Kürt milliyetçileri ile bazı siyasi akımların, yaptıkları kasıtlı isim kargaşası, bölgecilik ve mezhepçilik ile kafa karışıklığı yaratarak Zaza Ulusal Mücadelesi’nin aleyhindeki çabaları önlemektir. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to EyLem For This Useful Post: | Ruzgar (07-14-2008) |
|
|
#3 |
|
Can Ayın Şairi Bulunduğu yer: İstanbul // Kocaeli
Yas: 24
Üye No: 54
Mesajlar: 3.361
Thanks: 5360
Thanked 4418 Times in 2129 Posts REP Gücü : 30
REP Puanı : 838
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Daha önce bahsettiğim Turısmege Şeceresi’nde adı geçen alevi aşiret-lerden bir tanesinin Zaza aşireti oluşu, yakın dönemlere kadar bu ad altında Koçkiri’de yaşaması ve bu adı taşıyan birçok köyün Dersim (Pertek), Sivas, Erzincan ve Erzurum gibi sadece kuzey Zaza bölgesinde bulunuşu, yayılma alanının sadece alevi kesimde oluşu dikkati çekiyor. O zaman akla iki soru geliyor: Birincisi, nasıl oluyor da halkımızın alevi kesimi kendisinden olan bir aşiretin adını, kendilerine bir etnik isim olarak kullanmamıştır? İkincisi ise, nasıl olur da, halkımızın sünni kesi-mi bir alevi aşiretin adını etnik ad olarak kullanıyor?
Bu soruların cevabını ise ancak tarih verir. Eski dönemlerde Zazalar arasındaki toplumsal ilişkilerde din, dil ve aşiret bağları önemli rol oy-nuyordu. Dil ve aşiret bağları değişmezken, dini inançlar siyasi ve toplumsal şartlara göre değişebiliyordu. Zaza aşiretlerinde sünnilikten aleviliğe geçenler olduğu gibi, alevilikten sünniliğe geçenler de vardır. Mesela Dersimde yerli adıyla Suru (Suran), Usıvu (Yusufan) ve Çareku (Çarekan) denen aşiretler, sözlü tarihi aktarmaya göre Palu’nun Govdere (yeni adı Gökdere) köyünden gelmişlerdir. Şimdi hepsi alevi olduğu gibi, Dersim Zazacasını konuşuyorlar. yani bugünkü Palu Zaza-casıyla hiçbir şive benzerliği yoktur. Öte yandan Siverekte ki Desman köyünde oturan ve aynı adla anılan Desman (< *Dersım-an) aşireti de Dersimden gelip yerleşmiştir (Yılmaz Güney işte bu Zaza aşiretinden-dir). Siverekli ve Zaza kökenli Necmettin Büyükkaya’nın dedesinin (100 yaşında) 1976 da verdiği bilgiye göre, halen Siverek’te yerleşik olan Demenan, Qerx’an ve Ḳêwan aşiretleri, Dersim’deki aynı adlı aşi-retlerin bir bölümüdür (bkz. Kalemimden Sayfalar, s. 189 f). Tarihi ve-sikalara bakılırsa, 16. yüzyılda yapılan alevi katliamında dini liderler Tercan, Erzincan, Bayburt ve Kelkit’te takibedilirken, Diyarbakır ve Siverek’te asılmıştır (bkz. Faroqhi, Der Bektaschi-Orden, Wien 1981, s. 39-40; A. Gölpınarlı, Mevlevilik, 1953, s. 167). Demekki bu yörelerde Zaza nüfusu bulunduğuna göre, Diyarbakır ve Siverek’te siyasi baskıya ve takibata uğrayan nüfuzlu alevi liderler, Dersim’den göçüp yerleşen Zaza aşiretleri mensuplarından başkası olamaz. Siverek ve Çer-mük’lülerden aldığım bilgiler bunu doğrulamaktadır. 4.9.1993’te Alma-nya’nın Hannover şehrinde karşılaştığım Çermüklü ve Qerxan aşiretine mensup Ramazan’a (45) kendi halk adlandırmasını ve tarihi kökenini sorduğumda, şu cevabı aldım: Ma Dımlii. Ma wertê Tunceli u Erzınga ra amei. ‘Biz Dımliiz. Biz Tunceli ile Erzincan arasından gelmişiz.’ Aynı şekilde Siverekli Eziz Pak’ın (42) verdiği şu bilgler de ilginçtir (11.6. ve 4.9.1993): Soyrege dı aşira Qırẋanıẓan ra ‘Hesenan’ zi vanê. İê kı kê xanedanan raê, cı ra vanê ‘Hesenan’. ‘Siverek’te Qırğan aşiretine ‘Hesenan’ da denir. Hanedan aileden olan-lara ise ‘Hesenan’ (Hasanlar, Z.S.) denir. Şu halde günümüzde Siverek ve Çermük’te yerleşik olan ve aynı za-manda Hesenan olarak ta adlandırılan bu Qırẋan aşireti (Qırẋan, Qerexan, türkçe Karahan) Batı Dersim’deki Şih Hesenan aşiret gurubuna bağlı olan Qırẋan aşiretinin kendisidir (N. Dersimi, 61). Buna göre Dersim’deki Şih Hesenan aşiret gurubu aleviliğini muhafaza ederken, bunun Siverek kolu 16. yüzyıldan itibaren, Osmanlı devletinin ve çevresindeki sünni Kürtlerin baskısıyla dini inancını zamanla de-ğiştirmek zorunda kalmıştır. Yaşlı Dersimlilerin bana anlattığına göre, 1916 daki dünya harbinde Dersim’de açlık çıkınca, Dersim Zazaları yaya olarak taa Siverek’e ka-dar gidip sırtında zahire taşıyarak getirmişlerdir ki, bu eski aşiret bağla-rının önemini belirtiyor. Güneydeki Zaza nüfusunun, en azından önemli bir kesiminin, eski dönemlerde alevi olduğunu gösteren diğer bir tarihi bilgi ise, daha evvel bahsedilen Turısmege Şeceresi’nde mevcuttur. Bu Şecerede 13/14. yü-zyılda adları kaydedilen 12 talip aşiretten bir tanesi de Merdis aşiretidir ve Arapça metinde şöyle yazılıdır: ‘Abbās Ṭālib min qabila Merdīs ﺲﻳدﺮﻣ ﺔﻠﺒﻗ ﻦﻣ ﺐﻟﺎﻃ سﺎﺑء ‘Tālib ‘Abbās, Merdīs (Mırdēs) kabilesinden’ Diyeceksiniz ki, bunun ne gibi tarihi bir önemi vardır? Önemi şudur ki, Şecerede kaydedilen Mırdēs (Merdīs) ﺲﻳدﺮﻣ aşiretinin, Şerefnâme’de (1596) epeyce bahsedilen Zaza beyliklerinden Palu, Eğil, Çermik, Bağin ve Harput’ta uzun müddet hüküm süren meşhur Mırdâsî ﻰﺱادﺮﻣ (Farsça şekli) aşiretiyle muhtemelen aynı oluşudur. Minorsky’nin aktardığına göre (bkz. İslam Ansikl., Kürtler mad.), Selīmnāme adlı eserde Mırdēs ﺲﻳدﺮﻣ olarak kayıtlı olan bu isim Merdīs olarak ta okunabilir. Şu halde Turısmege Şeceresi’ndeki alevi Mırdēs (Merdīs) aşireti, arap yazı siste-mindeki yazı ve telâfuz farkı dikkate alınırsa, Şerefnâme’deki Mırdās aşiretinin kendisi olma ihtimali büyüktür. Gerger kazasının (Adıyaman) bitişiğinde olan Pötürge kazasının (Malatya) eski isminin Merdis oluşu da bu bakımdan dikkat çekicidir. C. Türkay’ın aşiretler listesinde, bu Merdis aşireti bulunduğu gibi, buna yakın diğer bir varyant olan Merdanlı da mevcuttur (age. s. 119). Bunla-rın yerleşik veya etkin olduğu bölge hakkında ise şu bilgiler veriliyor: Merdanlı aşireti: Çermik Sancağı Merdāsī (Merdesi, Merdisî, Mirdīsī) aşireti: Erzurum ve havâlisi, Diyar-bekir, Malatya, Rakka, Mardin, İçel, Kengiri, Kars, Çerkeş, Eski-şehir. Bu tarihi bilgiler, yaptığım bir dil mukayesesinden çıkan sonuç tarafın-dan da aynen tasdik edildi. Zaza bölgesinin çeşitli yörelerinden kayde-dip gramerini incelediğim dil örneklerinden şu ilginç sonuç çıktı: Dersim Zazacası, Siverek, Çermik ve Gerger Zazacası ile aynı guruba giriyor. Batı Dersimin Zazacasıyla daha çok ortak özellikler taşımakta-dır. Fonoloji ve leksikolojide falan. Morfolojide ise en basit örnek ola-rak işaret zamirlerinin ortak oluşudur: nu, na, ni ‘bu eril, bu dişil, bunlar çoğul’. Bu zamirler Palu, Bingöl, Dicle (Piran) ve Hani Zazacasında sırasıyla ın, ına, ıni ve benzer şekildedir. Çermik ve Gerger Zazacasının da Dersim’inki ile yakın oluşu, buradaki Zaza toplumunun Dersim Zazalarıyla ortak tarihi kökeninin olduğuna işaret ediyor. Osmanlı-Türk yönetiminin 1514’te Çaldıran savaşını kazanmasından beri sürdürdüğü koyu sünnilik politikası ve büyük alevi düşmanlığı, Güney Zaza Bölgesinde’ki alevi aşiretleri de etkilemiş ve baskılar sonu-cu bu Zaza aşiretlerinin sünnileşmesine yol açarak bugünkü durumun ortaya çıkmasına büyük ölçüde sebep olmuştur. Ulusal birlik sorununa gelince, şu esası bilmek gerekir. Geleceği görmek için geçmişi bilmek lâzımdır. Yukarıda bahsettiğim kısa misallere bakı-lırsa, Zaza halkının dilbirliği olduğu gibi, bir tarih birliği de vardır. An-cak bizler daha yeni yeni kendi dilimizi, tarihimizi araştırarak, kimliği-mizi arayıp bulmaya çalışıyoruz. Eğer bütün yurtsever Zaza aydınları kendi ulusal ve tarih bilincine varırlarsa, öyle inanıyorum ki, bunun sonucu olarak, ulusal kimlik (identite) baş sıraya geçerek, dini kimliği ikinci sırada bırakacaktır. ortak ulusal kimliğin benimsenmesine ise, alevi-sünni çelişkisini, alevi-sünni hoşgörüsüne dönüştürmekle varılır. ortak ulusal kimlik her iki toplumsal kesim tarafından benimsendikten sonra, ulusal birlik, politik çalışmalar sonucu kademe kademe yeni nesillere aktarılarak yaratılabilir. Bunu pek kısa bir zamanda yaratmak elbette mümkün değildir. Özellikle sünni Zaza aydınları, kardeşleri olan alevi kesimin üzerindeki dini baskıların kalkması konusunda destek vermeli ve ulusal birliğin sağlanmasında kendi payına düşen görevinin bilincinde olarak, aktif çaba sarfetmesi gerekir. Böylelikle alevi kesim üzerindeki asırlık kuşkular kaybolurken, sünni kesimde de, alevi düş-manlığının kaldırılıp karşılıklı hoşgörü ve saygı hakim kılınır. Bazıları diyorki ‘ne alevilikten, ne de sünnilikten bahsedelim, buna ne gerek var! Bizim sorunumuz ulusal sorundur!’ Bu anlayış kolaycı ve sade görünüyorsa da, toplumuzdaki derin tarihi yarayı tedavi etmeyip görmemezlik ve kaçamak yapıyor. Halbuki bu sorun susarak değil, ter-sine üstüne gidip tedavi etmekle, yani yarayı sağaltmak için, tartışma yaratarak insanlarımızın kafa yapısını, toplumuzun ulusal birliğine engel olan sorunları çözmeye çalışarak, karşılıklı güven ve saygı bağı yarat-mak vasıtasıyla çözülür. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to EyLem For This Useful Post: | Ruzgar (07-14-2008) |
|
|
#4 |
|
Can Ayın Şairi Bulunduğu yer: İstanbul // Kocaeli
Yas: 24
Üye No: 54
Mesajlar: 3.361
Thanks: 5360
Thanked 4418 Times in 2129 Posts REP Gücü : 30
REP Puanı : 838
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
. Zaza dili ve lehçecilik
3.1 Lehçe iddiasının siyasi yanı Kimi çevrelere göre Zazaca ayrı bir dil olmayıp, Kürtçenin bir lehçesi-dir. Bu konunun bir siyasi yanı, bir de dilbilimsel yanı vardır. İlkin siya-si yanına değineyim. İki şeyi birbirinden prensip olarak ayırmak gerekir. Bilim ile ideoloji veya bilimle siyaset. Bunu özellikle vurgulamamdaki sebep şudur ki, bilim kesin ispata dayanırken, ideolojide veya siyasette bu gerekmez. Diğer bir ifadeyle, ispatı bulunmayan bir iddianın bilimsel değeri yoktur. Buna karşı siyasette veya ideolojilerde ise herşey iddia edilebilir. Bu iddialar doğru veya yanlış ta olsa. Mesela dini ideolojide denir ki, ‘gökten melek geldi’ veya ‘Allah böyle dedi’, v. s. gibi iddiala-rın hiçbir ispatının olmamasına rağmen, bu ideolojiyle şartlanarak be-nimsemiş insanlar bunun doğruluğuna inanıyor ve herhangi bir şüphe veya ‘acaba?’ ileri sürmüyor. İdeolojiler buna da çare bulmuş ve ‘şüphe etmek günahtır!’ suçlamasını hemen yapıştırıp gerçeği öğrenmeye çalı-şanı, yanlışı belirteni böylelikle hemen mahkûm ederler. Milliyetçi siyasi ideolojilerde de durum aynısıdır. Kürt milliyetçi ideolo-jisinde bazı iddialar yapılmış, dilleri Kürtçe olmayan, Kürtçeyi anla-mayan Zaza, Goran ve Lur halkları haksız yere Kürt diye ilan edilmiş, bu halkların anavatanı ise keyfi olarak ‘Kürdistan’ diye gösterilmiştir. Bu ideolojiyle şartlanmış kişiler, körükörüne buna inanmaktadırlar. ‘Acaba?’ diye soran ve bilime merak duyarak gerçeği bulmaya çalışan-lara ise, ‘günahtır’ yerine ‘hainliktir’, ‘bölücülüktür’, ‘devletçiliktir’ vs. deyip suçluyorlar. Böyle bir milliyetçi ideoloji ile şartlanmış kişiler yakasını kolay kolay bu fikir hapishanesinden kurtaramazlar. Bununla genel bir durumu anlatmak istiyorum. Çünkü inkâr etmeye gerek duymadan belirteyim ki, birçoğumuz gibi aynı süreçten kendim de geçtim ve bu iddiaları ileri süren Zaza ve Kürt kökenlilerin içinde bu-lunduğu çıkmazı bilip gayet iyi anladığım için izah etmeye çalışıyorum. Kendim de henüz Kürt milliyetçiliğinin etkisinde bulunurken (Zaza kimliğimi savunup korumaktan taviz vermeden), ‘bilim mi, ideoloji mi’ veya ‘lehçe mi, ayrı dil mi’ çelişkisiyle daima karşı karşıya idim (1981e kadar). o dönemde, Zazacayı inceleyerek ayrı dil olduğu sonucuna varan meşhur iranî dilbilimcilerden Oskar Mann ve Karl Hadank’ı ideoloji gereği tereddütle karşılıyordum. Çünkü tespitleri, etkisinde olduğum Kürt milliyetçi ideolojisine ters düşüyordu. Daha sonra, yıllarca harca-dığım bütün karşı çabalara rağmen, Kürt örgütlerinin Zaza halkının ulu-sal ve kültürel kimliğini kararlı olarak yok edeceğini kesin olarak tespit ettikten sonra, ortak çalışmayı redederek sıyrıldım. Bundan sonra Berlindeki Technische Universität ve Freie Universi-tät’de genel ve iranî dilbilimi üzerine öğrenim görmekle, dilbilim düny-asını tanıdım. Zerdüştün dili Avestçe, Eski Farsça gibi eski irani diller ile Partça, Orta Farsça, vs. gibi orta irani dilleri ve yeni irani dilleri tanıyarak bunların dil-tarihi bakımından sınıflandırılmasını ve nihayet yeni Farsçayı öğrendim. Dar ve kısa görüşlü, ideolojik düşünce hapis-hanesinden kurtulup, engin ufuklu bilim dünyasına geçmek çok ferahla-tıcı ve aynı zamanda çok ta öğretici oldu. Böylelikle bilim adamlarının ömür tüketerek, canla başla ürettikleri eserleri, zevkle okuyarak serbest ve tenkidçi düşünmeyi, lenguistik çalışma metotlarını öğrenmiş oldum. Ancak bundan sonra bilimcilerin neden ‘Zazaca Kürtçe değildir’ tespi-tini tam anlamıyla kavrayabildim. Daha evvel bu eserleri okuyordum, fakat anlamıyordum. Çünkü bunu emin olarak kavramanın önşartı dilbi-limi eğitimini görmek veya yeterli önbilgiye sahip olmaktır. Böylelikle milliyetçi dar kafayla engin bilim deryası arasındaki büyük farkı yaşaya-rak öğrenmiş olduktan sonra daha evvel tereddütle karşıladığım dilbi-limcilere artık derin bir bağlılık ve büyük bir saygı duymaya başladım. Bunları anlatmamdaki maksadım, Kürt milliyetçi ideolojisini halen benimseyip lehçe iddiasını savunanları basitçe suçlamak değil, onların içinde olduğu çıkmazı ve kördüğümü anlatmaya çalışıyorum. Gerek Zaza, gerekse Kürt kökenli lehçe iddiacılarının, ideoloji hapishanesin-den sıyrılıp bilimsel gerçekleri görmesine, bazılarının yaptığı gibi seviy-esiz biçimde şahsına saldırmakla değil, bilgilendirme vasıtasıyla kur-tulmalarına yardımcı olmalıyız. Bilim ile ideoloji farkının izahından sonra gelelim lehçe iddiasının siya-si yanına. Şunu belirtmek gerekir ki, lehçe iddiası siyasi amaçlı bir iddi-adır. yani bilime dayalı olmayıp, sadece siyasi bir amaç güderek politik çıkar sağlamaya dayanıyor. Çünkü bunu ileri sürenler hiçbir dilbilimsel çalışma yapmadan ve buna hiçbir gerek te duymadan kuru kuruya iddia ederken, yapılmış olan bilimsel çalışmaları da, ya inkâr ediyorlar, ya da görmemezlikten veya bilmemezlikten gelerek tavus kuşu gibi davranıy-orlar. Lehçe iddiacılığı, orta Doğuda bilinen eski bir baskı ve inkâr poli-tikasıdır. Lehçe iddiası, ezilen halkları inkâr ve imhaya yarayan yanıltı-cı, kurnaz ve sinsi bir asimilasyon politikasıdır. Bilindiği gibi eski İran diktatırü Şah Rıza Pehlevi İran’da Fars egemenliğini kurarak, Kürtler ve öteki halkların dilini, Farsçanın birer lehçeleri olduğunu ilan ve propa-gada ederek, hepsinin kardeş halklar olduğunu, ulusal-demokratik hak ve eşitlik talep etmenin, halkı ve memleketi böldüğünü, bunun bölücü-lük olduğunu iddia ediyordu. Bilmeyene veya anlamayana bu sözler tabii hoş gelir. Bakın ‘işte hepimiz kardeşiz’, ‘dilimiz birdir’ diyor. Ne güzel! Fakat bu tür sözler aldatıcıdır. Çünkü öldürücü bir tuzaktır, amaç önce kandırarak susturup, sonra yok etmektir. 3.1.1 Türk lehçeciliği Aynı şeyi Türk yönetimleri de 1992 nin başına kadar söylemiyormuy-du? Bu iddiaya göre Kürtçe ve Zazaca Türkçe’nin birer lehçeleri imiş güya. Daha da genişleterek, Zaza Türkleri, Kürt Türkleri terimlerini devlet iddia ediyordu. Bu iddia dilbilimsel gerçeklere değil, tamamen siyasi amaçlı bir propagandaya dayanıyordu. Güdülen siyasi amaç ta, bu ezilen halkların ulusal ve demokratik taleplerini baskı altına alıp Türkleştirmek, yani asimile etmektir. Türk yönetimi, Türkiye ve dünya kamuoyu karşısında gülünç duruma düşünce bu lehçe idiasını ve hepsi-nin Türk olduğu gıoüşünü geri almak zorunda kaldı. Daha sonra öteki halklar eskisi gibi inkâr edilmeyip ulusal varlığı yarım ağızla da olsa tanındı. 3.1.2 Kürt lehçeciliği Ne kadar gariptir ki, Kürt siyasetçileri ve milliyetçileri de Türk ve Fars yönetimlerinin bu inkârcı ve baskıcı lehçe politikasını kendi halkı gibi ezilen Zaza halkına aynen uygulamaya kalkmışlardır. yani Kürt siyasi güçleri daha kendileri asimilasyoncu baskı altındayken bile, Zaza halkı üzerinde asimilasyon politikası uyguluyorlar. ya bir de iktidara gelmiş olduğunu düşünürsek, vay Zaza halkının başına gelenler! Zamanımızda artık gülünç duruma düşmüş olan lehçe politikası’ndan Türk milliyetçileri nasıl vazgeçmek zorunda kaldıysa, Kürt milliyetçileri de eninde sonunda vazgeçmeye ve Zazaların ulusal kimliğine saygı göstermeye mecbur kalacaklardır. Çünkü inkârcılığın sonu yoktur. Za-aların bununla ilgili bir atasözü vardır ki derler: z Ciyê bınê vor’e, r’ew vo herey vo, vez,ino. ‘Karın altındaki pislik, er geç ortaya çıkar.’ Onun için Kürt aydın ve siyasetçileri, eğer demokrat iseler, Kürtlerin Zazalar üzerinde üstünlük kurma gibi baskıcı anlayışını mahkûm edip, bunun yerine Zaza ve Kürt halklarının eşitliğini ve kardeşliğini savun-malıdırlar. 3.2 Lehçe iddiasına dilbilimsel bakış Dilbilimciler buna nasıl cevap verir, kısaca izah edeyim. Zaza dilinin Türkçeyle olan ilişkisi, Almancayla Macarca gibi iken, Kürtçeyle olan ilişkisi de Almancayla İngilizce gibidir. Almanca ile Macarca nasıl ayrı diller familyasına girerlerse, Zazaca ile Türkçe de ayrı ayrı dil familya-sına aittirler. Almanca ile İngilizce nasıl cermen dilleri familyasında iki ayrı dil iseler, Zazaca ile Kürtçe de aynı şekilde, 40 dilden ibaret olan iranî diller familyasında iki ayrı dillerdir. Zaza dili ile Kürt dili, dil-tarihi bakımından olduğu gibi, fonoloji, mor-foloji, cümle kuruluşu ve leksikoloji (kelime hazinesi) düzeyinde de çok farklı bir yapıya sahiptirler. Bu konuda dilbilimciler, dil mukayesesi yaparak dillerin ortak ve ayrı özelliklerini tespit edip, tarihi bakımdan olduğu gibi, şimdiki dilleri de gramer yapısına göre sınıflandırmışlardır. Bunun üzerine ciltlerce bilimsel eser vardır. Kürt lehçecileri asimilayoncu politikalarını propaganda ederken bu te-mel bilimsel eserlerden bahsetmekten titizlikle kaçınıyorlar ve bunun yerine siyasi amaca dayanan ve bu yüzden hiç bir ciddi ve bilimsel de-ğeri olmayan Kürt açıklamalarını bıkmadan kaynak olarak gösteriyorlar. İki dil arasındaki ilişkiyi merak edenler, her iki dilin, günlük hayatta ençok konuşulan temel kelimelerden birkaçını bir araya getirip mukaye-se ederlerse, bunların benzerliğini veya ayrılığını kendileri de kolayca tespit edebilirler. Bunu Zazaca ve Kürtçeye uygularsak, şu misali vere-bilirim. Mesela günlük hayatta sık sık kullanılan demek, gelmek, gitmek, yemek, içmek ve istemek fiillerini mukayese edelim: Zazaca Kürtçe Türkçe Almanca İngilizce vatene gotın demek sagen say amaene hatın gelmek kommen come şiyaene çuyın gitmek gehen go werdene xwarın yemek essen eat sımıtene vexwarın içmek trinken drink wastene xwastın istemek wollen want Verilen bu basit misalden anlaşılıyor ki, Almanca ile İngilizce arasında bile, ayrı diller olmasına rağmen en azından baştaki fonemleri ortak iken, Zazaca ile Kürtçe arasında böylesi bir benzerlik bile yoktur. Bazı-ları ise benzerliği göstermek için açıkgözlük yapıp birkaç kelimeyi sıra-larken, daha büxük çoğunlukta olan ayrılıklardan ise katiyen bahset-mezler. Halbuki aynı familyada olan dillerin asgari bir ortak kelime sayısına sahip olması gayet normaldir, fakat buna rağmen aynı dil olma-sı için de bir gerekçe sayılamaz. Mesela ev kelimesi Almancada Haus, İngilizce house ise veya ekmek kelimesi Alm. Brot, İng. bread ise, bu benzerlikten hareket edip diğer birçok gramer ayrılıklarını hesaba kat-madan, Almanca ile İngilizce bir dilin iki lehçesidir, veya İngilizce Al-mancanın bir lehçesidir, gibi iddiaların yapılması ne kadar yanlış olursa, aynı şekilde, benzer kelime oyunlarıyla Zazacanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu iddia etmek te o kadar saçmadır. Mesela ‘el’ kelimesi Zazaca dest, Farsça dast Tsd, Kürtçe dest ise, ‘ek-mek’ kelimesi Zazaca ve Kürtçede nan, Farsçada nân Nan ise ve ‘doğru’ kelimesi de Zazaca ve Kürtçede rast, Farsçada râst TsAr şeklinde ortak olmasıyla bile, bu dillerin tek bir dilin lehçesi olduğu söylenemez. Şunu da hatırlatayım ki, eski dönemlerde Kürtçenin Farsçanın bir lehçesi ol-duğunu yazanlar da olmuştur. Fakat bu, siyasi bir amaca dayanmaktan değil de, diller hakkındaki bilgi eksikliğinden kaynaklanıyordu. Buna benzer bir mukayaseyi bir de işaret zamirleri arasında yapalım: İşaret zamirleri Zazaca (Dersim) Kürtçe Farsça eril nu ev in ﻦﻳا bu yalın dişil na " " " hal çoğul ni " inhā ﺎﺤﻨﻳا bunlar eril ney vi - bunu oblik dişil nae vê - bunu hal çoğul nine van - bunları İşaret zamirlerinin Zazaca, Kürtçe ve Farsça dillerindeki bu karşılaştır-masına dikkatlice bakılırsa, her dilde tamamen ayrı bir sistemin olduğu görülür. Zazacada bütün gramer hallerine göre birer işaret zamiri bu-lunmasına karşı, Kürtçe ve Farsçada bunlar kaybolmuştur. Dillerin tarihi bakımdan birbirleriyle olan alakasını göstermek için isterseniz size iranî diller familyasından birkaç dil arasında bir de ufak bir tarihi mukayese örneği vereyim. Milattan önce 1000-500 yılları döneminden kaldığı sanılan ve iranî dillerin tarihi kaynağını oluşturan Avestçe (Zerdüşt’ün dili) yazılı metinleri ile Zazaca, Farsça ve Kürtçeyi (Kurmanci) karşılaştıralım: Avestçe1 mö.1000 Zazaca (Dersim) Farsça Kürtçe gāman- game gām مﺎﮔ gav adım nāman- name nām مﺎﻥ nav ad sarəta- serd sard دﺮﺱ sar soğuk dasa des dah ەد deh on vīsaiti vist bist ﺖﺴﻴﺑ bist yirmi vəhrka-2 verg gorg گﺮﮔ gur kurt e. vāstra vas gīyāh ەﺎﻴﮔ geya ot vaşne- vêsan guşna ﻨﺸﮔﻪ bırçi aç vas- was- xās- ساﻮﺧ- xwas- iste- 1 bkz. C. Bartholomae, Altiranisches Wörterbuch 2 Eski Hintçe’de (mö. 1000) vṛka e. Bu mukayesenin gösterdiği gibi, Avestçe ile olan benzerliğinden dolayı Zazaca, Farsça ve Kürtçenin tarihi kökeninin ortak olduğu görülmekte-tir. Bununla beraber her dilin birbirinden farklı bir gelişme gösterdiği de göze çarpıyor. Mesela 1. ve 2. satıra bakarsak, Avestçenin /-m-/ fo-nemi Zazaca ve Farsçada eski biçimiyle muhafaza edilmişken, Kürtçede /-v-/ ye dönüşmüştür. 3. satıra bakarsak, eski /-t-/ fonemi Zazaca ve Farsçada /-d-/ ye dönüşürken, Kürtçede tamamen kaybolmuştur. Dikkat çeken önemli bir nokta da, 4. satırda görüldüğü gibi, Avestçenin dasa ‘on’ kelimesi Zazacada des biçimiyle aynen kalmasına rağmen, Farsça ve Kürtçede daha farklı gelişmeyle dah [d‰h]/deh şekline girmesidir. Zazaca des : Eski Hintçe dáśa ‘on’ eşitliğiyle, demek oluyorki Zazaca, eski iranî dönemden önceki arî dil kademesine kadar uzanan şekli, ki yaklaşık 3000 yıllık bir geçmiş zamanı kapsıyor, öteki dillerin değişme-lerine karşı aynen muhafaza etmiştir. 5., 6. ve 7. satırdaki karşılaştırmada ise baştaki Avestçe /v-/[w-] : Eski Hintçe /v-/[v-] fonemi, Zazacada /v-/[v-] şekliyle aynen kalmasına karşı, Farsça ve Kürtçede /gu-/ şeklinde önemli bir değişikliğe uğradığı görülüyor. Sondan 2. satırda ise Avestçenin vaşne ‘aç’ kelimesi Zazacadaki vêsan (Dersim), vêşan (Varto, Bingöl, vd.) şekliyle, az bir değişikliğe uğrar-ken, Kürtçede bırçi ve Farsçada ise guşnaﻨﺸﮔﻪ biçimiyle daha büyük değişikliklere uğramıştır. Son satırda ise, dillerde köklü biçimde yerleşik olup konuşmada sık kullanılan ve bu bakımdan çok önemli olan ‘iste-mek’ fiilinin kökü mukayese ediliyor. Bu fiilin eski kökü Avestçe vas- : Zazaca was- (< was-t-ene) biçimleriyle aynı olmasına karşı (av. /v-/[w-]), Yeni Farsçanın xās- (< xās-t-an ﻦﺘﺱاﻮﺧ) ve Kürtçenin xwas- (< xwas-t-ın) şekillerine fonolojik bakımdan çok uzak kalıyor. Diğer bir ifadeyle, Avestçe ve Zazaca [w- : w-] ile ortak iken, Farsça ve Kürtçe /x- : xw-/ ile ikinci bir ortak gurup oluşturyor. Bütün bunlar yeni dil kademesinde oluşan farklar olmayıp, binlerce yıllık süreçte meydana gelmiş olan tarihi dil farklarıdır. Bu küçük tarihi fonoloji mukayesesinin gösterdiği gibi, Zazaca eski dil özelliklerini, Farsça ve Kürtçeden daha güçlü ola-rak muhafaza etmiştir. Buna göre her dil kendine göre ayrı bir tarihi değişime uğramıştır. Bununla beraber o dilin bütün lehçelerinin de aynı tarihi gelişimi göstermesi gerekir. Bazı dil gurupları ise, son Farsça-Kürtçe misalinde gösterildiği gibi, tarihi gelişmeleri kısmen ortaklaşa da yapabilirler. yukarıdaki dil-tarihi misallerinden anlaşıldığına göre, demekki Zazaca, Farsça ve Kürtçenin farklılığı, yaklaşık mı. 1000 yılından kalma Avestçe ve Eski Hintçe yazılı metinlerinin belgelediği gibi, çok eskiye, binlerce yıllık bir geçmişe dayanıyor. Lehçe iddiacıları, Zazaca ile Kürtçe arasındaki bu tarihi dil farkını lehçe farkı diye göstererek, kesinleşmiş bilimsel tespitleri bilinçli olarak tahrif ediyorlar (bkz. C. Bedirhan, Kürtçe Grameri, §24). Lehçecilerin mantı-ğına göre hareket edilirse, yukarıdaki tarihi misalde sekiz kelime Farsça ile Kürtçe de kısmen ortak veya benzerdir (son Tablo): Farsça : Kürtçe sırasıyla gām : gav, sard : sar, nām : nav, dah : deh, bīst : bist, gurg : gur, gīyāh : geya, xās-tan : xwas-tın olduğuna göre, kendilerinin deyimiyle Kürtçe Farsçanın bir lehçesi olmuyor mu? Kürt Lehçecilerin bilimsel temele dayanmıyan metoduna göre, otuzlu yıllardaki Güneş Dil Teoricilerinin ve yakın döneme kadar diğer Türk Lehçecilerinin yaptığı gibi, siyasi amaçlara kılıf hazırlamak için herhan-gi bir dili, keyfi şekilde diğer bir dilin lehçesi olarak ilan etmek çok kolaydır. Kürt Lehçeciliğini ortaya atan K. A. Bedirhan ve c. Be-dirhan’ın (bkz. Hâwâr Dergisi, 1932, No. 2, s. 9; No. 3, s. 9) konuya bakışının ne kadar basit ve bilime ters düştüğü açıkça görülüyor. Yuka-rıda verilen misaller daha da çoğaltılabilir elbette. Ancak, derginin çerçevesini aştığı için bu konuda şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Zazacanın Gramerini yazmaya başlarken bu soruyla karşı karşıya gel-dim. Zazaca ile Kürtçenin mukayese edilip ayrı ve ortak yanlarını tespit etme sorunuydu. Gramer kurallarını teker teker mukayese edip biraz ilerleyince, bir de ortaya çıktı ki bu karşılaştırmanın sonucundan ner-deyse tamamen bir dil ayrılığı ortaya çıkıyor. ortaya çıkacak olan eser de, Zazaca Grameri değil, bir Zazaca-Kürtçe Farkı içeriğine sahip bir eser şekline dönüşüyordu ki, benim amacım ise gramer hazırlamaktı. Bunun üzerine mukayeseyi ana konu yapmaktan vazgeçerek, sadece dil tarihini ve bazı çok önemli fonolojik, morfolojik gramer kurallarını kar-şılaştırmakla sınırlı kalmayı tercih ettim. Zazaların ve Kürtlerin birbirini anlamamasının sebebi, bir tesadüf ol-mayıp, işte dillerin yapısındaki bu büyük gramer farkının varoluşuna dayanıyor. Gramer çalışmamda ortaya çıkan sonuçlara göre Zaza Dili ile Kürtçe (Kurmanci) arasındaki en önemli gramer farkı şu kısımlardadır: fonoloji, ismin halleri, bütün zamirler, bütün fiil çekimi, gramatik cin-siyet, morfolojik pasif, bütün şahıs takıları, şentaks (cümle yapısı) vs. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasından korkan lehçeciler, lehçe propaganda-sını ileri sürerken, en ufak bir gramer misali vermekten veya dilbilimci-lerin yapmış olduğu somut tespitleri aktarmaktan titizlikle kaçınıyorlar. Bunlara şunu söylemek gerekir: Siyasi iddialar bilimsel tespitlere day-anmıyorsa, doğru değildir ve er geç yıkılmaya mahkûmdurlar. Bilim siyasetten önce gelir. Bilim siyasete değil, siyasetin bilime uyması gere-kir. Dilbilimi bir gerçeği tespit etmişse, siyasetin buna saygı duyması lâzımdır. Siyaset ancak bilime dayanıyorsa sürekli olur ve başarıya ula-şır. Gerçeğe, doğruya ve haklıdan yana olanların, siyasetteki yanlışları düzelterek bilimsel bir taban üzerine oturtması gerekir. Fakat ne var ki, gerçeği görmek istemeyene göstermek para etmez, doğruyu duymak istemeyene de anlatmak para etmez! 3.2.1 Birçok “lehçe”den ortak bir dil çıkar mı? Bir kere bunlar, yani Zazaca, Goranca, Kurmancca ve Soranca bir dilin lehçeleri olmayıp, herbiri farklı gramer yapısına sahip bağımsız birer dildir. Bu bakımdan ayrı dillerden yeni veya ortak bir dilin suni olarak türetilmesi mümkün değildir. Bu, Kürt milliyetçi ideolojisiyle şartlanmış kişileri inandırmak amacıyla yapılan aldatıcı basit bir propagandadır. Bu propagandaya göre “lehçeler” bir çorba misali birbiriyle karıştırılıp güya yeni ve hepsinin anlayabileceği bir Kürtçe uydurulur. Pratikte yaptıkları ise Zazacaya, orijinal kelimelerin yerine Kurmancca kelimeler yerleştirip kurmanclaştırmak veya kürtçeleştirmektir. Ancak bu da sonsuz olarak yapılamaz. Yani kelime düzeyinde belli dar bir çerçevede kısmen yapılabilir, fakat geniş çapta olamaz. Basit bir misalle bir deneme yapalım: Üç kelimelik kısa bir Zazaca cümlesindeki mal ’davar’ kelimesini Kurmancca’ya yerleştirip iki ’lehçeyi birleştirme’ye çalışalım: 1. Zazaca: Ez son mali. ’Ben davara gidiyorum.’ Kurmancca: *Ez terım mal. ’Ben eve gidiyorum.’ Görüldüğü gibi Zazaca bir kelimeyi Kurmanccaya yerleştirdiğimizde ortaya yeni bir anlam çıkıyor: davara gidiyorum yerine eve gidiyorum anlamı çıkıyor. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to EyLem For This Useful Post: | Ruzgar (07-14-2008) |
|
|
#5 |
|
Can Ayın Şairi Bulunduğu yer: İstanbul // Kocaeli
Yas: 24
Üye No: 54
Mesajlar: 3.361
Thanks: 5360
Thanked 4418 Times in 2129 Posts REP Gücü : 30
REP Puanı : 838
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Arkadaşlar bu yazıyı [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] adlı sayfadan aldım.. dikkatimi çekti.. ve sizinle paylaşmak istedim..
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: kayseri
Üye No: 230
Mesajlar: 61
Thanks: 67
Thanked 81 Times in 34 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 33
REP Seviyesi :
![]() |
merhaba can bende zazayım,acıkcası kendimi bu kadar iyi bilmiyorum desem yeridir gercekten çok güzel yapmışsın bunu yayınlayarak....
dedelerimiz gecmişte nerelisin sorusuna tunceli dedikten sonra hep kürt müsün? sorusuyla karsılasırmış, zaza olduklarının bilincinde değiller tabi o sıralar bu bilinc yeni yeni oturuyo ama yinede yok kürt değiliz derlermişi ya nesin dediklerin de cvp veremezlermiş. ne güzelki biz oğrendik bilinçlendik,biz, bilinçlendirmeye devam edenlerde sağ olsun |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Zazaca Kelime Öğrenmek İsteyenlerin Dikkatine......... | Deniz | Genel Kültür | 10 | 02-20-2009 20:15 |
| Zazaca | cetin aktas | Edebiyat | 5 | 09-01-2008 20:39 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||